4.BÖLÜM

2285 Kelimeler
Temmuz, tüm sıcağıyla, kiremit rengi eski kamyonetin kasasını kavururken, yolcu koltuğunun açık penceresinden kolunu dışarıya sarkıttı. Bugün hava gerçekten de çok sıcaktı. Burası, Los Angeles'ın doğusu California'nın 7. Texas'ın ise 2. Büyük şehri olan San Antonio'ydu. Çevresi sıradağlarla çevrili ve tarım arazilerinin çoğunlukta olduğu Mountain'e geldiği için mutluydu. "İyi ki geldin Sam, bu yaz uğramayacaksın diye korkuyordum açıkçası." "Senelik iznimin sadece iki haftasını kullanmam gerekiyordu. İlk haftasını Jennifer'ın düğün hazırlıklarına yardım etmek için kullandım. Kalan bir haftasını da sizinle geçirmemek için, bir sebep göremiyorum." "Bu harika! Emin ol herkes gelişine çok sevinecek." adamın imalı konuşması tuhafına gitmişti. "Ne o? Yoksa bilmem gereken bir durum mu var Sergio?" Sürekli ses çıkaran motora ve taşlık yolda tıngırdayan araca aldırış etmeden gülümsedi genç adam. Ama Samantha bu gülüşü çok iyi tanıyordu. Abisi ne zaman böyle gülse kesin bir şeyler saklıyor olurdu. "Yo, hayır!" dedi, omuzlarını kaldırarak. Hala muzip gülüşü dudağının kenarında, direksiyona tutunmuş yola bakıyordu. "Bana doğruyu söyle, ne haltlar dönüyor yine?" "Deanna desem, yeterli olur mu?" dönüp ona göz kırptı. "Oh! Hayır. Olamaz, yine mi?" Deanna demek, Samantha'ya iyi bir kısmet aramakla meşgul başka işi gücü olmayan bir anne demekti. San Antonio'nun en iyi annesi unvanını alabilirdi. Peder Agosto'nun biricik eşi, hatta en iyisi olmasa da Mountain Ave' in en becerikli kadın kuaförü bile sayılabilirdi. Ama kesinlikle berbat bir çöp-çatandı. En son bulduğu adaylardan biri, bir domuz tüccarıydı ve Samantha ile tanışmaya geldiğinde, adam resmen hayvan pisliği kokuyordu, Samantha elini alnına koyarak, tepesinde topladığı saçlarını düzeltti. "Bu sefer bunu bana yapamayacak Sergio. Aziz Antonio adına yemin ederim ki, yapamayacak." Sergio, şakaklarından kırlaşmaya başlamış, ensesine uzanan saçlarıyla ve kirli sakalıyla tam yaşının adamıydı. Talihsiz bir evlilik yapmıştı ve bu evlilikten Sue adında yedi yaşında bir kızı vardı. Genç karısıyla yaşadığı sorunlar yüzünden bir kaç kez ayrılıp barışmışlardı. Sebep belliydi. Para. Okumaya elverişli olmayan bünyesi, genelde çevre halkının geçimini sağlayan çiftlik işleri, hayvan besiciliği ve sığır taşımacılığı yapmaya müsaitti. Yüksek gelire sahip olmayan kasabalı gibi o da ancak kendisi ve ailesinin geçimini sağlayacak kadar kazanıyordu. Ve ne yazık ki, bu kazanç eşi Maria'ya yetmiyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu ve yapılı bir adamdı. Samantha, en sevdiği kız kardeşiydi. Ne kadar tatlı kaçık bir kız olsa da ailedeki en normal kişi olarak onu görüyordu. Kendisinden sonra tabii. "Boş ver şimdi Deanna'yı. Sen neler yapıyorsun onu anlat? Roma'daki düğün nasıldı?" Samantha'nın kaçan keyfi, düğünden bahsedince biraz olsun yerine gelmişti. Başından sonuna kadar, her bir detayı -bavulu karışan adamla olanlar hariç - anlatmıştı. Kendi başına gelen tatsız olayları anlatırken, arabanın tekerinin çukura girmesiyle küçük bir çığlık atınca Sergio kahkahalarla güldü. "Harikasın doğrusu Sam, bu kadar kısa sürede onca belayı üzerine çekmeyi nasıl başarıyorsun, şaşıyorum." "Beni bilirsin Sergio, şans asla benden yana olmaz." "Ah! Evet. “diyerek güldü Sergio. Güzel sohbetin ve gülüşmelerin ardından nihayet