İmparator - Hançer'i Bulmak

3028 Kelimeler
Tüm ekip karargaha girerken, İmparator, hemen önündeki Kırlangıç'ı izlemekten başka bir şey yapmıyordu. İlk zamanlar, sevdiği kadın etrafındayken hiçbir şeyi doğru dürüst anlamayacağını, işini doğru dürüst yapamayacağını düşünmüştü. Kırlangıç etrafındayken İmparator kimliğini kaybedip Fatih kimliğine bürüneceğini sanıyordu. Kırlangıç'ın da Ekin kimliğini kaybettiğini, bambaşka bir kadın haline dönüştüğünü düşünmüştü. Ancak birlikte geçirdikleri zaman zarfında, önce Kırlangıç'ın kimliğinin, Ekin'in yarım kalan yanını tamamladığını anlamıştı. İkisi aynı kişiydi. Her iki kimlik de bir elmanın iki yarısı gibi, kızı bir bütün haline getiriyordu. Kendisinin de böyle olup olmayacağını bilemeden, bir borçlu hissetme ile çıktığı bir yolda, sadece bir kaç saat önce, 1 yıldır aranan bir ajanın izini sürerken gösterdiği performansla İmparator, aslında Fatih'le İmparator'un aynı kişi olduğunu, bir elmanın iki yarısı olduğunu idrak etmişti. Kırlangıç, kendisine eğitim zamanında ilk görevine gitmeden anlatılan şeyleri uygulayıp uygulayamayacağını asla bilemeyeceğini söylemişti. İmparator, kızın söylediği her şeyin gerçekliğini sadece bir kaç saat önce kafasında bir yere koyabilmişti. Sadece bir kaç saat önce, bazı deneyimlerin dinleyerek de edinilebileceğini anlamıştı. İmparator, Kırlangıç'ın kusursuz hatlarını, zaman içerisinde kaslanan ve bu kasla şekillenen vücudunu izlerken, kendi başına gelenlerden yola çıkarak neler yaşadığını tahmin etmeyi denedi. Ancak asla tahmin edemeyeceğini ve anlayamayacağını içinde bir yerde biliyordu. Herkesin eğitim sürecinin farklı olduğunu biliyordu. Görmüştü. Deneyimlemişti. İş olmadıkça, işle ilgili herhangi bir şey yapmadıkça aklından geçen tek şey Kırlangıç'tı. İmparator, kıza hala aşıktı. Gözden uzak olan, gönülden de uzak olur demişlerdi. Ama Ekin, Fatih'in içinde bir an olsun eksilmemişti. Tüm bunlardan daha garip olan şey ise Fatih'in içindeki diğer kimliğinin, İmparator'un da Kırlangıç'a yeniden aşık olmuş olmasıydı. Kırlangıç da İmparator'dan farklı değildi. Hala Fatih'e deli gibi aşıktı. Fatih'in kendi kendine yarattığı İmparator'a da, küçük rötuşlar attığı adama da aşık olmuştu. İkisi de birbirine deliler gibi aşıkken uzak durmaya çalışmak ne kadar kolay olurdu o da tartışmaya açıktı. İmparator'un bakışlarını üzerinde hisseden Kırlangıç, kendi kendine yarım ağızla gülümsedikten hemen sonra yüz ifadesini düzeltip omzunun üzerinden, hemen arkasındaki İmparator'a bakarak "Yine kafanın içinden neler geçiyor çaylak." dedi. İmparator, kızı bilişim odasına kadar takip ederken, aniden kolundan tutup kızı kendisine doğru çevirdi. İmparator, vücutları arasındaki mesafeyi, hiç hareket etmeden, kızı kendine doğru ikinci bir kere çekerek kapattı. Kırlangıç'ın sıkıca tuttuğu kolundaki parmaklarını gevşetmeden, dudaklarını iyice kızın kulağına yanaştırarak "Aklımdan geçenleri bir bilsen, ajan