İlk Mesaj
Alin'in Anlatımından;
Merhaba sizlere kendimi tanıtarak bu hikayeye başlamak istiyorum. Ben Alin şu an on sekiz yaşında bir genç kızım. Ama benim hikayem daha on iki yaşındayken başladı. Nasıl mı olabilir? Çocukluk aşkı nedir bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum. Başta çocukluk, sevgi gibi gelen şeyin, on sekiz yaşımda aklımdan çıkmayan bir aşka dönüşeceğini hiç beklemiyordum. Neyse sizi bu konuşmayla daraltmak yerine yaşadıklarımı anlatmaya başlayayım.
-------------------------------
YIL 2012;
Sabahın ilk ışıkları odamın camından içeri gelirken annemin sesiyle yataktan kalktım. Ellerimi, yüzümü yıkamak için lavaboya giderken kapının alacaklı gibi çalmasıyla kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda karşımda kocaman sırıtmasıyla Aykut abim ve Furkan abiyi gördüm.
Gözlerimi bayarak;
"Abi saat daha sekiz. Kapı böyle mi çalınır?" diye sitem ederken Aykut abim elindeki ekmekleri gözüme sokarcasına sallayıp;
"Yengem kahvaltıya çağırdı." deyip beni iterek içeri girdi. Daha onlar içeri girerken kapının önünde yengemleri de görmemle herkesin kahvaltıya bize indiğini anladım.
Evet evet aile apartmanında üç amcam, eşleri, çocukları, babaannem ve dedemle yaşıyorduk. Beş katlı binanın ilk giriş katında da biz yaşıyorduk. Bu durumdan çok memnundum. Ne zaman işten kaçmak istesem kaldırıma yakın olan camdan, dışarı arkadaşlarımın yanına kaçıyordum.
Yengemler içeri girerken, bende hemen elimi yüzümü yıkayıp, sofraya kuruldum. Aykut abimin bakışları üzerimdeyken 'Ne?' dermişcesine kaşlarımı kaldırıp, başımı salladım.
"Misafir var ya. Git pijamalarını çıkart" dediğinde yüzümü ekşittim.
"Allah aşkına Furkan abi misafir mi?" diye sorduğumda, başını evet anlamında salladı.
"Aynen aynen, şu mahallenin çocukları benden çok anneme, anne diyor. Abim o benim." dediğimde Furkan abinin yüzünü ekşittiğini fark ettim. Çocukluk aklı, farklı bir şey düşünmediğim için omuzlarımı silkip sofrada oturmaya devam ettim.
Annem bu mahalleye gelin geldiğinde hepsi küçücükmüş, annem onlar belaya bulaşmasın diye hiç camının önünden ayırmamış. Acıktıklarında ekmeklerini yapmış, top oynarlarken hep bir şişe suyu camın önüne bırakmış. Gerçi annem hala aynıydı. O yüzden bu mahallede ki herkes bizi gözü gibi korur, çocuklarla da her zaman aramız iyiydi.
Aykut abim hala konuşmaya devam ederken ona dil çıkarttım.
"Aliin..." diye çemkirirken.
"Aykuut..." diye bağırıp tekrar dil çıkarttım. Bunu hiç sevmezdi. Bende inadına yapar dururdum. Kafama yediğim zeytin çekirdeğiyle yüzümü buruşturdum. Kapının tekrar çalmasıyla ayağa kalktım. Koşarak kapıyı açtığımda Aras'ın geleceğini biliyordum. Aras benim en yakın arkadaşım, sırdaşım, kardeşim, abimdi. Aramızda sadece altı ay vardı. Annelerimizin yakın arkadaş olmasıyla, bizde beraber büyümüş olduk.
Boynuna sarıldığımda, arkamdan gelen öksürük sesiyle o yöne döndüm. Furkan abinin beti benzi atmışi bize bakıyordu. Annem;
"Aras, hoşgeldin oğlum. Annen işe gitti mi?" diye sordu.
"Gitti Banu teyze." demesiyle annem başıyla onayladı.
"Alin hadi git Aras'a çatal, çay falan getir." dediğinde, onu onaylayıp mutfağa gittim. On iki yaşında olsamda boyum birazcık kısaydı. Çaydanlığı kaldırmak için parmak uçlarımda yükseldiğim sırada arkadan
"Bırak ben doldururum." diyen Furkan abiyle, çaydanlığı yerine koydum.
"Teşekkür ederim abi." dediğimde beni başıyla onayladı.
Beraber oturma odasına girerken, aklım buğulanmaya başlamıştı. Furkan abinin tavırları bir garip olmaya başlamıştı. Ne olduğunu bilmesemde, bir süre dikkatli olmam gerektiğini hissediyordum. Sanki bir şey söylemek istiyorda, söyleyemiyormuş gibi geliyordu. Kendi kendime omzumu silkip durduğumda, Aras durumu fark etmiş gibi yüzüme bakıyordu. Ona boşver dermiş gibi bir hareket yapıp kahvaltıya döndüm.
Kahvaltının ardından sofrayı topladık. Mutfağı toplama işi bana kaldığında, Aykut abim ve Furkan abi kapıya çıkıyordu. Aras;
"Furkan biraz garip davranıyor farkında mısın?" diye sordu. Başımla onu onayladığımda, hala konuşmaya devam ederken annemin ayak sesleriyle sustu. Bende susup işime devam ettim. Kız kardeşim Ecrin'in odasından çıkmasıyla;
"Günaydın pamuk prenses." diye imayla konuştum.
"Gece boyu uyumadım." dediğinde nedenini anlamasamda, umursamadan işime devam ettim. Aras'la biraz ders çalışıp, dışarı çıkmak için annemden izin aldık.
Bir an önce okul kapansında sokakta oyun oynayabilelim diye dua ediyordum. Kapının önünden geçen Serhat'la kısa bir bakışmamız oldu. Aras bu durumdan hiç hoşnut olmamış gibi yüzünü ekşitti. Ona gözlerimi bayarken hiçbir şey demedim. Serhat başka bir beşinci sınıf şubesindeydi. İki sınıfın garip bir düşmanlığı vardı. O yüzden bana gizli gizli mektup yolluyordu. Birazda serseriydi. Nedense bu durum hoşuma gidiyordu. Ama aradaki düşmanlık resmen nam salmıştı.
Beşinci sınıfta ne gibi bir derdiniz olabilir diye sorduğunu duyar gibiyim. Kimse asla bilmese de kim, kimi tek yakalarsa bir köşede sıkıştırıyordu. Süpürgelerin, çöp kovaların havalarda uçuştuğu çok fazla kavgamız olmuştu. Aras'ta bizden bir üst sınıftı ve asla serviste denk gelmememiz için beni yalnız bırakmıyordu.
Servis derken özel okulda okumuyordum. Bir devlet okulundayım, ama kendi okulumuz tadilata girdiği için başka okula misafir öğrenci olarak gidip geliyorduk. Bu durumda en büyük karım liseye geçmeden alınmayacak olan telefon, mecburen erken yaşta alınmış oldu. Akşam eve geldiğimde, ödevlerim bitene kadar elimden alınıyor tabi ki.
Klasik bir Türk ailesinde büyüyorum ve bu durum beni çok mutlu ediyordu. Arkadaşlarımızın hepsi dışarı çıktığında, uzun zamandır yapmayı planladığımız voleybol maçını yapmaya karar verdik. İki bina arasına çamaşır ipi çekildi. İki takım oluşturuldu. Bu sırada Furkan abide zorla kendini maça kabul ettirdi. Çünkü birkaç abimiz daha oynamaya karar verdi. Ben, Aras, Ecrin, Salih Abi ve Hasan abi bir takımdaydık. Karşı takımda Furkan abi, Aykut abim, Mert, İlkay ve en yakın arkadaşlarımdan biri olan Tuana vardı.
İddia ortaya koyuldu çekirdek ve kolasına maç başladı. Güzel voleybol oynuyordum. Boyum kısa olsa da karşılamam kuvvetliydi. Top karşı takıma geçtiğinde Furkan abi topa smaç bastı. Son sayıyı vermemek için kendimi yere atıp topu kurtardığımda, kollarım çizilmişti.
"Alin, iyi misin?" diye sorarken, yerden kalkıp üzerimi silkeledim. Kollarımda ki çiziklere bakarken,
"Kusura bakma." dedi.
"Oyun oynuyoruz abi sonuçta. Olur böyle şeyler." dediğimde Aras çoktan sayıyı almanın sevincini yaşıyordu.
"Maç bittiğine göre kolamızı, çekirdeğimi bekliyoruz." diyen Hasan abiye,
"Alin bizim takımın dikkatini dağıttı." diye itiraz eden isim tabi ki Aykut abimdi.
"Ağlama be... bir kerede ağlama." derken, kaşları havaya kalkmış, beni kovalayacağı gün yüzüne çıkmıştı. Adımlarım geri geri giderken,
"Ayy..." diye bağırıp koşmaya başladım. Üç tarafı bayırlarla çevrili olan ve tek düzlükte mahallemizin bulunduğu yerde kaçmaya çalışırken, tazı gibi peşimden koşan bir abim vardı. Gülmekten koşamamaya başladığımda ensemden yakalandım. Kafamı kolunun arasına sıkıştırıp, sürükleye sürükleye kapımızın önüne getirdi. Bir elini yumruk yapmış saçlarımı karıştırırken kolunu ısırdım.
"Köpek." diye hızla kolunu çektiğinde, işaret parmağımı salladım.
"Akşam seni Ramazan amcama söyleyeceğim." diye hırsla konuştum. Bu halimize gülerlerken,, Furkan abi çoktan kola ve çekirdeği alıp gelmişti. Poşetin içinde Caramio görmemle, yüzümde ki gülümseme genişledi. Aykut abim, elimden çekmek üzereyken,
"Özür için aldım kıza."
"Bu vitaminsizden ne özür diliyorsun oğlum. Bilerek attı kendini yere." derken açtığı Caramio'mdan kocaman bir ısırık aldı. Yüzüm düşmüş bir şekilde suratına bakarken, ağzının açıp gösterdi.
"Pislik." derken yüzümü buruşturdum. Kim derdi ki bunun on beş yaşında olduğunu. Sanki beş yaşında gibi hareketler sergiliyordu.
Çekirdek, kola hep beraber yenip, içildiğinde ara ara sohbet ediyorduk. Büyükler aramızdan gitsede Furkan abi yanımızda duruyordu. Aras, İlkay, Mert konuşurlarken, Tuana;
"Hadi yerden yüksek oynayalım." diye sevinçle ellerini çırptı. Herkes mecbur kabul ediyordu. Furkan abi ebe olmayı kabul ettiğinde, biz kaldırıma çıktık. Furkan abi gözümün içine bakarken,
"A" dedi. Herkes bir şarkı söyleyerek karşıya geçti. Tam o sırada Serhat tekrar sokaktan geçiyordu. Gözlerim ona takıldığında, beni yanına çağırdı. Yanına gitmek için herkesten müsaade istedim. Furkan abi duruma ne kadar bozulsa da, bir şey belli etmemişti. Aras, Mert ve İlkay koşarak yanımıza geldi.
"Alin, kızların yanına geçiyorsun." derken sinirle bana bakıyordu. Serhat'a dönüp;
"Sende şimdi defol." diye bağırdı. Serhat, diklenirken Aras'ta karşılık veriyordu. Aykut abi gelip hepsini dağıttıktan sonra sinirle Aras'a döndüm.
"Ben sana böyle mi yapıyorum?" diye sorduğumda,
"Sen sus" peki dermişçesine başımı salladım. Hızla eve girdiğimde camı tıklatsada umursamadım. Aras bazen canımı sıkmakta bir numaraydı.
Kimseyle konuşmadan eve girdiğim sırada babaannemlerde yemek yiyeceğimizi öğrendim. Kimseyi beklemeden bir üst kata çıktım. Suratım asık tekli koltuğa attığımda kimse ne olduğunu anlamamıştı. Soranlara cevap vermemek için, üzgün olduğumu söyleyip geçiştirmiştim. Daha on iki yaşında biri bana mektuplar yazıyor ve Aras konuşmamıza engel oluyor diyemezdim ya.
Herkes gelmiş, yemekler çoktan yenmişti. Annemin verdiği telefonu elime aldığım sırada, yabancı bir numaradan mesaj geldi.
"Alin ben Furkan. Aykut abine ulaşamıyorum."
"Babaannemdeyiz abi."
Numaramı nerden bulduğunu düşünürken,
"Numaramı nereden buldun?"
"Aras'tan aldım...da abi demesen mi?"
Yazdığı mesaja cevap vermek yerine, telefonun ekranını kapatıp cebime koydum. Yeni çıkmış tuşlu, kameralı telefonumu kaptırmak istemiyordum. Aras'a numaramı bana sormadan verdiği için sayıp söverken, Furkan abiden tekrar bir mesaj gelmişti.
"Alin, biliyorum Aykut'un kuzenisin ama... kalbime söz geçiremiyorum. Seni çok seviyorum." yazan mesajı görmemle, kalbimde garip bir çarpma hissettim. Ellerim terlemeye başladığında, ayağa kalkıp çay dağıtmaya yardım etmeye başladım. Kapının çalmasıyla Ramazan amcam
"Alin kalk kapıya bak." dedi.
"Anahtar üzerinde ya, kimse açıp girsin." dediğinde en küçük amcam Onur, başıyla kapıyı işaret etti. Oflya oflaya kapıyı açtığımda, karşımda Furkan abiyi gördüm.
Anın şaşkınlığıyla kapıyı suratına kapatmak üzereydim ki, kapıyı tuttu.
"Yazdıklarımda ciddiyim." diye fısıldadı. Onur amcam içeriden;
"Alin, kim gelmiş?" diye seslendiğinde
"Furkan abi... Aykut abime ulaşamamış." deyip kapının önünden çekildim. Bu sırada Aykut abim, kıymetlisini kaldırıp kapıya gelebilmişti. Yüzümde ki şaşkınlığı gizlemeye çalışsamda, beceremeyeceğimi bildiğim için, içeridekilere eve gittiğimi söyledikten sonra, Furkan abiden kaçarmış gibi aşağı indim.
Kapıyı kapattığım gibi elim yüzüme gitti. Şaşkınlıktan mı, yoksa heyecandan mı bilmediğim kızarıklığı gidermek için soğuk suyu yüzüme çarpmak için banyoya gittim. Odama geçtiğimde gözlerimin dolduğunu fark ettim. Abim olarak gördüğüm bir insanın, bana karşı bir şeyler hissediyor olması etkilemişti.
Suçu kendimde aramaya başladığımda, alnıma vurdum.
"Ben daha on iki yaşındayım. Ne suçum olabilir ki." diye kendi kendime söylenirken, Ecrin odaya girdi. Tuana'yı da arayıp bize çağırdıktan sonra olanları anlattım. İkisi de şaşkın şaşkın yüzüme bakarken telefonuma gelen mesaj sesiyle, çalışma masamdaki telefonu elime aldım.
"Caramio yiyemediğin için üzülmüştün. Odanın camından al... Merak etme ben bırakmadım. Aras bıraktı."
Okuduğum mesajla şaşkınlıkla güneşliği açtım. Odamın camına konan bir poşet Caramio'yu görmeyi beklemiyordum. İçeri aldıktan sonra köşede bana bakan Aras'la göz göze geldik.
Kızlar "Yaa ne kadar tatlı..." derken, kısa bir teşekkür mesajı attım. Mahalleden kimsenin yanlış anlamaması için aldığımı ve yarın Aras'la geri göndereceğimi söylesemde kabul etmedi.
Bildiğim tek bir şey vardı. Furkan abiye karşılık vermemeliydim... veremezdim. Çünkü Aykut abimin en yakın arkadaşıydı ve bu duyulursa hiç güzel şeyler olmayacağı kesindi. Hem daha sadece on iki yaşındaydım.