çiftlik yolu görünmüştü. Arkasını sıra dağlara vermiş olan yolun ön kısmında, geniş olmayan bir arazide iki katlı müstakil bir evleri vardı. Kasabada tanınan biri olduğu için, Peder Agosto'nun evini kime sorsanız size gösterirdi. Etrafında meyve ağaçlarıyla dolu, yeşil bahçenin arka kısmında küçük bir de ahır vardı. Büyük baba Adolfo, Texas'ta düzenlenen bazı küçük çaplı yarışmalar için burada at yetiştiriciliği yapıyordu. Atlar kendisine ait değildi. O sadece bakımını ve eğitimini üstlenmişti. Eski bir seyis olan Adolfo, yetmiş yaşına rağmen hala dinç ve sağlıklıydı ve yaptığı işi oldukça seviyordu. Bahçe kapısının girişinde onları eski şapkasını yukarı doğru kaldırarak karşıladı. "Hey! Bu gelen benim küçük Samita'm mı?" Kaportası dökülmek üzere olan kamyonet büyük bir gürültüyle bahçe kapısında durunca, Samantha kapısı içeriden açılmayan arabanın açık penceresinden kendini dışarıya attı. Ve ona kollarını açmış bekleyen ihtiyara koşarak boynuna sarıldı. "Büyük babaaa!" "Tatlı Samantha'm. Göremeyeli ne kadar da güzelleşmişsin böyle." Hala onu küçük bir çocuk gibi gören bu ihtiyarın sözleri eskiden beri ona hep iyi gelirdi. "Sence büyümüş müyüm ha ne dersin?" "Oh! Hayır, senin büyüyebileceğine asla söz veremem. Hâlâ o küçük süslü, masum kedimsin benim." Kıkırdayarak gülen genç kadın, bu saçı sakalı beyazlamış ihtiyara biraz daha sarıldıktan sonra ayrılarak koluna girdi. "Söyle bakalım büyük baba, sen nasılsın? Çiftlik işlerinden ne zaman emekli olmayı planlıyorsun?" "Sen ne zaman büyürsen ben de o zaman tatlım." "Ah! Yani hiç bir zaman." Evin giriş kapısına doğru yürürlerken karşıdan onları gören Sue, elinde oyuncak bebeği ile oturduğu tahta merdivenlerden kalkıp, çığlıklarla Samantha'ya doğru hızla koşmaya başladı. "Geldi, geldi. Sam geldi!" "Hey! Küçük fındık faresi, gel buraya!" Hızla boynuna atlayan küçük kızı kucağında bir tur döndüren Samantha, altın sarısı, kısa sarı saçlarını iki yandan toplayan bu sevimli yumurcağı yanaklarından doyasıya öptükten sonra yere bıraktı. "Ne haber bakalım ufaklık?" "Ya ben ufaklık değilim, artık büyüdüm. Bu ay sekiz yaşıma giriyorum." "Ah! İnan bana büyümek için bu kadar acele etme tatlım. Sonra bu günlerini çok ararsın, söylemedi deme." Konuşma seslerini mutfaktan duyan Deanna, pencereden Samantha'yı görünce sevinçle dışarı çıktı. Kıştan beri görmediği kızını, büyük bir hasret ve sevgiyle kucakladı. "Tanrım, sana şükürler olsun. Nihayet gelebildin hayatım. Seni çok özlemiştik." "Nasılsın Deanna?" "Nasıl olabilirim? Şimdi daha iyi tabi. Seni gördüğüme öyle sevindim ki, anlatamam." "Aslında tahmin edebiliyorum. Sergio biraz bahsetti." "Sergio!" Deanna'nın sesi uyarı niteliğindeydi. Hemen arkasındaki genç adam, utanmış bir halde kafasını kaşıyarak yanındaki kızını hızla kucağına aldı. "Siz anne kız dertleşirken bende güzel kızımla ahıra bir bakayım. Haydi bakalım Sue, bakalım Aura ve Martinez neler yapıyor?" Sergio'nun haline gülümseyen Samantha, annesiyle ve büyük babasıyla birlikte içeri girdi. Büyükbaba Adolfo, her zamanki gibi köşe koltuğuna kurulup, piposundaki tütünü yaktı. Büyüdüğü evi görmek ona iyi gelmişti. Senelerdir geldiği evde her seferinde, bir iğnenin bile yerinin değişmediğini görmesi, ona hala çocuk olduğunu anımsatıyordu. Sanki hiç büyümemişti ve hala çıkıp sokakta komşu çocuklarıyla her an kavga edecekmiş