Becca - Kurtuluş

2142 Kelimeler
Alina bilincine kavuşmaya başladığında, göz kapakları hâlâ ağırdı ve her yer karanlıktı. Nemli soğuk tenini yalayarak iliklerine kadar işlerken, tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Gözlerini açmaya çalıştı ama sanki görünmez bir güç onu engelliyor gibi hissediyordu. Etrafındaki sesler, boğuk ve bulanık bir uğultu halinde kulaklarına çarpıyordu. İnsanların konuştuğunu anlayabiliyordu ama kelimeler birbirine karışıyor, ne söylendiğini seçemiyordu. Beyni, duyduklarını anlamlandırmaya çalıştıkça daha da bulanıklaşıyor, uğultu başının içinde yankılanarak tedirginliğini artırıyordu. Alina'nın vücudu hafifçe titrerken, neden bu kadar üşüdüğünü sorguluyordu. Fakat genç kadın için asıl ürkütücü olan, bileklerinden ve ayaklarından gelen ince ama keskin acıydı. Kağıt kesiğini andıran bir sızı ve etini ezen bir baskı, uzuvlarına kan gitmesini engelliyor gibiydi. Nefesi kontrolsüzce hızlanırken, Alina, duyularının olağanüstü bir keskinlik kazandığını fark etti. Karanlığın içinde, tehlikenin ne kadar yakın olduğunu bilmese de vücudu ona çoktan alarm vermeye başlamıştı. Ancak genç kadının beyni henüz bunu analiz edemeyecek kadar ağır çalışıyordu. Alina'nın nefesi düzensizleşirken, kulaklarına dolan uğultu giderek artıyordu. Sesler uzaktan geliyor gibiydi, ama aynı zamanda beyninin içinde şiddetli yankılara neden oluyordu. Zihni, boğuk konuşmaların arasından anlamlı kelimeler seçmeye çalışırken, Alina başının içinde keskin bir zonklama hissetti. Bir an için kendi hızlı, telaşlı, boğazına düğümlenmiş bir korkunun ritmi gibi atan kalp atışlarını kulağının içinde hissetmeye başladığında, zihni onu doğrudan aldığı eğitimlere yönlendirdi. Alina, sakin kalmak zorunda olduğunu biliyordu. Tamamen kendine gelmeden hareket etmemesi gerektiğini kendisine sürekli tekrar ederek bedeninin vereceği tepkileri engellemeye çalışıyordu. Bedenindeki ürpertiler dalgalar halinde yayılırken, genç kadın bileklerini yavaşça hareket ettirmeye çalıştı. Ancak el bileklerindeki ve ayak bileklerindeki baskı, özgürlüğünü kısıtlıyordu. Derisini ezen, damarlarını sıkan bir kuvvet vardı; neyle bağlandığını bilmiyordu ama bağlı olduğuna emindi. Soğuk, nemli hava giysilerini tenine yapıştırıyor, kaslarının her seğirmesinde ona varlığını hatırlatıyordu. Alina, gözlerini açamasa da, etrafındaki havanın ağırlığını hissediyordu. Kapalı bir alanda olduğunu anlamıştı. Ancak burası bir bodrum katı mı, yoksa bir depo muydu emin olamıyordu. Ansızın, uğultunun içinde daha net bir ses belirdi. Kime ait olduğunu anlayamadığı sert bir ses, diğerlerine hükmediyor gibiydi. Tonlamalarındaki keskinlik, otoriteyi ele veriyordu. Ama söyledikleri hâlâ bulanık, hâlâ anlaşılmazdı. Alina içgüdüsel olarak nefesini tuttu. Kalbinin gürültüsünün etrafındaki sesleri bastırmasına izin vermek istemiyordu. Adrenalin, damarlarına soğuk bir zehir gibi yayılırken, Alina bilmediği bir gerçeğin ortasında olduğunu fark etti. Ve bu, asla iyi bir şey değildi. Genç kadın ölmekten korkmuyordu. Ölüm, onun için sadece bir ihtimaldi; belki kaçınılmaz bir son, belki de sadece bir ara duraktı. Ama ifşa olmak? İşte bu, kabul edemeyeceği bir şeydi. Kendi hayatı feda edilebilir, teşkilat onsuz da yoluna devam edebilirdi. Ama kimliği açığa çıkarsa, yıllardır ilmek ilmek örülen bu operasyon yerle bir olurdu. İstihbaratın yıllarını verdiği bu plan çöpe gider, geriye hiçbir şey kalmazdı. Daha da kötüsü, bir daha böyle bir fırsat ele geçmeyebilirdi. Bu ailenin terör örgütleriyle ve yeraltı dünyasıyla bağlantısını kanıtlamak için ellerindeki son şanstı. Ve Alina için her zaman en önemli şey, verilen görevi ne pahasına olursa olsun tamamlamaktı. Bilinçsizliğin karanlığından yavaşça sıyrılırken, bedeninin ağırlaştığını fark etti. Göz kapaklarının altında ince bir sızı vardı; başı zonkluyor, nabzı düzensiz atıyordu. Zihnini toparlamaya çalıştı, ama düşünceler bulanıktı. Son hatırladığı şey… bir restorandı. Evren ile birlikte yemek yiyeceklerdi. Restoran onlar için özel olarak kapatılmıştı; dışarıdan bakıldığında lüks, şatafatlı ama fazlasıyla izole bir mekan. Huzurlu bir akşam yemeği gibi görünüyordu. Ama Alina için hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Ve sonra… ellerini yıkamak için tuvalete yöneldiği an. Boynunda hissettiği ani, keskin bir acı. Soğuk bir bıçak gibi sinirlerine yayılan uyuşukluk. O an içgüdüleri alarm verip kaçmasını söylemişti, ama artık çok geçti. İçinden lanet okudu. Kendi titizliği her zaman başına bela olmayı başarmıştı. Bir saniye daha bekleyip tuvalete gitmek yerine masada kalsa, belki de şu an hâlâ özgürdü. Belki de kaçabilirdi. Ama şimdi… Gözlerini aralamaya çalıştı. Görüşü hâlâ bulanıktı, ama çevresini yavaşça seçmeye başladı. Beton zemin. Paslı demir raflar. Nemli, kesif bir koku. Soğuk hava, tenine ince bir ürperti gibi dokundu. Bir depodaydı. Ve sonra gözleri, hemen önünde duran bir çift ayakkabıya takıldı. Tanıyordu o ayakkabıları. Hafızasının derinliklerinden çekip çıkardı. O siyah derinin hafif aşınmış kenarlarını, tabandaki hafif eğimi, duruşundaki tanıdık sertliği… İçgüdüsel olarak nefesini tuttu. Yavaşça başını kaldırdı. Ve yüzüne bakan gözlerle karşılaştığında, içindeki soğuk korku damarlarında hızla dolaşmaya başladı. Alina, karşısında Evren'i görünce bir kez daha şaşırdı. Yeşil gözleri, önce adamın kusursuz ütülenmiş gömleğine takıldı. Evren, ellerini kalçasının hemen üzerine yerleştirmiş, sol bacağına yaslanmış vaziyette Alina'yı inceliyordu. Kollarını kıvırdığı gömleğinin ucundan her iki kolunda bulunan, tenine kusursuzca işlenmiş dövmeleri görünüyordu. Alina'nın gözleri Evren'in bal rengi gözlerini bulduğunda ise, gördüğü tek şey saf öfke olmuştu. Alina'nın yaşadığı duygusal karmaşa ve bedenine enjekte edilen ilacın hala süren belli belirsiz etkisi, zihninin berrak kalmasının önüne geçiyordu. Tam 2 yıldır, bu ailenin açıklarını bulmaya odaklanmıştı. Açıkları bir bir toplayıp raporlarken, Evren'in masum olup olmadığını sorgulamadan genç adamın karşı konulamaz etki alanına girmeye başlamıştı. Bir süre sonra ailenin açıklarını arama işine ek Evren'i aklama işine de soyunmuştu. İhanete uğramışlık hissiyle göğsünde bir acıya ev sahipliği yapan Alina, titreyen göz bebekleri ile adama bakmaya devam ederken, korku ve şaşkınlıkla "Evren." diye fısıldadı. Evren, gözlerinin içinde taşıdığı saf öfke ile kıza bakmaya devam etti. Belinden doğru eğilerek yüzünü kızın yüzü ile aynı hizaya getirerek "Esila Vural diyecektim ama gerçek adın bu olmadığı için hitap edemiyorum. Ne diyeyim? Esila diyeyim mi?" dedi. Evren'in sesi, cümlenin sonuna doğru ölümcül bir hal almaya başlamıştı. Alina ise duyduğu cümle ile deşifre olduğunu anlamış, çıkar yol düşünmeye başlamıştı. Bundan sonra Evren'i ikna etmesi mümkün değildi. Bulunduğu yerden dönüş olmadığının farkındaydı. Aşık olmaması gereken bir adama aşık olduğunu en başından beridir biliyordu. Kendisine öğretilenleri unutmasının başına iş açacağını da düşünmüştü. Ancak teşkilat ona görevden geri çekilmesi gerektiğini bildirince gitmeye hazırlanıyordu. Bir önceki gece gittikleri yemek de son yemek olacaktı. Sonrasında Alina ortadan kaybolacak, final raporunu yazacak ve yeni görevine başlayacaktı. Ancak elinde hala aileye ait teşkilata ulaşmamış güncel bilgiler vardı. Alina, elindeki son bilgileri de raporuna ekleyip teşkilata ulaştırmak zorundaydı. Delillerin çoğunun teşkilata ulaştığından emindi. Ancak elden de teslim etmeden içi rahat etmeyecekti. Bulunduğu yerde fazla kalmamalıydı. İçeride kaldığı her saniye aleyhine işliyordu. Eğer bulunduğu yerden kendisini sağ çıkarırlarsa yem olarak kullanmak istiyorlar demekti ki bu, hiç bir delile kimseyi ulaştırmadan kafasına sıkması anlamına geliyordu. Bunu yapabilirdi. Bu göreve gelirken bu sonuca hazırdı. İçerde kendisini tuttukları süre boyunca işkence edeceklerdi ki Alina buna da hazırdı. Ama işkence edilirken arkasından her yerin araştırılacağını biliyordu. Bir yolunu bulup oradan çıkmalıydı. Ama çıkarken kimseyi sağ bırakamazdı. Ki bu da Evren'i bile temizlemesi gerektiği anlamına geliyordu. Kimin ne bildiğini öğrenmenin bir yolunu bulmalıydı. Alina'nın zihninden hızla alternatif planlar geçerken Evren'in sesi zihnindekilerin tamamını bıçak gibi kesip attı. Evren "Konuşsana!" diye kükredi. Ancak Alina, susmayı tercih etti. Duygusal olmaya hakkı yoktu. Sıradan birini ya da Evren gibi birini sevmeye hiç hakkı yoktu. Adı bile yoktu. Alina onun için sadece alıştığı bir isimdi. Yıllar önce teşkilata girerken kimliğini vermişti. Onun kimliği boş bir kağıdın üzerine ne yazılırsa oydu artık. Yıllar önce ona Becca adını vermişlerdi. Slav kadınlarını aratmayacak kadar sarı saçları ve yeşil gözleri ile bembeyaz teni ile kusursuz bir güzelliği olan bu genç kadına teşkilat Becca adını vermişti. "9907-Becca" Alina konuşmadıkça Evren daha da öfkeli bir hal alıyordu. Adamın gözlerinde yanan ateş Alina'nın içindeki acıyı körüklüyordu. Ancak Alina'nın Evren'e olan aşkı, vatanına ve bayrağına olan aşkından asla daha büyük olamazdı. Bu yolda kafasına sıkmayı bile göze almıştı. Gözünden akan bir damla yaşı hisseden Alina yine susmayı tercih etti. Kızın sessizlik yemini etmiş gibi susması Evren'in daha da sinirlenmesine neden oluyordu. Adamın bir yanı kızı öldürmek isterken, öteki yanı hala dokunmaya kıyamıyordu. Evren'in kalbindeki buzlar yıllar sonra erimişti. Ancak ihanet asla affedebileceği türden bir şey değildi. Evren'in unuttuğu tek şey, ailesinin vatanına ettiği ihanetin bedelini ödüyor olduğu idi. Evren, belini düzeltip dikleşerek adamlarına baktı. İçlerinden birine yanına gelmesini işaret etti ve ellerini cebine soktu. "Dayak serbest. Dokunmak değil." dedi. Adam başıyla kendisini onaylayınca Evren adama dik dik bakarak "Dokunmak yasak. Taciz yasak. Anladın mı!" diye kükredi. Adam "Anladım Evren Bey." diye karşılık verdi. Evren iki eliyle burnunun kemerini sıkarak "Konuşturun." dedi. "Konuşana kadar bu odadan çıkmayacak." .. Evren arkasını dönüp giderken, Alina içindeki hüzün ve hayatta kalma mücadelesi ile baş başa kalmıştı. Alina, Evren'in arkasından bakarken görüş açısına giren iri yapılı adamın, düğmeleri gerilmiş siyah gömleği ile burun buruna geldiğinde yaşadığı tüm duygusal karmaşayı unutmuştu. Adrenalin damarlarında hızla yayılırken, beyni saliseler içinde alternatif senaryolar yaratmaya başlamıştı. Alina'yı birimin en iyi casusu yapan şeylerden birisi de olası senaryoları hızla gözden geçirebilmesine yardımcı olan hayal gücüydü. İri yarı adam, nasırlı elleri ile kızın çenesini kavrayarak, Alina'nın kendisine bakmasını sağlamaya çalıştı. Alina, hiç tereddüt etmeden gözlerini adamın gözlerine diktiğinde, bakışlarında yalnızca meydan okuma vardı. Adam, çirkin bir yarım gülüşle kızın yeşil gözlerine bakarak "Güzel yüzüne yazık olacak sarı cadı. Bence konuş." dedi. Alina, meydan okuyan gülüşü ile adamın yüzünü inceledi. Derin bir nefes alıp vererek adamın yüzüne tükürmekle yetindi. İçerisi çok kalabalıktı. Odadan sağ çıkabilirdi. Ama malikaneden kaçamayacağına adı kadar emindi. İçerdekilerin tamamını paket edene kadar dışarıdakilerin çoktan haberinin olacağını biliyordu. Ölebilirdi. Ölmek ile alakalı sorunu yoktu. Ancak kendisini araştırmaları kolaylaşabilirdi. Bu da Alina'nın hiç işine gelmezdi. Tek çaresinin adamı yalnız bırakmak olduğunu düşünüyordu. Onların gözünde Alina, ya da onların bildiği ismi ile Esila, minik, güçsüz bir kadındı. Bir o kadar da zayıftı. Adam biraz rencide olursa, biraz da etrafındakiler güler, kıkırdarsa, küçük bir kızla mı baş edemeyeceğim düşüncesi ile bu egoist iri yarı adam herkesi gönderebilirdi. Tek kalan adamın elinden kurtulması da, sabaha karşı malikaneden kaçması da çok kolay olurdu. Alina, kafasında planını şekillendirdiği o anda yüzüne inen şiddetli yumrukla gerçekliğe çakıldı. Kafasının içinde film şeridi gibi geçen planı bir anda dağıldı. Her zaman yaptığı gibi o kadar plana odaklanmıştı ki, gözlerini adamın gözlerinden ayırmamıştı. Adamın yumruğu yüzüne yanaşırken bile gözünü neredeyse kırpmadığına emindi. Ağzına dolan demir tadı ile dudağının içerden bir yerden patladığını anlayan Alina, sarsılmış dengesine rağmen alaycı bir gülüşle adama bakarak "5 yaşındaki kızlar senden daha sert vuruyor Barbie Girl." dedi ve ağzındaki kanı da adamın yüzüne tükürdü. Kurduğu cümle etraftakileri biraz gülümsetmiş olsa da istediği etkiyi alamamıştı. Ancak karşısındaki adamdan beklediği öfkeli solumayı duymuştu. Adam yüzüne gelen kanı kolunun tersi ile silerken "Yüzüne yazık etmekle kalmam, hiç bir alet kullanmadan kafanı gövdenden ayırırım." diye karşılık verdi. Alina adama gülerek baktı ve gözleri ile adamın kasıklarını işaret ederek "Halbuki düne kadar, yenge yenge diye fino köpeğim gibi arkamdan ayrılmıyordun. Aaah ah.. Alet kullanabildiğini de sanmıyorum. Kullanabilsen karın üzgün, sen de sinirli olmazdınız." dedi. Etraflarındaki adamların gülüşme ile karışık fısıltılarını duyan Alina, beklediği tepkiyi aldığı için daha özgüvenli hissetmeye başlamıştı. Alina'nın gülüşündeki alaycılık büyümüştü. Adamın öfke ile sağa sola saldırmasını dakikalarca izlemek isteyen Alina, bileklerindeki bağdan kurtulmak için çok zamanı olmadığını biliyordu. Bileklerindeki bağdan daha fazla dayak yemeden kurtulmalıydı ki kaçacak gücü kalabilmeliydi. Adamın öfkesine yenilip etrafındaki adamları kovmasıyla birlikte olaylar bir anda çığırından çıktı. Her şey, kontrolsüz bir hızla gelişmeye başladı. Adamların tamamı depoyu boşalttığında, adam öfkeyle soluyarak Alina'ya döndü. Bu iri yarı adam, kızın çoktan ellerini çözmüş, bileklerinde olması gereken bağı parmağında sallayarak karşısında durmasını beklemiyordu. Şokla bir kıza bir de elindeki bağa baktı. Alina'nın kasları tetikteydi, gözleri karşısındaki adamın duruşundan çıkarımlarda bulunmaya başladı. Adamın sağ ayağına daha çok yük bindirdiğini fark edince darbenin nereden geleceğini az çok anlamıştı. Alina'yı iyi bir dövüşçü yapan şey, karşısındakini çok iyi analiz etmesi idi. Adam aniden ileri atılarak, sağ yumruğunu Alina'ya doğru savurdu. Adamın öfke ile savurduğu yumruk o kadar dengesizdi ki, Alina eğildi ve yumruk havayı yırtar gibi geçti. İkinci yumruğun gelmesi gecikmedi. Alina bu hamleden kaçınmadı. Kolunu kaldırdı ve dirseğiyle adamın ön koluna kilitlendi. Darbenin gücünü emdi, anında dizini yukarı çekerek adamın böğrüne geçirdi. İri yapılı adamın kemiklerinin çatırtısı neredeyse duyulmuştu. Adam sendeledi ama düşmedi. Öfkeyle burnundan soluyan adam yeniden saldırdı. Bu sefer ki saldırısını daha kontrollü yapmayı denese de başarılı olamamıştı. Alina'nın dizine doğru bir tekme savurdu. Alina sanki çok yavaş gelen bir engelden kaçar gibi nazikçe geriye çekildi ama zemin kaygandı. Alina'nın ayakkabısı bir an yeri tutmadı ve hafifçe yalpaladı. Adam bu boşluğu gördü, ileri atıldı ve omzuyla Alina’yı yere serdi. Alina'nın sırtı beton zemine çarpınca dudaklarından kısa bir nefes kaçtı. Hızla yuvarlanarak adamın üstüne düşmesinden kaçındı. Adam ayakta kalmaya çalışırken Alina bacaklarını yukarı kaldırıp, diz kapaklarıyla adamın boynuna kelepçe gibi dolandı. Vücudunu hızla döndürerek adamı sırtüstü yere çaktı. Alina'nın adamı fırlatma tekniği neredeyse kusursuzdu. Adam yere düşerken başını vurduğunda, kısa bir sersemlik geçirdi. Alina bu boşluğu hızla görüp değerlendirdi ve adamın üzerine atladı. Dizlerini adamın kollarına bastırdı, sol kolunu omuz hizasından çekerek diğer eliyle bileği kilitledi. Adam vücudunu yuları doğru zorladı. Alina bu hareketi bekliyor gibi, adamın kolunu acımasızca tersine büktü. Adamın omzundan cılız bir çatırdama geldi. Adam acı içinde bağırdı ama bağırışı boş deponun duvarlarında yankılandı. Adam başını yana çevirdiğine, Alina ile göz göze geldiler. Adamın bakışlarında saf öfke ve acı vardı. Ama Alina’nın gözlerinde sadece kararlılık vardı. Bu dövüş onun için hayatta kalma savaşı, memleket meselesi idi. Son ve hızlı bir hamleyle Alina kalktı, adamın üstünden çekilir gibi hareket etse de, hızla adamın başını, çenesi ile birlikte yakalayarak sertçe çevirdi ve şiddetli bir çatırtı ile adamın boynunun kırılmasına neden oldu. Ayağa kalkan Alina üzerini çırparak adama baktı. Adamın cansız bedenine doğru bir kez daha tükürerek "Vatan haini köpek. Bir mezarı bile hak etmiyorsun." dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE