Multimedia Dinçer Alakurt
Sevgi!
Aşk mı sevgi mi dersen eğer bana aşkın sadece sözde kaldığını sevmenin ise kalpten olduğunu söylerdim.
Dinçer'le beraber apartmandan çıkıp bu sene aldığı yeni spor tarzı lacivert pasatti'ye binerken hayran hayran arabaya bakmaktan kendimi alamadım.
İçide dışı kadar güzeldi fazla güzeldi zengin olduklarını zaten biliyordum. Ama bu derece bir zenginlik tahminim dışıydı.
Fazla meraklı olmasamda abim sayesinde az çok bilgi sahibiydim. Kendisi şu ara galeri açmak için çocukluğundan beri para biriktiriyordu.
Onun'da tek hayali buydu işte umarım gerçek olurdu.
"Güzelim nereye daldın böyle" Yüzünde her daim gülümseme olan bal göze baktım.
"Hiç öyle düşünüyordum" gülünce feci yakışıklı oluyordu. Ve fazlasıyla sert yüz hatlarına sahipti.
"Ne düşünüyordun yoksa ikimizle ilgili hayaller mi kuruyordun can özüm" bu gün ikidir can özüm diyordu ve ben heyecan yapıyordum.
"Ne hayır tabi ki sadece abimle alakalı bir şeydi." Ne demem gerektiğini bilemedim.
"Yaa demek öyle pekala bugün bütün gün benimsin alaca önceliğimiz Salih abinin kuyumcu dükkanı kapalı çarşıya gidiyoruz" ama orası epey uzaktı.
"İyi 'de orası uzak" desem bile kar etmedi. Çünkü altımızda ki yavru çoktan uçuşa geçmişti.
Hafif yan dönmüş aynı anda göz kırparak tekrar önüne dönmüştü.
"Korkma yemem seni şimdilik tabi Asaf Kerem'den izin aldım" abim genelde Kerem ismini kullanıyordu.
"Sustum patron sensin bugün" Allahtan okullar yarı dönem tatiline girmişti.
"Benim patronum'da sensin alaca" hmm o zaman bizde bu günü keyifli hale getirirdik.
Aklımdan Ömer Selim tamamen çıkmış olsada Dinçere attığı o nefret dolu bakışlar zihnimden silinmiyordu.
"Mihriban" diyen yumuşaçık sesle Dinçere baktım.
"Efendim Dinçer" Bende sevecek ne bulmuştu. Güzel değildim bir kere beyaz bir ten siyah saçlar burun çevresinde hafif çiller ve cılız bir beden.
"Radyodan şarkı açabilirsin istersen yada sohbet edebiliriz. Hakkımda herşeyi az çok biliyorsun biliyorum yinede konuşalım" naif ve düşünceli yapısı vardı.
"Olur tabi en baştan başlayalım birbirimizi tanımaya madem bir yola girdik" Başını olumlu anlamda salladı.
"Eh o zaman ben başlayayım can özüm mesele benim hakkımda ne biliyorsun" onun hakkında ne biliyordum.
"Seni tam olarak tanımıyorum sadece iyi , sevecen , hoşgörülü ve merhametli olduğunu biliyorum, çünkü 16 yaşında baban tarafından İtalya'ya okumak için gönderildin tam 6 sene kalıp geri dönüş yaptın çayı şekersiz seversin, şeker olduğu zaman asla içemezsin bu kadar" Dinçer anladım der gibi başını salladı.
"Can özüm kitap okumayı, yüzmeyi basketbol oynamayı yürüyüş yapmayı birde seni uyurken izlemeyi çok seviyorum." Yanakları son cümleyle kızaran Mihriban, gözlerini kaçırdı.
"Beni uyurken ne zaman gördün ki" diye utançla sordu.
"Ah be güzelim senin olmadığın bir gün bile bana azap 6 yıl sensiz nasıl geçti. Bir sor gülüm bir sor arkadaşın Seval'den rica ettim. Kırmadı beni sağolsun" ah şimdi daha iyi anlıyordu.
"Seval mi anladım ben başlayayım mı?" Dinçer bu kez kulaklarına varana kadar güldü.
"Ben anlatayım mı benim gözümde Mihriban nasıl biri" arabayı sağa çekip durdurdu.
Sahil kenarına gelmiştik, pencereyi az açıp o tuzlu yosun kokusunu içime çektim.
"Kristal çiçeğim, dağ gülüm sen benim şu hayatta başıma gelen en güzel şeysin, seni ilmek ilmek içime işledim her hareketini ezbere bilirim. Neyi seversin yahut sevmezsin mesela sabahları uyanırken ilk yaptığın şey yeni güne gülümsemek olur. Yada gece yatarken hayal kurmayı şiir yazmayı, hayal dünyanı kaleme almayı seversin. En sevdiğin yemek barbunya en nefret ettiğin yemek ise bamya tatlı olarak çikolatalı yaş pastayı tercih edersin. Fobin karanlıktan, hamam böceklerinden korkarsın çayını iki şekerli içersin ve saçlarını asla toplamassın kitap okumayı benim gibi çok seversin en çokta fantastik türleri" ağzım açık ona bakarken içim bir hoştu.
Çenemden tutup kafamı kaldırdı. Alnını alnıma yaslarken yüzümü avuçları arasına almış ılık nefesini dudaklarımın üstüne geliyordu.
"Petunyaları çok seversin umudu simgeler, anlamını biliyorsun değil mi? Umudunu yitirme ben hiç umudumu kaybetmedim bir gün beni seveceğini bana geleceğini biliyordum. Sen benim umudum güneş ışığım çiçek kristalimsin Mihriban şu kalbine kalbimi aldığın an benim olacaksın" elini göğüs kafesime koyup hissetmek istedi.
Kalbim heyecandan hızlı atarken dudakları yana doğru kıvrıldı.
Baş parmağıyla üst dudağını okşayıp dudaklarını tüy hafifliğinde dokundurup zorlukla kendini geri çekti.
O hafif dokunuş yutkunmasına neden olmuştu. Mihriban o ise az önce ki buse'yi düşünüyordu.
Belki kızıp bağırması gerekiyordu ama o tam tersi eli dudağında Dinçerin koyulaşan gözlerine bakıyordu.
"Mihriban" bariton sert sesi kulağına gelirken yüzüne düşen saçı Dinçer kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Sana dokunmak seni hissetmek istiyorum çok mu bencilim gözünde" yakında karısı olacaktı. Yıllardır hayali kurduğu tek şey gerçek olacaktı.
"Bencil mi belki ben bile bencil olurum ama sen değilsin Dinçer" genç adam ona göre sevdasını gönülden yaşayan biriydi.
"Sana doğru dürüst evlenme teklifi yapamadım. Bu gece için hazır ol hayatının sürprizini teklifini alacaksın" çünkü akşam için şahane planları vardı.
"Immm demek öyle aslında haklısın kuru teklifine evet dedim senin" derken kollarını önünde kavuşturup başını cama yasladı.
Hoş o gün can acısıyla Dinçere koşup hala benimle evlenmek istiyor musun diyen yine kendisiydi.
Neyin tribini atıyordu ki!
Hoş ve erkeksi kahkaha sesi arabanın içini doldururken, kalbi tekrar tekrar hızlanmaya karnı garib bir karıncalanmaya tabi olmuştu.
Bu adamı gülerken ilk defa göremesede her defasında onu izlemekten kendini alamıyordu.
Kafasını arkaya atmış inci gibi dişlerini öne çıkarmış yanaklarında meydana gelen iki adet ölüm çukuru niteliğinde ki gamzeler eğer ölürsem beni oraya gömsünler diye düşündü.
Şuan o kadar yakışıklı ve öpülesi duruyordu ki içinde gizli kalmış panter alaca pusu kurmuş avına saldırmayı bekliyordu.
Akla zarar kalbe yarar dedikleri bu olsa gerekti.
Akla zarar olan gülüşü kalbe yarar olan ise sevgisi ve sevdası!
Bunca yıl Ömer denen adama olan duygularının aşk olduğunu sanmış peşinden koşmuş küçük düşürülmüştü.
Peki ya Dinçer neden ona son iki üç gündür farklı şeyler hissediyordu.
Özellikle gülerken oda gülüyor. Yüzü asılırken onunda asılıyordu.
Sadece iki gün için olan bir durum olamazdı.
Çok öncesine dayanan kapalı kutular ardına saklanmış gizli duygular.
Bu gerçekle nefes alması zorlandı. Eli boğazını sıkan elbisesinin yakasına giderken ona endişeyle bakan sözlüsünü flu görüyordu.
Mihriban'ın gittikçe daralan nefesi ve kızaran yüzüyle korkan Dinçer arabanın kapısını açıp inmiş hızla diğer tarafa geçmişti.
Kapıyı ardına kadar açıp kızı kucağına alıp temiz havaya çıkardı.
Neredeyse bir yıldır kriz geçirmiyordu.
Buna ne sebeb olmuştu. Mihribanı deniz kenarında ki banka oturtup montun yakalarını açtı.
"İyisin nefes alıyorsun derin nefes al ilacın çek içine can özüm korkutma beni" gözleri dolan Dinçer bunu saklama gereği görmedi.
Mihriban verilen ilacı boğazına çekerken Dinçerin buğulanan gözleri kalbini feci yakmıştı.
Akan tek damla yaşla hızla silip ayaklandı.
Yanlız kalıp düşünmeye ihtiyacı vardı.
"Benim gitmem gerek" diyen kadınla dona kalan Dinçer sadece baktı.
"Düşünmem ve kendimi dinlemem gerekiyor affet beni" diyip oradan uzaklaşmaya başladı.
Bilmediği tek şey ise Dinçerin onu bırakmayacak olmasıydı...
Mihriban yeni fark ettiği duygularından kaçarken aslında koşa koşa Dinçere gittiğinin bilincinde değildi.
Ve iki kötü pusuda an kolluyordu...
BÖLÜM SONU..