Mardin’in üzerine çöken akşam kızıllığı, şehri eski bir romanın sayfaları gibi altın rengine boyarken lojmandaki o boş evin sessizliği, bu kez yerini ince bir huzura bırakmıştı. Pınar, mutfak tezgahında yiyecek bir şeyler hazırlarken, hastaneden gelen o son haberi düşünüyordu. Aylin ile yaptığı kısa telefon görüşmesinde, abisinin ilk kez tedaviye katılım gösterdiğini ve daha da önemlisi, Aylin’den özür dilediğini öğrenmişti. Bu, Timur gibi bir adam için sadece bir nezaket göstergesi değil, ruhsal bir devrimdi. Kapı çalındı. Pınar, kimin geldiğini biliyordu, kalbinin artık bu ritmik vuruşlara verdiği o tanıdık ve korkutucu tepkiyi bastırmaya çalışarak kapıya yöneldi. Selçuk, üzerinde her zamanki parkası, heybetli bedeni ve yüzündeki o çocuksu masumiyete sahip tebessümüyle kapıda duruyordu.

