"Ne?"

2655 Kelimeler
“Ayy başım.” Beste kendini Bedirhan’a doğru bırakırken ne olduğunu çok geç fark eden genç adam onu son anda düşmekten kurtardı, üzerine yığılan genç kızı biçimsizce kucaklarken yanlarına gelen Cengiz bey, “Beste!” diyerek ne olduğunu görmek için kızına baktı. “Beste, kızım!” “Cengiz ne oluyor?” diyen Rana, onlara doğru ilerlerken lavabo tarafından gelen Esra dikkatlerin dağıldığını görüp Dicle’ye arkasına geçmesi için kaç göz yaptı. Efe ise kardeşinin adını duyunca dayanamayıp olduğu yerden çıktı, Rana ve Efe’de başına toplanmıştı ki, Hikmet dede yerinden kalkıyordu. Cengiz “Şuraya yatırsak?” derken Rana “Olmaz.” dedi Efe beklemeden Bedirhan’ın kucağından kardeşini aldı, annesi “Odasına götürelim Efe.” Dedi. Salondan ayrılırken Bedirhan olanların şaşkınlığındaydı, sadece çekilmesi için kolunu tutmuştu, güç uygulamamıştı ki şimdi bu bayılma neyin nesiydi? Peşlerinden gitse miydi yoksa gitmese mi? Babası “Ne oldu?” diye sorunca ona döndü. “Ne bileyim, birden bayıldı.” “Kolum falan dedi, bir şey mi yaptın kıza?” Öfkelendi Bedirhan, “Ne yapacağım? Ayrı bir yerde değildik, hepiniz gördünüz! Ben Dicle’ye bakıyordum,” derken aklına gelenle arkasına bakıp kardeşini aradı. Esra’nın yanında onu görünce “Neredeydin sen?” diye kızgınca sordu, zaten sinirliydi ama birde ayamadığı durum onu daha da kızdırmıştı. “Lavaboya gitmiştim.” “Geç şuraya, gözümüzün önünden bir yere ayrılma!” diyerek Süleyman’ın yanını gösterdi. Mahmut düşüncelerdeydi, “Ne bu adamların adı sanı?” diye sordu. “Dicle biliyordur, o anlatsın!” dedi Necati, hepsi genç kıza bakarken Dicle başını eğmiş utançtan yerin dibine girerken Esra, “Amca.” Dedi arkadaşının babasına. Mahmut’un gözleri Esra’yı bulunca dediğine de pişman oldu esasen, yutkunarak “Biz bu insanları tanımıyoruz, ne yazık ki sadece tatil yapma, kafa dinleme isteğiyle gittiğimiz yerde böyle bir olay yaşandı. Aynı sizin gibi ilk kez görüyoruz…” diye açıkladı. Mahmut başkasının evinde aileden olmayan bu kıza yanıt vermek istemedi, bir kere konuşmaya başlarsa asla susmayacağını biliyordu. Niyeti Diyarbakır’a dönmeden ve bu olayı çok dillendirmeden neticeye vardırmaktı. “Yok mu bu insanların adı sanı?” diye oğullarına çok sert bir şekilde yeniden sordu, Esra’da bir daha konuşmaması gerektiğini anladı. “Var baba, öğrendik.” “Necati, kalk Abdullah amcanın yanına, soy sop ne varsa araştır, tek eksik istemiyorum!” Sorgusuz kalktı Necati, yol bilmiyordu ancak kime gideceğini biliyordu. Beste’nin odasına en son giren Hikmet dede “Ne oldu prensesime?” deyip kapıyı kapatınca anne ve babasının telaşlı sesine dayanamayan Beste mavi gözlerini azıcık araladı. “Kızım. Ne yapsak hastaneye mi götürsek Cengiz?” “Dur biraz açılalım nefes alsın.” Sadece ailesinin olduğunu gören Beste, birden gözlerini açtı. “Ahh Beste! Ödümü kopardın!” dedi Rana, Yatağından doğrulan Beste, “Bir şeyim yok anne, abim yakalanmasın, olay çıkmasın diye numara yapmak zorunda kaldım.” Dedi fısıldayarak. “Neden?” diye sordu Cengiz. Efe