eğitimin bile yüzünün kızarmasına engel olmayı başaramaz." dedi. Kızın kulağının altına doğru belli belirsiz bir öpücük bırakarak geri çekildi. Kısa bir süre kızın gözlerine baktıktan hemen sonra ellerini cebine sokan İmparator, ıslık çalarak teçhizat odasına doğru ilerledi. İmparator, teçhizat odasına girince, doğruca üzerinde adının yazdığı dolaba doğru ilerledi. İçinde duran kıyafetleri hiç düşünmeden alıp soyunma kabinlerinden birinin içine girerek hızla üzerini değiştirdi. Hemen ardından, dolabının içine bıraktığı kimliğini ve silahını alıp odadaki büyük masanın üzerine bıraktı. Silahını ve yanına alacağı yedek şarjörler için kol altı aparatlarını bağlarken, bilişim odasından gelen Kırlangıç'ı görmezden gelmeyi tercih etti. İmparator, kendi kafasının karıştığı gibi kızın kafasının da karışmasını istiyordu. Ama kendi ruh halini düşünüp durmaktan, kızın ne halde olduğunu anlamaya hiç çalışmadığını anlamamıştı. Kırlangıç, odaya girdiğinde yok sayıldığının farkında bile olmayacak kadar kafası meşguldü. Sahadan gelen son bilgileri analiz etmiş, çıkardığı özet bilgilerle dolu kağıda bakarak masaya yanaştı. Kendisi, ekibin geri kalanının aksine çoktan simsiyah giyinmişti. Sadece alması gereken, silah ve benzeri ekipmanı almak için hazır olması gerekiyordu. Masanın başına geldiğinde "Çocuklar." dedi. Hazırlanmakta olan herkes masanın başına toplandığında elindeki kağıtları bıkkın bir şekilde masaya attı. Oflamaya yakın bir soluk vererek, ellerini masanın üzerine koyarak hafif öne doğru eğildi. Bir yerlerden ya da bir şeylerden destek alma ihtiyacını gizlemesi gereken son yerde olduğunu biliyordu. İçerdeki herkesin kendisiyle aynı kaygıyı taşıdığını biliyordu. Hepsi Hançer'i alıp öyle gelmek istiyordu. Kendisi, bu kaygısı yetmezmiş gibi bir de uzun zaman sonra ilk kez doğrudan sıcak bölgede çalışacağı için gergindi. Bu sıcak bölgede en azılı teröristler olsa bu kadar korkmazdı. Ama söz konusu Hançer olunca hem korkuyor, hem de kendilerine izin verilse bile kızın kılına bile zarar vermek istemiyordu. Zaten kızın saçının teline bu ekipten kimsenin, Avcı'nın bile dokunabilecek beceride olduğunu da düşünmüyordu. Kırlangıç, sırayla Avcı, Bukalemun, Fırtına ve İmparator'un yüzüne baktı. Zorluğu kabullenemeyişinin boğazında oluşturduğu düğümü, yutkunarak bastırmaya çalıştı. "Hançer'i bulmak bizim için biraz zor olacak." dedi. Avcı kaşlarını çatarak masanın üzerinde duran 5 kağıttan birine uzandı. Sadece en başta yazan cümleyi okur okumaz "Köy nufüsu 970 ve 479'u kadın. 479 kadın içinden Hançer'i mi seçemeyeceğiz?" dedi. Ses tonu oldukça öfkeli çıkan Avcı, Kırlangıç'ın yüzüne bakarken gözleri adeta ateş saçıyordu. Konu Hançer olunca, özellikle ekiptekilerden zaafını gizleyemiyordu. Gizlemeye ihtiyaç duyduğu da pek söylenemezdi zaten. Kırlangıç, Avcı'yı ilk defa bu kadar dikkatsiz görmüştü ve buna fazlasıyla öfkelenmişti. Konu sevdiğin biri olunca dikkatinin dağılmasını, paniklemeyi normal karşılıyordu. Ancak içinde bulundukları durumda bunun işe yaramayacağını herkesten daha iyi biliyordu. Bunu, bizzat kendisi Fatih'in ayaklarını sandalyeden kurtarırken yaşamıştı. Kırlangıç, öfkeyle kasılan çenesini ileri geri iterek gözlerini Avcı'nın gözlerine dikti ve "Ya o raporu adam gibi oku ya da anlattıklarımı dinle. Paniğin kimseye faydası yok Avcı. Dikkatini toplayamayacaksan otur ve Hançer'i getirmemizi bekle." dedi. Avcı, gözlerini kızın gözlerinden ayırmadan masayı yumrukladı. Ancak iki ajanın bakışma savaşı uzun sürmedi. Avcı, Kırlangıç'ın haklı olduğunu biliyordu. Durumu kabullenerek pes etti ve derin bir nefes vererek bakışlarını kaçırdı. Eliyle devam etmesini işaret ederek, bakışlarını okumadığı halde önündeki kağıda dikti. Kırlangıç öfkeyle soludu ve ciddiyetle işine devam edebilmek için bir kaç saniye bekledi. Boğazını temizleyerek anlatmaya devam etti. "Araştırma yapacağımız bölgede kadın nüfusu 479, Hançer ile birlikte 480 olsa da işimiz zor olacak. Sahadan gelen güncel bilgilere göre, Hançer'i gören yok. Yani kesin olarak Hançer orada diyerek yola çıkmıyoruz. Bu da, Hançer eğer oradaysa, her bir haneye tek tek bakmamız gerekiyor demektir. Sadece beş kişi olduğumuz için, bölgede dedikodu yayılmadan her bir haneyi aramamız mümkün değil demek oluyor çünkü bölgede 264 hane bulunuyor. Diyelim ki sessizce aramaya başladık, kimin Atilla Şahin'in arkadaşı Kenan Tuna'nın yakını olduğunu bilemeyiz. Bu da eğer Hançer oradaysa, biz onu bulmadan kaçabilir demek. Hatta emin olun, ruhumuz bile duymadan yanımızdan yürüyerek geçip gidebilir. Bölgedeki polis ve askeri devreye sokamayız, asker devreye girdiği anda Hançer kendisini bulmaya yanaştığımızı anlayarak yine kaçacaktır. Üstelik ona dark web aracılığıyla hangi sahte ismi, hangi sahte TC Kimlik numarasını tahsis ettiklerini bile bilmiyoruz. Dolayısıyla köye tüm giriş çıkışları kapattırsak bile kaçışına engel olmamız neredeyse imkansız." dedi. İmparator kafasını ileri geri sallayarak "O zaman öyle bir plan yapmalıyız ki, Hançer'i evden çıkmaya zorlamalıyız." dedi. Bukalemun "Kenan Tuna'yı kullansak?" dedi. Fırtına "Hançer işini şansa bırakmaz. Her ihtimale karşı böyle bir durumda kendi aralarında kullanacakları bir acil durum kodu geliştirmişlerdir bence." dedi. Avcı kafasını ileri geri sallayarak "Doğru. Hançer teşkilata girmeden önce gözlemlemesini ben yaptım biliyorsunuz. Hançer, tehlikeli düzeyde zeki bir kadın. Atilla daha tehlikeli düzeyde zeki bir adam. Ancak ikisinden de daha tehlikeli olan bir şey varsa o da ikisinin bir aradaki zekasıdır. Zira daha eğitimi bile yokken, dirayetinden emin olmak için yaptığımız son sınavda, telefonun ucundaki kişinin kardeşi olmadığını anladığına yemin edebilirim ama ispat edemem." dedi. Sadece bir kaç dakika içerisinde çaresizlik, tüm timin tepesinde kara bulutlar gibi dolaşırken, omuzlarındaki yükün ağırlığı ile hepsi birer çözüm yolu arıyordu. Herkes hazırlanmayı bırakmış, birer sandalye çekerek masanın başına oturmuştu. Teçhizat odasındaki tek ses, Bukalemun'un arka cebinden çıkartıp sallamaya başladığı kelebek bıçağın sesiydi. Bıçağın metal, keskin uçlarından çıkan şangırtı odanın içinde soğuk bir yankı yaparken, odadaki herkesin içinde beslediği karanlık taraf huzur buluyordu. Beş ajanın beşinin de zihinleri adeta hipnoz olmuş gibi kaostan yavaş yavaş uzaklaşmıştı. Özellikle İmparator'un, zihni boş gibi görünse de, beyninin içinde fikirler uçuşuyor, birbirine çarpıyor, bazen engellere takılıyor ve beyninin bir köşesine yığılıyordu. İmparator, iç çekerek önündeki kağıda bir kez daha uzandı. Kağıdı yeniden incelerken "Sürekli tek kullanımlık telefondan görüşüyor olamazlar." diye mırıldandı. "Yani bir hattı bir iletişim şekli bir açık olmalı. Belki kağıt, mektup, haberci biri.. Bir şey..." dedi. Avcı, derin bir nefes alıp vererek "Muhakkak vardır. Ama kim? Ne?" dedi. Kırlangıç yumruk yaptığı elini kibarca masaya vurarak "Şuan başka işimiz yok. Teşkilatın bizden istediği başka bir şey de yok. Gidip sabırla gözlemleyeceğiz. Hançer sabırla kayboldu, biz de sabırla ortaya çıkaracağız." dedi. Avcı, duvara diktiği gözlerini duvardan ayırmadan "Zor." dedi. Aralarında, kızın kafasının içini en iyi bilen tek kişi oydu. Kızın neden ortadan kaybolmak istediğini, kendisini ne kadar suçladığını yalnızca o biliyordu. İmparator, aniden aklına gelen fikirlerden biri ile yavaşça yayıldığı sandalyeden doğruldu. Genç adamın gözlerindeki karanlık ışıltı, herkes tarafından kolayca okunabilir haldeydi. Herkes, meraklı gözlerle İmparator'a bakarken, İmparator, yarım ağızla, ukala bir gülümseme ile ekip arkadaşlarına bakarak "Bir fikrim var. Geç olmadan hazırlanıp yola çıkalım. Yolda anlatırım." dedi. Ekibin köye varması beklediklerinden uzun sürmüştü. Yol boyunca İmparator planın taslağını anlatmış, bütün tim beyin fırtınası yaparak plana son şeklini vermişti. Bir yara kapanmıyorsa, iyileşmesine engel bir şeyler var demektir. Bazen o yarayı iyileştirmek için önce o yarayı deşmek gerekir. Köyün içinde küçük bir dedikodu, Hançer'i ininden çıkartmaya yeterdi. Orada aile gibi görünen saha ajanlarından birini, şehit oldu diye göstermek, biraz da etrafa birebir silahlı çatışmada terör eylemine kurban gitti demek, Hançer'i evinden çıkartmaya yeterli olurdu. Ancak iş Hançer'i paket etmeye geldiğinde, bunu yapamayacaklarına o kadar eminlerdi ki, evine gidip kızı ikna etmek zorunda olduklarını da biliyorlardı ve Hançer'i ikna etmek, paket etmekten çok ama çok daha zordu. Yine de tim, bu planı uygulamaya kararlıydı. Bir şekilde Hançer'i geri getirmek zorundalardı. Anka Timi kurulmak zorundaydı. Vatan için, tüm şehitler için, evine ateş düşmüş tüm analar, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar için Anka Timi kurulmak zorundaydı. İmparator, Hançer'in tanımadığı tek isim olarak köye girdi. Dolmuştan inerken, ekip arkadaşları ile konuştukları, kendilerinin ortaya attığı bu planı uygulama niyetinden uzaklaşmaya başlamıştı. Hiç tanımadığı bir genç kadına ve yaşadıklarına duyduğu hüzün ve sempati aklını oldukça bulandırmıştı. Yol boyunca tek yapabildiği şey empati idi. Bir ajanın yapmaması gerektiği kadar çok empati.. Ben olsam yaşayabilir miydim diye düşünmekten kendini alıkoyamamıştı. Tüm düşünceleri yine zihninin içinde büyük bir harp alanı yaratırken beyninin bir köşesine yığılan düşünceleri, hiç yaşanmamış duygularının yaşanmış gibi sirayet etmesine neden oluyordu. Dolmuştan iner inmez İmparator, telefonunu çıkarıp Kırlangıç'a hızla "Ekin'i seviyorum. Kırlangıç'ı seviyorum. Seni her kimliğinle, her benliğinle seviyorum, sevdim ve seveceğim." yazıp yolladıktan sonra, telefonunu cebine geri tıkıştırarak kendisine verilen adrese doğru ilerlemeye başladı. Verilen adrese varan İmparator, daha yolun başında iken timine yalan söylemiş olduğu için oldukça gergin hissediyordu. Ancak Hançer'e ulaşmanın başka yolu yoktu. Hançer'i biraz araştırdığında, kızın zekasını ve tehlike düzeyini hafife almaması gerektiğini, anlatılan kadar anlatılmayan da olduğunu anlamıştı. Bu yüzden, uygulanacak asıl planı gölgesinin bile bilmemesi gerektiğine karar vermiş, timine basit bir plan vermiş ve kendi aklındakini uygulamaya koyulmuştu. Ertesi sabah, güneş henüz ufukta belirmemişken İmparator, yanına aldığı kişisel bilgisayarını açarak hızla gizli bir ağ bağlantısı kurdu. Odanın loş ışığında gözleri ekrana kilitlenmişti. Timle sözleştiği saatten erken harekete geçen genç adam, eski dostlarını devreye sokmak için parmaklarını klavyede dans ettiriyordu. Bilgi akışının yavaşlığı, içindeki sabırsızlığı körüklüyordu. Zamanının kısıtlı olduğunun farkındaydı; kimse uyanmadan hedefine ulaşabilirse, ilk günkü buluşma noktasına Hançer ile dönebilir ve Anka timini bir an önce iş başına koyabilirdi. İmparator, alternatif yolları kafasında hızlıca tartarken, dakikalardır kurulmasını beklediği son bağlantının aktif olduğunu ekranda gördü. Derin bir nefes aldı, gergin omuzları biraz olsun gevşedi. Ekrandaki çevrim içi yazısını görür görmez yazmaya hazırlanırken görüntülü arama isteği belirdi. Gözleri hafifçe kısıldı, dudaklarında ince bir tebessüm belirdi. "Ulan Atilla," dedi gülerek. Çağrıyı tek tuşla yanıtladığında, Atilla'nın uykulu gözleri ekranda belirdi. Dağınık saçları ve dudakları arasında ezilmiş sigara filtresiyle eski günlerden bir kesit gibiydi. "Hâlâ uykucusun be Ati." dedi. Atilla, abartılı bir kahkaha attı. "Hassiktir oradan! Nerdesin oğlum sen, aylardır piyasada yoksun? Yoksa efsane geri mi döndü?" dedi. İmparator hafifçe gülümseyerek gözlerini kaçırdı. "Lafı çok uzatmayacağım Ati. Şu âlemde kim olduğumu bilen tek kişisin. Bu defa benim senin yardımına ihtiyacım var." diye karşılık verdi. Atilla'nın uykulu hali bir anda silinmiş, gözleri kısılmıştı. Parmakları sigaranın dumanında geziniyordu. "Hayırlar olsun... Senin çözemediğin ne olabilir ki?" İmparator'un bakışları bir anlığına uzaklaştı. Yüzündeki o sert ifade yerini ince bir keder perdesine bıraktı. "Ablanın nerede olduğunu bana söylemen lazım, Atilla." dedi. Bir anlık sessizlik çöktü. Atilla'nın gözleri büyüdü, nefesi sıklaştı. Sigara filtresi dudaklarının arasında ezildi. "Söyleyemem amına koyayım. Karıyı..." derken, İmparator hızla araya girdi. Sesi çelik kadar sertti. "MİT'e geri girmek istemediği için teşkilattan kaçırıyorsunuz, evet, amına koyayım, biliyorum. Ama ona ihtiyacımız var Atilla. Bu vatanın evlatlarının, bu vatanın isimsiz kahramanlarına ihtiyacı var. Teşkilatın, benim, Avcı'nın... Hepimizin ona ihtiyacı var." dedi. Atilla'nın gözleri kısıldı. Başını sağa sola salladı, derin bir nefes aldı. "Ablama bu kötülüğü yapamam. Çok yorgun, çok yıkıldı... Kendi küllerinden doğmayı denedi ama artık o eski savaşçı değil." diye karşılık verdi. İmparator'un gözleri parladı, sesi bir fısıltı kadar yumuşaktı ama ardında dağ gibi bir kararlılık vardı. "O toparlanmak üzere eğitildi Ati. Sadece kim olduğunu hatırlamaya ihtiyacı var." dedi. Sessizlik ikisi arasında bir duvar gibi yükseldi. İmparator daha fazlasını söylemek istiyordu ama süreli olarak kurduğu bağlantı sona erdi. Ekran karardığında, elindeki tek alternatifin Atilla'nın insafa gelmesi olduğunu biliyordu. İmparator, timine söz verdiği gibi köyü keşfe çıkmak üzere hazırdı. Etrafı biraz gezecek, insanlarla muhabbet edecek, kim nerde yaşar biraz bilgi edinmeye çalışacaktı. Hazırlanmış, girdiği güvenli evden çıkmak üzereyken, telefonuna gelen bir mesaj sesiyle durakladı. Gelen mesajın başlığı "BİLİNMEYEN" şeklindeydi. Mesajı açan İmparator, mesajda gördüğü adresle gülümsedi. Adresi bir kağıda yazarak, elektronik tüm eşyalarını evde bıraktı ve hızla evden ayrıldı. Çok kısa süre içerisinde elindeki adrese gelen İmparator, oldukça huzursuzdu. Silahı dahil hiçbir şeyini yanına almadan, devletin en iyi suikatçısının evine doğru gidiyordu. Dahası bu suikastçının psikolojisinin oldukça bozuk olduğunun bilincindeydi. İmparator savunmasızdı. Karşısına gittiği kadın ise bir o kadar donanımlı idi. Derin bir nefes alıp vererek yavaşça kapıyı tıkladı. Çok geçmeden kapının arkasından yorgun bir ses "Kim o?" dedi. İmparator cevap vermemeyi tercih etti. Cevap verirse kapının açılma ihtimalini tamamen ortadan kaldırabileceğini biliyordu. Kapı hafifçe aralandığında İmparator, karşısında gördüğü kadın ile suikastçılığı bağdaştıramamıştı. Kadının, bir çok erkeğin hayır diyemeyeceği türden duru bir güzelliği vardı. Kahverengi saçları ile yeşil gözlerinin kontrastı büyüleyici görünüyordu. Yuvarlak yüz hatları ve dolgun dudakları da bu kusursuzluğu tamamlıyordu. Ancak kızın yeşil gözlerinde bir durgunluk vardı. Yüzündeki yorgunluk kolayca okunabiliyordu. Saçları tepesinde sımsıkı toplanmıştı. Ve kız, oldukça zayıflamış görünüyordu.. İmparator derin bir nefes verdi. Sorgulayan bir ses tonu ile "Zeynep Şahin?" dedi. Hançer, omuzlarını dikleştirerek kendisinden uzun olan, tanımadığı bu adamın gözlerine gözlerini dikti. Artık eskisi gibi dirayetli ve sert bakamadığını düşünse de şansını denemekte ve adamı ürkütmekte kararlıydı. Tek kaşını havaya kaldırarak "Kimsin?" dedi. Sesi soğuk ve donuktu. Hançer, dirayetli duramadığını düşünse de İmparator'a korku salmayı başarmıştı. İmparator iki elini havaya kaldırarak "Hançer, MİT seni geri istiyor. Ama şuan burada olduğundan haberleri yok." dedi. Hançer, elini beline doğru attı. Ancak istihbaratın haberi olmadığını duyunca silahını belinden çıkartmamıştı. İmparator, kızın bu hamlesini görünce "İstersen üzerimi arayabilirsin. Elektronik eşyalarımı bile almadım. Gelmek istemezsen saygı duyacağım. Diğer türlü seni buradan zorla götürecekler Hançer. İstesen de istemesen de çalışmak zorunda kalacaksın." dedi ve titrek bir nefes vererek "Konuşabilir miyiz?" diye ekledi. Hançer konuşmak istemiyordu. Konuşamayacak kadar zihninin yorgun olduğunu düşünüyordu. Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, hala ısrarla her şey için kendisini suçluyordu. Ancak öte yandan, bunu vatana borçlu olduğunu da düşünüyordu. Kurumda kimseye güvenmemeyi öğrenmişti. Karşısındaki adamın yalan söylüyor olabileceğini de düşünmüştü ama adamın gözlerine ve vücut diline baktığında, adamın yalan söylemediğini anlamıştı. İkisi bir süre kapıda bekledi. Hançer kararsız kalmıştı. Ancak merakına yenik düşen genç kadın kapıyı biraz daha açtı. Omuzlarını düşürüp derin bir nefes vererek yenilgiyi kabul etti ve "İçeri gel." dedi. Bölgeye yakın aracın içinde stresle bacağını sallayıp duran Avcı, "Kırlangıç hala İmparator'dan ses yok mu?" diye sordu. Kırlangıç, stresle alnını ovuşturarak "Konumu sabit, telefonunda arama yok. Kriptolu cihazına erişim sağlıyorum hareketlilik yok. Onu izleyebileceğimiz cihazların tamamı hareketsiz." dedi. Bukalemun "Başına bir iş gelmiş olmasın?" diye sordu. Fırtına derin bir nefes alıp vererek "Çevre dinlemesine geçtim. Olumsuz. Güvenli evde tık yok." dedi. Kırlangıç ekranı büyüterek "Bakın güvenli evde takip cihazlı tüm eşyalar farklı bir yerde." dedi. Avcı, ekrana iyice yanaşarak baktı. Dikkatlice ekranı izledikten sonra "Bilerek bırakılmış gibiler. Doğal bir görüntü çizilmeye çalışılmış. Sanki evdeymiş gibi.. Çaylak iyi iş çıkartmış ama eksik." dedi. Kırlangıç hışımla yüzünü tek eliyle sıvazladı. "Bir kere de başına buyruk iş yapma be Fatih." dedi. Avcı öfkelenmişti. Masaya sert bir yumruk vurarak "Ben sahaya iniyorum." dedi. Fırtına ekrandan kafasını kaldırmadan "Önce in bir sigara iç. Biraz bekleyelim. Yine sonuç alamazsak söz her evin kapısını tek tek çalacağız. Sakin kal artık." dedi. Avcı, hiçbir şeyden hırsını alamıyordu. İstediği tek şey, kendisi ile birlikte olmasa bile, Hançer'in gözlerinin içinin yeniden hırsla parladığını görmekti. Kıza ulaşmaya bu kadar yanaşmışken ellerinden kaçırmaktan herkesten daha çok korkuyordu. Avcı'nın Hançer'e ihtiyacı vardı. İstihbaratın ve Anka Timinin de... Avcı, "Sikeyim gerçekten." diyerek arabanın kapısını hırsla açıp aşağı indi. Aynı şekilde kapıyı sertçe çarparak geri kapattı. Cebinden sigarasını çıkartıp, bir tanesini dudaklarının arasına sıkıştırırken gördüğü manzara karşısında dona kalmıştı. Gözlerini karşıdan ayırmadan, elinin tersi ile aracın kapısını çaldı. İçerden kapıyı açıp kafasını uzatan Fırtına "Ne oldu?" diye sordu. Avcı, sigarasının dudaklarının arasında oynamasına aldırış etmeden "Benim gördüğümü sen de görüyor musun yoksa ben delirdim mi?" diye sordu. Fırtına kafasını kaldırıp Avcı'nın baktığı yöne doğru baktı. İçeri doğru "Boşuna aramayın. Geliyorlar." dedi. Kırlangıç, aniden bilgisayarının başından kalkıp minibüsün içinden fırladı. Minibüse neredeyse yanaşmış olan İmparator'a doğru koştu. İmparator, Kırlangıç'ın yanına gelmesiyle duraklamıştı. Ancak Hançer, ifadesiz ve tepkisizce araca doğru yürümeye devam etti. Kırlangıç, İmparator'un yüzüne sağlam bir tokat attı. İmparator daha tokadın şokunu yaşarken kızın kendisine bir anda sıkı sıkı sarılmasıyla daha da şok olmuştu. Yaşadığı şaşkınlık ve duygu karmaşasına rağmen kollarını kızın omuzlarına dolayarak sarılmasına karşılık verdi. Kırlangıç "Korkuttun beni hayvan herif." dedi. İmparator, derin bir nefesle kızın kokusunu içine çekerek "İyiyim, sözümü tuttum. Onu size, bize getirdim." dedi ve Kırlangıç'ı kolunun altına çekerek arabaya doğru yönlendirdi. Hançer dosdoğru araca doğru ilerlerken Avcı kızı kolundan yakalayarak durdurdu. Herkes nefesini tutmuş, ikisini izliyordu. Avcı, Hançer'i kendisine çevirerek yüzüne baktı. Hançer ise çenesi yukarda dursa da sadece yere bakıyordu. Avcı, yavaşça kızın saçındaki tokaya uzanıp saçlarını çözdü. Elini kibarca Hançer'in saçının arasından geçirdikten sonra, parmağını çenesinin altına koyarak "Gözlerime bak." dedi. Hançer'in gözleri dolmaya başlamıştı. Hala kendisini suçladığı her halinden belliydi. Avcı, kafasını sağa sola hızla sallayarak reddeden Hançer'e bir kere daha baktı ve "Hançer gözlerimin içine bak. Sen yapman gerekeni yaptın. Bu vatanın evlatları yere bakmaz, başını düşürmez boynunu eğmez. Bu kapıdan içeri boynunu eğip giremezsin. Başını dik tutup gireceksin. Ölüme bile gümbür gümbür gideriz biz. Korkarak değil." dedi. Hançer duyduklarına hak veriyor olsa da yer yer kendinden utanma hissini üzerinden atamıyordu. Derin bir nefes alıp vererek, yaşla dolan gözlerini Avcı'nın gözlerine dikti. Avcı'nın gözleri de Hançer'in gözleri gibi dolu dolu olmuştu. Hiç düşünmeden Hançer'i kendisine çekip alnından öptü ve sıkı sıkı sarıldı. Kızın kulağına doğru "Hiçbir şey senin suçun değil. Ya bunu sana ispat edeceğim ya da kafama sıkacağım." diye fısıldadı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE