46. Bölüm: Ateş ve Kül Suna'nın siyah sedan'ın arkasından toz duman içinde kayboluşunu izleyen Ateş, saatlerce babasının çalışma odasında, karanlığa gömülmüş halde oturdu. Pencereden süzülen ay ışığı, masanın üzerindeki toz zerreciklerini aydınlatıyor, odada yalnızca Ateş'in düzensiz nefes alışverişleri ve zaman zaman iç geçirişleri duyuluyordu. İçinde, Suna'ya duyduğu öfkeden çok daha ağır basan, kemirici bir pişmanlık vardı. Mavi. İsmi zihninden her geçtiğinde, göğsüne saplanan bir bıçak gibi hissediyordu. O masum, kırılgan, ona sığınak olmuş kadını, bir an olsun babasının ölümünden şüphelenmişti. Suna'nın zehirli fısıltılarına kanmış, Mavi'nin gözlerindeki saflığı bile sorgular hale gelmişti. Şimdi, gerçeği öğrendiğinde hissettiği zafer değil, derin bir utanç ve kayıp duygusuydu. Zaf