ayakta iki eli belinde gergince bakıyordu. “Neden olacak, Efe kızla konuşuyordu, abisi de fark edince ayaklandı işte, yakalanmasınlar diye kendimi attım.” Rana’nın sinirleri gergindi, yatağın ucuna oturup şakaklarını ovarken sessizce “Ne yapacağız? Bu mağara adamları söylediklerini tekrar edip duruyorlar… Of Efe of!” diye söylendi. Hikmet dede rahatça ellerini cebine attı, “Evlenecekler, başka çare mi var?” Efe birden elektrik yemiş gibi, “Ne? Ne evlenmesi dede? Ben evlenecek adam mıyım?” diye karşı çıktı. “Adam değilsin hepimiz biliyoruz!” “Baba gereksiz gerginlik çıkarmayalım şimdi, içeride insanlar var.” “Yalan mı konuşuyorum Cengiz? Zamanında –“ deyip lafını yarı da kesti, yaşlı adamın gözlerinde öfke vardı ve kızımızla evleneceksin diyen Diyarbakırlılarınkinden çok daha fazlaydı. “Kaç kere söyledim, benim suçum değildi! Alkollüydüm!” diye hala aklanmadığı olayda yine aynı savunmayı yaptı. “O kızla, o çadırda neler oldu?” Bakışlarını eğdi Efe kimseyle göz göze gelmek istemedi. “Hatırlamıyorum.” “Neden? Çünkü yine alkollüydün değil mi? Herkesle her halt yenmez! Birinci hatan yetmemiş ki yine başına geldi!” Hıncını alamadı Hikmet dede “Ulan! Kaç yıl geçti, insan bir değişir, kötü halden iyi hale geçer, düzelir değil mi? Karınca adımı kadar ilerleme yok sende, aynı hamam aynı tas! Ne anan sözünü geçirebildi ne baban! Gençken sana verdiğim emekleri bir kalemde çöpe attın! Yetmedi, karımı s… tövbe estağfurullah! Yıllardır yüzüne bakmıyoruz yine adam olacağın yok, yine yok!” Ne Cengiz ne de Rana karşısında tek kelime edemiyordu babalarının, hakkı vardı, Efe’ye verdikleri hiçbir eğitimin karşılığını görememişlerdi. Kendi yolunu bul dediklerinde de bir baltaya sap olamamıştı ki 3 yıl sonra yine aynı lafları işitiyorlardı. “Dede.” Dedi sakince Beste, “Çözülmesi gereken bir durum içeride de bir sürü adam var. Bunları daha sonra konuşsak?” Hakkı vardı torununun ama bir an gelen sinirine hakim olamamıştı Hikmet dede. “Çözülmesi gereken bir durum yok, ben bu adamların ciğerini bilirim, ya evlendirecekler ya öldürecekler. Başka yolu yok!” Efe asla kabul etmek istemediği durumda “İyi de o gece ne olduğuna dair hiçbir şey hatırlamazken ben ne diye onunla evleneyim? Kızın bakire olup olmadığını nereden bileyim? Benim üzerime kalmadığı ne malum?” diyerek kendini bu evlilik hikayesinden sıyırmaya çalıştı. Rana yeniden şakaklarını ovdu, “Bugün bir daha bekâret ile ilgili söz kaldıramayacağım!” dedi, şu çağda hala bunun tartışmasının yapılmasını aklı almıyordu. “Bu konuda da Efe haklı şimdi Rana.” “Haklı haksız değil mesele, adamlar buraya her yerde gezinen o videodan dolayı geldi. Kız bakire olsa da olmasa da adı çıktı bir kere, ya öldürecekler ya da evlendirecekler…” Beste dedesine inanıyordu, Dicle’de aynısını söylemişti çünkü. “Yapma dede!” dedi Efe, “Tamam bana kızgınsın ama acıyın ya sadece bir kere gördüğüm biriyle ben nasıl evleneyim? Bu işi çözsen çözsen sen çözersin, onca adımız, şanımız, namımız var! Pehlivanlar birliğin var, Diyarbakırlılara kendi yurdumuzda, Antalya da boyun mu eğeceğiz?” Hiç oralı olmadı Hikmet dede, “Bu aşiret adamlarına ne ben yetebilirim ne de baban. Kendi namın, şanın yetiyorsa buyur, evlenmeyeceğim de, de de sabaha kalmadan gecenin bir vakti ansızın bassınlar evi! Artık hangimiz sağ hangimiz selamet Allah bilir! Kaldı ki zaten hepsi silahlı, şu dakika alnının çatısından vursalar ne yapabileceğiz ha?” Rana duydukları karşısında gözlerini koca koca açtı, “İyi de baba, o kadar hakim savcı tanıdığımız var, daim müşterilerimizden yardım alabileceğimiz, eli kolu uzun birileri mutlaka vardır! Suç duyurusu yapalım, korunma hakkı isteyelim ne bileyim, bir şeyler yapalım işte!” dedi ağlamaklı sesiyle. Eli kolu bağlı olmaya içerlemişti kadın. Salondaki adamlara gösterdiği sert kadından eser kalmamıştı o anlarda. “Doğru korunma isteyebiliriz, gerekirse Ankara’ya kadar olayı taşır Efe için devletin tüm imkanlarını kullanırız!” dedi, ses tonu o kadar ciddiydi ki Efe gerçekten dedesinin yardımcı olacağını sandı. Mavi gözleri umutla ışıldadı. Aynı anda Beste ve Rana’da kurtulabileceklerini düşündü. Ancak Cengiz arkasından gelecek lafı çok iyi biliyordu. Hikmet dede bir anda gürledi. “Ulan sorarlar adama, ne diye tehdit aldınız diye bu adamlar sizi neden öldürmek istiyor diye, ne cevap vereceksin Rana, ‘oğlum ne kendine ne de çüküne sahip çıkamadı, aşiret kızıyla basıldı, evlenmezse ölümle tehdit edildik mi diyeceksin?’ Hasbi Rabbi! Devletin işi gücü mü yok, vatan meselesi addeder hemen koruma çıkarırlar! Götüyle gülerler adama götüyle! Ne korunması?” “Baba!” diye uyardı Cengiz ancak küfür etmemenin çok zor olduğu bir andalardı. Herkesi sakinleştirme yoluna gitti, “Tamam, Beste, sen burada kal dinlen, bizde içeri geçelim. Anlaşmaya çalışalım.” “Anlaşacak bir durum yok, onlar bu yolda kan döker yine de yapacak olduklarından geri durmazlar, hahoylara damat olmaktan başka çaresi yok Efe’nin.” “Sende böyle konuşursan, nasıl işinden çıkacağız baba, yapma, biraz diş gösterelim!” dedi Rana. “Gösterelim bakalım, ne göstereceksek, hadi hadi, beklemeyelim madem. İçeri.” Beste hariç hepsi salona döndü. Oturunca, Mahmut “Hanım kızda bir şey yok inşallah?” diye sordu. “Tansiyonu oynamış biraz, malum, herkes gergin! Neyse efendim,” diye ikinci bir giriş yaptı Cengiz bey, “Bu olanlar hem bizi hem sizi yoğun kedere düşürdü. İki gencinde aklı havadaki böyle bir talihsizlik yaşanmış, hayatın daha çok başındalar. İkisi de ne olduğunu hatırlamıyor. Birbirini hiç tanımayan bu iki genç için evlilik kararı vermek oldukça riskli! Ne siz bizi ne de biz sizleri tanımıyoruz. Aynı ülke içinde bambaşka kültürlerde yaşadığımız hepimiz tarafından da malum. Videonun yayılması çok büyük bir skandal ama ne evlilik ne ölüm olmadan bu durumu toparlayabiliriz.” “Nasıl toparlayacaksınız?” Mahmut kaşlarını kaldırmış Cengiz’i dinliyordu, Cengiz ise soğuk terler döküyordu, “Şimdi efendim, bu iki genç aralarında duygusal bir yakınlık olsa, önceden birbirlerini tanısalar, bilseler ve üstüne böyle bir durum yaşansa diyeceğim ki evlensinler…” Mahmut’un bakışları gittikçe katılaşıyordu, kendi ailesi de dahil ne söyleyeceğini merakla bekliyordu. Cengiz akıllı adamdı, sorunu çözecek bir fikir bulması uzun sürmemişti ancak babasının deyimiyle bu hahoylar hiç kabul edeceğe benzemiyordu. Yine de denemeli diye düşündü… “Otelci olduğumuz için çevremiz hayli geniş… Biz kızınıza çok benzer bir kız buluruz, gerekirse ajanslara başvururuz, o videoda olan kişi olarak Efe’yle başka videolar, resimler falan koyarız. Paylaşımlara adını da ekleriz, sizlerde Dicle’ye çok benziyor ama değil diyebilirsiniz değil mi?” Duyduklarına inanamadı Mahmut “Efendi!” diye bağırıp salonu inletti, “Siz bizi kendiniz gibi geniş sanıyorsunuz? Ne olursa olsun! Madem böylesi bir halt yenildi, bedelini ödeyeceksiniz! İster nikahla, ister kanla! Anladım ki evlilik istemiyorsunuz, o vakit yapılacak bellidir! Altını üstünü konuşmanın gereği yok!” Efe bir an bulduğu fikirden dolayı babasının ayaklarına kapanmak istemişti ancak hemen reddedilmesi onları oldukları durumdan bir nebze bile ileriye taşımamıştı, hatta daha kötü yapmıştı. Mahmut çekip gitmeyi düşündü oradan, niyetler açıktı… Hikmet dede bacağını diğer bacağının üstüne atıp geriye yaslandı, herkes gergince birbirine bakarken o çok rahat Mahmut’un laflarından etkilenmemiş bir sakinlikle “Haklısınız.” Dedi adama. Herkes ona bakınca “Oğlum bazı lafları açıkça konuşmayacak kadar naziktir, esnaflık icabı sakin yaklaşır. Bunu söyleme sebebi de çok daha başka bir mevzu… Neyse o konulara girmeyelim. Herkesin kendi çevresinde bir haysiyeti, şerefi vardır! Videodan, tüm tanıdıklarımıza yayılmasından bizde hiç memnun olmadık! Bunu hafifletebilecek tek durum ise dediğiniz gibi evlilik! İkisini evlendirelim, bu konuyu da böylece bağlamış olalım!” Yaşlı adam aklı başında konuşmasına rağmen Mahmut’un içine sinmeyen bir şeyler vardı. “Oğullarımla yalnız konuşmak istiyorum!” Herkes yine birbirine baktı, Rana onların bu evden ayrılmayacaklarını fark edince koridorun sonundaki misafir salonunu gösterip “Şuradaki odayı kullanabilirsiniz.” Dedi. Mahmut ayağa kalktı, Seyfo’ya Efe’nin başında durması için gözüyle işaret edip iki oğluyla, odaya geçerken birinin eksik olduğunu merak eden Rana, “Abinin biri, nerede?” deyip Dicle’ye bakarak sordu, genç kız ise kendisine soru sorulduğunu bile fark etmemişti. Ölmek istemiyor ama dedikleri gibi hiç tanımadığı bu adamla da evlenmek kulağa korkunç geliyordu. Öte yandan Bedirhan abisinin teklifini düşününce de tüyleri diken diken oluyordu. İkisinin de ne olduğunu hatırlamadığı o gecenin tek gerçeği kardeşinin bakire olup olmadığını öğrenebilecek olmalarıydı, eğer ki hiçbir şey olmamışsa arkadaşı Şeref’i bir şekilde ikna eder kız kardeşini bildiği, tanıdığı biriyle evlendirirdi. Hem Dicle’de Diyarbakır’dan ayrılmamış olurdu. Şeref kim doğru düzgün bilmezdi Dicle, Katipoğullarına gelin gitmeyi bırak adını duysa iğreti gelirdi. Emin değildi ki, abisine de hatırlamıyorum demişti. Şu duruma düşmüşken Bedirhan’a, Şeref ile evlenmek istemiyorum da diyememişti. Babası karar almaya giderek yaklaşırken her ihtimal için Dicle’nin kalbi paramparça oluyor, kendine delicesine bir öfke duyuyordu. Esra arkadaşının dalgın dalgın düşündüğünü görünce “Mahmut amca bir yere gönderdi. Nereye olduğunu bilmiyorum.” Diye cevap verdi. Yanındaki arkadaşının sırtını hafifçe okşayıp ona destek vermek için birkaç cümle fısıldadı. Hikmet dede, “Rana, şekerim oynamaya başladı benim, yemek saati geliyor, hepimiz için bir şeyler ayarlayın.” Deyip onlara kaş göz yaparak mutfağa geçmelerini istedi. Üçü mutfağa geçti, iki kız ile yalnız kaldı Hikmet dede, sesini ölçülü tutarak “Anlatın bakalım, olaylar nasıl oldu?” diye sakince sordu. Dicle yine başı eğikken Esra daha ılımlı konuşabileceği yaşlı adama, önce kendini sonra arkadaşını tanıtarak anlatmaya başladı. Mutfakta anne baba ve oğul fısıldaşırken Seyfo onları duyabileceği bir mesafe de, devamlı göz kontrolünde tutuyordu Efe’yi, Mahmut ise oğullarıyla çetin bir konuşma yapıyordu. Bedirhan, “Adam bir yerde haklı baba, in mi cin mi, kim olduklarını bilmeyiz. Kardeşimizi evlendirdik diyelim yarın başına başka türlü bela olsa o zaman ne yapacağız?” “Onu Dicle hanım fingirdeklik yapmadan önce düşünecekti! Başına geleni çekecek, hem de kefen ile dönme pahasına!” “Bende çok kızdım, inan kızdım ama Dicle öyle biri değil, olsaydı şu dört yılda mutlaka başımızı yere eğecek bir halini, hareketini duyardık! Dereceye girmiş öyle mezun olmuş baba, o niyetlerde bir kız olsa derece ne ki, okulu bile bitiremezdi.” “Bedirhan!” dedi öfkeyle Mahmut, “Zaten sana itimat edip Ankara’ya gönderdim! Bin pişman oldum! Ölsem bundan iyiydi! Lamı cimi yok! Son kez içeri de konuşulacak evlenmeye niyet olmayacaksa sabaha sürmeyecek bu dava, bir cenaze burada bırakırız, birini de alır Diyarbakır’a götürürüz, o kadar!” Süleyman normalde babası gibi düşünürdü ama işin sonu kardeşinin ölümüne çıkıyordu ya, içi cız etti birden. Çok zordu, hem karar vermesi hem de uygulaması. “Dedeyi duyduk evlensinler dedi, bize bir oyun yapmayacakları ne malum?” Bunu hiç düşünmemişti Mahmut, öyle kesin kararlı ve öfkeliydi ki dediklerini hemen yerine getirecekti, ancak karşı taraf bu işten sıyrılmak için her şeyi yapabilecek insanlardı, Cengiz’in teklifi malumdu. Yeni bir sürü sual aklına doluştu Mahmut’un, uzun uzun düşündü. Necati’den gelecek bilgilerde önemliydi. Sonunda odadan çıktıklarında Rana ve Cengiz yemek masasını hazırlamış dışarıdan sipariş ettikleri yemeklerin gelmesini bekliyorlardı. Çok geçmeden yemekler gelince Hikmet dede hepsini sofraya buyur etti. “Hem karnımızı doyuralım, hem de yarım kalan tanışmamızı tamamlayalım!” Efe küplere biniyordu ama kimseye belli etmiyordu. Ne dedesi, ne anası, ne babası, kimseden umudu kalmamıştı ki kendi başını kurtarmanın yolunu çoktan bulmuştu, kaçacaktı. Onun için evlilik üzerine olan konuşmalara sinir olmamaya çalıştı, duymayacaktı. Kaçtıktan sonra böyle bir derdi kalmayacaktı çünkü. Beste odadan çıkmış mutfakta yemek isteyen Dicle ve Esra’nın yanına geçmişti, geçerken de bir eda bir naz Bedirhan’a hafiften göz süzüp hepsine ‘Afiyet olsun.’ Demişti. Herkesin önünde yiyecekler duruyordu, Hikmet dede hariç kimse doğru düzgün yemiyor ve konuşmuyordu. Yaşlı adam kabullendiği durumu herkesin uyum sağlaması için uğraş veriyordu. Necati’den gelen telefonla ayağa kalkan Mahmut, oğlundan raporları dinlerken mutfakta tezgaha yaslanmış Beste’nin kızıyla konuştuğunu gördü ve ara ara çaktırmadan Bedirhan’a baktığını… O an bir şimşek çaktı Mahmut’un aklında öyle ki Neco’yu bile duymadı. Konuşmasını bitirip masaya döndüğünde de bu fikir ile mücadele etti. Olurdu, olmazdı muhakemesini yaptı. Yemek sonrası yeniden oturmuşlar birbirlerine bakarken Beste elinde çaylarla geldi ve herkese ikram etti. Tamam fazla açık bir kızdı ama en büyük oğluna bakışları hala fazlasıyla hayranlık içeriyor tarif etmekte zorlansa da kızın gönlünün kaydığını anlayabiliyordu. “Necati, oğlum,” dedi Mahmut, çok daha rahat ve emin konuşarak “Az sonra burada bulunan tüm Diyarbakır’lı akrabalarımız ile burada olacak!” Anlamadı Cengiz, “Bir anlaşmaya vardık sanıyordum, çocuklarımızı evlendireceğiz tamam, böyle bir baskılamaya gerek var mı?” “İhtiyaç hasıl oldu ki gelecekler!” dedi tek seferde, Efe’nin derdi ise usulca evden çıkmaktı. Az önce tuvalete giderken Seyfo dibinden ayrılmamıştı ancak aklında başka bir yol vardı. Yangın alarmını çalıştırdıktan sonra gerisi kolaydı. Adım adım ayrılmaya başladı salondan, ne başını çevirdi ne duruşunu değiştirdi, gittikçe hole yaklaştı. “Onlar gelmeden önce sözlerimizi netleştirelim! Herkes neler olacağını iyi bilsin!” Rana öfkelendi, “Tamam dedik beyefendi, tehdit eder bir tavırla tekrar edip durmayın lütfen!” diye yeniden yüksek perdeden Mahmut’a dişini gösterdi. “Hanım!” dedi Mahmut, “Yeni bir söz istiyorum!” Hikmet dedenin kaşları çatıldı, bu hahoyun ağzından ne çıkacak çatık kaşlarıyla dinlemeye koyuldu. “Sizleri hiç tanımadığımız sözünü düşününce hak verdim! Netice de bize bir yamuk yapmayacağınızın garantisi yok!” Efe tam yangın alarmının olduğu panoya gelmişti ki Mahmut’un o sözleri kulağına doldu. “Sözünüze kefil kimseyi tanımam, bilmem! Ben garanti işe bakarım! Size bir kız vereceğim! Sizden de bir kız alacağım! İki ailenin barışı ancak böyle sağlanacak!” Herkes dikkat kesilmiş Cengiz oturduğu yerde dikleşmiş ve bakışları bir kurdun ki kadar vahşileşmişken “Ne?” diye sordu. O an Bedirhan’da babasının bu isteğinin Seyfo için olacağını düşünüyordu, netice de tek bekar oydu. Bedirhan’da bekardı ama gönlü bekar değildi ki… Mahmut herkesin anlaması için yüksek sesle konuştu. “Kızınız oğlum Bedirhan’la evlenecek söz de senette budur!” "Ne?" "Ne?" "Ne?" Bedirhan’da dahil hepsi karışık bir halde “Ne?” dedi, şaşkınlık dolu yüzlerle, Efe tam düğmeyi indirecekti ki, kardeşinin olaya karıştığını şoke edici halde duyunca indirmekten vazgeçip salona geldi. “Ne?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE