İstanbul Emniyeti’nin Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şubesinde saat sabahın dördüydü. Odadaki hava; acı kahve, bayat sigara dumanı ve gerginlikle ağırlaşmıştı. Komiser Haluk, önündeki monitörün mavi ışığı yüzündeki derin yorgunluk çizgilerini daha da belirginleştirirken, üç haftadır boğazına düğümlenen o yumruyu yutkunmaya çalıştı. Berçim yoktu. Üç hafta, yirmi bir gün, beş yüz dört saat… Haluk için bu süre sadece bir zaman dilimi değil, her saniyesi vicdan azabıyla döşenmiş bir koridordu. Berçim’i o ateşin içine kendisi atmıştı. Araf’ın yanına sızması için onu ikna eden, "Sana bir şey olmasına izin vermem" diyen oydu. Şimdi ise elinde kocaman bir sessizlikten başka hiçbir şey yoktu. "Bulun şunu..." diye mırıldandı Haluk, sesi bir dua kadar titrek, bir emir kadar sertti. "T

