Alfa Kral Azkhar Dan: Kaybolmuştu. Eşimin hissini kaybetmemiştim. Hiçbir kurt duyularım beni yanıltmamıştı. Eşim kaybolmuştu, resmen yoktu. Hemen Betam'a haber verdim. Canım acıyordu, kurdum içimde acı çekiyor, ızdırap içinde sızlanıyordu. Tahtımın kolçağını sıktım ve kolçak elimde paramparça oldu.
Betham hızla taht odama geldi. "Kralım," dedi saygıyla. "Bulabildin mi onu?"
"Alfam, hayır, bulamadık Luna'mızı."
"Bence," dedi Betam. "O gece Luna'mızı ilk hissettiğiniz gece yaşanan olaylardan dolayı bence saklandı ve bulunmak istemiyor."
"Çık, çık!" dedi bir ses. Bu sesi duyduğum anda kime ait olduğunu anladım. Lilura'nın sesiydi. "Hayır, auvine saklanmadı."
Oturduğum yerden kalkarak, "Sen," dedim. "Neyden bahsediyorsun?" Anlamamış gibi yaparak.
"Auvine diyorum, yani senin eşin. O saklanmadı, kaçtı. Senden kaçtı ve ben onun kaçmasına yardım ettim ve onu senin ve köpeklerinin asla bulamayacağı bir yere sakladım."
Bir anda oturduğum yerden kalkıp Lilura'nın boğazını sıktım. "Seni öldürürüm!" dedim, onu duvara yaslayarak boğazını yavaş yavaş sıkmaya başlayarak.
"Beni öldürebilir misin sevgilim?" dedi. "Buna emin misin? Bana kıyabilir misin?"
Lilura'nın söylediği her söz midemi bulandırıyor, onu öldürme içgüdümü arttırıyordu.
"Ne o?" dedi gözlerime bakarak. "Öldüremiyor musun beni?" Dudaklarında sinsi bir gülümseme belirdi. "Biliyorum, hâlâ beni seviyorsun."
Bu son sözü midemi iyice bulandırdı. "Seni sevmiyorum!" dedim, hızla boğazını bırakmadan onu duvara fırlatarak.
Duvarda bir çatlak oluştu. Lilura öksürerek yerden kalktı. "İstersen tüm gün, hatta sen istediğin kadar devam edebiliriz. Beni öldüremezsin, ikimiz de ölümsüzüz!" diyerek bağırdı. "Bu senin ve benim lanetimiz. İki ölümsüz sonsuza kadar mutlu bir şekilde yaşayabilecekken, sen bir ölümlü için beni öldürmekle tehdit ediyorsun. İkimiz tüm dünyayı yönetebiliriz!" Gözlerinden ateş çıkararak söyledi bunları.
Betam'a baktım. "Çık dışarı!" diyerek bağırdım. Betam'ın dışarı çıkıp eşimin nerede olduğunu öğrenmem gerekiyordu.
"Sen kafayı yemişsin!" dedim Betam dışarı çıktığı anda. "Seni hiçbir zaman sevmedim. Seni sevdiğime inandırdın beni yaptığın büyü ile. Ben hiçbir zaman seni sevmedim. Sen benim hayatımı tamamen mahvettin. Tüm hayatımı, her şeyimi bitirdin."
"Azhkar, unutma," dedi Lilura gözlerimin içine bakarak. "Sen benden başka kimsenin olmayacaksın." Ve bulutların içinde direkt kayboldu.
Bense taht odamda yapayalnız kaldım.
"Lanet olsun sana Lilura!" dedim duvara yumruk atarak. Duvara art arda attığım yumruklarla ellerim kan içinde kalıyor, yaralar 1-2 saniye içinde düzeliyordu. Sonunda pes ederek sırtımı duvara dayayıp yere çöktüm. Başımı ellerimin arasına aldım.
Ne yapacağım? diye düşündüm. Lilura gitmişti, eşimin nerede olduğunu bilmiyordum. Kafayı yemek üzereydim.
**GEÇMİŞTEN BİR ANI:**
Krallığı babamdan yeni devralmıştım, daha çok genç ve toydum. O dönemde babamın isteği üzerine bir kurtadam dişisi ile evlenmiştim. Eşim gerçek eşim değildi ama onu seviyordum. Huzurluydum, mutluydum ve eşimin hamile olduğunu söylediğinde bu mutluluğum ikiye katlandı.
Eşim hamileliğinin sonuna yaklaştıkça hareketleri oldukça yavaşladı. Ona yardımcı olması için özel bir yardımcı istediğini söyledi bana ki bu benim için bir rica değil, bir emir sayılırdı. Hemen istediğini yerine getirdim ve ona bir özel yardımcı ayarladık. Bu özel yardımcı, ben çok yoğun olduğum günlerde eşimle ilgili gün sonunda bilgi vermek için çalışma odama geliyor, beni bilgilendiriyordu.
O dönemde birkaç sürü arasında sınır savaşları vardı ve bu alfalar anlaşmaya pek yaklaşmıyordu. Bu durum beni çok yoruyor, gece yarılarına kadar çalışmamı gerektiriyordu.
Bir gece yine yardımcı ofisime geldi ama bu sefer tuhaf bir şey vardı. Kapıdan içeri girdi, üzerinde içini belli eden kırmızı tül bir elbise vardı. "Kralım," dedi kırmızı dudaklarını yalayarak. "Çok çalışıyorsunuz."
Onun o halini görünce sinirlerim tepeme çıktı. "Çık dışarı!" dememe kalmadan yardımcı bir şeyler söylemeye başladı ve devamında yaşadıklarım...
Yardımcı bana doğru adımladı, elbisesinin ince kumaşı vücudunun her kıvrımını ortaya koyuyordu. "Kralım," dedi fısıltıyla. "Yalnız olmamalısınız bu gece. O kadar yorgun görünüyorsunuz ki..." Parmağını göğsümde gezdirdi.
Bir anda ne olduğunu anlamadan elim onun beline uzanmıştı. Parmaklarım tülün altındaki sıcak tenine değdiğinde tüm vücudumdan bir elektrik akımı geçti. Bu kadını istiyordum, daha önce hiçbir şeyi istemediğim kadar çok. Ona dokunmak, onu hissetmek, içinde kaybolmak tek düşüncemdi.
"Ne yapıyorsun?" diye mırıldandım ama sesim kararlı değildi.
"Rahatlatıyorum sizi," dedi ve dudaklarını boynuma bastırdı.
O an aklımı tamamen kaybettim. Onu masanın üzerine çektim, kırmızı tül elbiseyi yırtarcasına üzerinden çıkardım. Teni tenime değdiğinde içimdeki kurt kükredi. Daha fazla bekleyemezdim.
Onu masaya yatırdım, bacaklarını araladım ve tek bir hamlede içine girdim. Yardımcı zevkle haykırdı, tırnaklarını sırtıma geçirdi. Her hamlemde masadaki kâğıtlar yere düşüyor, mürekkep hokkaları devriliyordu ama umurumda değildi. Tek bildiğim, bu kadının içinde olmak, onu hissetmekti.
"Ah, Kralım... evet..." diye inledi.
Sesini duydukça daha hızlı, daha sert oluyordum. Onu masaya sıkıca bastırmış, nefes nefese kalana kadar durmadan ilerliyordum. Kurt içimde adeta çılgına dönmüştü. Bu kadın benim için bir zehirdi ve ben her damlasını içmek istiyordum.
O gece bitirdikten sonra, yardımcı giyinip gitti. Ertesi gece yine geldi. Ve sonraki gece... Her gece çalışma odama geliyor ve birlikte oluyorduk. Yardımcıyı düşünmeden bir saniyem bile geçmiyordu. Aletim sürekli zonkluyordu ve onu istiyor, içinden çıkmak istemiyordum. Gündüzleri savaş konseyleri, sınır anlaşmazlıkları derken akşam oldu mu gözüm başka bir şey görmüyordu. Onun gelmesini bekliyor, kapıdan içeri adımını atar atmaz üzerine atlıyordum.
Bir gece yine onunla birlikteydik. Bu sefer yerdeydik, çalışma odamın halısının üzerinde. Yardımcı dizlerinin üzerinde, ellerini masaya dayamış, ben arkadan onu içine alıyordum. Her hamlemde çığlık atıyor, adımı haykırıyordu. Terli tenleri birbirine yapışmış, nefesleri odanın soğuk havasında buhar oluyordu.
Ellerimi kalçalarına sıkıca bastırmış, onu kendime doğru çekiyordum. "Ah, evet Kralım, daha sert!" diye inledi.
Tam o sırada kapının dışından sesler geldi. "Kralım! Kralım!" Aceleci ayak sesleri, telaşlı fısıltılar. "Eşiniz doğum yapıyor! Bebeğiniz geliyor!"
Ama ben duymuyordum. Duymak istemiyordum. Tek duyduğum yardımcının inlemeleri, tenlerimizin birbirine çarparken çıkardığı o ıslak sesti.
"Kralım, lütfen! Şifacılar bekliyor!" ses bu sefer daha yakındı, kapının hemen önünden geliyordu.
"Aah... aahhh... ta... tamam," diye inledim, son bir hamleyle yardımcının içine boşalırken. Bedenim titredi, gözlerim bir an kapandı. O an dünyada sadece ikimiz vardık.
İşim bitince hızla toplandım. Ter içinde kalmıştım, üzerimi düzeltirken ellerim titriyordu. Yardımcı da yerden kalktı, kırmızı elbisesini giymeye çalışırken bana gülümsedi. "Gidin Kralım, eşiniz sizi bekliyor."
Peşimden de yardımcı geliyordu.
Odaya girdiğimde eşimin acı içinde çığlıklar attığını gördüm. Yatakta kıvranıyor, ter içinde kalmıştı. Şifacılar etrafında koşuşturuyor, ona yardım etmeye çalışıyordu.
"Azhkar!" diye haykırdı beni görünce. "Canım çok yanıyor!"
Hızla yanına gittim ve elini tuttum. "Sakin ol, her şey düzelecek," dedim. Ama tuttuğum el midemi bulandırıyordu. Teni tenime değdiğinde tüylerim diken diken oldu. İstediğim tek el yardımcının eliydi, onu tutmak, ona dokunmak istiyordum.
Şifacıların arkasında duran yardımcıya baktım. Bana gülümsüyordu, dudaklarında o sinsi ifade vardı. Bir an göz göze geldik ve o an anladım. Bu kadın bir lanetti. Ama çok geçti.
Eşimin elini tutarken gözüm yardımcıdaydı. Bu kadını sevmiyordum, aslında hiç sevmemiştim. Ama bebek benim bebeğimdi. Onu istiyordum.
Eşim bir çığlık daha attı ve şifacılar sevinçle bağırdı. "Bir kız! Bir kızınız oldu Kralım!"
Bebeğin ağlaması odada yankılandı. Şifacı onu temizleyip bana uzattı. Küçücük bir şeydi, minik elleri, minik parmakları vardı. Onu kucağıma aldım ve gözlerine baktım.
O an içimde bir şey kıpırdadı. Sevgi miydi? Gurur muydu? Bilmiyorum. Ama biliyordum ki bu küçük kız, benim kanımdan, benim etimden bir parçaydı. Onu koruyacak, ona bakacaktım.
Eşime baktım, bitkin halde yatıyordu. Yardımcıya baktım, hâlâ gülümsüyordu. Ve ben, ellerimde kızımla, ne yapacağımı bilmez bir halde öylece duruyordum.
O gece, o anda, hayatımın en büyük hatasını yaptığımı bilmiyordum. O yardımcının kim olduğunu, aslında neler yapabileceğini, yıllar sonra hayatımı nasıl mahvedeceğini bilmiyordum.
Bilmiyordum ki o yardımcı, Lilura'ydı.
Ve bilmiyordum ki o gece, sadece bir bebek doğmamıştı. Bir lanet de doğmuştu.