1.0

3187 Kelimeler
Mardin'in en soğuk olduğunu bir günde üç kalbe aşkın ateşi düştü. Farklı kalplere düşen ateşin hepsi aynıydı fakat getirisi farklı olacaktı. Birincisi Bozkurtların en büyük oğlu Burak'tı. Burak okuduğu üniversitede tanıştığı güzeline aşık olmuştu. Kalbine ilk kez aşkı tattıran bu güzel kadına fena tutulmuştu. Kendisine tutulan düşmanını fark etmeden. İkinci ise Battalların en küçük çocuğu Belgız'dı. Düşmanının en büyük oğluna aşık olduğunu hemen anlamıştı genç kız, bunun sonrasında büyük bir takıntıya dönüşeceğini bilmeden. Uzaktan uzaktan izliyordu genç adamı ta ki babası durumu fark edene kadar. Genç kadına iki tane seçenek sunuldu ya Cihangir ile evlenecek ya da buralardan gönderilecekti. Genç kadın sırf sevdiği adamı görmek için kendine sevdalı adamla evlenmeyi kabul etmişti. Fakat beklediği gibi olmadı. Burak anlı şanlı bir düğünle Demet'i almıştı. O sırada kendi düğünü de olan Belgız olayların daha ciddiyetinde bile değildi. Öğrendiğinde canı nasıl yanıyorsa öyle yakacağına söz verdi. Üçüncüsü ise Birol Battal'ın herkesten gizlediği manevi oğluydu. Aile içindekilerden başka Cihangir'i bilen yoktu. Genç adam sevdiği kadının başkasını sevdiğini bile bile ona tutulmuştu. Belki sever dedi, belki tanıyınca unutur dedi. Kader her zamanki gibi herkesi mutlu edemedi haliyle. Demet ile Burak mutlu bir hayata adım attıkları İstanbul'da arkalarından dönen intikam planlarından bir haberdi. Cihangir'in tahini Şırnak'a çıktıktan sonra her şey karışmıştı. Önce karısının kısır olduğunu öğrenmiş sonra ise Burak ve Demet'in oğulları olduğunu duymuştu. Onu seven sadece o sıralar baktığı yetim çocuktu. Kerem herkesle konuşmaz ve sadece asker olmaya odaklı bir çocuktu. Asker olup annesinin, doğmamış kardeşinin ve babasının intikamını alacaktı. Bu senelerce , Belgız 'ın ölümüne kadar, sürdü. Battalların evlat acısı düşmanlığı bitirmişti fakat her şey daha yeni başlıyordu. Zahir Bozkurt'un karısının ölümü herkesi yasa doğarken bütün Mardin kadının aldatıldığını öğrenmişti. Hanım ağları herkes tarafından sevilen ve sayılan biriydi. Onun bu denli ağır acılar çektiğinde ve meme kanseri olduğundan kimsenin haberi yoktu. Herkes kendi kabuğuna çekilirken Cihangir karısının son mektubunu bulduğunda her şey yeniden alevlenmişti. "Ben ömrüm boyunca Burak'ı sevdim. Ölürken bile sen nefesimde sana yalvarıyorum sevgilim. Ben seninle evlenmeye değil bir gece bile geçirmeye razıyım. Aşkından yataklara düştüğümde bile gözün sadece karını gördün. Bir gün bile kaldırıp kafanı bakmadın. Bir kere göz göze gelseydik inan ki bana yeterdi. Karın ve çocuklarınla ne kadar mutlusun sevgilim. O kadının yerine olmak isterdim ama olamam. Çünkü evliyim. Seni biraz daha görmek için nefret ettiğim bir adamla evlendim ben. Senin başkasına bu denli kapıldığını bilemeden. " Eline ulaşan mektuptan sonra Cihangir adeta yıkılmıştı. Bir sene izin aldığını mesleğinden uzaklaşmış tek hedefi Burak ve Demet'ten intikamını almaktı. Burak olmasa karısı onu severdi. Belki çocukları olmazdı ama yine de severdi. Gözünü intikam bürümüşken en yapmaması gereken şeyi yaparak bir teröristten yardım istedi. Karşılığında ise yüklü bir silah bağışı yapmayı teklif etti. Başta her şey sıradandı. Küçük yardımlar ona yetiyordu. Para her şeyi kapatıyordu neticede. Ta ki Burak ve Demet'in kızları olacağını öğrendiği zamanda. İçinde hem kıskançlık hem de intikam arzusu varken en yapmaması gereken şeyi yaparak intikamını küçük bir kızdan aldı. Bunu da bilen sadece Tarık yani en yakın arkadaşıydı. Genç adam her ne kadar durdurmak istese de yapmamıştı, durduramamıştı. Cihangir'i. Plan çok basitti aslında. Orta halli bir ailenin kızıyla Burak'ın kızını değiştirecekti. Senelerce kendi kızından mahrum kalacak el bir kıza babalık edecekti. Başta bu o kadar da zor gelmemişti fakat sonra buna teröristlerde eklenince iş çığırından çıktı. Tam on dört sene küçük Karaca kendi evi sandığı yerde eziyet ve dayaklara maruz kalmıştı. Sonra beklemeği bir şey oldu o genç kız polise giderek her şeyi anlattı. Yetimhanede kalmaya başlayan kız yeni dostlar edindi ve güçlendi. O sıralar Kerem ile aynı yetimhanede kalan genç kız sadece dört kişiyle samimi etrafındakileri görmüyordu. Cihangir kızın bu haline acımış ve manevi oğlu ile birlikte yetimhaneden almıştı onu. Kerem'i askeri yatılı bir okula göndererek Karaca'yı unutturmaya çalıştı. O sırada Karaca'ya öz babası gibi davrandı. Onu sevmeye ona bir şeyler anlatmaya çok benimsedi. Kendi öz kızından ayırmadığı Karaca onu örnek almaya başladı. Bu meraklı ve cesur hali her zaman Cihangir'i kendisine hayran bırakıyordu. Tam dokuz sene geçti. Oğlu asker olurken kızı bildiği Karaca 'da kendi izinden gitmişti. Kızının eğitimlerdeki başarısını gören albay genç kızı artık tamamen benimsemiş oldu. Fakat ne olduysa Kerem' in baş komiser olup aynı görevlere gitmesiyle ortalık karıştı. Kerem genç kızı hiç unutmamıştı. Babasının Arslan soyadını kullansa bile bu onu durdurmuyor genç kıza her geçen gün daha da bağlanıyordu. Bir gün Cihangir genç kızın ailesinin onu aradığını duydu. Her şey ortaya çıkıyordu işte. Mesleğinden olacak, oğlunu kaybedecekti. Bir plan yapması gerekiyordu. Öyle de yaptı. Plan aynı şu şekildeydi. Kerem şehit olacak arkasından yıkılan Karaca onun yasını tutup arkasından gidecekti. Bırak ise öz kızının şehit olduğunu öğrenerek bir kez daha acı çekecekti. Plan işledi Kerem vuruldu. Aslında beklediği şehit olmasıyken Kerem tam 4 ay komada kalmıştı. Uyandığında ise tek hatırladığı Karaca'nın yetimhaneye gelmesiydi. Cihangir'i işine gelen bu durum son darbesi olacaktı. Kerem'e her şeyi çıkarlarına göre anlatırken kalıcı hafıza kaybı yaşayan Kerem babası bildiği adama inandı. Başta ülkesine hainlik etmeyeceğini söylese de babasının manipülasyonuna karşı her şeyi kabul etti. O sırada kendi kızını bulan Burak ile plan tamamen başlamış oldu. Karaca İstanbul'a gönderildi. Cihangir senelerce birlikte olduğu kızın onları hemen kabul etmeyeceğini bilerek ona oda tutmuştu. Hem de ülkenin en sessiz ve ses yalıtımlı otelinden. Akrep ile iş birliği yapan komutan onu tuzağa çektiğine seviniyordu. Bunca sene kızı olarak bildiği kadının böyle bir intikama kurban gidecek olması hem canını yakarken hem de onu tatmin ediyordu. Plan istediği gibi gitti. Karaca ailesi ile kavga ederek otele geri döndü. Sinirli olan genç kadın Akrep'i sorgulamadan arkasında not dahi bırakmadan Şırnak'a doğru yola çıktı. Herkes Karaca'yı ararken komutan da o sırada dikkatleri üzerinden dağıtmak için herkesin gözü önünde olan Bozkurtların en büyük ortaklığını yaptığı Karan Karamanoğlu'nu seçti. Bütün her şeyini araştırarak kendine göre bir plan kurdu. Kerem'i ise bütün bağlantılarını kullanarak yanına Binbaşı olarak aldı. Aras soyadını ise sanki babasının soyadı gibi ona yutturdu. Genç kadının onu arayıp veda etmesinden sonra emin oldu komutan. Bütün planlarına gerek kalmadan genç kadın zaten orada ölecekti. İşte bu onu daha da mutlu etti. Fakat gözden kaçırdığı şey ise Elzem' lerdi. Elzem timi üstleri arayarak kardeşleri için yalvararak izin aldı. Onlar genç kadını kurtarmaya giderken komutanın ise keyfi yerindeydi. Bunca sene uğraştığı intikam son buluyordu. Yine istediğinin olmadığını duyan komutan pes etmedi. Sırada en güçlü silahı vardı. KARAN KARAMANOĞLU. Genç adamın tek zaafı kızıyken başarısı ile de göz önündeydi. Hem kaybedecek kimsesi olmadığından hem başarısıyla bariz bir kapalı kutuydu. Kendi ailesinden şüphelenmesi için de çok güzel bir fırsattı. Ailesinden asker olan tek insan olan Akif'i ise bunun kanıtı için yalanlarla doldurdu. Tim plandan saf dışı kaldığında Kerem ve Karaca ise Karan'ı yakalayacaktı. Tabi kanıt bulabilirlerse... Fakat komutanın birini hesaba katmadan yaptığı bu plan kendi başına patlayacaktı. Genç adamın dostum dediği kişi, Tarık, bütün bu vicdan azabına katlanamadığından genç kadına mesajlar bırakmaya başlamıştı bile. Davet gecesine bekleyen herkes hem biraz telaşlı hem de biraz heyecanlıydı. Bakalım bu sefer geçmiş sadece masumların mı canını yakacaktı? . . . Kapımın çalmasıyla kafamı saatlerdir kaybolduğum satırlardan kaldırdım. Pencereden dışarı baktığımda havanın kararmış olduğunu fark ettim. Bunca saat hiç durmadan kitap okumak biraz dinlenmeme yardım etmişti. Aylardır hiç bu kadar kendime zaman ayırmamıştım. "Gelebilirsin." dediğim anda kapı açılmıştı. Gördüğüm yüzde hafif bir şaşkınlık yaşamıştım. Daha birkaç güne kadar beni ajan olarak gören adam şimdi kapımdaydı. Kara'nın haber verdiğini düşündüğümden neden geldiğini az çok biliyordum. "Gelebilir miyim Karaca?" dedi sakin bir sesle.  "Evet ,gel otur."  Karşımdaki koltuğa oturduğunda bende kitabı kapatarak masaya koydum. Gözlerimi ondan tarafa çevirdiğimde onun da bana baktığını fark ettim. Arkama yaslanarak ellerimi serbest bıraktım. Onun da benim yaptığım her şeyi dikkatlice izlediğini gördüm. "Beni sormuşsun ,Karaca. Bir şeye ihtiyacın mı var?" Kafamı hayır anlamında salladıktan sonra telefonumdan üç yıl öncesine ait haberi açarak telefonu eline verdim. Bir süre haberi dikkatlice okudu sonra ise soru dolu bakışlarını bana çevirdi. "Bu haberi bugün gördüm. Mehmetçik Vakfına tam 10.000.000 lira bağış yapmışsınız. " "Evet, anlamadığım kısım buna bu kadar takılman. Kafanda anlamlandıramadığın bir şey var değil mi Karaca?"  "Evet ,var. Biliyorsun ki ben bir askerim. Buraya görev için geldim. Görevim ise Karan Karamanoğlu'nun sekreteri olarak işe başladım bugün."  Karan'ın ismini duyduğu gibi yerinde dikleşti. Bazı şeyleri anlamaya çalışır gibi yüzüme bakmaya başladı.  "Karan mı? Karan'ın ne gibi bir bağlantısı olabilir görevinle?" "Aldığımız bilgilere göre ortağınız hain. Belki de sizde hainsiniz. Sonuçta on sene boyunca bir şeyleri anlamamış olamazsınız diye düşünüyorum. " "Bak Karaca. Bize her şeyi diyebilirsin. Ki haklısın da demekte. Ama bu vatanın bir evladı olarak asla yaşadığımız topraklara ihanet etmeyi bırak onun için canımızı feda ederiz biz. Evet belki senin ve sizin gibi birer asker değiliz ama yeri gelince bizde bu ülkeyi koruruz. Seni anlıyorum şuan Karan'ın hain olduğunu düşünüyorsun ama kesinlikle buna katılmıyorum. Uzun süredir birlikteyiz ve onun bir hain olmasına asla inanmam. Bırak hain olmayı kızını böyle bir tehlikeye asla atmaz." "Bunu bugün çok net gördüm. Ama anlamadığım bir şey var Lodos. Madem Karan hain değil her şey bir oyun o zaman neden böyle göreve gönderildim? Neden komutanımdan böyle bir görev için bilgilendirildim."  Sözlerime devam edecekken Lodos 'un telefonuna gelen mesajla dikkatim dağıldı. "Kusura bakma . Devam et lütfen."  "Açabilirsin." Kafasını salladıktan sonra telefonu açtı. Elleri telefonu kıracak şekilde sıkmaya başladığında telefonu bana uzattı.  "En başından oku. Neden böyle mesajlar aldığımı şimdi daha iyi anlıyorum. " Telefonu açarak en başına doğru getirdim. Zaten üç tane mesaj vardı. Hepsi de özel numaradan. "Özel numaranın kim olduğunu bulamaya çalışmadın mı?" "Tarık Çınar diye bir adama ait. " Kafamı salladıktan sonra okumaya başladım. "Geçmişin izleri yeni yeni ortaya çıkıyor. Bir tarafta intikam hırsıyla yanıp kül olanlar bir tarafta sadece hayatta olduğu için bedel ödemek zorunda kalanlar. Peki ya bu savaşın galibi kim olacak?" "Hedef şaşırtmak hayatın kanunu evlat. Kardeşin hedefi çoktan şaşırdı. En çok güvendiği vuracak onu sırtından, en çok yanında olan yakacak canını. Her şey daha yeni mi başlıyor yoksa başlamadan bitiyor mu?" " Kardeş dayanışması işte. Yıllar sonra sizi bir arada görmek beni mutlu etti Bozkurtlar. Her şey bir oyundan ibaret. Güçlü olan her daim zayıfı yener. Bakalım bu şaşırtmalı oyunun en dikkatlisi kim olacak?"  "Bu kadar mı?" "Evet."  Kafamı salladıktan sonra Tıpçı 'yı aradım.  "Alo Komutanım. Hayırdır bir sorun mu var?" "Ceyhun, şimdi beni iyi dinle. Timi toplayıp buraya geliyorsunuz. Soru sormak yok. Kimseye haber vermek yok. Hele de Cihangir Komutan 'a. Bir sorusu varsa bana yönlendir ,beni arasın. İlk uçakla atlayıp attığım konuma geliyorsunuz. Kurt'a söyle benim kasadan özel dinleme cihazlarını da alsın. Son olarak Tehlike 'ye söyle . Cihangir Komutan 'ın , Kerem'in ve Akif'in telefonunun bütün aramalarını tek tek dinlesin. " "EMREDERSİNİZ KOMUTANIM."  Telefonu kapattığımda bana kafasında bir sürü soru işaretiyle bakan bir büyük boy beni karşıladı. "Hemen herkesi aşağıda topla. Kara'nın arkadaşları gitmediyse onları da gönder. Evin içinde ne kadar çalışan varsa hepsini dışarı gönder. Ve hepiniz telefonlarınızı kapatın. " Kafasını salladıktan sonra çıktı. Tıpçı 'ya konum atıp telefonumu kapattım. Bende elimde olan dosyaların hepsini toplayarak aşağı inmeye başladım. İndiğimde gerçekten de bütün çalışanların dışarı çıktığını evde sadece dediğim kişilerin kaldığını gördüm. Yüzümde memnun bir tebessüm olduğunda yanlarına gittim. Elimdeki dosyaları kenara koyarak hepsinin gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım. "Öncelikle iyi bir tanışma yapmadık biliyorum. Bunu daha sonraya erteleyerek başlıyorum. Ben Yüzbaşı Karaca Bozkurt. Yani Kara. Bugün burada sizi toplama amacım çok büyük bir tuzak içindesiniz. Her kim sizi bu tuzağa düşürmeye çalışıyorsa beni de piyon olarak kullanmaya çalışıyor. Size gerçekten güvenmek istiyorum fakat emin olmadığımı söylemek zorundayım. Ben buraya bir görev için geldim. Bize buraya gelirken teröristlerin sponsorluğunu yapanlar hainlerin arasına sızacağımız söylendi. Bu hain ise Karan Karamanoğlu . " "NE DEMEK KARAN KARAMANOĞLU?"  Salonun başından gelen sesle herkes oraya baktı. Şuan son istediğim karşımda Karan'ı görmekti sanırım. Elini tutan Elis ona korkuyla baktığında Duru'nun kulağına fısıldayarak ikisinin de odaya geçmesi gerektiğini söyledim. İkisi de odadan çıkınca Karan'a döndüm. Bana hala hem sinirli hem de şaşkınca bakıyordu. "Otur sende dinle. Hain olup olmadığına emin değilim fakat bunu bu kadar iyi saklayabileceğini düşünmüyorum."  Herkes koltuklara oturduğunda dosyaları çoğalttığım şekilde ellerine bıraktım. Onlar okurken ben de yüzlerini inceliyordum. Babam ve annem şaşırmış bir şekilde okurken abi tayfası son derece çatık kaşlarla okuyordu. Yengelerim ise hem kokmuş hem de biraz şaşkın duruyordu. Karan ise bana bakıyordu. Sanki kağıt yüzümde.  "İyi de bu doğru değil. Ben Erzurumlu değil Mardinliyim. Ayrıca silah ve bıçak kullandığım doğru ama bunun ticareti asla yapmam. Hele ki bu silahların Türk askerine doğrultulacağını bile bile asla böyle bir şey yapmam. Terör örgütüne de maddi sponsorluk yaptığım yok eğer öyle bir şey olsaydı Bozkurtların haberi olurdu. Sonuçta ortağız hem de on yıldır. Bu dosyayı kim hazırladı bilmiyorum ama seni fena şaşırtmaya çalışıyor orman gözlü."  "Ne gözlü ne gözlü?" dedi babam Karan'a bakarken . Evet babam diyordum çünkü bir yerden başlamam gerekiyordu. "Şuan sorunumuz bu mu Burak? Biri bildiğin bizi vatan haini olarak göstermeye çalışıyor. Ki bunu da Karan oğlum üzerinden gösteriyor." dedi annem. "Demet Hanım haklı. Şu an büyük bir sorunumuz var. Yarınki davet aslında sizin de ildiğiniz üzere çok önemli. Büyük operasyonda o zaman olacaktı. Birkaç saate timim burada olacak. Kerem ise yarına kadar gelmeyecek. Mesaj atarak gelmemesini sağladım. Bu durumda siz hain değilseniz ve bu mesajları bize gönderen Tarık Çınar gerçek haini biliyor." "Tarık Çınar mı?" dedi orta boy abi yani Asaf. "Evet ,Tarık Çınar. Tanıyor musun?" Kafasını sallayarak anlatmaya başladı.  "Bu adam babamla aynı yaşta bir oto galeri sahibi. En yakın arkadaşı Cihangir Yılmaz. Evlendikten kısa bir süre sonra karısını böbrek yetmezliğinden kaybetmiş. Şu an Şırnak'ta yaşıyor bilinmeyen bir nedenden . Ki bence arkadaşıyla birlikte yaşamak için." "Cihangir Yılmaz beni yetimhaneden alan adam. Yani komutanım. " "Karısı falan var mı?"  "Karısı Belgız uzun süre önce vefat etmiş. Bir tane manevi oğlu varmış ama kim olduğunu bilmiyorum. Tesadüf eseri öğrendim, bir gün telefonla konuşuyordu. Mardinli bir ağanın kızı mı öyle bir şeydi karısı. " "Bu kadının soy adı ney kızım?"  "Battal kızlık soy adı sanırım. Neden?" Babam anneme baktıktan sonra ayağa kalkarak yukarı çıktı. Herkes sanki bunu beklemiyor gibi birbirine bakmaya başladı . "Babam gelene kadar tanışalım . Beni biliyorsun zaten , abla. Bu yan yana oturanlar sırayla Emir abim, Asaf abim ve Lodos abim. Emir abim nişanlı şurada gördüğün Berfun ablayla. Asaf abim ve Bilge abla ise evli çocukları olacak. Erkek bir prense hamile Bilge abla. Son olarak göz bebeğimiz Duru'nun anne ve babası Elzem ve Lodos çifti. Sen biraz bahseder misin bize kendinden?" dedi Kara. Kafa sallayıp anlatmaya başladım. "On dört yaşına kadar gerçek ailem sandığım kişilerden şiddet gördüm. Biraz aklım erince ve cesaretlenince bir polis karakoluna giderek şikayet ettim. O şerefsiz para cezasıyla yırtarken beni bir yetimhaneye götürdüler. Bir yıl boyunca orda kaldım. Güzel bir yerdi yani en azından karnım doyuyordu. Orada tanıştım timimle. Hepsi aslan gibi çocuklar. Kardeşlerim gibi hepsi. Aynı yaştayız zaten bildiğiniz gibi. Kurt yani Murat ay olarak en büyüğümüz sonra sırasıyla ben yani Kara, Aytaç namı diğer Tehlike ,Keskin yani Melik ve en küçüğümüz Tıpçı yani Ceyhun. Şu an yoldalar zaten .Gelince tanışırsınız. Baştan anlaşalım ilk geldiğim zaman bana dediklerinizi onlara da söyleyecekseniz ağzınızı burnunuzu dağıtırlar. Tıpçı hariç çok sakin insanlar değiller. On beş yaşımda Cihangir Komutan tarafından oradan alındım. Manevi oğlu da on sekiz yaşındaymış o zamanlar. Kendisiyle hiç tanışmadım ama askeri okulda kaldığını duydum. Neyse oradan kopunca Cihangir Komutan'ın izinden giderek asker olmak istedim. Bizimkilerle dişimizi tırnağımıza taktık ve okulu başarıyla bitirdik. Bu yüzden tim olarak seçildik. Hepimiz yaş ve rütbe olarak aynıyız. Sadece komutanları benim. Nedenini belki sonra öğrenirsiniz. Bu kadar." Hepsi hem onlara içimi açtığım için mutlu olmuş hem de yaşadıklarımı duyunca sinirlenmişlerdi. Ki sinirlenmelerine gerek yoktu. Her yaşadığım hayatıma bir tecrübe daha katmıştı. O sırada babam yanıma gelerek elindeki kağıtları bana uzattı. Son derece eski duruyorlardı. "Baba bunlar ne?" dedi en küçük boy.  "Karaca bunları bunca sene sakladım. Şimdi anlıyorum ki saklamak gerçekten yaptığım en büyük hataydı. Ailemin öğrenmesi gerek. Bunları sadece Demet biliyor. Belgız babamın düşmanının en küçük kızı. Ondan gönderdiği mektuplarla haberim oldu. Çok uzun zaman önce bıraktı mektup göndermeyi. Yazdıklarına göre benimle aynı şehirde kalmak için albay Cihangir Yılmaz adlı babasının manevi oğluyla zorla evlendirilmiş. Kısır olduğu için hiç çocukları olmamış. Şırnak'ta yaşıyormuş yani ölmeden önce. Meme kanserinden ölmüş . Kocasının manevi bir oğlu olduğundan söz etmiş bir mektupta. Adı Kerem gibi bir şeydi sanırım. Açıp oku hepsini. Emin değilim ama o adam intikam için her şeyi yapar. " Cihangir komutanın böyle bir adam olduğunu bilmiyordum. Hain olmasa bile gerçek ailemle bağlantısı gerçekten tesadüf olmazdı. Karısının babama olan takıntısı umarım seni bu kadar aklını kullandırtmayı unutturmamıştır Cihangir Yılmaz. Mektupları açıp birer birer okumaya başladım. "Bugün yine aklımda sen olarak kalktım. O adam yine dün akşam bedenime sahip oldu sevgilim ama umurumda değil. Sonuçta kalbim sana aitken yüreğimin kime ait olduğunun ne önemi var? Sabah erkenden kalkıp her zamanki gibi önce oğlunun yanına sonra da işe gitmiş. Bir de bana mektup bırakmış . Sanki çok umursuyormuşum gibi. Benim tek umursadığım sensin Burak." "Öylesine güzel seviyorum ki seni öylesine saf öylesine derin ve öylesine değil" diyor sözlerinde Ömer Asaf. Bu kadar güzel açıklayamaz sana olan sevgimi kelimeler . Seni seviyorum Burak Bozkurt."  "Yine oğlunun yanındaydı o adam. Birlikte silah talimi bile yaptılar. Kerem Arslan denilen o çocukla birlikte keşke ölse . Ben zaten sana ölüyorum aşkım." Sesli okuduğum cümlelerden sonra koltuğa oturdum. Her şey kafamda yerleşiyordu yavaş yavaş. Cihangir Belgız'a ,Belgız babama , babam ise anneme aşıktı. Babam ve annem mutluyken Belgız ve Cihangir mutsuzmuş . Kerem Cihangir'in bunca yıl sakladığı oğlu. İşte şimdi her şey yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bu oyunun piyonu değil son hamlesi olacaktım.  "Komutanım en sevdiğiniz askeriniz geldiiiiii." diyerek içeri girdi Tehlike. Kapıya çevirdiğimde hepsinin burada olduğunu gördüm.  "Oğlum mal mısın? Kaç kere diyeceğim size? Normal hayatta komutan demesene." dedim kafasına vururken. Diğerleri ile konuşurken hala devam ediyordu. "Ama Karacan niye öyle diyorsun? Ne güzel saygılı saygılı konuşuyorum."  "Zevzek zevzek konuşma. Dediğimi yaptınız mı? " Hepsi kafasını salladıktan sonra Kurt elime dinleme cihazlarının olduğu kutuyu bıraktı.  "Tehlike sen?" "Kara buradakiler sence?" "Güvenilir başlat ses kaydını?" Tehlike telefonu çıkararak sesini açtı.  "Her şey yolunda mı Kerem?" "Yerinde baba. Karaca her şeyi Akif'ten biliyor. Mesajları görüyor ama şu anlık anlatmıyor bana. Merak etme hele bir kendimi affettireyim gerisi kemik söküğü gibi gelecek. O Karan'dan anne ve babamın katili olmanın hesabını soracağım." "Sakın bir delilik yapma Kerem. Asla senden şüphelenmemesi gerek. Ona aynı Kerem olduğunu hatırlat. Sana verdiğim ilacı davet gecesi içeceğine koy ve onunla birlikte olmayı unutma. Hepsini çökerteceğim." Duyduğum seslerle sarsılmıştım. Hayal kırıklığına uğramıştım ama bu Kerem yüzünden değil Cihangir Komutan yüzündendi. Bunca zaman benim arkamdan oyun çeviriyordu. Ve bunu şimdi öğreniyordum. Kerem'e eskisi gibi yoğun duygular hissetmediğimi şuan fark ediyordum. Ben tanıdığım adama aşıktım bu adama değil. Baş komiser Kerem benim ilk aşkımdı bu değil. Tehlike başka bir ses kaydını açtığında onu dinlemeye başladım. "Komutan dediğimizi yapıp Yüzbaşı Kara'yı oyuna getirdin değil mi?" "Evet ,jilet. Benden bu kadar gerisi sizde. Karaca'yı hafife almayın ,onu ben eğittim. Her ne kadar Bozkurtların kızı olsa da hafife alınmayacak kadar zeki ve alımlı bir kadın. En ufak bir şüphede Karan'ın ve ailesinin hain olmadığını anlar. Akif'e anlattığım şeyleri umarım söylemiştir. Dikkati kendi ailesine çekersek onlardan şüphelenene kadar hem namusu hem de ailesi elden gider." Şimdi taşlar yerine oturmuştu. Bu adam kafayı yemişti kesinlikle. Akif'in üstüne dikkati çekip kendi yırtacaktı. Hem masum insanların canını yakıp hem de onların canını alacaktı.  "Ne yapacağız komutanım? Davet yarın ve ortada iki tane hain var. "dedi Kurt. "Oyunlarına oyunla karşılık verelim bakalım. Ben kazanamayacağım oyunu oynamam." . . . Bölüm sözü: "Bu dünyada kimseye güvenme fazla; gölgen bile seni karanlıkta terk ettikten sonra..." -İbn Teymiye
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE