Abimin çarşafını katlarken iç çektim.
Sabah çıkarken Boran'ı görememiştim. Haftanın üç günü erkenden spora gidiyormuş, paşam. Gerçi tipine de baktığımda fark ediliyordu spor yaptığı. Deli gibi kaslı değildi ama cılız omuzları genişlemiş, uzun boyuyla bir araya geldiğinde heybetli bir görüntüye sahip olmuştu. Çok yakışıklıydı, çok!
Neyse ki Meriç, Boran'ın kahvaltı için eve döneceğini söylemişti. Bunları düşünürken üst üste koyduğum yastıkları ve ddd
"Bilmem. Menemen yapabilirsin aslında. Abim çok severdi senin menemenini..."
Boran, günlerce menemen ile beslenerek yaşayabilirdi. Eh lisedeyken de yapabildiğim tek yemek o olduğundan sık sık yapardım. Yine yaparım. Seçkin güldü.
"Ne günlerdi ya?! Bu salak, Boran menemen seviyor diye her gün kalkıp menemen yapardı. İçimiz dışımız domatesle yumurta olmuştu."
"Kes sesini be! Yerken hiç şikayet etmiyordun. Benim sayemde aç karnınız doyuyordu, dana gibi oldunuz ikiniz de."
Daha çok güldü. Meriç ise yüzümü inceliyordu.
"Şey... Peki, sen hâlâ abime..."
"Yok öyle bir şey."
Cevap abimden geldi. Gülümsemeye çalıştım.
"Çocuktuk o zaman."
Küçük dudaklarını büktü.
"Üzüldüm. Abim dünyayı dolaşsa, senin gibisini bulamaz."
"Meriç, hadi abim kapat bu konuyu. Bu salak benden sonra tanıdığı ilk erkeğe aşığım sandı işte. Ne olacak?"
"Çok bilmiş."
Homurdanmama güldü tekrar. Sinir ediyordu beni. Boran için ölürdüm, gerekirse. Kolay mıydı öyle?
İyi insan lafının üstüne gelirmiş. Boğazını temizleyerek girdi mutfağa. O sırada menemene doğrayacağım sebzeleri yıkamayı bitirmiştim. Masaya dönüp sigaramdan bir nefes daha alırken çaktırmadan süzdüm onu. Saçları nemliydi. Görüntüsü nefes almamı zorlaştırınca önüme döndüm.
"Selamlar."
Sesi keyifsizdi.
"Hoş geldin kardeşim. Eee nasıldı spor?"
"İyiydi. Yoruldum biraz."
"Ne çakalsın seen! Çok güzel kızlar var di mi lan? Yoksa sen hayatta götünü kaldırıp da spora filan gitmezsin!"
Derin bir nefes aldım. Oksijene ihtiyacım vardı. Gözüm doğradığım sebzelerde de olsa kulağım onlardaydı.
"Hadi lan oradan! Ben, sen miyim?"
"Niye? Lisedeyken yalvarırdık sana halı sahaya gidelim diye, keyfini bozup gelir miydin?"
"Piç Hasan'ı sevmiyordum ben. O yüzden gelmiyordum."
Hasan'ı hatırlayınca sırıttım. Çocuk bana âşıktı. Boran'ın bana karşı bir şeyler hissetme ihtimali olduğunu düşündüğüm tek zamandı o çocukla geçirdiğim anlar. Çünkü Hasan ne zaman benimle konuşacak olsa tepemizde abimden önce Boran belirir, bana yaklaşmasına izin vermezdi. Aklımdaki sinsi fikirle daha çok sırıttım. Acaba yine aynı olacak mıydı?
"Tatlı çocuktu."
Masaya dönüp tekrar sigaraya uzandım. Meriç rahatsız olmasın diye yanıma almak istemiyordum. Aramızda tek sigara kullanmayan oydu çünkü... Göz ucuyla Boran'a baktığımda dik dik suratıma baktığını gördüm. Sırıtmaktan ağzım ayrılacaktı.
"Götüme benziyordu."
Kıkırdadım. Hiç değişmemişti. Ayrıca Boran götünün de hatlarında anlaşıldığı kadarıyla gayet tatlı göründüğünün farkında değildi sanırım. Omuz silktim.
Tava çıkartıp biraz yağ döktüm. Soğanları pembeleşmeye bırakıp masaya oturdum. Boran'ın gözleri parlamıştı. Allah'ım âşık âşık bakıp, durumumu herkese çaktırmamak öyle zordu ki!
Hevesle dudaklarını yaladı. Hayır, bakma Naz! Bakma!
"Menemen mi yapıyorsun?"
"Evet. Senin için. Yani Meriç istedi, sen seviyorsun diye."
Gülümseyerek başını salladı. Abim söze girince bakışmamız kesildi.
"Güzelim, biz, dün Boran'a biraz konuştuk. Senin yurt filan ayarlamak istediğini biliyorum ama yine de teklifimizi bir duy istedim."
"Ne teklifi?"
"Boranların arka boş odası, döküntü odası olarak kullanılıyor. Yani sende kabul edersen yurtla, başka bir evle vesaire uğraşma. Boran, orayı senin için düzenleyebileceğimizi söyledi. Hem Meriç'e de arkadaşlık etmiş olursun, benim de aklım sende kalmaz. Güvende olduğunu bilirim en azından."
Hızlıca bir düşündüm. Bir çok yönden işime gelirdi.
"Eğer rahatsızlık vermeyeceksem, tamam. Oda için kira ödememi kabul ederlerse benim için problem olmaz."
Meriç girdi lafa;
"Ya saçmalama Naz! Sen yabancı mısın? Ayrıca sen oturmasan da biz o odadan bir kâr elde etmiyoruz zaten!"
"Meriç, doğru söylüyor. Senden para almamız söz konusu bile olamaz."
"O zaman benim de burada kalmam söz konusu olamaz. Kusura bakmayın. Buraya hiç kimsenin sırtına yük yüklemeye gelmedim. Fazladan bir kişi demek; fazladan harcanan elektrik, fazladan su, fazladan gıda ve temizlik masrafı demek. Merak etmeyin, kendi ayaklarımın üzerinde durabilirim. Hayır projeniz olmak istemiyorum yani."
"Naz... Sen, bizim için çok değerlisin! O nasıl laf öyle? Biz, senin yaşadığın şeyleri yaşamış olsak, kira mı isteyecektin bizden?"
"Hayır. Böyle bir talebiniz olmasını beklemiyorum zaten. Bu benim talebim. Kira ödemek istiyorum. Yoksa en fazla yurt ayarlayana kadar misafiriniz olmayı rica edebilirim sizden. Sonra, giderim."
Boran'ın gözleri büyüdü.
"Gitme! Yani şey... Biz buradayken, ne alaka yurt filan? Tamam. Kira teklifini kabul edelim. Ama makul bir fiyata. Kalkıp da bize sıradan ev sahipleriymişiz gibi piyasa üzerinden kira ödemeni istemiyorum."
"Tamam, anlaştık. Abi, bugün çıkıp alışveriş yapabilir miyiz o zaman?"
Seçkin'in yüzü sıkıntılı bir hal aldı.
"Bebeğim, benim bugün dönmem gerekiyor."
Yalnızlığımla baş başa kalacaktım yani. Abimin varlığı bana her zaman güç veriyordu.
"Anladım..."
"Biz geliriz seninle! Değil mi abi?"
Boran gülümseyerek başını salladı.
"İşiniz varsa-"
"Yok."
Cevap yine Boran'dan gelmişti.
Menemen de hazır olduğunda sofraya toplanmıştık. Boran hemen sıcak ekmekten kopardı ve menemene daldırıp ağzına attı. Gözlerini devirirken homurdandı. Arkadaşlar, bazen menemen olmak isterdiniz. Belli ki beğenmişti. O yüzden eskiden yaptığım gibi çipil çipil gözlerine bakıp fikrini sormadım. Sessizce kahvaltımı ettikten sonra abimle vedalaştık. Onu yolcu ederken bir kaç damla göz yaşımı tutamamıştım. Abim gittikten yaklaşık on dakika kadar sonra telefonum çaldı. Firuze abla arıyordu.
"Efendim?"
"Naz, kızım, nasılsın?"
"Dün olanlardan sonra, nasıl olabilirsem öyleyim abla."
"Kızım, bak baban da çok üzüldü. Ne olur yapma böyle! Çocuk, kötü bir çocuk değil! Ne var yani babanın sözünü yere düşürmesen, laf dinlesen? Değer mi aileni böyle parçalamana?"
"Abla, sen bari yapma! Sonum senin gibi mi olsun istiyorsun? Asıl siz şu halinize bakın? Değdi mi elin adamı için, beni kaybettiğinize? Sırf babamın sözü yere düşmesin diye mi evleneceğim ben? Okumak istediğimi biliyordunuz! Ankara'ya geleceğim, gözünüzün önünde olamayacağım, kontrol edemeyeceksiniz diye apar topar beni evlendirmeye kalktınız. Ben bilmiyor muyum?"
Boran ve Meriç gözlerini dikmiş beni izliyorlardı.
"Asıl biz bilmiyor muyuz, burada üniversite varken niye Ankara'yı yazdığını? Ha kızım? O herif yanında değil mi?"
Gözüm Boran'a kaydı. Yalan söylemeyeceğim, puanım burayı tutunca Boran da burada olacağından sevinmiştim. Ama kesinlikle o burada diye yapmamıştım tercihimi.
"Ne demek istiyorsun sen Firuze abla?"
"Diyorum ki o Boran denen çocukla sürtmek için Ankara'ya gittin. Derdin okumak filan değil senin! Terbiyesiz!"
"Hmm. Evet. Sürtmek için geldim buraya. Bravo sana ya! Gerçi kime laf anlatmaya uğraşıyorsam? Sen kendi oğlunun arkasında duramadın, senelerce yediği her dayağa sessiz kaldın, babam onu kapının önüne koyarken eşyalarını ellerinle topladın! Kendi evladına analık edemedin, bana mı edeceksin? Beni bir daha sakın aramayın! İkinizin de yüzünü görmek, sesini duymak istemiyorum!"