GÖLGE VE IŞIK

453 Kelimeler
Zümrüt’ün "git" demesine rağmen Demir, İzmir’den ayrılmadı. Aksine, Zümrüt’ün çalıştığı kütüphane-kafenin tam karşısındaki köhne, eski evi satın aldı. Günlerce, gecelerce o evin penceresinden Zümrüt’ü izledi. Onu görmek, nefes aldığını bilmek, kalbindeki sızıyı biraz olsun dindiriyordu. ​Zümrüt, her sabah kafeye gelirken o pencereye istemsizce bakar, Demir’in gölgesini arardı. Onu görmekten nefret ediyordu ama görmediğinde de içinde tuhaf bir boşluk hissediyordu. Bir gün, kafenin kapısı açıldı ve Demir içeri girdi. Gözleri yorgunluktan kıpkırmızıydı. ​"Bir kahve alabilir miyim Elif?" diye sordu, sesi kısık ve yalvarır gibiydi. ​Zümrüt, kalbinin göğsünü delip geçeceğini sanırken Demir’e soğuk bir ifadeyle baktı. "Burada sadece Elif var Demir Bey. Zümrüt ise sizin acımasızlığınızla birlikte o yağmurun altında kaldı." ​Demir, kafenin en köşesindeki masaya oturdu. Her gün gelip kahve içiyor, tek kelime etmeden sadece Zümrüt’ü izliyordu. Bu, Zümrüt için işkencenin yeni bir biçimiydi. Ondan kaçamıyor, onu hayatından tamamen çıkaramıyordu.Zümrüt’ün bu yeni hayatında, ona ilgi duyan samimi bir adam vardı: Kütüphanenin sahibi, genç ve nazik bir ressam olan Ege. Ege, Zümrüt’ün hüzünlü güzelliğine hayrandı ve ona karşı çok kibardı. ​Bir akşam Ege, Zümrüt’ü iş çıkışı evine kadar bırakmayı teklif etti. "Çok geç oldu Elif, bu sokaklar pek güvenli değil," dedi nazikçe. ​Zümrüt, Demir’in onu izlediğini bildiği için önce tereddüt etti ama sonra Ege’nin teklifini kabul etti. Tam kafeden çıkacakları sırada, Demir oturduğu masadan kalktı. Gözlerinde o tanıdık kıskançlık ateşi yanıyordu. ​"Sanırım Elif’in arkadaşları var Ege Bey," dedi Demir, sesindeki tehdidi gizlemeye çalışmadan. "Fazla yaklaşmayın derim." ​Ege, Demir’e döndü. "Siz kimsiniz beyefendi? Elif benim arkadaşım ve sizinle konuşmak istemiyor." ​Zümrüt araya girdi. "Ege, sorun değil. Teşekkür ederim ama ben kendim giderim." ​Demir’in yüzündeki ifade acıyla karışık bir öfkeye dönüştü. Zümrüt onun yardımını reddederken, başka bir adamın nazik teklifini kabul etmişti. O gece Demir, kendini bir kez daha yalnız ve yenilmiş hissetti. Zümrüt ise Ege’ye karşı hissettiği samimi minnetle, Demir’in acı dolu bakışları arasında kalmıştı.Zümrüt’ün İzmir’deki sakin yaşamı, bir gece gelen telefonla altüst oldu. Arayan, babasının eski avukatıydı. "Zümrüt Hanım, babanız hastaneye kaldırıldı. Durumu çok ciddi. Derhal İstanbul’a gelmeniz gerekiyor." ​Zümrüt’ün içinde yıllardır bastırdığı baba acısı yeniden yeşerdi. Bırakın gitmeyi, babasını affedip affetmediğini bile bilmiyordu. Ama onu o halde bırakamazdı. Kalbi Demir’e karşı hala nefretle doluyken, bir de babasının hastalığıyla yüzleşmek zorundaydı. ​Ertesi sabah, kütüphane-kafeden ayrılırken son bir kez Demir’in olduğu pencereye baktı. Demir oradaydı, gözleri Zümrüt’e kilitlenmişti. Zümrüt, içinden "Beni bir daha asla bulamayacaksın" diye geçirdi ve taksiye bindi. ​Ancak Demir, Zümrüt’ün bavuluyla otogara gittiğini gören Kerem’den zaten haberi almıştı. Zümrüt’ün İstanbul’a döndüğünü öğrenmek, Demir için hem bir umut hem de bir işkenceydi. Biliyordu ki kader, onları bir kez daha aynı şehirde, aynı fırtınanın içine atacaktı. Bu sefer aralarındaki engel sadece nefret değil, affedilmeyi bekleyen bir geçmiş ve kırık bir gurur olacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE