Oda, bir savaşçının sığınağı gibiydi. Dört duvarı kalın betondan, penceresiz ve izole. Dışarıdan bakıldığında kimsenin burada yaşadığına inanmazdı. Ne bir saat sesi vardı içeride, ne de dış dünyayla bağlantılı bir iz. Her şey kontrol altındaydı.
Asaf gibiydi.
Köşede siyah deri bir kanepe — üzerinde kırışmış çarşaflar ve dağılmış yastıklar. Yanında dev bir içki barı, içinde sadece pahalı markalar. Ama en dikkat çekici olan, odanın merkezindeki büyük yataktı.
Genişti. Soğuk görünüyordu.
Ama o gece... o yatakta cehennem yanmıştı.
Zemin koyu renk mermerdi. Duvarlarda silah rafları, kilitli çekmeceler ve birkaç eski dövüş maskesi asılıydı. Yer yer kan lekesi kurumuş, temizlenmemiş. Odaya giren biri buranın bir cellâda ait olduğunu düşünürdü.
Ve haklı olurdu.
Yatak kenarındaki lambanın ışığı hâlâ açıktı. Soluk, kırmızımsı bir ışık veriyordu.
Tavan lambası çalışmıyordu, ama bu kasıtlıydı — çünkü bu oda parlaklığı kaldırmazdı.
Bu oda karanlığı severdi.
Zeminde kadın ayakkabılarının ince topuklarının izi kalmıştı. Ve yatağın ucunda düşmüş siyah bir iç çamaşırı.
Kadının ismi yoktu, ama varlığı odanın içine işlemişti.
Alev...
Teni hâlâ duvarlarda yankı yapıyor gibiydi. Bağırışları, kahkahaları, inlemeleri... hepsi duvarlara sinmişti.
Asaf’ın odasıydı burası. Ama artık bu oda sadece ona ait değildi.
O geceyle birlikte, bu oda artık bir sır taşıyordu.
Teni hâlâ buradaydı.
Ama kadın yoktu.
Ve Asaf, her baktığında o yatağa... ne kaybettiğini değil, neye tekrar sahip olmak istediğini hatırlayacaktı.
Asaf Ali
Yatağa yaslandım. Ellerim ensemin arkasında, gözlerim tavana dikili.
Ama beynim geceye dönmüş durumda.
Gözlerim açıkken hâlâ onun nefesini duyuyorum.
Parmak uçları göğsümde dolaşıyor gibiydi hâlâ.
Tırnaklarını bastıra bastıra geçirmişti üzerimden.
Siktir, Alev...
Sen kadın değil... başlı başına bir belaydın.
Arabanın arka koltuğunda başladık. O daracık siyah pantolonu yuvarlak kalçalarını belli ederken bacaklarının arasına beni bastırıp, dudaklarını ısırıyordu.
“Durdur beni,” dediğinde bile gözlerinde durmak isteyen biri yoktu.
“Kıpırdarsan seni bağlarım,” demiştim kulağına eğilip.
Kıpırdamadı.
Ama titredi.
Ve sonra...
pantolonu tek hamlede yırtar gibi sıyırdım üzerinden. Teni ateş gibiydi. Göğüsleri avuçlarımdaydı, sıcaktı, canlıydı. Üzerine eğildiğimde, dudaklarımı boynuna bastırdığımda, bir iniltiyle başını geriye attı.
“Daha sert,” dedi.
Ben de öyle yaptım.
O koltuk... o gece o koltukta sadece bir zevk yoktu.
Orada bir savaş vardı.
Dişi bir yırtıcı gibi üstüme çıktı. Saçlarımı kavradı, dudaklarımı ısırdı. Öyle bir öptü ki... ağzımda kanın metalik tadı kaldı.
Ama o kan... zevk gibiydi.
“Sana ait değilim,” diye fısıldadı nefes nefese.
Ama kalçalarını ellerimin arasına sıkıştırdığımda, titreyerek tekrar etti:
“Ama bu gece... bana ne istersen yapabilirsin.”
Ve ben yaptım.
Ellerim boynundaydı, dudaklarım göğsünde. Her yer ter, nefes ve iniltiyle kaplıydı. Sadece biz vardık.
Ben, ve gecenin bana sunduğu en lanetli zevk.
O her inlediğinde, daha önce hiç bu kadar sertleşmedim, biraz daha içime işledi.
O her “dur” dediğinde, gözlerinden “devam et” haykırışı aktı.
En son yüzüme bakarken gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Çünkü bu bir acı değildi.
Bu... teslim oluştu.
Ve şimdi?
Şimdi gitti.
Ama o gece bitti sanma, Alev.
Ben hâlâ içindeyim.
Senin kokun, tenin, çığlığın… içime kazındı.
Bir daha seni bulduğumda...
O arabada başladığımız işi, bu sefer sabaha kadar bitirmeyeceğim.
Ta ki sen yalvarana kadar.
ALEV
Asaf hâlâ uyuyordu. O hâlâ yanımdayken, ben çoktan aklımda buradan çıkmıştım.
Yatağın kenarına oturup topuklu çizmelerimi giyerken aynaya baktım. Boynumda hâlâ dudak izleri vardı. Tenim kırmızı, nefesim dengesizdi.
Siktir.
Bu adam içime işlemişti. Her hücremde onun izi vardı.
Bu bir bağımlılık.
Saf, hayvani, kontrolsüz bir tutku.
Asaf’ın kaslı vücudu hâlâ yatağın çarşaflarını dolduruyordu. Yanında kalabilirdim. Geri dönüp, üzerine çıkıp, o geceyi bir daha başlatabilirdim.
Ama istemiyordum.
Yani... istememem gerekiyordu.
Çünkü dışarda biri beni bekliyordu.
Bir kadını pazarlayan, masum kızların hayallerini çalan bir orospu çocuğu.
Onu öldürmeliydim.
Ve ben görevdeyken, hiçbir şey önemli değildi.
O Kaslı adam bile.
Çantamı aldım, susturuculu silahımı kontrol ettim. Dışarıya çıkarken Asaf’ın mekânını bir daha dönmeyecekmişim gibi terk ettim.
Ama arabanın kontağını çevirdiğimde... ellerim direksiyon yerine onun omuzlarını tutmak ister gibiydi.
Kafamda aniden geçen gece canlandı.
O sert ve büyük erkekliği Karanlıkta onun üzerindeydim. Saçlarım terle yüzüme yapışmıştı. Gözlerim gözlerinde, ama vücudum... tamamen onun kontrolündeydi.
“Daha sert, Asaf,” demiştim.
Ve o... beni öyle bir şekilde aldı ki...
Şansıma küfrettim.
Bu duyguyu daha önce kimse yaşatmadı. Ne sevdiğim biri, ne sevmediğim biri.
O gece sadece tenler değil, egolar da savaştı.
Ve bu savaşı ben kazanamadım.
Bu özlemek yada bir duygu değildi sadece...
Sadece... bir daha içime girmesini istiyordum.
Kırmızı ışıkta durdum. Çantamdan sigaramı çıkarırken kendime baktım.
saçlar dağınık dünden kalan maskaranın topakları var dı ayrıca bir Serseri gibi,
Tehlikeli, umursamaz ve hâlâ bacaklarının arasında bir erkeğin hayaliyle yanıyor.
“Tekrar sevişeceğiz,” dedim kendime.
Ama bu sefer… sabah olmadan kaçmayacağım.
Bir motor sesi yaklaştı.
Sol aynadan gelen silueti fark etti önce.
Simsiyah motor.
Üzerinde plakası yoktu.
Sürücü, baştan ayağa siyah giyinmişti, kask bile karanlığın parçasıydı.
Motor, yavaşça Alev’in camına yanaştı.
Alev camı hafifçe indirdi.
Kurye, hiçbir şey söylemeden siyah bir zarf uzattı.
İncecikti, ama içindeki kâğıt sertti.
Kurye, hâlâ tek kelime etmeden motoruna geri döndü.
Ve kayboldu.
Sadece egzozun sert hırıltısı kaldı geriye.
Alev, zarfı açtı. İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Beyaz, kabartmalı.
Yalnızca üç kelime yazıyordu:
“İŞ GECEYE ERTELENDİ.”
Altında bir konum koordinatı vardı.
Saat: 00:00
Alev gözlerini kıstı. Kâğıdı sıkıca tuttu.
Birden direksiyona yumruğunu geçirdi.
Bu iş onun gibi biri için uzamamalıydı.
Hızlı gir, temiz vur, çık.
Ama şimdi zaman vardı.
Hazır zamanı varken eve gitmesi ve üstünde kalan döküntüleri değiştirmesi gerekirdi.
Yeşil çoktan yanmıştı fakat Alev bunu arkadan çalan korna sayesinde anlamıştı. Geceden de kalma oldugu için beyni tam kapatise çalışmıyordu şuan.
-Bu adam bana mı el kol yapıyo amınakoyim ?
kapıyı hızlıca açıp aşağıya indi.
-Hayırdır aslanım senin kornanda bi sıkıntın mı var?
-Kör müsün kızım, kırmızı yanıyo sabahtan beri senin sikinin keyfini mi bekliycez burda
Dövsen bela siksen zina yemin ederim diye geçirdi içinden Alev,
tam arabaya geri binecekken arkasından adamın
-anca sikilmeye kadar aklınız yetiyo
dediğini duyunca
hızlı adımlarla arabanın yanına geldi, camdan içeriye soktugu eliyle adamın boğazını sıkmaya başladı bir yandan da sakin ama korkutucu bir şekilde
-seni evire çevire sokak ortasında ibreti alem için siktirirdim ya dua et işim var
diye söyleniyordu.
O sırada telefonuna gelen 54. aramayla kendine geldi boşta kalan eliyle aramayı cevapladı.
-Efendim babişko?
-Ocağıma düşen Alev topu ! bıktım artık senin bu hallerin den peşine ben takıyorum 1000 adam bir tanesi yakalayamıyor.
kızım sen mit misin istihbarat mısın üseyin bolt musun allahın adını verdim eve gel hemen eve gelllllllll!!!!!!
-aaaaa babacım söyleme böyle inciniyorum bak prensesin geliyor şimdi merak etme...