GİDENLER VE KALANLAR PART II

4785 Kelimeler
Korumalar ise telaş içerisinde kalırken korumaların başı olan Salih aralarından geçerek bayılan Arasta'nın karşısına geçti. Kucağına tam alıp içeriye taşıyacakken bir engelle karşı karşıya kaldı. "Ben taşırım Salih!" diyen Alper, bacaklarından ve belinden tutuğu gibi kucağına aldı. Dik bakışlarını üzerinde hisseden Salih ise gerilerken Okan ise korku ve üzgün bir şekilde kalakalmıştı. "Okan kaç! Seni yakaladığım anda gökdelenden sallandırırım! Canına okuyacağım dur hele!" içeriye aceleyle koşarken, Okan da peşinden gitmişti. Ayakkabıyı Alper'e nişan almıştı ama son dakikada başını geriye atarken Arasta'nın yüzüne gelmişti. Pişmanlık duyan Okan ne yapacağını bilemez bir şekilde koltuğa bırakılan Arasta'nın başının ucuna dikildi. Eli, ayağı birbirine dolanmıştı. "Valla ben bilerek yapmadım kardeşim! Sen geriye çekilince..." omzuna koyulan elle susmak zorunda kaldı. "Tamam Okan. Biliyoruz abim seni. Bilerek yapacak değilsin." dedi Aslan ciddi bir tavırla. "Yüzünü kıpkırmızı yapmışsın lan puşt herif!" dokunmaya kıyamadığı yüzüne elini yaslarken kalbi acıyordu. Canının acıması yüreğinin sıkışmasına neden olurken bedenini esir alan öfkeyle Okan'ın üzerine yürümüştü. Önüne çıkan Aslan'la birlikte geriye itilirken Serkan da müdahale etmeye başlamıştı. "Bir şey olmaz değil mi ona!" bakışlarını üzerine doğrultmaktan çekiniyordu. "Olmayacak lan! Ona bir şey olmayacak!" diye haykırdı öne doğru uzanmaya çalışırken Alper. "Lan bir durun! Kavganın sırası mı?" araya girme ihtiyacı duyan Serkan, ikisine de sert bakışlar yolluyordu. "Ne oluyor burada?" kapının eşiğinde dikilen Nefes, Arasta'nın baygın bir şekilde koltukta uzandığını görünce deliye dönmüş gibi kükremişti. Alper ve Okan birbirine bakakalırken yanı başında kısık bir ses duyuldu. "Ne oldu bana?" yüzünü acıyla tutan Arasta inlercesine koltukta doğrulurken tüm gözlerin üzerinde olduğunu fark etti. Kaşlarını çattığı gibi bakışları en son kapı eşiğinde duran Nefes'i buldu. "Aa, benim bebeklerim gelmiş!" demiş ve yine baygınlık geçirmişti. Alper telaşla yanına eğilirken Nefes de yanında bitmişti. Donuk bakışları, Okan'ın endişeli ifadesini bulurken az çok kimin yaptığını anlamıştı. "Evet, ne oluyor burada yine?" herkesten cevap bekler gibi bakışlarını tek tek üzerinde gezdirdi. Kimseden çıt çıkmazken Salih bir adım öne çıkmış ve bakışlarını Nefes'e dikmişti. "Kapıya çarptı efendim." tüm gözler şaşkınca Salih'i buldu. "Yüzü o yüzden kızarık." yutkunmakta zorlandı. Nefes bu gerekçeye şüpheyle baktı. Okan'ın kaygısından, Alper'in korkusundan daha başka bir şeyler döndüğünü seziyordu ve buna Salih de dâhil olmuşa benziyordu. "Arasta'ya ne oldu!" sorusunu yineledi. Tahammül sınırı azalıyordu. "Bir şeyim yok! Salih'in dediği gibi kapıya çarptım." diyen Arasta gözlerini zorlukla aralamıştı. Nefes'in vereceği tepkisini bildiğinden gerçeği söylememişti. Hepsinin canına okuyacağını biliyordu çünkü. Alper rahatlarcasına nefes alırken, Arasta'nın bakışları Alper'e döndü. Alay dolu bir edayla dudak kıvırırken "Çen üzüldün mü, ağladın mı bebeğim?" diye dalga geçmeye başladı. Nefes, Arasta'nın yine her şeye 'bebeğim' diyerek alaya aldığını görünce iyi olduğuna emin olmuştu. Ayaklanırken tepkisiz ifadesi Alper'e değdi. Yıllar önce gidip sonra da hiçbir şey olmamış gibi döndüğündeki tepkiyi göstererek yüzüne sert bir yumruk atmıştı. Herkes "Nefes!" diye bağırırken Doğan anında yanına geçmiş ve bedenini geriye çekmeye çalışmıştı. "Ben niye yumruk yedim şimdi?" şaşkınlıkla eli, yüzüne giderken hiçbir şey anlamamıştı. "Nefes! Ne yapıyon bebeğim!" şok olan Arasta ayaklanıp karşısına dikilirken bakışları bir Alper'i bir Nefes'i buluyordu. Alper'e endişe içinde bakarken endişeyle soru sormuştu. "İyi misin bebeğim?" "Bunu bir uyarı gibi düşün Alper! Bir uyarı!" der demez sert bakışlarını üzerinden çekip Arasta'nın kolundan tuttuğu gibi mutfağa çekiştirdi. "Ben bir şey anladıysam Arap olayım? Alper'e niye yumruk attı lan?" Okan kaşlarını çatmış olanları idrak etmeye çalışıyordu. Doğan da anlam veremeyerek ardından bakınırken Aden ise hiçbir şey söylemeden mutfağa geçmişti. Sendeleye sendeleye Arasta'nın kalktığı yere kendini bırakırken nedenini az çok tahmin edebiliyordu. Okan'a doğru katilin bir bakışları gibi gözlerini dikti. Dişlerinin arasından tısladı. "OKAN KAÇ!" Okan duyduğu sert ses tonuyla ellerini havaya kaldırdı ve tedirginlik içerisinde başını öne doğru sallayıp durdu. Sakinleşmesinin uzun olacağını bildiğinden geri geri adım atıyordu. Serçe'yi bir kolunun altına ala ala salonu terk etti. Geriye dört adam kalırken Aslan da yanı başına oturdu ve gülmemeye çalışarak dudaklarını oynattı. "Yalnız fena yumruk yedin ha?" "Neden acaba?" dedi üstüne Serkan açık açık sırıtırken. "Nedenini bilsem?" diye gürlerken mutfaktan Nefes'in soğuk ve kızgın sesi yankılandı. "Bağırma Alper!" "Biraz önce olanları anlatacak mısınız?" sabırsız bir şekilde yerinde kıpırdandı Doğan. "Okan şerefsizi..." "Sen kendin kaşındın Alper. Sonucu da sana patladı." diye sözünü hızla kesti Serkan. "Gelir gelmez videoyu açıp açıp dalga geçti çocukla. Sonra bir kovalamacanın içinde bulduk kendimizi. Sonrası malum!" dedi imayla. "Arasta, Nefes için çok değerlidir. Onun kılığına bir zarar gelmemesine karşı hep kol kanat olur. Ona sinirlendi." dedi bu sefer de Aslan sertçe. "Lan ben mi yaptım şimdiki olayı? Okan'ın suçuydu lan o!" siniri daha çok harlandı. Burnundan soluyarak Aslan'a dik dik bakıyordu. "Okan ne alaka?" dedi Doğan kaşlarını merakla havaya kaldırırken. Alper yerinde donakalarak ağır ağır bakışlarını Doğan'a çevirdi. "Okan!" dedi kötü kötü gülümserken. "Arasta'nın yüzüne ayakkabı fırlattı..." "Ne!" dehşet içinde yüzünü ekşiten Doğan, Alper'in sözünü hızla kesmişti. "Niye lan?" "Alper korkaklık edip Arasta'nın arkasına sığınmasaydı, olmayacaktı bir şey!" ters bir şekilde söylendi Serkan. "Siz gerçekten korumalardan mısınız? Daha kendinizi korumayı bırakın birbirinizin arkasından kovalamaca oynuyorsunuz? Onu geçtim. Kadının arkasına saklanıyorsunuz?" ciddiyle şaka arasında kalakalmıştı Doğan. "Hop hop!" diye diklenerek ayaklandı Alper. "Arkaya saklanmak maklanmak da ne oluyor? Arasta'nın arkasına saklanmayız koçum, biz! Hele hele bir kadının arkasına asla." Aslan'la birlikte Doğan da sırıttı. "Benim ağzımdan 'Arasta' ismi çıkmadı yalnız! Kadının arkasına, dedim ve bu evde Arasta'dan başka iki kadın daha var." "Ya, siz gitsenize işinizin başınıza! Aslan? Sen Bakanlığa uğramayacak mıydın?" dedi ve Aslan'a döndü. Ardından Serkan'a. "Serkan sen de Arasta'nın bir mağaza dolusu torbalarını taşı içeriye! Akşama anca biter!" "Lan bir git! Uşağın mıyım ben senin! Git kendin taşı! Bu da başımıza iyice baş kesildi." dedi homurdanarak Serkan. "İşine gelmedi ya Doğan'ın söyledikleri. Bizi kovuyor!" dedi Aslan ıslık çalarak yanlarından ayrılırken. "Aslan!" "Abi diyeceksin koçum! A-b-i!" dedi kapıdan çıkmadan önce alayla sırıtırken. Alper bir sinirle koltuktan bir yastık aldığı gibi kafasına atarken ikinci dejavu gerçekleşmişti. Kapı açıldığı gibi Aslan olacakları sezmiş gibi geriye çekilirken yastık kapı eşiğinde duran Salih'i buldu. "Oha ama ya!" diye sitemle çıkıştı Alper. Salih yüzüne yediği yastık darbesiyle gözlerini sahte öfkeyle büyütürken bakışların yönü Alper'deydi. Alper yutkunarak gülümsemeye çalışsa da Salih'in sert duruşundan epey gerilmişti. "Oldu o zaman ben kaçar! Benim iş... İşlerim vardı. ASLAN BENİ DE BEKLE KARŞİM!" Alper temkinli adımlarla yanına geçerken kenardan kenardan yürüyerek kapının boşluğundan bir anda hızlanarak koşmuştu. Arkasından sertçe bakmaya devam eden Salih ise ardından el sallayarak "Bakanlığa gitmeyi unutma Alper! Aslan'dan sonra gelirsen yeni öğrendiğim işkenceleri üzerinde denerim!" diye bağırmıştı. Ardından Salih tekrar kapıyı içeriye doğru kapatıp nöbet yerine geçmişti. Yüzlerine kapanan kapıya kısa bir süre alık alık izleyen Serkan ve Doğan sonradan idrak edercesine gür kahkaha patlatmışlardı. Mutfakta yemek masasında oturan Nefes, Arasta'nın yüzüne bu tutuyordu. Bir yandan da söylenen anneler gibi azarlamayı ihmal etmiyordu. "Kapıya çarptığına emin misin Arasta? Bu izler kapıya çarpmaya benzemiyor? Gerçi sen hep sakardın? Önündeki taşa takılan sonra da söven birisin." "Nefes! Neden inanmıyorsun ya! Kapıya çarptım işte. Sen de kendi ağzınla söylüyorsun sakarsın diye. Ayrıca Alper bebeğime niye yumruk attın sen? Hele bir onun hesabını ver bana?" şüpheyle kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. "Emanete hıyanet etti." "Ne?" anlamayarak bağırdı Arasta. "Ne hıyaneti kızım ya? Ne diyorsun?" "Ben, sana gözüm gibi bakayım? Alper gelsin o göze zarar versin! Kızım sana zarar gelmesin diye ikinci kez ona emanet ettim seni! Bak, gelir gelmez zarar gördün." sonlarına doğru gürlemişti adeta. "Nefes?" dedi usanarak. Şimdi anlıyordu bu çıkışının nedenini. Buzu yüzünden çekip masaya koydu. Ellerini ellerinin üzerine koyarak dostane bir edayla sıktı. "Korumacı yanını bir kenara bırak. Ben artık o küçük kız değilim. Kendi başımın çaresine bakabiliyorum. Ve Alper bana zarar vermedi, tamam mı bebeğim?" "Emin misin?" diyerek kaşlarını kırıştırdı. "Bir kere zarar gördün onun yüzünden Pelin! Buna engel olamadım bile! İki en iyi arkadaşım zarar gördü, tamam mı? Alper de benim kardeşim ama sen benim için Uygar neyse osun! Herkesi harcarım herkesi arkamdan bırakırım ama siz ikinizi ve Aden'i asla ardımda bırakmam! O yumruğu geri döndüğünde yüzüne atmalıydım. Şimdi değil! Ayrıca yüzünde kocaman ayakkabı izi var, beni kandırmaya çalışırken üç kere düşün!" Buzu tekrar kızaran yüzüne bastırırken acıtmamaya çalıştı. "Şişmiş resmen!" yüzünü ekşitti. "Oha! Çıkmış mı resmen ayakkabı izi? Nefes! Ben o izle bir ömür boyu yaşayamam! Ah, o Okan'ın elinin ayarına!" Nefes duyduğu itirafla gözlerini kartal gibi açarken yüzü öfkeden kaskatı kesildi. "Hani kapı çarpmıştı sana?" kuşkuyla gözlerine baktı. Arasta kırdığı potla dudaklarını ısırırken kıvırmaya çalıştı. "Şey ya bebeğim... Kapı çarptı zaten. Kapıda ayakkabı izi vardı en büyük olanından. Ve burada ayakları en büyük olan Okan... kapıy-" "Hangi kapı bu Arasta? Okan hobi olarak kapıya ayakkabının izini bırakır mı oldu, ne?" "Aynen, aynen öyle karşim." hızlıca onayladı. "ARASTA! Yalan söylemeyi bırak artık! Okan mal mı, ayakkabının izini kapıya bıraksın?" "Evet, MAL!" ani bir bağırışla yerinden zıplayan Arasta, bağırarak cevaplamıştı. "Mal ki ne mal hem de! Onu mu konuşacağız bütün gün şimdi? Sen ödül, ceza bir şeyden bahsediyordun? Neyin nesi bu?" "Gerekirse bütün gün bunu konuşacağız Arasta. Benim zamanım bol ama seninkini bilemem." dedi ciddi ve donuk bir ifadeyle. "Aden!" diye bağırdı Arasta mutfağın diğer tarafında oyun oynayan Aden'e doğru. "Güzel yeğenim! Al şu annenin donukluğunu yüzünden. O donukluk yüzünden Nefes'imin gerçek ifadesini göremiyorum!" homurdanarak gözlerini devirdi. "Annem oldu olası donuk, teyzeciğim? Ben ne yapabilirim. Konuyu babama çevirmeye devam et sen. Yavaş yavaş yumuşayacak ifadesi." oturduğu yerden bağırarak fikir verdiğinde burun kıvırıp durmuştu. "Ay Aden'ciğim. Ben varım burada! En etki gösterttiren! Bana yumuşamıyor Uygar'ın adına mı yumuşayacak!" göz devirerek laf sokmaya devam etti. "Evet!" diye bağırdı yerinden Aden. "Uygar'ın adını söylerken yüzüne değil gözlerine odaklan. İsmini duyduğu an parıldıyor." Arasta, Aden'in söylediği taktiği uygulayarak gözlerine odaklanarak adını zikretti. "Uygar?" anında küçük bir parıldamaya şahit olurken gerçekten Aden'e hak vermişti. Nefes bakışlarını kaçırarak ters bir şekilde konuşmaya devam etti. "Doğan'la bir yarış yaptık ve berabere bitti. Ödül ve cezayı sizin belirlemenize karar kıldık. Ve bundan bizim haberimiz olmayacak." dedi konuyu çevirirken. "O nasıl olacak bebeğim? Siz bilmeyecekseniz, biz nasıl karar vereceğiz ki? Berabere kalmışsınız, ikinize de ödül versek olmuyor mu?" kafası iyice karışan Arasta, buzu yüzünden çekti. "İşin eğlence kısmı da bu işte. Mesela bana ödül hediye ettiğin şey belki de ödül değil de ceza olarak gelebilir? Dört kutu hazırlayacaksınız, ikisine ceza ikisine de ödül koyacaksınız. Bunları iyice karıştırdıktan sonra birini bana diğerini Doğan'a teslim edeceksiniz. Unuttuğumuz bir anda aniden de verebilirsiniz?" diye uzun uzun açıkladı. Arasta kafasını iki yana salladı. "Değişikmiş?" dediğinde ilk defa duyduğu bir şeymiş gibi tepki göstermişti. "Demek gözler parıldıyor?" biraz önceki konuya tekrardan geçiş yaparak kıkırdarken hinlikle parmağını önüne doğru salladı. "Demek Okan sana zarar verdi?" kısasa kısasla cevap verirken Arasta dudaklarına görünmez bir fermuar çekip arkasına yaslandı. ? "Kabine toplantısını yarına taşıyalım? Daha fazla ertelenmesin. Her şey git gide artıyor. Durdurmamız lazım." akşam yemeğinden sonra kütüphane geçen iki kadın aralarında küçük bir toplantı yapıyorlardı. "Her şey bir anda düzelmeyecek ama..." "Biliyorum." deyip başını salladı. "Elimizden geldiğince hızlı olacağız. Bu arada bu hafta sonundan sonra ara ara şehir değiştireceğiz." "Gezecek miyiz?" diye hevesli hevesli sorarken yerinde heyecanla kıpırdanmıştı. "Gezmeyeceğiz Arasta! Gezecek tek bir dakikamız olmayacak." Yüzü düştü. Masum bakışlarını gözlerine dikti bir süre. Biraz daha bakınsa kabul edecek gibiydi. Aden'in bakışlarından atmaya devam etti. Ellerini birleştirerek çene altında yasladı. "Bir saat sadece." dedi dayanamayarak. Kıyamıyordu. Arasta sevinçle ayaklandı ve Nefes'i boğarcasına sarıldı. "Kardeş bebeğim benim! Tamam, bir saati geçmek yok! Söz, sana söz veriyorum bir salise fazla geçmeyecek." Nefes, Arasta'nın göremeyeceği bir şekilde sımsıcak gülümsedi. Uzun zamandan sonra gülümseten birileri olması Nefes'e ilaç gibi geliyordu. Minnettardı. Hem de hiç olmayacak kadar minnettardı. Herkes yavaş yavaş geri dönüyordu. Yakında Uygar'ın da döneceğini biliyordu. Kimse bilmese bile biliyordu. Alper saklamaya çalışa da biliyordu. Onlar dörtlü olarak her zaman güzeldi yine öyle olacaktı. Gidenler teker teker geri dönüyordu. Uygar da dönecekti... "Arasta?" dedi bir şey sormak istercesine ciddileşirken. Arasta ismini duyar duymaz geriye çekilirken Nefes'in yüzündeki ifade hâli hal değildi. Yerine otururken sorarcasına gözlerinin içine baktı. "Dertleşelim mi?" diyen Nefes'le dudakları aralandı. "Uzun zamandır dert yanmıyoruz birbirimize. Dört belki de beş yıldır... Ayrıyız hem de çok ayrıyız. Hazır herkes geri dönmeye başlamışken eski usul dertleşelim mi?" sesindeki tonu ilk defa görüyordu. Sert, donuk, soğuk tepkisiz ses tonundan daha baskın bir ses tonu vardı. Eskiye, geriye dönmek isteyen istekli bir ses tonu... Arasta bu isteği asla geri çevirmezdi. Çünkü onun tanıdığı Nefes kolay kolay dertleşmek isteyecek biri değildi. Buruk bir tebessümle başını hafif sallayarak onayladı. Ardından odasına doğru giden iki kız kardeş odalarının kapısını dünyaya kapatarak kendilerini eskiye açtılar. Aradan geçen yıllar geçse de gidenleri hiç affedemeyiz bazen. Kalanlar, gidenlerin umurunda mı bilmiyorum ama umurunda olsalardı gitmezlerdi değil mi? Ayrılık vakti zamansız olur. Sen zamanından önce terk ettin beni. Yüreğim de seninle gitti gitmesine ama sanki hep yanımdaymışsın gibi hissetmem normal mi? Kokun, bakışın, sesin sanki hep benimleymiş gibi bana acı çektiriyor güzel sevdam... Sen beni terk ettin belki de ama sende kalanlar benden bir türlü gitmiyor. İlk uyandığımda ve son uykumda hep sen. Sadece sen! Bu iyi değil! Kaybetmiş bir adamın kaybedeceği bir şeyi kalmaz ama yine de kaybedecek bir şeyim kalmış gibi hissediyorum. Ne kazanacak bir şeyim var artık ne de kaybetmeyi göze alacağım sevdan... Gittin, öldüm. Gittin, kaybedecek bir sevda bıraktın yüreğimde. Kaldım, kaldığıma bin pişman ettin! Serkan Dağlar "Bugün karne zamanı ve okul biter!" diye şakırdayan Aden'le, arabanın arka kapısını araladı Serkan. Yüzü hep ciddi ve sessiz bir adamdı genellikle. Aden konuşmaya devam ede ede arkaya binerken Serkan ise çocuk kemerini takmakla meşguldü. Nefes öne geçerken arkaya kısa bir bakış atıp sert kaşlarıyla Aden'i izliyordu. Uyandığından beri 'karne' diye diye başlarının etini yiyip durmuştu. Serkan'ın işi biter bitmez direksiyonun başına geçerken aklındaki soruyu dile getirdi. "Nefes hanım, Doğan'lar diğer arabayla mı gelecek?" diye söze başlarken konuşması arka kapının açılıp kapanmasıyla kesilmişti. Bir adet sinirli Arasta fark ettiklerinde tüm gözler üzerindeydi. Somurtkan bir edayla açıklama gereği duyan Arasta burnundan solurcasına dudaklarını araladı. "Nefes, al şu Alper'i başımdan bugünlük! Gözünü seveyim ya! Sabahtan beri elbise deniyorum. Hiçbirini beğenmiyor? Güzel yeğenimin karne gününe rüküş mü gideyim ha, Nefes? Bu arada rujum silinmemiş değil mi, o Alper bozuntu herifi peçeteyi resmen dudaklarıma yapıştırdı!" Nefes'e sormasına rağmen çantasından çıkardığı aynadan dudaklarına bakarken tiz bir çığlık atmış herkesin yüreğine indirmişti. "RUJUM SİLİNMİŞ NEFES!" "Arasta arabanın içinde bağırmadan duramazsın sen? Alt tarafı bir ruj silinmiş! Dünya mı yandı sanki?" "Teyze? Al benimkini." diyen Aden cebinden küçük parlatıcı çıkardı. Arasta'nın gözleri ışıl ışıl olurken Nefes kaşları çatılı bir şekilde Aden'e baktı. Tehdit vaki bir tonla "O parlatıcının sen de ne işi var Aden?" diye dişlerinin arasından tıslayarak sorarken cevabını bir hayli merak ediyordu. Arasta çoktan parlatıcıyı eline almış dudaklarına sürerken Aden tereddütle dudaklarını ısırıyordu. "Şey söyleyeceğim ama kızmayacaksın?" küçük ellerini birleştirip çene altına yaslarken masum bir bakış attı. "Kızacağım bir şey olduğunu ellerini çene altında birleştirmenden anlıyorum bebeğim? O yüzden dökül!" "Yaman verdi." kısık bir sesle cevaplarken kendisi dair zor duymuştu ama Nefes anında duyduğu gibi kaşlarını daha çok çattı. "Yaman?" dedi teyit edercesine. Aden başıyla onayladı. "Niye verdi?" "Nefes'im, kızı sıkboğaz etmesene? İyi ki vermiş işte parlatıcıyı. Yoksa şuan da dudaklarımda ruj olmadan gidecektim." dudaklarını birbirine bastırıp parlatıcıyı Aden'e geri uzatmıştı. Kulağına doğru eğilip Nefes'e baka baka "Sen anana bakma bebeğim. O suratsız yüzüne ruj yakışmadığı için kıskanıyor? Ve aferin Yaman kedi olalı bir fare tutmuş. Annen duymasın ama Yaman sana iyice abayı yakmış." sonradan göz kırparak arkaya yaslanırken Nefes'in öfkeli yüzüyle karşı karşıya kalmıştı. "Bana öyle bakmayı bırak da gidelim artık, geç kalacağız? Ve arkadaki bozuntu herif biraz daha kornaya basarsa o kornayı ona..." deyip tüm küfürleri içinden saydı. "Serkan devam et!" diye emir verdiğinde Serkan talimata uyarak arabayı çalıştırdı ve bahçeden konvoy bir şekilde ayrıldılar. "Bu arada Nefes'im sizin hediyeler karneden sonra evde hazır. Ekiple çok uğraştık ama değdi." Nefes başıyla onaylamakla yetindi. Arabada mesaj sesi üst üste gelirken Nefes cebindeki telefonu çıkarıp mesajları okumaya başladı. Salih Aydın: Nefes hanım? Akın'ın evi siz gittikten sonra boşaltılmış. Polislerden sonra olmuş sanırım ve Akın'ı öldüren kişi veya kişileri hâlâ bulamadım. Kamera kayıtlarını da halletmişler. Saklanan her kimse kimliğini çok iyi gizliyor? Aslında aradıkları kişiyi çoktan bulmuştu Salih, sadece Nefes'e haber vermemişti. Onun cezasını başkası verecekti. Nefes: Ne demek hiçbir iz yok! Gündüz vakti evi tarandı Salih! Hiç kimse mi bir şey duymaz, görmez? Bildiğim kadarıyla evin ses yalıtımı da yok. Bu işte bir b*kluk var ama ne? Salih bana kim veya kimler olduğunu bul! Onların ellerinde bana ait bir şey var. Bana bu iki ay içerisinde ulaşması lazım! Telefonu bir sinirle kapatırken gözlerini sakinleşmek adına birkaç saniyeliğine yumdu. Yok olmuyordu! Bir türlü sakinleşemiyordu. Bu iş canını iyice sıkmaya başlamıştı. Başını arkaya bastırdı ve art arda geri çekip tekrar bastırdı. Aklına Uygar'ı getirdi. Onun şefkatini hissetmeye öyle ihtiyacı vardı ki şuan da. Yine olmuyordu bu sefer gözünün önüne bir çift kahve göz belirdi. Nefesi kesilir gibi olurken yavaş yavaş bedeni gevşiyordu. Bu olmamalıydı. Ona yaptıklarından sonra böyle olmamalıydı. Doğan sadece kullandığı maşaydı ve öyle de kalmalıydı. Birkaç dakika sonra araba park yerinde durdu. Arabanın duruşuyla gözlerini aralayan Nefes geldiklerini fark ederken arabadan hızlı adımlarla peş peşe indiler. Aden bahçedeki kalabalığa doğru koşmaya başlarken arkasından seslenip durdu. "Aden?" "Bırak bebeğim, arkadaşlarının yanına gitmiştir." dedi Arasta yanına geçerken. Nefes imayla göz devirdi. "Ben o arkadaşları çok iyi biliyorum." "Aman Nefes! Çocuk bunlar daha." dedi hayıflanırcasına. "Çocukluk aşklar hiçbir zaman bitmez Arasta!" toplanma alanına ilerlemeye başladılar. Çocuklar sıralarına geçerlerken, veliler ise arka tarafta ayakta dikilmeye devam ediyordu. Bahçede ayrıyeten de gazetecilerle doluşurken Arasta çocuk gibi homurdanmaya başladı. "Ama ya! Bari burada rahat olayım!" "Alışacaksın." dedi Nefes. "Her yerde arkanda olacaklar." "Gerçekten çok kötü bir durum. Her an her yerde seni takip edenlerle yaşamak zorundasın. Aldığın nefese kadar izlenmek, insanı tedirgin ediyor?" "Allah'ta her anını izliyor?" "O ayrı bebeğim. Bu ayrı." Mert beyin konuşmasıyla sessizleştiler. Doğan ve diğerleri de yanlarına ulaşırken Alper direkt Arasta'nın yanını almıştı. Doğan da, Nefes'in boş kalan sağ tarafına geçerken bakışlarını gözlerine değdirmişti. "Herkesin dikkati Arasta'da." diyen Doğan'la, Nefes etrafına göz gezdirdi. Birkaç kişi hariç tüm gözler Arasta'ydı. Normaldi aslında. "Çok doğal. Kendisi Cumhurbaşkanı ne de olsa?" "Sen de öylesin?" dan diye söylerken Nefes kısacık bir an gerildi. Donuk ve tepkisiz bakışları Doğan'ı bulurken ne demek istediğini gözlerinden anlamaya çalıştı. Uzun uzun bakmayı sürdürürken gözlerinin ardında bir duygu daha belirdi. Ne olduğunu anlayamıyordu. Çünkü her duyguyu yansıtıyordu. Bir duygu birçok duyguyu yansıtabilir miydi? Yansıtıyormuş işte... "Bana bakmayı kesip soruma yanıt alabilir miyim? Böyle gözlerle konuşmak hiçbir şey anlatmıyor? Daha o kadar gelişmediğimizi umuyorum." "Sen de öylesin, derken? Cumhurbaşkanının arkadaşı olduğuma göre ben de mi öyleyim?" "Hayır!" dedi Doğan dudaklarını ıslatırken. "Ya da boş versene." kestirip atarken söylememeyi tercih etti. "Bir şey söylüyorsun devamını getir! Yarım kalan cümlelerden hoşlanmam!" diye kızgınlıkla çıkıştı. "Yarım kalan cümlelerden daha fazlasıysak? Yarım kalan bir şeyler hep tamamlanmak mı zorundadır Nefes?" dedi bir anda içindekini daha fazla içinde tutamayarak. "Yarım kalan bir şeyler olduğunda yeniden tartışırız bu konuyu ama şuan da öyle bir şey yok!" dedi keskin bir dille. "Yarım kalanlar hep tamamlanmalıdır. Ucu açık bir yolculuk gibi belirsizlik insanı bir süre sonra yorar." "Doğan ne demek istediğini çok iyi anladım. Dolaylı yoldan anlatmaya çalışman anlamadığım anlamına gelmiyor!" gayet net ve açık bir şekilde anlamıştı. Anlamazlıktan gelmek istese de önüne çıkıp duruyordu. "Anlamana sevindim." "Anne, anne karnemi aldım. Bak, kiminle tanıştıracağım seni?" coşkuyla elindeki karneyi sallayarak koşuştururken karşısına Yaman'ı çıkartmıştı. Yaman bir hayli şaşkınlıkla Nefes'e bakınırken Nefes hiç şaşırmışa benzemiyordu. "Yaman, bu annem. Anne bu da Yaman." diye tanıştırırken Yaman'ın gözlerinde hayranlık belirdi. "Ama siz?" kekeleyerek söylerken başıyla onayladı Nefes. Aden kaşlarını çatarak birbirine gülümseyerek ikiliye bakarken "Siz tanışıyor musunuz?" diye sordu ikisini eliyle gösterirken. "Bize yardım eden abla bu?" dedi Yaman. Doğan'ın da dikkatini çekmişti bu durum. "Yaman'cım neyden bahsediyorsun?" diye sordu Aden anlamayarak. "Demek kızımın âşık olduğu ve ona parlatıcı hediye eden delikanlı sensin." dedi Nefes muzipçe. Yaman'ın yanakları kızarırken "Anne?" diye bağırdı Aden. "Bebeğim yolda karşılaştık biz Yaman'la." dedi gerçeği söylemeyerek. "Ablası bizim Banu'nun yanında çalışmaya başlayınca... Öyle tanışmış olduk." "Aysun abla sonunda iş buldu ha? Çok sevindim." diyerek küçük kollarını Yaman'a sardı. Nefes hafif öksürüp dururken uyarı vermeye çalışıyordu. Doğan bıyık altından gülümserken Yaman'dan ayrılan Aden'i kucağına aldı. Ve elindeki karnesini inceledi. Aden de hevesli hevesli Doğan'ı izlerken Nefes'in sesi duyuldu. "Tanıştığımıza memnun oldum tekrardan Yaman." deyip göz kırptı. "Bizim fıstık karneyi aldı mı nihayet?" gevşekçe yallarına ilerleyen Aslan ve diğerleri direkt Aden'i, Doğan'dan alırken homurdanmadan edemedi. "Alper rahat bırak beni! Zaten sabahki olay için hâlâ kızgınım sana!" surat asarak çıkışan Arasta, Alper'den uzaklaşmaya çalıştı. "Dudakların kendi rengi varken neden boya sürersin ki! Hem de en kırmızısını! Bu ruju kim sürdü ayrıca? Nerden buldun..." "Kavganızı evde devam edin iki haylaz çocuk! Şuan yeri değil!" diye uyaran Nefes'le sustular. "Bu kız deha diye boşuna demiyorum ben abi? Hepsi beş beş!" dedi Okan. "Lan salak herif! İlkokulda daha çocuk. Tabi hepsi beş olacak." diye çıkıştı Serkan. "Aman araya baltalama girmesen olmuyor zaten! Al, al bir yerlerine şey edersin!" karneyi göğsüne fırlatıp Aslan'ın yanına geçti. Aden ve Yaman bahçede oynamaya dalmıştı. Diğer ekiplerde Okan ve Serkan'ın didişmelerini izliyordu. "Gerçi kime anlatıyorsam! Senin karnelerini de biliyoruz! Lan birinci sınıfta üç bir ne demek lan?" Serkan'la birlikte kahkahalara boğuldular. "Senin dilin yine açıldı. Açıldı bana açıldı sanırım?" dedi Okan tersçe. "Alper'le, Okan'dan sonra bu ikiliyi sevdim." dedi Aslan hâlâ kahkaha atarken. "Ben de seni seveceğim güzel kardeşim. Bekle sen?" Alper başını tehdit vaki bir şekilde salladı. "Bence boş konuşmayı kesip gitsek mi?" dedi sıkılgan bir edayla Doğan. "Ay evet, evet! Daha ödül ve cezalar açılacak!" diye şakırdayan Arasta'yla, Doğan ne demek istediğini sonradan anladı. Geçen günün yarışından bahsediyordu. "Bizde çok merak ediyoruz." dedi Alper kinayeyle. "Sözde unuttuğumuz anda verecekti. Öyle demedim mi ben Arasta? Arabada da hatırlattın?" dedi buz gibi bir tonla Nefes. "Öyleydi değil mi? Ben yine unutmuşum." dedi mahcupça dudaklarını ısırırken Arasta. "Olan oldu. Hadi gidelim eve bakalım? Arasta hanım yine ne sürpriz hazırlamış?" dedi en son Alper. "Efso sürprizler bebeğim! Efsane!" heyecanlı bir şekilde haykırırken Alper, Arasta'ya öyle bir baktı ki içi gider gibi. "Ben de bundan korkuyorum ya! Bizi ne gibi sürprizler bekliyor, inan çok merak ediyorum!" kinayeyle göz devirip Aden'i çağırırken Doğan da Nefes'i onaylayan mırıltılar çıkardı. "Kesin benlik sürprizler hazırlanmıştır!" dedi Okan bir kolunu Arasta'nın omzuna atarken. Alper, elini kesiştiği yere avına odaklanan avcı gibi göz keserken, gözleri alev alev olmuştu. Elleri yumruk halini alırken ikisinin kahkaha eşliğinde gülmesiyle daha çok delirdi. Okan'ın ensesinden tuttuğu gibi yanına çekerken Arasta ve ensesinden çekilen Okan neye uğradığını şaşırmıştı. "Uzak dur!" diye sertçe kulağına doğru uyarırken Okan'ı kendine çeken bu sefer Arasta oldu. Diğerlerin odakları başka yönlerdeydi. Arasta keskin bakışlarını Alper'e çevirip inadına Okan'ın omzunun üstüne elini attı. "Beni, bebeklerimden uzaklaştırma ikinci bebeğim! Bizim daha hain planlarımız var. Onları gerçekleştireceğiz." Okan'ın gözleri yuvalardan çıkacak gibi büyüdü. Arasta'dan uzaklaşmak istese de izin vermemişti. Tedirgin bakışları deliye dönmüş Alper'i bulurken "Çok da fazla şey yapmasan mı karşim?" diye kulağına doğru sessizce mırıldandı. "Kaç kere diyeceğim? Herkese 'bebeğim' deme diye!" parmağını tehdit vaki şekilde salladı. "Tamam, bebeğim ya! İlk bebeğim olursun. Bu kadar celallenme!" dedi umursamazca. "Bak ya! hâlâ beni sınıyor? Kara k..." son anda ne dediğinin farkına varınca sözlerini değiştirdi. "Arasta beni sınama!" "Bence de sınama karşim? Bakışları bakış değil çünkü. Her an nerede olduğumuzu unutup beni silkeleyebilir." "Sen benim kölemsin! Arasta hanım diyeceksin!" gözlerini şeytani bir şekilde kıstı. "Kölesi mi? Ahhahhhhhhh!" karnını tuta tuta kahkaha attı Okan. "Evet, kölesiyim lan? Var mı diyeceğin?" sessizce bağırdı. Alper. "Yok karşim. Tam layığını bulmuşsun!" alayla sırıtmaya devam etti. "Eyvallah Arasta ya! Elin herifine beni maskara ettin?" "Elin herifi dediğin Okan! Ve ayrıca eve geçelim artık. Sürprizlerini beğenmiyor musunuz?" dedi bıkkınca Arasta. "Evet ya merak ediyoruz. Hadi hadi gidelim?" dedi ve herkesi ayaklandırdı Okan. Yarım saat sonra cümbür cemaat eve geçerlerken Arasta herkesi işinin başına yollamış sadece Nefes ile Doğan'ı yollamamıştı. "Evet bebeklerim! Nefes'im seninki odanda. Doğan seninki de mutfakta." deyip ellerini çırptı. Nefes sıkılgan bir tavırla odasına geçerken Arasta'ya bu görevi vermekle hata yaptığını düşünmeye başlamıştı. Ayakları zeminde ses yaparak ilerlerken odasının kapısını açtı. Mutfağa geçiş yapan Doğan ise masanın üzerindeki iki kutuyla baş başa kalırken sandalyeye kendini bıraktı. Eli isteksizce ilk kutuya gitti. İlk kutuyu açtığı zaman bir el yazısıyla yazılan bir küçük kâğıt fark etti. 'Evet, bebeklerimden en idolü bebeğim. Hazır mısın? Ceza ve ödül kutuların masanda. Kimseye ayrımcılık yapamam ben bebeğim. Biri ödül alırken biri ceza alamaz. O yüzden dedim ki her ikinize de eşit davranmak. Aç bakalım şimdi kutuları. Yüzündeki ifadeleri görmeye merak etsem de hayalimde canlandırmakla kalacağım.' Doğan hafif tebessüm edip yanındaki diğer karşılaştığı dörde katlanmış mektupla bedeni kaskatı oldu aniden. Mektubu açtı ama okuyamadı. Üzerinde Doğan'a yazıyordu. Dudaklarını n arasından derin bir iç çekerken ensesini gerginlikle ovalamıştı. Mektupta her ne yazıyorsa Doğan'ı paramparça edecekti. Kendini topladı ve mektubu iki elinin arasına aldı. Gözleri harflerin üzerinde gezdirirken daha ilk harfinde paramparça olmuştu. Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum güzel oğlum. Boğazım düğüm düğüm, elim kaleme gitmiyor ama bunu artık açıklamak zorundayım. Sırlar mezara kadar derler ya oğlum? Hayır oğlum. İnsan mezara girse bile sırlar bir gün çıkıyor. Ben suçluydum, bir bencil gibi davranıp seni de yanımda harcadım. Özür dilerim oğlum. Senin hayatının yarısını çaldığım için beni affet ama sensiz yapamazdım. Tek dayanağım sendin. Senden de ayrı kalırsam ölürdüm. Öldüm de... Senin gözlerine her baktığımda sana söylediğim yalanlar geliyor ve her seferinde ölüyorum. Senden babanı çaldım ben Doğan'ım. Senin ilklerinden ettim. Umutlarının yarısını çaldım. Ben senden, seni çaldım oğlum... Ve şuan da sana itiraf edeceğim gerçeklerle belki de hayatta olmayacağım. Toprağın altına girdiğim gün tüm yüklerimden kurtulmuş olacağım ama senin omuzlarına daha çok yük eklenecek. İlk itirafım; ben yıllarca verem hastalığıyla mücadele ettim. Ama hiç istemedim. Tedavi olmak istemedim. Ben aslında hiç iyileşmedim Doğan. Herkesi kandırdım, iyileştim dedim ama aslında hiç iyileşmedim. Ben ölmek istedim. Bu hayattan kurtulmak istedim. Ben artık dayanamıyorum Doğan. Omuzumdaki yükler çok ağır geliyor? Bu yüklerden kurtulmalıyım... Annelik demek fedakârlık yapmak demek. Ben sana fedakârlık yapamadım. Bencilim hem de en acımasızından. Ve ikinci itirafım; bunu nasıl yazacağımı bile bilmiyorum. Çünkü söylemesi kadar yazması da acı. Ben... Ben... Babanı öldürdüm Doğan! Senden, babanla geçireceğin yılları çaldım. Hamileydim. Bana etmediği eziyet kalmamıştı. O merhamet kokan adam gitmiş yerine acımasız biri yerleşmiş gibiydi. Bana acımazdı. Karnımda sen varken de acımadı. Onu öldürmeseydim o evlat katili olacaktı. Göze alamadım. Senin canına karşılık onun canını aldım. Pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Çünkü çocuklar her şeyden önce gelirler. Her şeyden önce çocuklarını düşünmek zorundadırlar. Ben de seni korumak zorundaydım. Yaptım. Pişman değilim. Beni affet demeyeceğim. Ama bir kere de olsa yalandan 'affettim' der misin? Doğan'ın kanı donduğu kadar gözyaşları da sel olmuştu. Kalbini eline vermişler gibi canı yanıyordu. Babasının ölümü annesinin kanlı ellerinden olacağından hiç düşünmemişti. Aldığı ilk kutunun ödül olacağını sanırken ceza olduğunu anlaması saniyelerini almıştı. Gözyaşları şiddetlenirken kâğıdı ıslattı. Mektup, Doğan'ın haykırarak ağlayışıyla sırılsıklam olurken mektubu elinde top haline getirip avcunun içinde sakladı. Yalanlar ve sırların hiç bu denli can acıtacağını düşünmemişti. Birkaç dakika ağlamaya devam etti. Öfkesi saklamışa benziyordu. Olduğundan daha çok sakindi. Ya da hâlâ şokun etkisinde... Mutfakta kimsenin olmadığına ilk defa seviniyordu. Onu ağlayarak görmelerini istemezdi. Hiç istemese de ikinci kutuyu açmalıydı. Belki de onda çok sevineceği ödülü bulacaktı. Titreyen ellerin hâkimiyetini kontrole almaya çalışarak kutuyu iç çekişleriyle araladı. İçinde gördüğü ses kayıt cihazına anlam veremezken dinlemekten başka çaresi yoktu. 'Arasta ben hata mı ediyorum bilmiyorum.' mutfakta Nefes'in sesi yankılanınca daha da meraklandı. İçi cehennem ateşi gibiydi. 'Bunu farkına varmana sevindim Nefes!' diye kızgınca azarlar gibi çıkıştı Arasta. 'Ben... Uygar'ın yaşadığına emin olmak için Doğan'ı maşa olarak kullanıyorum Arasta. O gün parkta karşılaşmamız aslında tesadüf değildi.' Doğan buz kesildi. Duyduklarıyla deprem gibi şiddetlice sarsılırken elindeki cihaz yere düşecek gibiydi. Boğazını yakan acı tat, ihanetin ilk darbesi miydi yoksa saf gibi onun merhametli olabileceğine inanması mıydı? Hangisi daha yıkımdı? Annesinin, babasını öldürmesi mi yoksa şimdi ki duyduğu itiraf mı? Kararsızdı. Paramparça bir ayna haline gelmişti. Yere saçılan kırık cam parçalarından farksızdı. Bundan sonrasını dinlemeye gücü yoktu. Uygar'ın kendisine anlattığı Nefes'le bu Nefes fark farklıydı. O Nefes merhamet kokuyordu. Bu Nefes ise acımasızdı. Herkes tarafından ihanete uğramıştı. Buna annesi dâhildi. Fakat bu ihaneti Nefes'ten asla beklemiyordu. Yüreğini canlandıran kadın yüreğini yeniden öldürmüştü. Öldürmekle kalmamış yakmıştı. Odasında yatağın üzerinde oturan Nefes önündeki iki kutudan ne gibi garip sürprizler çıkacak zerre merak etmiyordu. İsteksizce kutunun üstündeki el yazısıyla yazılan kâğıdı eline aldı ve hiç acele etmeden okumaya başladı. 'Nefes bebeğim biliyorum yine meraksızsın ama ne olur yalandan da olsa meraklı olur musun? Merak ettiğini varsayıyorum ve açılışı başlatıyorum. İkinize ayrımcılık yapamadım o yüzden her ikinize de ödül ve ceza sürpriz kutuları bıraktım. Açmadan önce derin nefes al tamam mı? Kalpten gitmeni istemem.' Arasta'nın notuyla gülümsedi. Deliliği içini ısıtıyordu. İlk kutuyu açtı. Gördüğü resimle yataktan fırlarken gerçekliğini algılamaya çalıştı. Gözlerine inanamıyordu. Gözlerini yumup açtı ama hâlâ aynı şeyi görünce emin olduğu şeyden kesinlikle kanıtlamıştı. Gördüğü resimdeki adam Uygar'a aitti. Hem de senelerce öncesine ait bir resim değil yeni çekilmiş bir resme aitti. Biliyordu yaşadığından bir gram ümitsizliğe kapılmamıştı. Yüzünde güller açarken ilk kutu ona ödül olmuştu. Yerine sevinçle otururken ikinci kutuyu açtı. İçinde bir tane ses kayıt cihazı çıkarken anlamsızca bir süre inceledi. Dinleme tuşuna bastı ve odada kendi sesi yankılandı. 'O dosya bir an önce bulunmalı ve yerine ulaşmalı Arasta! İki ay içinde bulunmazsa gizliliğimiz diye bir şey kalmayacak.' 'Senin gerçek Cumhurbaşkanı olduğunu kısıtlı alanlarda biliniyor? Onlar güvenilir.' dedi düşünceli bir sesle Arasta. Nefes git gide kaskatı kesilmeye başladı. Bunu kim kayıt almıştı? 'İçimizde hainler var Arasta! Kim olduğunu bulamıyorum. Bizim hamlelerimizi önceden tahmin edebiliyor?' Kimdi bu hain? Aklına o gün konuştuklarından sonra odaya giren Doğan geldi. Olabilir miydi? İçlerindeki hain Doğan olabilir miydi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE