14. BÖLÜM
KAYBOLUŞLARIN ARDINDAKİ YIKIM
~İtiraf etmeliyim ki, 8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel.~
CEDRİC
'İnsanlar kumaş değil canımın en içi. Bir kere giyip kenara çöp gibiymiş gibi fırlatılmaz. Bir insanı kullanmak, kendisini yok saymaya benzer. Kendini kullanılmış gibi hissetmekse bu dünyadaki en acımasız oyundur. Dikkat et canımın içi. Oyun oynarken insanları kumaş parçasına benzetme.'
'Karşındaki kişinin hislerini küçümseme canımın içi. Sen göstererek hissettiriyorsan, karşındaki kişi bunu hissettirmeden göstermeye çalışır. Hisleri bir muma benzediğini düşün. Mumu yaktığında her yer aydınlanır. O mum sönerse karanlık olur. Oysaki o mum yansa da yanmasa da oradadır. Terk etmez bulunduğu yeri.'
'Bir taş sıradan bir kaya parçası değil mi? Değersiz gibi görünür. O taşın değeri anca ayağına batarsa ya da önüne çıkarsa belli olur. Kenarda duran bir taşı hiç kimse alıp da yerini değiştirmez ama önünü engelleyen küçücük bir taşı önünden çekmez istersin. Bir küçücük taşa bile değer verirsen onu kırmamaya çalış. Taşın ne gibi değeri olabilir ki, deme. Bu kâinatta ufak bir kumun bile değeri sıradan değildir.'
"Alper biz çıkıyoruz! Bavullar hazır değil mi?" kapı girişinde spor ayakkabılarının bağcıklarını düğümlerken bir yandan da uçağa yetişmek için aceleci davranmaya çalışıyordu. O günün üstesinden üç gün geçmiş ve odada kalan odada kalmıştı.
Arasta'ya renk vermemek adına epey çaba harcamıştı. Çünkü ne tepki verdiğini durmadan konusunu açıp duruyordu. Üç gün önce boyunca düşünmüştü ama bir türlü ihtimal vermek istemiyordu.
O gün ayrıyeten Doğan normal davranışlar sergileyerek hiç kimseye bir şey demeden evi terk etmiş ve o günden beri haberlerini alamamıştı. Evine bile gitmişti ama kapıyı açan kimse olmamıştı. Telefonu desen yanına almamış gibiydi. Durmadan arayıp dursa da açmamıştı.
Herkes, Doğan için telaşa kapılmış bakmadıkları yer kalmamıştı.
"Hazır Nefes Hanım! Bir gün sonraya da benim uçağım var. Arkanızdan hemen geleceğim."
"Bu bavullar kalmış ama! Al, Alper?" diyerek bir anda kucağına bıraktı. Alper kucağına fırlatılan bavulla sarsılırken dengesini zar zor toparlayabilmişti. Ardından kaşlarını çattı. Üzerine göz gezdirdikten sonra gözlerine baktı.
"Bu ne?" diye sorgular gibi sordu. Bavulu sertçe yere bırakırken çıkan sesle Arasta çığlık attı.
"Ay, yavaş olsana köle! İçinde kırılacaklar var?" bavuluna canı yanmışçasına bakarken Alper'e öldürücü bakışlar attı.
"Arabaya sığmaz o kıymetlin! Bırak zaten, arabanın yarısından çok senin bavullarını yerleştirdik." buz gibi bir tonla terslerken bavulu ellerinden kurtarmaya çalışarak kenara taşıdı. Nefes, ikilinin çocuk gibi didişmesine son noktayı koyarak birbirinden ayrılmalarına neden oldu.
"Arasta! Beş günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz! Ne gerek var dört bavula? Ardından İzmir'e, Bursa'ya ve beş ayrı ile gideceğiz? İş dışında sadece bir saatlik molamız var. Bu kadar kıyafete gerek yok. Seni tanıyorsam ki tanıyorum. Sana verdiğim sözün dışına çıkacaksın. Yeterince zaman kaybedeceksin, üstüne tonlarca kıyafet alacaksın? Neremizle taşıyalım gereksizleri ha Arasta?"
"Ağzından bağ damlıyor Nefes." dedi bu sefer 'hanım' kelimesini kullanmadan. Aslında kullanmasına da gerek yoktu. Onlar yıllar evvelden dosttular ama yine de arada kullanıyordu.
"Sen nereye?" dedi Nefes kaşlarını 'hayırdır' der gibi havaya kaldırıp Alper'e hitaben sorarken. "Doğan'a ulaşamadan hiçbir yere gelmiyorsun Alper!"
"Ama!" diye hiddetle itiraz etti. Gözleri kocaman olmuştu.
"Âmâsı yok! Doğan'ı bulmadan İstanbul'a gelme!" diye aynı emrivakiyle uyarırken son kez gözlerinin içine bakıp öne geçti. Arasta da arkaya geçerken huysuzca homurdanarak söyleniyordu. "Cumhurbaşkanı'yım ama hâlâ azat işitiyorum."
"Ben de senin annenim! Anne her şeyin başındadır." dedi Nefes alayla.
"Ha, ha! Aman ne komik espri! Gülmekten karnım yarıldı!" kinayeyle karnını tutarak çıkışınca Serkan da öne binmiş arabayı çalıştırmıştı.
"Aden üzgündü Nefes Hanım. Aslan yanında olmasına rağmen suratı bozuktu." diye konuya giren Serkan aynadan Nefes'e baktı. Nefes derin bir iç çekti. Kızını oradan oraya sürükleyemezdi. Sürekli başka şehirlerde olacaktı ve Aden o yoğunlukta bitap düşecekti. Tatil için İzmir'e gidecek olsaydı Aden'i de yanında götürürdü.
"Onu anlıyorum ama bu yoğunlukta peşimden sürükleyemezdim. Döndüğümde direkt onu da yanıma alıp tatile götüreceğim."
"Öyle yapsan iyi edersin bebeğim. Çünkü git gide sana kırılmaya başlıyor belli etmese de." dedi Arasta ciddiye dönerken.
"Biliyorum." dedi 'farkındayım' der gibi. "Büyüyor..." dudaklarının arasından fısıldadı. "Anlıyor..." bakışları yolu buldu.
"Doğan'dan haber yok değil mi hâlâ?" konuyu değiştirdi. Gözleri merakla Nefes'i izliyordu.
"Yok." dedi tepkisizce. Nedenini de bilmiyordu.
"Alper de gelseydi keşke. Eğlenceli olurdu?"
"Gelecek." dedi emin bir tavırla. "Ama Doğan'a ulaşınca."
"İtiraf et, değer vermeye başlıyorsun?" dedi Arasta munzur bir ifadeyle.
Nefes aynanın ardından kızgın gözlerle Arasta'ya baktı. Bu bakış 'Sus artık!' bakışıydı. Ama Arasta'nın susmanın niyeti yok gibi bir başka soru yöneltti.
"Doğan o yüzden ortalıkta kayboldu bence?" Nefes'in dikkatini çektiği anda kocaman bir alayla sırıttı. Nefes bir hızla başı, gövdesinden koparcasına arkaya çevirirken yüzünde allak bullak bir ifade yayılmıştı.
"Ne? Doğan niye ortalıkta kayboldu biliyor musun?"
"Tahmin edebiliyorum diyelim sadece?" derken imayla göz kırptı. Serkan araya girmek istese de kendini geri çekiyordu. O da merak etmişti, Doğan'ın ortaklıkta kaybolma sebebini.
"Arasta söylesene? Nedenini ne?" sabrı taşmaya başlayan hali gözlerindeki kıvılcımlardan belli oluyordu.
"Ödül olarak verdiğim kutudan dolayı." üstü kapalı açıklarken Nefes daha da öfkelendi. Ceketinin iç cebinden bir hışımla telefonu çıkarıp Arasta'ya mesaj yazdı.
Nefes Güneş:
Arasta!
Beni deli etmeyi ne zaman keseceksin? O ödülde ne vardı?
Kendisine verildiği kutunun bir benzeri ona gittiğini tahmin edebiliyordu. Çünkü Arasta hâlâ kendi hazırlattığı kutuların olduğunu zannediyordu. Belli ki eve biri girmişti. Yabancı biri girseydi alarmlar öterdi. Yanında çalışanları teker teker kameraların önüne geçirmiş ve hepsine yüz tanıma taramasından geçirmişti. Dışardan değil içerden biriydi, bu kişi.
Şüpheleri git gide çoğalıyor, her an herkes olabileceğinden kuşku ediyordu.
Arasta Pelin Aldin:
Hayatta söylemem!
Çatla!
Patla! ?
Nefes Güneş:
Ne söyledin!!!!
Pardon ne verdin!
Arasta!
Arasta muzip bir tavırla ön tarafta meraktan çıldıran Nefes'i keyifle seyrederken sessizce kıkırdıyordu.
Arasta Pelin Aldin:
Benim biricik bebeğime yumruk atmadan önce düşünecektin, bebeğim.
Hakkını kaybettin.?
Çavvv.
Şimdi şehir şehir boyunca kudur!
İntikamını aldım Alper bebeğim. ?
Mesaj kısmından çıktığı gibi yanındaki çantanın içine atarken zaferle arkasına yaslanmıştı. Nefes'in öfkeli bakışlarını dikiz aynasından izliyordu ve büyük bir keyif alıyordu. Doğan'a, Nefes'in ağzından yazdığı aşk mektubunu Nefes'e hayatta söylemezdi. Duyduğu an canına okuyacağını biliyordu.
Nefes'e verdiği kutulardan çıkan ödülle neden hâlâ tepkisiz kaldığını anlayabilmiş değildi. Gördüğü an havalara uçmasını beklerken hiçbir şey olmamış gibi davranması Arasta'yı epey afallatmışa benziyordu.
Hemşireliğe dönmesi için o kadar çok uğramıştı ki... Bir haftada yetişmesi Arasta'yı bayağı zorlamıştı.
SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI
"Arasta hanım İstanbul havalimanına hoş geldiniz! Birkaç soru sormamıza izin verir misiniz?"
"Arasta başkanım, kabine toplantısında çıkan gerginliğin sebebi nedir. Meclis neden ayaklandı?"
"Arast-"
Uçaktan iner inmez bir yığın muhabirlerle karşılaşan Arasta, art arda sorulan sorular karşısında bocalamıştı. Önü arkası kameralarla doluşurken bir adım atmalarına müsaade edilmiyordu. Aralarından güçlükle geçmeye çalışsa da hemen önünü kesiyorlar ve soru yardırmaya devam ediyorlardı.
Nefes sıkıntıyla Arasta'yı da muhabirlerden uzaklaştırmaya çalıştıkça araya kaynayan oluyordu. En son çare korumaları önlerine siper etmiş muhabirlerden zar zor kurtulmuşlardı.
"Bir an hiç kurtulamayacağımı zannettim." rahatlayarak nefes alan Arasta etrafına bakınmaya devam etti.
"Dua et sana kıyamadım! Yoksa hâlâ aralarında çürüyor olacaktın!" ters bir tavırla söylenerek yürümeye devam etti Nefes.
"Bu mu kıyamadığın halin?" hiddetle çığlık attı. "Asıl kıyamadığın halini gerçekten çok merak ediyorum bebeğim!" imayla göz devirdi.
"Gördüğünü sanıyordum?" dedi yalandan hayret etmişçesine.
"Göremedik Nefes Hanım! Her şeyinizi gördük ama kıyamadığınızı göremedik!"
"Nankör evlat!" çocuk azarlar gibi cıkladı.
"Vicdansız aney!"
"Birileri gezmekten bahsediyordu? Kimdi ya o?" Nefes oyunbaz bir edayla bilmiyormuş gibi sorarken gözleri her yeri tarıyordu. Umursamazca etrafını izlemeye devam ederken omuzuna yaslanan bir baş hissetti. Beline dolanan kollarla sinsice gülümsediği sırada taviz vermiyordu.
Arasta'nın çocuk gibi çıkan mırıltısı Nefes'e bir kedinin miyavlaması gibi geliyordu.
"Nefes?" harfleri uzatarak adını seslenirken sesini inceltti. Gözlerini kırpıştırıp masum rolüne girerken suyuna gitmeye çalışıyordu. Kalabalıkların arasında olmalarına rağmen Arasta bunu dert etmiyordu, umursamıyordu bile.
Aralarındaki bağ kardeşlikten fazlaydı ve bunu göstermekten asla çekinmezdi. Çekinecek bir durum yoktu zaten.
"Benim biricik güzel bebeğim!!!" nazlı çıkan sesiyle boynunun gıdıklandığı noktasına öpücük kondurdu. Nefes'ten tepki alamayınca daha çok öpücüğe boğarken işe yaramadığını anlayarak sinirli bir çocuk gibi çığlık atıp Nefes'ten ayrıldı.
"Offfff!"
"Bağırma! Biraz daha ikna edici yöntemler uygulasaydın, belki!" dedi omuzlarını hafif kaldırıp dudak bükerken.
"Alacağın olsun NEFES!" yanından hızlı adımlarla ayrılıp kalabalığın arasına karışmıştı. Arkasından gür kahkahalar atan Nefes, Arasta'nın çocuk hallerine izlemelere doyamıyordu.
Yanına Salih gelirken ellerinde bavulların bir kısmı vardı. Zorlanmadan bavulları ilerdeki arabaya yerleştirirken telefonu durmadan çalıp duruyordu. Nefes çalan telefonunun cevaplamayışıyla kuşkuyla Salih'i izlerken, Salih renk vermemeye çalışıyordu.
Bir süre sonra rahatsız olan Nefes, Salih'e dönerek 'aç' dedi gözleriyle. Salih mahcupça onaylarken eline çoktan telefonu almış Nefes'ten uzaklaşmıştı. Arkası dönük konuşmaya başlayan Salih'i izlemeye devam ederken sırtının arada gerilmesiyle ters bir şeyler olduğunu sezmişti.
İzlemeye devam etti. Salih sıkıntıyla omuzlarını silkeleyip dururken telefonda hızlı hızlı konuşmaya devam ediyordu. Arada bakışları kendisine değerken normal davranışlar sergilese de Nefes buna inanmıyordu. Kuşkuyla izlemeyi sürdürdü.
"Tamam." sesi Nefes'e ulaşınca telefonu kapatmış ve cebine atmıştı. Ardından diğer bavulları taşımaya devam ettiğinde ise Nefes adımlarını arabaya doğru yöneltti.
Bagaj bir süre sonra kapandı ve Salih hızlı hareketlerle öne geçti. Nefes'in, kendisini izlediğini görünce "Bir şey mi söyleyeceksiniz?" diye anlamayarak sordu. Nefes başını olumsuzca iki yana doğru salladı.
"Hayır."
"Diğerleri niye gelmedi? Gelseler daha iyiydi." diye söze giren Arasta'ya gözlerini değdirdi.
"Çok da kalabalık iyi değil." diye yanıtladı. "Gerek de yok."
"Kuduruyorsun değil mi? Ne aldığımı söylemedim diye?" konuyu yine oraya çekerken gözlerinde hinlik parıltısı çoğaldı.
"Merak etmiyorum." sesi donuktu ve meraksızdı.
Kulağına doğru eğildi ve sessizce fısıldadı. "Hı hıııı. Etmiyorsun, yedim ben de bunu! Aklında şuan da Doğan'ın nerede oluşu var ama bunu dile getirmekte sakınca görüyorsun? Ciğerini bilirim bebeğim ben senin! Yeme beni?"
"İster ye iste yeme Arasta. Etmiyorum, NOKTA!" sertleşen bakışları bakışlarına değdi. "Nereye gittiyse gitti, bana ne?"
"Neden herkes onu arıyor o zaman bebeğim?"
"Çünkü haber vermedi, tamam mı? Onun bir işi, sorumluğu var ve o, bunu hiçe sayarak ortadan kayboldu! Nedeni bile bilmediğimiz bir kayboluş!"
Gelmemesini istemesi ne kadar bencillikti. O, yanında durdukça kendini göremiyordu. Onun bakışları bile Nefes'e acı verirken, sevmesi; sevilmesi kim bilir ne gibi yangınlara neden olurdu?
"Öyle olsun bakalım?" 'ben bunu yedim say' der gibi bakıp önüne bakmaya devam etti.
"İmalı imalı bakmayı kes!" rahatsız olmuşçasına uyarırken inadına daha çok imalıca baktı.
"Kardeşine bağırmaya utanmıyor musun bebeğim? Bak, sonra ponçik kalbim kırılır?" yalandan üzülmüş gibi dudak büküp masumca göz kırpıştırırken Nefes bu komik hallerine daha fazla dayanamamıştı. Hafiften dudağının kenarıyla tebessüm ederken Arasta bu tebessümü yakaladığı gibi sevinçle haykırdı ve Nefes'e kollarını boğacak gibi sardı.
"Alper'e de böyle sarılasım varr. Ama yapamıyorum!" derin bir iç çekti. Dudaklarını üzgünce öne doğru sarkıtırken başını omzuna daha çok yasladı. Ona sarılmayı o kadar özlemişti ki...
"Sen sabah sabah içtin mi Arasta? Ne oluyor, bu Alper sevdası da bir anda nereden çıktı?" kaşlarını anlamsızca çattığı gibi donuk bir ses tonuyla sormuştu.
"Bir anda değil ki bebeğim. Çokkkkk uzun zamandır vardı bu sevda! Nefes?" dedi adını acıyla karışık çaresizce fısıldarken. Gözleri acıyla Nefes'teydi. "Ben onu çok özledim. Böyle yanımda ama sevememek çok acı bir şey."
"Çikolata mı yedin sen?" diye sordu. Çünkü sesi sarhoşlar gibi kayıyordu.
"Yedim! Yemez olaydım!"
Arasta'nın davranışlarını şimdi anlıyordu. Sabah sabah çikolata yediğinde ona dokunuyordu ve Arasta kim bilir sabahleyin kaç çikolata tüketmişti.
"Arasta kendine gelir misin yoksa ben kendi yöntemimi kullanayım mı? Başlayacağım senin Alper'ine de ha! Kızım seni bırakıp gidenden niye ümit bekliyorsun ki?" öfkeyle göz devirdi. Arasta'yı omzundan kaldırıp doğrulttu.
Kızgın gözleri gözlerini bulunca Arasta homurdanarak önüne dönmüştü. Bir anda Alper sevdası nereden çıkmıştı kendisi de anlamamıştı. Bir özlem yüreğine hançerlenmiş yavaş yavaş acısını çıkarıyordu.
Azerbaycan'dan döndüğünden beri içindeki duyguları bastırmaya çalışıyordu. Ara ara dalgaya alarak Alper'le uğraşsa da eskisi gibi olmaya çalışıyordu. Hataysa en güzeli diye düşündü.
Hayatında yaptığı en güzel hatası...
Duygularını umursamazlığa alarak arabanın içinde hafifçe bağırarak çıkıştı. "Aman iyi be! Sana da aşkımızı anlatmaya gelmiyor! Seni de göreceğiz ama ne zaman? Yanında o gözle kimseyi yanaştırmıyorsun ki?"
Yanaştırmış hatta uyumuştu. Fakat bundan Arasta'nın haberi yoktu.
?14. BÖLÜM
KAYBOLUŞLARIN ARDINDAKİ YIKIM
~İtiraf etmeliyim ki, 8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel.~
CEDRİC
'İnsanlar kumaş değil canımın en içi. Bir kere giyip kenara çöp gibiymiş gibi fırlatılmaz. Bir insanı kullanmak, kendisini yok saymaya benzer. Kendini kullanılmış gibi hissetmekse bu dünyadaki en acımasız oyundur. Dikkat et canımın içi. Oyun oynarken insanları kumaş parçasına benzetme.'
'Karşındaki kişinin hislerini küçümseme canımın içi. Sen göstererek hissettiriyorsan, karşındaki kişi bunu hissettirmeden göstermeye çalışır. Hisleri bir muma benzediğini düşün. Mumu yaktığında her yer aydınlanır. O mum sönerse karanlık olur. Oysaki o mum yansa da yanmasa da oradadır. Terk etmez bulunduğu yeri.'
'Bir taş sıradan bir kaya parçası değil mi? Değersiz gibi görünür. O taşın değeri anca ayağına batarsa ya da önüne çıkarsa belli olur. Kenarda duran bir taşı hiç kimse alıp da yerini değiştirmez ama önünü engelleyen küçücük bir taşı önünden çekmez istersin. Bir küçücük taşa bile değer verirsen onu kırmamaya çalış. Taşın ne gibi değeri olabilir ki, deme. Bu kâinatta ufak bir kumun bile değeri sıradan değildir.'
"Alper biz çıkıyoruz! Bavullar hazır değil mi?" kapı girişinde spor ayakkabılarının bağcıklarını düğümlerken bir yandan da uçağa yetişmek için aceleci davranmaya çalışıyordu. O günün üstesinden üç gün geçmiş ve odada kalan odada kalmıştı.
Arasta'ya renk vermemek adına epey çaba harcamıştı. Çünkü ne tepki verdiğini durmadan konusunu açıp duruyordu. Üç gün önce boyunca düşünmüştü ama bir türlü ihtimal vermek istemiyordu.
O gün ayrıyeten Doğan normal davranışlar sergileyerek hiç kimseye bir şey demeden evi terk etmiş ve o günden beri haberlerini alamamıştı. Evine bile gitmişti ama kapıyı açan kimse olmamıştı. Telefonu desen yanına almamış gibiydi. Durmadan arayıp dursa da açmamıştı.
Herkes, Doğan için telaşa kapılmış bakmadıkları yer kalmamıştı.
"Hazır Nefes Hanım! Bir gün sonraya da benim uçağım var. Arkanızdan hemen geleceğim."
"Bu bavullar kalmış ama! Al, Alper?" diyerek bir anda kucağına bıraktı. Alper kucağına fırlatılan bavulla sarsılırken dengesini zar zor toparlayabilmişti. Ardından kaşlarını çattı. Üzerine göz gezdirdikten sonra gözlerine baktı.
"Bu ne?" diye sorgular gibi sordu. Bavulu sertçe yere bırakırken çıkan sesle Arasta çığlık attı.
"Ay, yavaş olsana köle! İçinde kırılacaklar var?" bavuluna canı yanmışçasına bakarken Alper'e öldürücü bakışlar attı.
"Arabaya sığmaz o kıymetlin! Bırak zaten, arabanın yarısından çok senin bavullarını yerleştirdik." buz gibi bir tonla terslerken bavulu ellerinden kurtarmaya çalışarak kenara taşıdı. Nefes, ikilinin çocuk gibi didişmesine son noktayı koyarak birbirinden ayrılmalarına neden oldu.
"Arasta! Beş günlüğüne İstanbul'a gidiyoruz! Ne gerek var dört bavula? Ardından İzmir'e, Bursa'ya ve beş ayrı ile gideceğiz? İş dışında sadece bir saatlik molamız var. Bu kadar kıyafete gerek yok. Seni tanıyorsam ki tanıyorum. Sana verdiğim sözün dışına çıkacaksın. Yeterince zaman kaybedeceksin, üstüne tonlarca kıyafet alacaksın? Neremizle taşıyalım gereksizleri ha Arasta?"
"Ağzından bağ damlıyor Nefes." dedi bu sefer 'hanım' kelimesini kullanmadan. Aslında kullanmasına da gerek yoktu. Onlar yıllar evvelden dosttular ama yine de arada kullanıyordu.
"Sen nereye?" dedi Nefes kaşlarını 'hayırdır' der gibi havaya kaldırıp Alper'e hitaben sorarken. "Doğan'a ulaşamadan hiçbir yere gelmiyorsun Alper!"
"Ama!" diye hiddetle itiraz etti. Gözleri kocaman olmuştu.
"Âmâsı yok! Doğan'ı bulmadan İstanbul'a gelme!" diye aynı emrivakiyle uyarırken son kez gözlerinin içine bakıp öne geçti. Arasta da arkaya geçerken huysuzca homurdanarak söyleniyordu. "Cumhurbaşkanı'yım ama hâlâ azat işitiyorum."
"Ben de senin annenim! Anne her şeyin başındadır." dedi Nefes alayla.
"Ha, ha! Aman ne komik espri! Gülmekten karnım yarıldı!" kinayeyle karnını tutarak çıkışınca Serkan da öne binmiş arabayı çalıştırmıştı.
"Aden üzgündü Nefes Hanım. Aslan yanında olmasına rağmen suratı bozuktu." diye konuya giren Serkan aynadan Nefes'e baktı. Nefes derin bir iç çekti. Kızını oradan oraya sürükleyemezdi. Sürekli başka şehirlerde olacaktı ve Aden o yoğunlukta bitap düşecekti. Tatil için İzmir'e gidecek olsaydı Aden'i de yanında götürürdü.
"Onu anlıyorum ama bu yoğunlukta peşimden sürükleyemezdim. Döndüğümde direkt onu da yanıma alıp tatile götüreceğim."
"Öyle yapsan iyi edersin bebeğim. Çünkü git gide sana kırılmaya başlıyor belli etmese de." dedi Arasta ciddiye dönerken.
"Biliyorum." dedi 'farkındayım' der gibi. "Büyüyor..." dudaklarının arasından fısıldadı. "Anlıyor..." bakışları yolu buldu.
"Doğan'dan haber yok değil mi hâlâ?" konuyu değiştirdi. Gözleri merakla Nefes'i izliyordu.
"Yok." dedi tepkisizce. Nedenini de bilmiyordu.
"Alper de gelseydi keşke. Eğlenceli olurdu?"
"Gelecek." dedi emin bir tavırla. "Ama Doğan'a ulaşınca."
"İtiraf et, değer vermeye başlıyorsun?" dedi Arasta munzur bir ifadeyle.
Nefes aynanın ardından kızgın gözlerle Arasta'ya baktı. Bu bakış 'Sus artık!' bakışıydı. Ama Arasta'nın susmanın niyeti yok gibi bir başka soru yöneltti.
"Doğan o yüzden ortalıkta kayboldu bence?" Nefes'in dikkatini çektiği anda kocaman bir alayla sırıttı. Nefes bir hızla başı, gövdesinden koparcasına arkaya çevirirken yüzünde allak bullak bir ifade yayılmıştı.
"Ne? Doğan niye ortalıkta kayboldu biliyor musun?"
"Tahmin edebiliyorum diyelim sadece?" derken imayla göz kırptı. Serkan araya girmek istese de kendini geri çekiyordu. O da merak etmişti, Doğan'ın ortaklıkta kaybolma sebebini.
"Arasta söylesene? Nedenini ne?" sabrı taşmaya başlayan hali gözlerindeki kıvılcımlardan belli oluyordu.
"Ödül olarak verdiğim kutudan dolayı." üstü kapalı açıklarken Nefes daha da öfkelendi. Ceketinin iç cebinden bir hışımla telefonu çıkarıp Arasta'ya mesaj yazdı.
Nefes Güneş:
Arasta!
Beni deli etmeyi ne zaman keseceksin? O ödülde ne vardı?
Kendisine verildiği kutunun bir benzeri ona gittiğini tahmin edebiliyordu. Çünkü Arasta hâlâ kendi hazırlattığı kutuların olduğunu zannediyordu. Belli ki eve biri girmişti. Yabancı biri girseydi alarmlar öterdi. Yanında çalışanları teker teker kameraların önüne geçirmiş ve hepsine yüz tanıma taramasından geçirmişti. Dışardan değil içerden biriydi, bu kişi.
Şüpheleri git gide çoğalıyor, her an herkes olabileceğinden kuşku ediyordu.
Arasta Pelin Aldin:
Hayatta söylemem!
Çatla!
Patla! ?
Nefes Güneş:
Ne söyledin!!!!
Pardon ne verdin!
Arasta!
Arasta muzip bir tavırla ön tarafta meraktan çıldıran Nefes'i keyifle seyrederken sessizce kıkırdıyordu.
Arasta Pelin Aldin:
Benim biricik bebeğime yumruk atmadan önce düşünecektin, bebeğim.
Hakkını kaybettin.?
Çavvv.
Şimdi şehir şehir boyunca kudur!
İntikamını aldım Alper bebeğim. ?
Mesaj kısmından çıktığı gibi yanındaki çantanın içine atarken zaferle arkasına yaslanmıştı. Nefes'in öfkeli bakışlarını dikiz aynasından izliyordu ve büyük bir keyif alıyordu. Doğan'a, Nefes'in ağzından yazdığı aşk mektubunu Nefes'e hayatta söylemezdi. Duyduğu an canına okuyacağını biliyordu.
Nefes'e verdiği kutulardan çıkan ödülle neden hâlâ tepkisiz kaldığını anlayabilmiş değildi. Gördüğü an havalara uçmasını beklerken hiçbir şey olmamış gibi davranması Arasta'yı epey afallatmışa benziyordu.
Hemşireliğe dönmesi için o kadar çok uğramıştı ki... Bir haftada yetişmesi Arasta'yı bayağı zorlamıştı.
SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI
"Arasta hanım İstanbul havalimanına hoş geldiniz! Birkaç soru sormamıza izin verir misiniz?"
"Arasta başkanım, kabine toplantısında çıkan gerginliğin sebebi nedir. Meclis neden ayaklandı?"
"Arast-"
Uçaktan iner inmez bir yığın muhabirlerle karşılaşan Arasta, art arda sorulan sorular karşısında bocalamıştı. Önü arkası kameralarla doluşurken bir adım atmalarına müsaade edilmiyordu. Aralarından güçlükle geçmeye çalışsa da hemen önünü kesiyorlar ve soru yardırmaya devam ediyorlardı.
Nefes sıkıntıyla Arasta'yı da muhabirlerden uzaklaştırmaya çalıştıkça araya kaynayan oluyordu. En son çare korumaları önlerine siper etmiş muhabirlerden zar zor kurtulmuşlardı.
"Bir an hiç kurtulamayacağımı zannettim." rahatlayarak nefes alan Arasta etrafına bakınmaya devam etti.
"Dua et sana kıyamadım! Yoksa hâlâ aralarında çürüyor olacaktın!" ters bir tavırla söylenerek yürümeye devam etti Nefes.
"Bu mu kıyamadığın halin?" hiddetle çığlık attı. "Asıl kıyamadığın halini gerçekten çok merak ediyorum bebeğim!" imayla göz devirdi.
"Gördüğünü sanıyordum?" dedi yalandan hayret etmişçesine.
"Göremedik Nefes Hanım! Her şeyinizi gördük ama kıyamadığınızı göremedik!"
"Nankör evlat!" çocuk azarlar gibi cıkladı.
"Vicdansız aney!"
"Birileri gezmekten bahsediyordu? Kimdi ya o?" Nefes oyunbaz bir edayla bilmiyormuş gibi sorarken gözleri her yeri tarıyordu. Umursamazca etrafını izlemeye devam ederken omuzuna yaslanan bir baş hissetti. Beline dolanan kollarla sinsice gülümsediği sırada taviz vermiyordu.
Arasta'nın çocuk gibi çıkan mırıltısı Nefes'e bir kedinin miyavlaması gibi geliyordu.
"Nefes?" harfleri uzatarak adını seslenirken sesini inceltti. Gözlerini kırpıştırıp masum rolüne girerken suyuna gitmeye çalışıyordu. Kalabalıkların arasında olmalarına rağmen Arasta bunu dert etmiyordu, umursamıyordu bile.
Aralarındaki bağ kardeşlikten fazlaydı ve bunu göstermekten asla çekinmezdi. Çekinecek bir durum yoktu zaten.
"Benim biricik güzel bebeğim!!!" nazlı çıkan sesiyle boynunun gıdıklandığı noktasına öpücük kondurdu. Nefes'ten tepki alamayınca daha çok öpücüğe boğarken işe yaramadığını anlayarak sinirli bir çocuk gibi çığlık atıp Nefes'ten ayrıldı.
"Offfff!"
"Bağırma! Biraz daha ikna edici yöntemler uygulasaydın, belki!" dedi omuzlarını hafif kaldırıp dudak bükerken.
"Alacağın olsun NEFES!" yanından hızlı adımlarla ayrılıp kalabalığın arasına karışmıştı. Arkasından gür kahkahalar atan Nefes, Arasta'nın çocuk hallerine izlemelere doyamıyordu.
Yanına Salih gelirken ellerinde bavulların bir kısmı vardı. Zorlanmadan bavulları ilerdeki arabaya yerleştirirken telefonu durmadan çalıp duruyordu. Nefes çalan telefonunun cevaplamayışıyla kuşkuyla Salih'i izlerken, Salih renk vermemeye çalışıyordu.
Bir süre sonra rahatsız olan Nefes, Salih'e dönerek 'aç' dedi gözleriyle. Salih mahcupça onaylarken eline çoktan telefonu almış Nefes'ten uzaklaşmıştı. Arkası dönük konuşmaya başlayan Salih'i izlemeye devam ederken sırtının arada gerilmesiyle ters bir şeyler olduğunu sezmişti.
İzlemeye devam etti. Salih sıkıntıyla omuzlarını silkeleyip dururken telefonda hızlı hızlı konuşmaya devam ediyordu. Arada bakışları kendisine değerken normal davranışlar sergilese de Nefes buna inanmıyordu. Kuşkuyla izlemeyi sürdürdü.
"Tamam." sesi Nefes'e ulaşınca telefonu kapatmış ve cebine atmıştı. Ardından diğer bavulları taşımaya devam ettiğinde ise Nefes adımlarını arabaya doğru yöneltti.
Bagaj bir süre sonra kapandı ve Salih hızlı hareketlerle öne geçti. Nefes'in, kendisini izlediğini görünce "Bir şey mi söyleyeceksiniz?" diye anlamayarak sordu. Nefes başını olumsuzca iki yana doğru salladı.
"Hayır."
"Diğerleri niye gelmedi? Gelseler daha iyiydi." diye söze giren Arasta'ya gözlerini değdirdi.
"Çok da kalabalık iyi değil." diye yanıtladı. "Gerek de yok."
"Kuduruyorsun değil mi? Ne aldığımı söylemedim diye?" konuyu yine oraya çekerken gözlerinde hinlik parıltısı çoğaldı.
"Merak etmiyorum." sesi donuktu ve meraksızdı.
Kulağına doğru eğildi ve sessizce fısıldadı. "Hı hıııı. Etmiyorsun, yedim ben de bunu! Aklında şuan da Doğan'ın nerede oluşu var ama bunu dile getirmekte sakınca görüyorsun? Ciğerini bilirim bebeğim ben senin! Yeme beni?"
"İster ye iste yeme Arasta. Etmiyorum, NOKTA!" sertleşen bakışları bakışlarına değdi. "Nereye gittiyse gitti, bana ne?"
"Neden herkes onu arıyor o zaman bebeğim?"
"Çünkü haber vermedi, tamam mı? Onun bir işi, sorumluğu var ve o, bunu hiçe sayarak ortadan kayboldu! Nedeni bile bilmediğimiz bir kayboluş!"
Gelmemesini istemesi ne kadar bencillikti. O, yanında durdukça kendini göremiyordu. Onun bakışları bile Nefes'e acı verirken, sevmesi; sevilmesi kim bilir ne gibi yangınlara neden olurdu?
"Öyle olsun bakalım?" 'ben bunu yedim say' der gibi bakıp önüne bakmaya devam etti.
"İmalı imalı bakmayı kes!" rahatsız olmuşçasına uyarırken inadına daha çok imalıca baktı.
"Kardeşine bağırmaya utanmıyor musun bebeğim? Bak, sonra ponçik kalbim kırılır?" yalandan üzülmüş gibi dudak büküp masumca göz kırpıştırırken Nefes bu komik hallerine daha fazla dayanamamıştı. Hafiften dudağının kenarıyla tebessüm ederken Arasta bu tebessümü yakaladığı gibi sevinçle haykırdı ve Nefes'e kollarını boğacak gibi sardı.
"Alper'e de böyle sarılasım varr. Ama yapamıyorum!" derin bir iç çekti. Dudaklarını üzgünce öne doğru sarkıtırken başını omzuna daha çok yasladı. Ona sarılmayı o kadar özlemişti ki...
"Sen sabah sabah içtin mi Arasta? Ne oluyor, bu Alper sevdası da bir anda nereden çıktı?" kaşlarını anlamsızca çattığı gibi donuk bir ses tonuyla sormuştu.
"Bir anda değil ki bebeğim. Çokkkkk uzun zamandır vardı bu sevda! Nefes?" dedi adını acıyla karışık çaresizce fısıldarken. Gözleri acıyla Nefes'teydi. "Ben onu çok özledim. Böyle yanımda ama sevememek çok acı bir şey."
"Çikolata mı yedin sen?" diye sordu. Çünkü sesi sarhoşlar gibi kayıyordu.
"Yedim! Yemez olaydım!"
Arasta'nın davranışlarını şimdi anlıyordu. Sabah sabah çikolata yediğinde ona dokunuyordu ve Arasta kim bilir sabahleyin kaç çikolata tüketmişti.
"Arasta kendine gelir misin yoksa ben kendi yöntemimi kullanayım mı? Başlayacağım senin Alper'ine de ha! Kızım seni bırakıp gidenden niye ümit bekliyorsun ki?" öfkeyle göz devirdi. Arasta'yı omzundan kaldırıp doğrulttu.
Kızgın gözleri gözlerini bulunca Arasta homurdanarak önüne dönmüştü. Bir anda Alper sevdası nereden çıkmıştı kendisi de anlamamıştı. Bir özlem yüreğine hançerlenmiş yavaş yavaş acısını çıkarıyordu.
Azerbaycan'dan döndüğünden beri içindeki duyguları bastırmaya çalışıyordu. Ara ara dalgaya alarak Alper'le uğraşsa da eskisi gibi olmaya çalışıyordu. Hataysa en güzeli diye düşündü.
Hayatında yaptığı en güzel hatası...
Duygularını umursamazlığa alarak arabanın içinde hafifçe bağırarak çıkıştı. "Aman iyi be! Sana da aşkımızı anlatmaya gelmiyor! Seni de göreceğiz ama ne zaman? Yanında o gözle kimseyi yanaştırmıyorsun ki?"
Yanaştırmış hatta uyumuştu. Fakat bundan Arasta'nın haberi yoktu.