gibiydi. Üstü başı çamur içinde eve dönecek ve Deanna hiç itiraz ettirmeden onu banyoya gönderecekti. Ah, banyo. Şu an ihtiyacı olan en çok şeydi. Nemli havanın ve havalandırması olmayan arabanın sayesinde, hava alanından buraya kadar oldukça terlemişti. "Aç mısın tatlım? Ah tabi, benimki de soru mu? Elbette açsındır. Birazdan yemek hazır olur. Senin en sevdiğin Gaspatcho (Soğuk Sebze çorbası) ve mısır yaprağına sarılmış tavuklu Tamale var." "Bu harika Deanna, ama önce bir duş alsam hiç fena olmayacak. Ben odama çıkıyorum." Tahta merdivenlerden bir kaç basamak çıkmıştı ki, annesinin sesiyle duraksadı. "Sam. Bir dakika tatlım. Odanı Carmen'e verdim. Onun odasını da Sergio ve Sue'ye." Samantha'nın kaşları çatıldı. "İyi de neden? Sergio evinde kalmıyor mu?" Deanna'nın manalı bakışlarından ne olduğunu anlamıştı. "Ah! Hayır. Yine mi?" "Maria, bu kez temelli gitti. Bir daha geri dönmeyeceğine dair bir mektup bırakmış." Demek, Sergio'daki durgunluğun sebebi buydu. Yol boyunca ne kadar belli etmemeye çalışsa da oldukça tuhaf davranmıştı. Bir başkası olsa belki farkında olmazdı ancak Samantha anlamıştı. Oysaki, Maria ile birbirlerini severek evlenmişlerdi ve Sergio'nun maddi durumu en başından belliydi. Aşk, neden her zorluğun üstesinden gelemezdi? Ya da gelmesi için ne yapmak gerekiyordu? Merdivenlerin ilk basamağından itibaren, yüksek volümlü müzik sesi kendini belli ediyordu. Odasından gelen sesin sahibi elbette bu huyunu kendinden aldığı kardeşi Carmen'di. Kapıyı vurmanın hiç bir anlamı olmayacağını düşünerek, hemen açtı. Tam da tahmin ettiği gibi odada, iki kişilik yatağa enine uzanmış dergi sayfaları karıştıran bir adet Carmen vardı. Bir iki defa adını seslendi fakat yanıt alamadı. En sonunda çareyi müzik setini kapatmakta buldu. Sesi kesilen aygıta bakmak için dönen kardeşi, onu görüce hızla yerinden fırladı. "Saaamm!" "Carmeeen!" İki kardeş gülüşerek kucaklaştıktan sonra yatağın kenarına oturdular. "Hiç değişmemişsin diyemeyeceğim Sam, gün geçtikçe güzelleşiyorsun," "Sende, durum farklı değil anlaşılan, hala bıraktığım gibisin" "Beni bilirsin, müziksiz yapamam!" "Bilirim Daniel'siz de yapamazdın." "Gelir gelmez başlama yine Sam," diyerek göz devirdi Carmen. "O çalgıcı bozuntusu hala seni almaya gelmedi mi?" "Daniel, çalgıcı değil, basgitarist ve grubun solisti. Hala turnedeler." "Her ne haltsa? Bana kocan olacak o adamı savunma. Altı ay önce geldiğimde de turnedeydi. Bir karısı olduğunu hatırlıyor mu acaba?" "Sam, lütfen!" bıkkın bir halde yerinden doğruldu genç kız. Samantha onu, savurduğu kahverengi buklelere aldırış etmeden kolundan tutarak durdurdu. "Beni dinle Carmen. Çok genç yaşta kapıldın bu adama ve tüm itirazlarımıza rağmen evlendin. Peki ya sonuç? Hala buradasın. Adam ne seni ne de evliliğinizi umursamıyor bile." "Sam, sana lütfen dedim. Daniel hakkında böyle konuşamazsın. Biz birbirimizi seviyoruz. Sürekli arıyor beni ve gittiği yerlerden de kart atıyor." "Sahi mi?" dedi Samantha, oturduğu yerden doğrularak. "Demek birbirinizi seviyorsunuz. Peki neden seni de yanında götürmedi? Bu kadar süre senden ayrı nasıl kalabiliyor?" "Biz, bunları konuştuk tamam mı? Önümüzdeki ayın sonunda dönecek ve bir ev tutacağız. Sadece para biriktiriyor ve ben yanındayken bunu yapamazdı. Hem," omuzlarını kaldırdı Carmen, "Ben ona ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramazdım." "Tanrı aşkına." Samantha da kardeşi gibi gözlerini devirip hızla odasındaki banyoya girdi. Duş almak, aptal Carmen'e laf anlatmaktan daha iyi gelecekti ona. Duştan çıkığında, Carmen odada yoktu. Her zamanki gibi doğruları yüzüne vurmak ona ağır gelmişti yine. Vücuduna sardığı havluyla yatağın kenarına oturdu ve diğer küçük havluyla saçlarını kurulamaya başladı. Tam o sırada tıklatılan kapının ardından Sue'nin sesi duyuldu. "Sam, girebilir miyim?" "Elbette tatlım." Küçük kız açtığı kapının arkasından önce başını uzattı ve çekçekli valizi sürükleyerek odanın ortasına kadar getirdi. "Vay canına fındık faresi, sen gerçekten de büyümüşsün. Bu valizi buraya kadar çıkarabildiğine göre, artık sana ufaklık dememeliyim sanırım." Sue güldüğünde, yerine yenisi gelen ön iki dişleri göründü. O kadar sevimli bir çocuktu ki, hâlâ annesinin onu nasıl bırakıp gittiğini bir türlü aklı almıyordu. "Aslında, yukarıya kadar babam taşıdı." "Yine de çok güçlüsün bence, gel buraya" Onu kucağına oturtarak saçlarını okşadı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Küçük kız da aynı sevecenlikle boynuna sarılıp öptü. "Banyo mu yaptın sen?" "Evet canım" "Saçlarını ben taraya bilir miyim?" "Neden olmasın." Sue'ye valizinin ön gözündeki fırçalı tarağı vererek yatağın önünde yere oturdu. Sue de arkasında oturarak siyah nemli saçlarını beceriksizce taramaya başladı. "Saçların çok güzel, Sam" "Teşekkür ederim canım" "Büyüdüğümde benim de böyle güzel saçlarım olacak mı?" "Hmm. Bence, çok daha güzel olacaklar." "Söz mü?" diyerek başını yüzünü görebilmek için öne doğru eğdiğinde, Samantha ona bakarak gülümsedi. "Söz, fındık faresi. Samita sözü." dedikten sonra, parmaklarını birbirine kenetledi. Hazırlandıktan sonra Sue ile el ele merdivenlerden indiklerinde hemen karşıda, cam kenarındaki büyük masanın başında tüm ev halkı toplanmıştı. Yine eski günlerdeki gibi sofra eksiksiz ve kusursuzdu. "Vay canına güzel Samantha'm" "Peder Agosto!" Ona tek kaşını kaldıran, orta yaşını geçkin esmer adam, hâlâ alın kısmı açılmış, kırlaşmaya yüz tutmuş saçları ve yuvarlak yüz hatlarıyla kollarını açmış gülümsüyordu. "Baba'ya ne oldu?" "Nasılsın baba?" Peder Agosto, aylardır görmediği kızına sarılarak kokusunu doyasıya içine çekti. "Bakalım hâlâ seni taşıyabiliyor muyum?" diyerek, genç kadını kaldırıp kucağında bir tur döndürürken Samantha, kahkahalarla gülüyordu. "Formunuzdan hiç bir şey kaybetmemişsiniz Peder." "Oysaki, sen kaybetmişsin Samita." dedikten sonra karısına dönerek, "Bu kız zayıflamış Deanna. Ona daha iyi bakmalıyız." Deanna, dolgun kısa saçlarını eliyle kabarttıktan sonra sofradaki gülen gözlere baktı. "Ah, elbette. Haydi yemekleri soğutmadan önce başlayalım. Bu gece duayı sen yapmak ister misin Sue?" Küçük kız, neşeyle el çırptı ve ardından herkes gibi ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "Yüce Tanrım! Bize verdiğin nimetler için sana sonsuz şükürler olsun. Bizi hiç bir zaman açlıkla sınama ve bizi doğru yoldan asla ayırma." Hepsi birden "Amen!" diyerek yemeklerine başladılar. Sofrada çatal kaşık seslerinin yanını hoş sohbet ve gülüşmeler almıştı ki, Deanna'nın sözleri bir anda ortamı sessizliğe bürüdü. "Biri var Sam." Samantha da diğerleriyle aynı anda ciddileşmişti. "Çok hoş biri. Üstelik varlıklı bir ailenin oğlu. Adrian Felix. Babasıyla, Texas'ta petrol çıkartma işi yapan bir şirketleri var. Adrian Mountain'deki ofislerinde çalışıyor. Eşi, geçtiğimiz ay vefat etti. Bir trafik kazasında." Deanna'nın sesi de tedirgindi aslında. Samantha'nın vereceği tepkiyi merak ediyordu. "Üç yaşında bir oğlu var." "Deanna lütfen!" diye sözünü kesti Peder Agosto. "Ama Agosto, ben Sam'in iyiliğini düşünüyorum. İyi bir evlilik yapsın ve yaşıtları gibi mutlu olsun istiyorum." Herkesin birbirlerine manalı bakışmaları sürerken, Agosto devam etti. "Belki de bu kararı ona bırakmalıyız. Sonuçta bu onun hayatı." Sofrada o yokmuş gibi konuşmaları canını sıkmıştı Samantha'nın, ancak babasının onu savunması da hoşuna gitmişti. Hayatta en son isteyeceği şey, âşık olmadan evlenmekti. Üstelik adamın bir de çocuğu vardı. Oysaki, sevdiği ve âşık olduğu adama çocuklarını doğurmayı kendisi isterdi. Geçmişte kalan bir eşin gölgesinde yaşam sürmek ise hiç de Samantha'ya göre bir şey değildi. Yine de geldiği ilk günden tatsızlık çıkmasın diye cevap vermemeyi tercih etti. Zaten Peder Agosto, onun yerine de konuşmuş, ve sonrasında yemekler aynı sessizlikte yenmeye devam etmişti. Gece yatmadan önce, kendi odasına gitmeden merdivenin diğer tarafındaki odanın kapısını tıklattı. İçeriden ses gelmeyince kapıyı hafif aralayarak içeriye bakmadan konuştu. "Müsait misin Sergio?" tıpkı onun gibi fısıltıyla cevap verdi genç adam. "Elbette Sam, girsene!" Samantha, abisinin tek kişilik bir yatakta kızıyla kucak kucağa sarılmış vaziyette yattığını görünce içi burkuldu. Sue, çoktan uykuya dalmıştı. Ama ay ışığının, küçük üçgen pencereden aydınlattığı yüzünü gördüğü kadarıyla Sergio hiç uyumamıştı. Yatağın, Sue'nin yattığı tarafında dizlerinin üzerine çökerek, uyuyan kızın saçlarını okşamaya başladı. Abisiyle göz göze geldikten sonra güçlü bir şekilde yutkundu. "Bana neden söylemedin?" "Söyleseydim bir şey değişecek miydi? Onca yolun üzerine bir de ben, dertlerimle seni yoracaktım." Samantha hüzünle küçük kıza baktı. Uyandırmamak için ikisi de fısıltıyla konuşuyordu. "Sue, biliyor mu?" "Evet." "Nasıl?" "Mektubu o bulmuş. Okumayı geçtiğimiz sene söktü biliyorsun." "Lanet olsun! Zavallı küçüğüm. Bu onun için çok zor olmalı." "Yine de hiç bir şey olmamış gibi davranabiliyor. Sanki rolleri değiştirmiş gibiyiz. Bu ayrılıktan en çok hasar alan benim. Kızım benden daha güçlü." "Birbirinize güç vereceksiniz. Atlatacaksınız inan bana." "İnanıyorum. Kızım benim her şeyim, ve bu hayata yalnızca onun için devam edeceğim." "Bir çaresi yok mu? Yani Maria, geri dönmez mi?" "Sanmıyorum. Olsa bile artık istemiyorum. Kızım ve ben birbirimize yeteriz. Kavga gürültü içinde bir ortamda büyümesindense, birlikte daha mutlu olabiliriz." "Anlıyorum." Sam, Sue'nin alnına tüy kadar hafif bir öpücük kondurduktan sonra, abisinin elini tuttu ve güç vermek istercesine sıktı. Birbirlerine buruk bir şekilde gülümsedikten sonra tam kapıdan çıkacağı sırada Sergio'nun sesiyle durdu. "Deanna'ya kızma Sam. O sadece bizim yaptığımız hatalardan birine düşmemen için uğraşıyor. Ne Carmen ne de ben doğru kişileri bulamadık. Üçüncü bir çocuğunun daha mutsuz olmasını kaldıramaz." Samantha, gülümsedi ve gideceği sırada Sergio'nun sesiyle tekrar durdu. "Ve Sam, Adrian ve ailesi yarın sabah kahvaltıya geliyorlar. Bunu yemekte sana söyleyemedi. Artık biliyorsun."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE