1. Bölüm ▪️ No: 458▪️

2966 Kelimeler
İncidere sokaklarında baharın serin soluğu çoktan çekilmiş yerini ağır ağır bastıran yaz sıcaklarına bırakmıştı. Gün ışığı taş duvarlara altın rengi bir ışıltıyla vuruyor, zaman ise acele etmeyi unutmuş gibi ağırdan akıyordu. Sokağın en eski aynı zamanda en lüks yapılarından birine dayanan tarihi pastanede büyük bir telaş vardı vardı. Kapı önünde uzunca bir insan kuyruğu, içeride yükselen fincan şıngırtıları ve kahve kokusuna karışan iştah açıcı tatlılar... Bütün o uğultunun tam ortasında Balım Erdem, elindeki tepsiyle masalar arasında ustaca süzülüyordu. “Balım!” Ses kalabalığın içinden sıyrılıp ona ulaştığında yabancı turistlere siparişlerini bırakmıştı. Yüzündeki profesyonel tebessümü bozmadan kısa bir “Afiyet olsun." dedi, ardından arkasını dönüp ismini yineleyen sese doğru seri adımlarla yürüdü. “Buyurun, Şahin Bey?” Şahin Koral her zamanki gibi aceleciydi. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, bir yandan saate bakıyor bir yandan çalışanları göz ucuyla kontrol ediyordu. “Toparlan,” dedi doğrudan konuya girerek. Eliyle kısa bir işaret yaptı. “Sana da uygunsa bugün otele geçmeni isteyeceğim.” Balım’ın kaşları istemsizce çatıldı. “Otel mi?” diye sordu, sesindeki şaşkınlığı gizlemeye çalışmadan. “Ben sadece burada çalışıyorum. Otel kısmında hiç görev almadım.” “Biliyorum.” Şahin Koral başını salladı. “Ama akşama büyük bir davet var. Personel eksiğimiz bulunuyor. Güvenebileceğim birine ihtiyacım var.” Kısa bir duraksamanın ardından ekledi. “Ücretini de fazlasıyla alacaksın.” Balım susup etrafa baktı. Mekân gerçekten yoğundu. Masalar dolu doluydu, siparişler üst üste geliyordu. Giderse yük arkadaşlarına binecekti. Üstelik bazıları en küçük şeyi bile mesele yapmaya hazırdı. “Burası da kalabalık,” dedi temkinle bir sesle. Doğrudan itiraz edemedi. Şahin Koral hafifçe yaklaştı, sesini alçalttı. “Balım… Sen gitmezsen bir başkası gidecek.” Bakışları, tezgâhın arkasında koşturan çalışanlara kaydı. “Ama ihtiyacı olan sensin. O yüzden önce sana sordum.” Şahin Koral'ın son sözleri Balım’ın içine dokundu. İhtiyacı vardı. Hem de sandığından çok daha fazla ihtiyacı vardı. Üç ay sonra üniversite sonuçları açıklanacaktı. Gideceği şehir, kalacağı yer, kitaplar, yol masrafları... Hepsi gözünde büyüyordu. Şahin Koral kaşlarını çatarak düşünür gibi oldu. “Şu… senin arkadaşın vardı. Otelde çalışan. Adı neydi?” “Lize,” dedi Balım hemen. “Hah, evet. Lize orada zaten görevli. Sana yardımcı olur. Öyle korkulacak bir iş değil. Servis düzeni, masa takibi… Sen buradaki tempoyu kaldırıyorsan orayı hayli hayli kaldırırsın. Sana güvenim sonsuz, Balım." diyerek genç kızın iş disiplinini ve çalışkanlığını belirtti. Balım derin bir nefes aldı. İçindeki tereddütle ihtiyacı arasında ince bir çizgi vardı. Bir anlığına müdürüne değil de yıllardır kendisine kol kanat geren ağabeyine bakar gibi baktı. “Şahin ağabey…” dedi yumuşak bir sesle. “Gerçekten sorun çıkmaz değil mi? Babam..." Cümlenin gerisi dudaklarının arasında eriyip gitti. Söyleyemediklerini gözleri tamamlıyordu. İçine çöken o tanıdık endişe omuzlarına görünmez bir ağırlık gibi binmişti. Babası Halil Erdem, burada çalışmasına zar zor razı olmuşken şimdi bir de otele gittiğini duyarsa Balım’ın kurduğu bütün denge bir anda yerle bir olabilirdi. Şahin Koral’ın yüzündeki sert ifade az da olsa gevşedi. “Çıkarsa da ben buradayım,” dedi net bir tonla. "Merak etme. Babana gelecek olursak... aramızda küçük bir sır." Balım başını eğdi. Bu işe onun sayesinde girmişti. Babası mümkün değil diyerek göklerden gelirken imdadına bu adam yetişmişti. Şahin Koral'a güveni tamdı. Çoğu zaman az konuşur, sert görünürdü ama asla haksızlık etmezdi. Adaletli bir adamdı. “Tamam,” dedi sonunda tebessüm ederek. “Giderim.” Şahin Koral memnuniyetle başını salladı. “Aferin Balım. Bir saat içinde çıkışını ayarla. Otelde seni bekliyor olacaklar.” Balım yeniden kalabalığa karışırken içini hem tedirginlik hem de tuhaf bir heyecan kapladı. İncidere’nin ağır yaz sıcağı omuzlarına çökmüş olsa da içinde bambaşka bir heyecan vardı artık. Çünkü bu kafede bir haftada kazandığı maaşı belki de otelde bir gecede kazanacaktı. Şahin Koral’ın kendisine tanıdığı bir saatlik mühlet boyunca Balım kafenin taş duvarları arasında adeta zamana karşı yarıştı. Eksikleri toparladı, yarım kalan işleri sessizce tamamladı ve arkadaşlarının omuzlarına çöken yükü biraz olsun hafifletebilmek için elinden geleni yaptı. Bir saatlik sürenin dolmasını ardından son kez çevresine göz gezdirdikten sonra uçsuz bucaksız denizi ayaklarının altına seren kafeden çıktı. Ardından Şahin’in kendisini otele götürmesi için gönderdiği araca yöneldi ve yola koyuldu. On- on beş dakika sonra araç otelin önünde durdu. Motorun sesi kesildiğinde Balım şoföre nazik bir şekilde tebessüm ederek teşekkür edip kapıyı açarak aşağı indi. Hızlı ama ölçülü adımlarla içeri girdi. Döner kapının ardından yayılan serinlik yüzüne çarparken yüksek tavanlı lobinin loş ve ağır havası bir anlığına nefesini kesti. Kristal avizelerden süzülen ışık mermer zeminde kırılıyor, her adımda topuk sesleri yankılanıyordu. Resepsiyon bankosuna yaklaşırken omuzlarını dikleştirdi. İçinde kıpırdayan tedirginliği yüzüne yansıtmamaya kararlıydı. “Merhaba,” Karşısındaki kadının gözlerine doğrudan bakarak hafif bir tebessüm ekledi. “Beni Şahin Koral gönderdi. Murat Bey’in haberi var.” Resepsiyondaki kadın profesyonel bir alışkanlıkla, belli belirsiz kısa bir bakışla onu baştan aşağı süzdü. Ardından bilgisayar ekranına döndü. “Hoş geldiniz.” Parmakları klavyede seri hareket ederken başını kaldırmadan devam etti. “İsminizi alabilir miyim?” “Balım Erdem.” Kadın ekrana bir kez daha göz gezdirdi, sonra bu kez daha sıcak bir ifadeyle baktı. “Evet, not düşülmüş. Murat Bey şu an bir görüşmede. Sizi biraz bekleteceğim.” “Tabii,” dedi Balım, acele etmediğini belli eden bir baş hareketiyle. “Sorun değil.” Bankodan uzaklaşıp kenardaki oturma grubuna yöneldi. Otelin lobisi başlı başına bir gösteriydi. Krem ve altın tonlarının hâkim olduğu geniş alan, ağır ama rahatsız etmeyen bir parfüm kokusuyla doluydu. Balım yavaşça koltuğa oturdu. Çantasını dizlerinin üzerine yerleştirirken bakışları istemsizce etrafta dolaştı. Duvarlardaki tablolar, ince detaylarla süslenmiş sütunlar… Buralar böyleyse, diye geçirdi içinden, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılarak, kim bilir odalar nasıldır… Zaman ağır ağır akarken Balım kendine doğru yürüyen orta yaşlı adamı fark edince anında ayağa kalktı ve elbisesini hafifçe düzeltti. “Balım Erdem, değil mi?” Elini hafifçe öne doğru uzatan adamın elini sıkarak kafasını salladı. “Evet." diye yanıtladı Balım, sesinde hafif bir titreme vardı. Adam hafifçe başını salladı ve elini geri çekti. “Murat Bey beni bilgilendirdi, Balım Hanım. Bu gece kritik bir organizasyon gerçekleşecek ve herhangi bir aksaklık yaşanmasını istemiyoruz. Şahin Bey sizden övgüyle bahsetti dolayısıyla güvenimiz tam. Gelin, davet salonuna geçelim; orada detayları konuşuruz." 🍯🍯🍯 "Ay keşke hep burada çalışsan Balım!" Bülbül gibi şakıyan Lize'nin çocuksu neşesine tebessüm etti Balım. “O süt çocuğu kırk yılın başında doğru bir iş yaptı." dedi kendi kendine gülümsemesini gizlemeye çalışarak. Balım kıkırdadı. Lize’nin Şahin Koral’a olan sevgisi Balım’ın gözlerini yaşartıyordu! "Ay lafa daldım sormayı unuttum!" aklına daha yeni gelmiş gibi yaptığı işe ara vererek Balım'a çevirdi yönünü. "Halil amca nasıl izin verdi gelmene? Zamanında az bir yerlerimi yırtmadım! Nuh dedi peygamber demedi ya adam!" "Bilmiyor ki.." Balım gözlerini kaçırdı. "Haberi yok yani." "Bu kin ne zaman bitecek acaba?" diyerek göz devirdi Lize. "Kaç yıl oldu sahi?" "Üç…” dedi Balım, neredeyse fısıltıyla. Tam üç yıl. Ablasının yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı, adını özgürce anamayalı üç koca yıl geçmişti. Zaman bazı acıları törpülemek yerine daha da keskinleştiriyordu. Banu’nun eksikliği de öyleydi. Evde kimse adını anmıyordu ama yokluğu her an hissediliyordu. Banu Erdem... Banu yıllar önce İncidere’ye gelen varlıklı bir iş adamıyla tanışmıştı. Adamın gelişi kasabada uzun süre konuşulmuştu. Hem serveti hem de etrafındaki gizemli hava dikkat çekiciydi. Tanışmaları kısa sürede yakınlığa, yakınlık da ciddi bir ilişkiye dönüşmüştü. Aynı yıl içinde evlenmeye karar vermişlerdi. Asıl kırılma noktası ise o karardan sonra başlamıştı. Halil Erdem, Zemheroğlu ailesinin sıradan bir aile olmadığını açıkça ailesine söylemişti. İncidere'de çeşitli işletmeleri olan, İstanbul’da yaşayan, güçlü ve etkili bir aile olduklarını bunun yanı sıra servetlerinin arkasında temiz olmayan ilişkiler bulunduğunu düşünüyordu. Kızını, adı yeraltı dünyasında sıklıkla anıldığı söylenen bir ailenin içine gönderemeyeceğini net bir dille ifade etmişti. İsteme günü yaşananlar hâlâ Balım’ın zihninde berraktı.Salon ağır bir sessizlikle doluydu. Zemheroğlu ailesinin erkekleri koyu renk takımları içinde soğukkanlı bir tavırla oturuyor, etrafı dikkatle süzüyorlardı. Babası ise ayakta, öfkesini gizleme gereği duymadan konuşuyordu. “Ben kızımı mafyavari işlere bulaşmış bir aileye veremem,” demişti yıllar evvel. “Bu konu burada kapanmıştır.” Sözleri açık, tavrı kesindi. O an, iki aile arasındaki mesafe geri dönülmez biçimde büyümüştü. Her şeye rağmen Zemheroğlu ailesi birkaç kez daha kapıya kadar gelmiş, ancak her seferinde aynı cevabı almıştı. Evde ise huzur kalmamıştı. Annesi gözyaşlarını saklamaya çalışıyor, Banu odasından çıkmıyor, Halil Erdem ise suskunluğunu inatla sürdürüyordu. Aynı çatı altında yaşayan ama birbirlerinden uzak duran çekirdek ailelerinde huzur falan kalmamıştı. Balım o günleri düşündüğünde içine çöken sıkıntıyı yıllar geçmesine rağmen oldukça net bir şekilde anımsıyordu. Hele ki gözlerini cehennem gibi bir sabaha açtığı o lanet günü... Annesinin çığlığıyla uyanmıştı. Ses, evin duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Merdivenlerden nasıl indiğini hatırlamıyordu. Salonun ortasında annesi dizlerinin üzerine çökmüş, gözyaşları içinde babasına yükleniyordu. "Senin yüzünden!” diye haykırıyordu. Halil Erdem ise tek kelime etmiyordu. Yüzü ifadesizdi.Sanki içinde kopan fırtınayı dışarı yansıtmamaya yemin etmişti. Annesinin yere düşürdüğü mektubu eline alıp okuduğunda başından aşağı kaynar suların döküldüğünü hissetmişti. Banu gitmişti. Odasındaki dolap boşaltılmış, kişisel eşyalarının çoğu alınmıştı. Ailesini sadece bir not bırakarak terketmişti. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Banu Erdem'in adı bir daha evde anılmadı. Halil Erdem bu konudaki tavrını açık bir şekilde ortaya koymuştu ve konu kapanmıştı. Balım için hiçbir şey kapanmamıştı. Ablasının kahkahası, saçlarını toplarken aynaya bakışı, gece fısıltıyla kendisine anlattıkları… Hepsi zihninde canlıydı. Banu onun hem en yakın arkadaşı hem de ablasıydı. Nasıl unutabilirdi ki onu? Nasıl sırtını dönebilirdi? “Bal böceğim…” dedi Lize yumuşak bir sesle. Elini Balım’ın koluna dikkatlice koydu. “Özür dilerim. Niyetim seni üzmek değildi." Balım başını çevirdi. Dudaklarında küçük, kontrollü bir gülümseme vardı. “Biliyorum,” dedi sakin bir tonda ve Lize'nin elini tuttu.“Sorun yok aşkım.” 🍯🍯🍯 Gece bütün ağırlığıyla devam ediyordu. Salonun yüksek tavanlarına çarpıp dağılan müzik sesi, kadehlerin tokuşması, bitmeyen siparişler… Balım’ın başı uğulduyordu. Sabahın erken saatlerinden beri ayaktaydı. Önce kafede çalışmış, ardından doğruca otele geçmişti. Bedeni artık dinlenmek istiyordu. Otel o akşam her zamankinden daha kalabalıktı. Bünyesinde açılacak gece kulübünün daveti vardı. Konuklar önce balo salonunda ağırlanmış ardından yemek servisine geçilmişti. Yemekli organizasyon demek, iki kat iş yükü demekti. Sürekli dolan tabaklar, boşalan kadehler, eksilen servisler… Personel neredeyse nefes almadan çalışmıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde misafirler gruplar hâlinde gece kulübüne geçmeye başlayınca salon biraz olsun sakinleşti. Gürültü azalmış, masa aralarındaki telaş hafiflemişti. Ama Balım için iş işten geçmişti. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. “Balım!” Ses kalabalığın içinden sıyrılıp kulağına ulaştı. Siyah mini eteğini düzelterek yanına gelen Lize’ye yorgun gözlerle baktı. Kirpikleri ağırlaşmıştı. Bıraksalar olduğu yere oturup uyuyacaktı. “Balım!” diye yineledi Lize bu kez daha yakından. “Hı?” Balım gözlerini aralamaya çalıştı. “Bitti mi? Hadi gidelim, Lize… Şuraya otursam uyuyup kalacağım.” “Az kaldı,” dedi Lize, nefesini toparlayarak. “Benim mutfak tarafında birkaç işim var ama-" “Tamam,” dedi Balım hemen. “Beklerim seni." “Saçmalama Balım!” Lize kaşlarını çattı. “Bu hâlinle bir köşede düşüp kalırsın. Şahin Bey bize oda ayarlamış. Çık uyu hemen." Normal şartlarda Balım bu cümleyi duyduğu anda sorgular, Lize’yi sıkıştırır ve çeşitli imalarda bulunurdu. Fakat yorgunluk onu köreltmişti. Söylenenleri anlamlandıracak enerjisi yoktu. “Sen oda kartını al, yukarı çık.” diye devam etti Lize daha yumuşak bir sesle. “Ben yarım saate gelirim.” “Babam kızar…” diye mırıldandı Balım. “Ben eve geçeyim-" “Bu saatte mi?” Lize iyice eğildi. “Gece yarısını geçti. Nasıl gideceksin tek başına?” Kaşlarını çatarak Balım’ın kucağındaki telefonu aldı. “Neslihan teyzeye bizde kalacağını yazıyorum. Merak etmez.” Balım itiraz edecek gibi oldu ama vazgeçti. Göz kapakları yeniden kapanıyordu. Gerçekten ayakta duracak hâli kalmamıştı. Lize birkaç dakika içinde mesajı atmış, resepsiyondan oda kartını almış ve numarayı Balım’a tekrar etmişti. “Dörtyüz seksen beş. Unutma,” dedi kartı eline tutuştururken. “Direkt çık. Ben de geliyorum.” Balım başını salladı. Teşekkür edecek hâli bile yoktu. Gözlerini ovalayarak asansöre yöneldi. Lobinin mermer zemini ayaklarının altında kayıyormuş gibi hissediyordu. Asansörün kapıları kapanırken aynadaki yansımasına kısa bir an baktı. Makyajı dağılmış, sarı saçları birbirine girmiş, göz altları hafifçe morarmıştı. Yorgunluğu yüzüne açıkça yansıyordu. Asansör durduğunda kapılar yavaşça açıldı. Balım derin bir nefes alıp dışarı çıktı. Koridor, alt kattaki kalabalığın aksine sessizdi. Başındaki uğultuya aldırış etmeden odayı aramaya koyuldu. Nihayet bulduğunda elindeki kartı kapıya uzatmak üzereydi ki kapı aniden içeriden açıldı. Balım refleksle geri çekildi. Karşısında oldukça uzun boylu, esmer bir kadın duruyordu. Üzerindeki dar elbise kusursuz fiziğini vurguluyor, yüzündeki makyaj kusursuz bir soğukkanlılıkla tamamlanıyordu. Balım bir an afalladı. Yanlış mı gelmişti? Bulanık gözlerle kapının üzerindeki numaraya baktı. 485. Doğruydu. “Özür dilerim,” diye mırıldandı, çarpmaktan son anda kurtulduğu kadına bakarak. Kadın kısa bir an süzdü onu. Ardından dudaklarının kenarında belirsiz bir tebessüm oluştu. “Odayı temiz.” dedi kayıtsız bir tonla. Sanki açıklama yapmak zorundaymış gibi değil de, laf olsun diye konuşuyordu. "Hiçbir yere dokunmadım." Balım’ın kaşları hafifçe çatıldı. Ne demek istediğini tam anlayamamıştı. “Neyse, geç sen yine şekerim. Ben çıkıyorum.” diye ekledi kadın, yanından süratle geçerken.Parfümünün ağır ve pahalı kokusu koridorda kısa bir iz bıraktı. Uzaklaşırken kendi kendine söylendiğini duydu Balım. “Adam temizlik hastası çıktı iyi mi…” Cümleyi tam seçemedi. Yorgun zihni kelimeleri birleştirmekte zorlanıyordu. Omuz silkti. Anlaşılan çıkış yapmak üzere olan bir misafirdi. Üzerinde pek durmadı. Şu an tek istediği uyumaktı. Odaya girip kapıyı kapattı. İçerisi düzenli ve sakindi. Perdeler çekilmiş, loş bir gece lambası yanıyordu. Klima hafif bir uğultuyla çalışıyor, odanın içine temiz ve serin bir hava yayıyordu. Ayakkabılarını kapının yanında çıkardı. Üzerindeki siyah mini eteği yavaşça üzerinden sıyırdı. Ardından gün boyu bedenini saran beyaz gömleğin düğmelerini çözdü. Hareketleri ağır ve isteksizdi. Üzerinde sadece toz pembe çamaşır takımı kalmıştı. Gece lambası kapatarak odayı zifiri karanlığa boğdu ve yatağa doğru yürüdü. Çarşaflar ütülü ve tertemizdi. Hafif bir sabun ve lavanta kokusu geliyordu. Yorganı aralayıp kendini yatağa bıraktı. Başını yastığa koyduğu anda bedenindeki tüm direnç çözüldü. Göz kapakları bir an bile direnmedi. Balım, birkaç dakika içinde derin ve ağır bir uykuya teslim oldu. 🍯🍯🍯 Kapıyı arkasından sertçe kapattığında odanın içinde yankılanan ses gecenin sessizliğini bir anlığına paramparça etti. Ardından her şey yeniden karanlığa ve dinginliğe gömüldü. Oda zifiri karanlıktı. İçeriyi yalnızca geniş balkon kapısından sızan ay ışığı silik bir şekilde aydınlatıyordu. Saat oldukça ilerlemişti. Önce otelde düzenlenen davet, ardından gece kulübündeki program… Süha Zemheroğlu için uzun ve yorucu bir gece olmuştu. Ev sahibi konumundaydı ve ne yazık ki daveti terk etmesi söz konusu bile değildi. Bu yüzden yorgunluğunu bastırarak geceyi sonuna kadar taşımıştı. Ceketini rastgele bir köşeye fırlattı. Gömleğinin düğmelerini çözmeye başladığı sırada ayağına takılan ince kumaş parçası onu duraksattı. Refleksle geri çekildi. Eğilip yerdeki ipeksi kumaşı eline aldığında yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti. Kaşları çatıldı, bakışları sertleşti. Başını kaldırıp yatağa doğru çevirdi. Ay ışığı geniş yatağın üzerine düşüyor, beyaz çarşafın üzerinde uzanan silüeti belli belirsiz ortaya çıkarıyordu. Bir an için yanlış gördüğünü düşündü ama hayır yatağında bir kadın yatıyordu. Sözünün dikkate alınmaması, verdiği talimatın hiçe sayılması onda her zaman keskin bir huzursuzluk yaratırdı. Kontrolü elinde tutmaya alışkındı. Kontrol kaybı ise sabrını incelten ve onu öfkeye boğan bir güçsüzlüktü. “Ne işin var senin burada?” dedi sert bir sesle. “Gitmen gerektiği kimse öylenmedi mi?” Gece yarısı ortaklarından birinin odasına bir kadın gönderdiğini öğrenmişti. Durumdan haberdar olur olmaz açıkça reddetmiş, kadının derhal gönderilmesiiçin gerekli talimatı vermişti. Anlaşılan o ki talimatı ya önemsenmemiş ya da kasıtlı olarak görmezden gelinmişti. Elindeki kumaşı koltuğun üzerine bıraktı. Gömleğini çıkarıp bir kenara attı ardından pantolonunu da seri hareketlerle üzerinden sıyırdı. Yorgunluğu artık yalnızca fiziksel değildi. Zihnindeki gerilim kaslarına da yansıyordu. Kadın hâlâ kıpırdamıyordu. Belki uyuyordu, belki de uyuyor numarası yapıyordu. Süha, yatağın boş tarafına mesafeli bir şekilde uzandı. Tavana baktı. Burnuna hafif, tatlı bir koku çarpıyordu. Gözlerini kapadı. İçinde yükselen öfkeyi düzenli nefeslerle kontrol altına almaya çalıştı. Derin nefes alışverişleri ile içine dolan koku bedenini uyarmaya başlamıştı. Elini çamaşırının üzerinden erkekliğine atarak kavradı. Lanet olsun ki sertleşmeye başlıyordu. İnanılır gibi değildi fakat yanında yatan kadının lanet kokusu yüzünden aleti şaha kalkmakla meşguldü. Dişlerini öfkeyle birbirine bastırdı. Öfkeyle duşa girmek için doğrulacağı esnada göğsüne sığınan kadınla ne yapacağını bilemedi. Kaşları derinden çatılırken üzerine atılan incecik bacağın erkekliğine temas etmesi ile tüm film koptu. Kafasını eğerek göğsüne yapışan kadının dudaklarına yapıştı. Dudaklarının arasında bir şeker gibi eriyen etli dudakları emdikçe ereksiyonu arttı. Taş gibiydi. Genç kızın vanilya kokusu ciğerlerine doldukça kendinden geçti. Dudaklarından ayrılarak boynuna indi. Emip ısırmaya başladı. Genç kız kesik kesik kulağına doğru inliyordu. Elini sırtına doğru götürerek sütyenin kopçasını açtı. Genç kızın diri memelerine kısa bir bakış atarak avucuna aldı. Dik ve diri memesini yoğurmaya başladığında çoktan iri cüssesini kaldırıp bacak arasına girmiştir. Küçücük ucu parmaklarının arasında alıp sıkmaya başladığında boşta kalan göğsüne dudaklarını kapattı. "Ahh.." Küçük göğüs ucuna bir dil darbesi vurarak gözlerini kaldırıp inim inim inleyen kıza baktı. Hâlâ uyuyor muydu? Dişlerini küçük tepeciğe hafifçe bastırarak yüz ifadesini izlemeye koyuldu. Hafifçe buruşan yüzü, ihtiyaçla aralanan dudakları... Süha emdiği memeden dudaklarını ayırarak dişlerini alt dudağına geçirdi. Elini aralarına sokarak genç kızın dantel iç çamaşırı üzerinden kadınlığını avuçladı. Sırılsıklamdı. Dilini dudaklarının üzerinde gezdirerek ıslak kadınlığı dairesel hareketlerle ovmaya başladı. Amcığını okşarken dudakları kızın küçük çenesini oradan da aralık dudaklarını bulmuştu. "Uyandın mı?" diye fısıldadı aralık dudaklara doğru lâkin bir cevap alamadı. Şu an uyumanın hiç zamanı değildi. Madem sözlerini hiçe saymış ve gitmesini söylediği hâlde burada kalmıştı gerekeni yapacaktı. Küçük külotun ağını tutarak kenara çekti ve yumuşacık tenine parmaklarını değdirdi. Kızın yumuşacık sırılsıklam narinliğini ovarken artık patlama noktasına gelmişti. İç çamaşırını yırtarak fırlatan Süha Zemheroğlu doğrularak çırılçıplak kaldı. Kavradığı iri aletini tutup bir iki kere sıvazladı. Bacakları arasında durduğu kadının şişmiş ve sularla parlayan kadınlığına baktı. Göğsü şiddetle yükselip alçalıyordu. Dolgun ve kızarmış dudakları aralık, gözleri kapalı ihtiyaçla inliyordu. Süha öfkeyle kaşlarını çattı. Aletini kökünden kavrayarak iri başını gözlerini alamadığı ıslak kutuya değdirdi. Sıkı sıkıya kavradığı aletinin bu defa kaldırarak aynı noktaya sertçe indirdi. Sikiyle ıslak katlar arasında dolaşıyor, küçük amcığa aletiyle ardı ardına tokatlar vuruyordu. "Uyandın mı?" dedi bir kez daha. Fazlasıyla dolmuştu, her an boşalabilirdi. "Uyan dedim!" diye tısladı boğuk bir sesle. İri bedeniyle genç kızın üzerine uzanarak iri aletini küçük kadınlığına bastırdı ve sürtünmeye başladı. "Ahh…” Balım, dudaklarından kesik kesik iniltiler bırakarak gözlerini yavaşça araladı. İçinde bulunduğu anın gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyordu. Hızlı hızlı nefes alıp verirken gözleri üzerinde yükselen iri bedenin gözleriyle buluştuğunda nefesinin kesildiği hissetti. Kadınlığında hissettiği sertlikte bir an için donup kaldı. Gerçeklik algısı yerine geldiğinde ise hiç düşünmeden çığlığı basıverdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE