"Güzelim, uyan hadi. Bizi bekliyorlar."
"Abi?"
"Kalk hadi, geldik."
Hızla doğruldum yerimden. Saçım başım ne durumda, hiç bilmiyordum. Önemli değildi. Beni dünya güzeli de olsam sevmeyecekti. Yine de içim, iki sene sonunda tekrar gözlerine bakacak olmanın heyecanıyla doldu. Boran, benim takıntımdı belki de... İlk aşkım, kara sevdam, uğruna her şeyi yakabileceğim adamdı. Abimin en yakın dostuydu. En son abim beni görmeye geldiğinde hep birlikte yemek yemiştik. O günden beri sadece sosyal medya hesaplarına attığı fotoğraflarla yetiniyordum.
Çocukken daha cesur oluyordu insan. Ben bu iki sene içerisinde biraz büyümüştüm sanırım. Eskiden ona ne kadar âşık olduğumu, abime bile söylemekten çekinmezdim. Benim canımın acısı, çok dile getirmekten olsa gerek, herkesin şaka konusu olmuştu. Aradan geçen zamanda abim de artık bir yetişkin olduğumu düşünüyordu herhalde ki benim, Boran'a karşı olan hislerimi yok saymış, beni buraya getirmişti. Onun evine...
Onun evi... Boran kokardı kesin her yer, duvarlara sesi sinmişti belki de...
"Eee heyecanlı mısın? Büyük aşkınla yıllar sonra yüz yüze geleceksin."
Ölüyordum heyecandan! Ama çaktırmadım. Burada aklı kalsın istemiyordum. Artık bir genç yetişkindim ve daha mantıklı düşünebiliyordum. O yüzden daha akıllıca oynayacaktım bu oyunu.
-5 Yıl Önce-
Uyuyamıyordum işte! Onun yan odada olduğunu bilirken burada öylece yatmak çok zordu. Yerimde bile duramıyordum ki!
Firuze abla ve babam belediyenin düzenlediği bir gezi ile Karadeniz'e, tura gitmişlerdi. Dört gece olmayacaklardı. Seçkin'de bunu fırsat bilip Boran'ı davet etmişti. Canım abim!
Durdum durdum, duramadım. Yerimden kalkıp mutfağa doğru yöneldim. Seçkin kesin uyumuştu. Dana. Akşam Boran'a yazdığım aşk mektubunu masada bağıra bağıra okuyup benimle dalga geçmişti. Boran'a da aşk olsundu yani. Niye abime veriyordu ki mektubu?
Mutfağa girdiğimde onun, mutfak balkonunda sigara yaktığını gördüm. Süt içmekten vazgeçip oraya yöneldim. Beni görünce küçük gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Naber?"
Sırıttı.
"İyi. Yerimi yadırgadım galiba, uyuyamadım. Sen niye yatmıyorsun?"
İç çektim.
"Heyecandan uyuyamadım bende. Seninle aynı çatı altında olmak kalbimi çarptırıyor."
Yüzündeki sırıtma solar gibi oldu.
"Naz. Böyle söyleme."
"Neden?"
"Birincisi sen, çok küçüksün."
"3 yaş var aramızda! Firuze abla ile babamın arasında 6 yaş var!"
"Onlar yetişkin ama! Sen değilsin! Ayrıca ikincisi de senin abin, benim kardeşim gibi!"
"Eee? Bu beni de mi senin kardeşin gibi yapar?"
Omuzları düştü.
"Eh yani."
"Siktir şuradan."
"Küfür etme!"
"Niye sevmiyorsun beni? Çirkin miyim?"
"Naz, hayır! Öyle bir şey değil!"
Dibine kadar sokuldum. Kokusu öyle güzeldi ki! Nasıl âşık olmayayım?
Kaşlarını çatmış, ne yaptığımı anlamak ister gibi yüzüme bakıyordu. Sağ elimi kaldırıp yanağına koydum. Baş parmağım, yüzünü hafifçe okşadı. Boyu fazla uzundu o yüzden sol elimle haki yeşil tişörtün yakasını kavrayıp kendime doğru çektim. Dudaklarımız çarpıştığında şok içinde kaldığını tahmin ediyordum. Ama geri çekilmedi ya da beni itmedi. Gerçi karşılık da vermedi. Öylece durdu. Yakısına yapışmış olan elim boynuna, oradan da yumuşak ve kıvırcık saçlarının arasına daldığında da bir değişiklik olmadı. Dilim dudaklarına değdiğinde sonunda bir reaksiyon aldım. İç çekti, derin bir nefes verdi burnundan... Ancak yine de dudakları aralanmadı. Pes etmek zorundaydım. Geri çekildim. Gözlerini açtı, göz göze geldik. Dişlerini sıkmış, oldukça sinirli görünüyordu.
"Ne yaptın sen?! Bu ne cesaret ya? Ben sana ne diyorum, sen ne yapıyorsun? Güldük, eğlendik ama bokunu çıkarıyorsun! Sakın, sakın bir daha böyle bir hareket yapma!"
Gözlerim dolmuştu.
"B-ben... Seni seviyorum. Benim ilk öpücüğümdü. Sevdiğim adamla olsun istedim. Özür dilerim."
Bakışları birden değişti. Öfkeli yüzü, sancılı ve savunmasız bir hal aldı. Daha fazla yüzüne bakamadım. Koşarak içeri girdim ve sabaha kadar ağlayacağım bir geceye adım attım.
-Günümüz-
Geçmişi düşünmek beni daha da hırslandırıyordu. Boran, benim sevebileceğim tek adamdı. Onu kazanmak zorundaydım. Eğer onunla olmazsa, kimseyle olmazdı. Daha küçücükken düşmüştü kalbime ve bir ömür orada kalacaktı. Yani elimden geleni yapmalıydım. Ama o, bunu fark etmeyecekti bile! Hormonlarıyla yönetilen bir ergenken bile beni reddetmişti. Artık yetişkin, genç bir adamdı ve işim çok daha zordu.
Kapının açılmasını beklerken heyecandan zıplamamak için zor tuttum kendimi. Önce Meriç göründü kapıda. Kalp çarpıntım, hemen arkasında belirdi kardeşinin. Gecenin köründe sen niye bu kadar yakışıklısın acaba ya? Boran'a sarılma isteğimi Meriç'e sarılarak bastırmaya çalıştım. Benden bir yaş küçüktü ve abisinin kopyasıydı resmen.
"Hoşgeldiniz! Naz, çok özlemişim seni!"
Gülerek teşekkür ettim. Çok sık görüşemesek de iyi anlaşırdık.
Abim yine Seçkin'liğini konuşturdu:
"Hadi bakalım ufaklıklar. Kapıda mı konuşacağız?"
Gözlerimi devirdim. Şunu Boran'ın önünde yapmasa olmuyordu.
"Tatlım, bilmem farkında mısın ama ben bugün az kalsın evlilik yoluna giriyordum! Bana ufaklık demek için biraz geç kaldın bence."
"Dilde pabuç gibi! Hadi geç geç!"
Seçkin kısaca Boran'a sarıldı ve önden atılıp içeri geçti. Onu Meriç takip etti. Kapıyı kapattığımda Boran hala yanımdaydı ve tek kelime etmemişti. Yüzüne baktım.
"Hoşgeldin, boncuk."
Mavi gözlerimden dolayı bana böyle seslendikleri çok olurdu. Ama tabi ki en çok Boran'ın söyleyişi hoşuma gidiyordu. Sesini içime hapsetmek istedim. Bir elim omzuna dokundu. Parmaklarımın ucunda yükselip yanaklarını öptüm. Kokusu... Ah kokusu! Beni en çok bu etkiliyordu sanırım. Yeni tıraş olduğu yanaklarına dokundu dudaklarım...
"Hoşbuldum, Boran. Nasılsın?"
İçeri doğru yöneldik.
"İyiyim, iyiyim. Sen nasılsın asıl?"
"İyi olacağım. Kusura bakmayın bu saatte rahatsızlık verdik. İlk fırsatta yurt filan ayarlamaya çalışacağım."
"Saçmalama! Bunları sonra detaylı bir şekilde konuşuruz."
Gülümseyip salon kapısından içeri girdim. Modası geçmiş mobilyalarla dolu bir evdi. Ailesinin eski eşyaları filandı tahminen. Aslen Ankaralı olduklarından, ev, kendilerine aitti zaten.
Salona geçip oturmamızla birlikte evde olanlar konuşulmaya başlandı.