"Karaca nerede dedim?"
"Bende sana, sen kimsin dedim?"
Alt kattan gelen seslerle koşar adım aşağı indim. Kerem'in kendini koruyabileceğine olan güvenim sonsuzdu. Benim tanıdığım Kerem ne saygısızlık yapar ne de altta kalırdı. Zaten büyüklerin dediklerini yutmamak onlara saygısızlık mı yaptığımızı gösteriyordu? Bu günlük bir tane Bozkurt kuşatması bana yeterdi.
Aşağı indiğimde gördüğüm manzara bir tane Bozkurt kuşatmasının sadece bana yettiğini kanıtlar nitelikteydi. Büyük boy Lodos , Kerem'in yakalarından tutmuş hesap soruyordu. Kerem'e hesap sormak? Bunlar iyice hadlerini aşmıştı anlaşılan. Kerem ise sert ifadesiyle kısa cevaplar veriyordu.
"NE OLUYOR BURADA? NAPIYORSUNUZ SİZ?"
Sesimle herkes bana dönmüştü. Önce üzerimi süzmüş sonra ise sesimden olacak ki hafif yutkunma ihtiyacı hissetmişlerdi. Deminki misafirlerin hepsinin burada olduğunu görünce dinen sinirlerim yeniden kendini gösterdi. Kendine gelen ilk biyolojik babam oldu. Lodos kollarını Kerem'den çekince hızlı onun yanına gittim. Herkes sanki heyecanla bekledikleri bölümün fragmanını izler gibi sadece izliyordu.
"SİZE BURADA NE OLDUĞUNU SORDUM? NE HAKLA KEREM'İN YAKALARINDAN TUTUP ONDAN HESAP SORMA CÜRRETİNE GİRİŞİRSİNİZ? "
Bağırmamla sanki transtan çıkmış gibi bize bakmaya başladılar. O sırada her zaman yaptığı gibi belimden tutarak bedenimi kendine yasladı, Kerem. Bunu yapınca kendimi daha güvende hissetmemiştim nedensizce fakat bundan o dahil kimsenin haberi olmamıştı. İlk şoku atlayan biyolojik annem oldu.
"Kızım bu beyefendi kim? Biz bilmedi-" sözünü bıçak gibi kesen bir ses tonuyla konuştum.
"Bilmiyor olmanız daha önce tanımadığınız birinden hesap sormanızı gerektirmez. " dedim sertçe.
"Sıkma elini. Tutmayı bırak dokunmaya kıyamadığım eline batacak tek bir diken bile benim canımı yakar."
Kulağımın dibinde hissettiğim nefesi ile gerildim.
"Sen kimsin delikanlı?" dedi sabahtan beri karısını susturamayan yaşlı bey amca.
"Karaca Bozkurt'un sevgilisi Kerem Aras." dedi kendinden emin bir ses tonuyla. Bu yalan değildi sevgilimdi ölmeden önce. Yani yalandan ölmeden önce. Artık dinlemem gerektiğini biliyordum fakat bir kez daha hayal kırıklığını uğramak istemiyordum.
"Sevgilisi mi? Yanındaki kadının böyle giyinmesine izin veren adam mı olur?" dedi Sema Hanım.
"Öncelikle yaşınıza hürmeten sesimi yükseltmeyeceğim ama bu söylediklerinize susacağım anlamına gelmez. Anladığım kadarıyla bu ailenin babaannesi sizsiniz. Karşınızdaki kişinin ne namusunu eleştirmek ne de onun adamlığına laf söylemek sizin üstünüze vazife. Yerinizi bilin ve ona göre konuşun. Ayrıca ben yanımdaki kadının nasıl giyineceğine karışmam. Çünkü Karaca aklı başında ,kendi kararlarını verebilecek bir kadın. Ben ona karışmam, karışamam. Sadece fikrimi beyan ederim." dedi sert sözlerle. Gülümsemem yüzüme yansıyınca yüzüme bakarak iç çekti.
"O zaman ona bakacaklara da razı olursun." dedi adının Yalın olduğunu öğrendiğim salak.
"Bir kadın ne giyerse giysin, karşısındaki kişi nefsine hakim olacak ve bakmayacak. Şayet bakarsa o zaman onun için hiç iyi olmaz. Bir kadına nasıl giyinmesini öğretmeye çalışacağınıza bir erkeğe ne olursa olsun bir kadına yan gözle bakılmayacağını öğretmeyi deneyin. İZNİNİZLE." diyerek belimden tutarak dış kapıya doğru ilerletmeye başladı.
"Çocuklar kahvaltı yapsaydınız?" dedi ilk defa sesini duyduğum yengem olduğunu varsaydığım kadın. Kerem ile göz göze gelince kafasını sen bilirsin gibisinden salladı.
"Olur." dedikten sonra morarmış dede ve babaanne olacak o kadın önde biz de arkasında yemek masasına doğru ilerlemeye başladık. Herkes yerine oturunca bizse büyük boy abinin yanına geçtik. Herkes kahvaltıya başlarken Kerem'in kulağına eğilerek kısık sesle konuşmaya başladım.
"Yerimi nasıl buldun?"
"Ben Leyla'yı, Mecnun'u, Ferhat'ı, Aslı'yı, Kerem'i bilmem ama Bağdat'ı iki gözüm kapalı bulabilirim." dedi kısık sözlerle . Onun için Akrep'e söylediğim sözleri şimdi o bana söylüyordu.
"Şimdi sana ne derlerse desinler cevap ver. Onları önemsemiyorum." dedim yine fısıltıyla. Kafasını salladığında önüme döndüm.
"Sen ne işle meşgulsün oğlum?" dedi bir diğer yenge.
"Askerim."
"Rütben teğmen falandır. Buna baktığına göre." dedi Kara yaşlarında bir çocuk.
"Öncelikle kendinden büyük birine nasıl hitap edeceğini anladığım kadarıyla sana öğretmemişler küçük bey. BU dediğin kadın benim sevgilim ,bir dahaki sefere uyarmam . Ve rütbem Binbaşı. Sizin aksinize baba parası yemek değil tırnaklarımızla kazıyarak buralara geldik . Değil mi sevgilim?" dedi yalancı bir gülümsemeyle.
"Kesinlikle." masada sanki gerilim hattı var gibiydi.
"Bırak amca ya. Sen çok büyük yediriyorsun yutamıyorum. Anne halam yedirse olur mu?" dedi Asaf 'ın kucağında olan Duru.
"Kızım halan yemek yiyor. Rahat rahat yesin yemeğini. Gel baban yedirsin." dedi Elzem .
"Hayır ya istemiyordum. O da aynı yapıyor. Hala senin kucağında yiyebilir miyim?"
"Tabi ki prenses. Gel bakalım." Koşa koşa Asaf 'ın kucağından atlayarak yanıma geldi. Kucağıma aldığım gibi tek bacağımın üzerine oturttum. Gülümseyerek bana baktıktan sonra merakla Kerem'e baktı.
"Merhaba ben Duru. Siz kimsiniz?" dedi Kerem'e doğru.
"Memnun oldum hanımefendi. Ben de Kerem. Halanın erkek arkadaşıyım. "dedi deminki ses tonuna nazaran daha yumuşak şekilde.
Birbirlerine gülümsediklerinden sonra tabağıma onun için de bir şeyler koyarak hem kendim yemeğe hem de ona yedirtemeye başladı. Telefonuma gelen mesajla açıp okumaya başladım.
"Kurtlar sofrasında bir Karaca. Etrafın sana ihanet edebilecek insanlarla çevriliyken ne kadar da mutlusun. Belki de en yakınında aradığın kişi belki de seneler öncesinden kalma. Derin intikam derin sessizliğin kızıdır."
"Elzem nasıl devrem?" diye sordu Akif. Girdiğim şoktan çıkarak ona döndüm. Herkes Elzem yengeye döndü.
"İyiler nasıl olsunlar işte? Aslanlarım hep daha iyisi için çalışıyorlar?" dedim gülümseyerek. Aklıma gelen anılarla koca sofrada kahkaha atmamak için yanağımı ısırdım.
"Komutanım valla ben bir şey yapmadım." dedi Keskin.
"Kim yaptı o zaman Keskin?"
"Ya komutanım şey olunca şey oldu. Öyle olunca şeye gitmek zorunda kaldım. Şey de eklenince işte suç bana kaldı."
"Uykunu alamadın bu yüzden herkesin alarmını saat dörde kurdun. Öyle olunca korkudan arka bahçeye gitmek zorunda kaldın çünkü Kurt seni parçalayacaktı. Koşarken komutanın odasına girdin böyle olunca suç sana kaldı. Yoksa suç komutanın değil mi?"
"Evet komutanım. Kesinlikle on- NE?"
"Kurt nasıl oldu?" dedi gülümseyerek.
"Aynı işte devrem. Tim yardımcılığından devam ."
"Onu sormuyordum be devrem. Hani kolundan yaralanmıştı ya?" Kolundan mı yaranmıştı? İyi de Kurt bizim gizli görevimizde yaralanmıştı ki bunu sadece bizim tim biliyordu. Bir de Komutan.
"Ne zaman yaralandı devrem? Ben bilmiyorum." dedim sahte merakla.
"Ya geçen ay senden habersiz bir göreve gidince yaralanmış ya. " dedi bir şeyler saklar gibi. Şüphelerimde haklı çıkmak istemiyordum ama onlar geçen ay gizli görevde değil benim de içinde olduğum bir görevdeydi. Hatta bütün terör örgütünü aynı Akif'in anlattığı şekilde biliyordu olayı. Yapmamış ol devrem, ne olursun yapmamış ol.
"He onu diyorsun. İyi iyi sadece bir hafta hastanede kaldı işte." dedim yalanla . Bir hafta değil sadece bir gün kalmıştı ama bütün dosyalara bir hafta olarak geçmişti. Gülümseyip kafa salladı. Sanki bir şey saklar gibi bir hali vardı. Şüphelerimin bir kere olsun yanılmasını dua ederek yemeğe devam etmiştim.
.
.
.
"Anlat güzelim." dedi onun kaldığı otele geldiğimizden beri devam ettirdiği merakla.
"N-ne ?"
"Karacam , kokusuna ömrümü feda ettiğim kadın ne seni bu kadar düşündürüyor anlat." Beni tanıyordu ki şu halimi ben bile görsem şüphe derdim.
Resmen kaç yıllık silah arkadaşımın hain olma olasılığı vardı ve bunu bilen tek kişi bendim. Telefonuma gelen mesajla yeniden gerildim. Beni izliyordu her kimse. Her şeyden haberi vardı.
"Anlıyorsun küçük Karaca. Her şeyi fark etmeye başlıyorsun yavaş yavaş. Belki de şüphe ettiklerin senin için en faydalı kişi. Doğru bildiğin yoldan şaşma. Şunu da unutma geçmişin günahlarını hep masumlar öder."
Aklımı bir kere daha allak bullak etmişti. Çevremdeki herkesten her şeyden şüphelenecek hale geliyordum yavaş yavaş. Birilerine güvenmem gerekiyordu. Bunu da en çok kırıldığım insandan bekledim.
"Kerem ben ilk defa yanılmak istiyorum. " dedim çaresizce.
Yanımdaki boşluğa oturarak ellerimi ellerinin içine hapsetti. Gözleri sanki içimdeki bütün acıları görmek istercesine en içine bakıyordu. Öyle derin bakıyordu ki sanki bütün kokularımı kendi içine aktarıyordu.
"Neyin var güzel gözlüm? O mesajlar kimden geliyor? Ney seni bu kadar çevrene karşı geri plana itiyor? Anlat çare olayım yaralarına. Belki düşerken seni tutamam ama seninle düşerim be güzelim."
"Kere-" Bir elini yanağıma atarak baş parmağıyla okşamaya başladı.
"Şşt. Biliyorum bana hala güvenmiyorsun ama şimdi hepsini bir kenara bırak ve sadece bana neler olduğu anlat."
"Dün sabah koşuya çıktım yarım saatliğini. Eve geldiğimde kapının önünde siyah bir zarf ve içinde beyaz bir kağıda yazılmış bir not vardı. Etrafa baktığımda kimse yoktu. Önce birinin dalga geçtiğini sandım. Pek kafama takmadım. Ta ki bugüne kadar masada bir mesaj aldım. Uçaktaki gibi ama bu daha farklı.
"Kurtlar sofrasında bir Karaca. Etrafın sana ihanet edebilecek insanlarla çevriliyken ne kadar da mutlusun. Belki de en yakınında aradığın kişi belki de seneler öncesinden kalma. Derin intikam derin sessizliğin kızıdır."
İntikam diyor. Geçmiş diyor demin aldığım mesajda. Dalga geçilmeyecek kadar gerçek. Ve ben-"
"Akif Yüzbaşı'dan şüpheleniyorsun." Usulca kafamı salladığımda ellerimi bırakarak göğsüne doğru çekti beni. Buna ihtiyacım olduğunun farkındaydım bu yüzden diretmeden kollarımı beline sardım.
"Bulacağız. Biliyorsun değil mi? " Kafamı salladım.
"Şimdi şirkete gitmemiz lazım. Biliyorsun yarın davet var. Bugün işe başlayacağımız için geç gitmemizde sakınca yok ama dikkatli olmalısın Karaca. Bu adam hem diğerlerine benzemiyor hem de çok tehlikeli. Tek zayıf noktası kızı. Bunu bilerek adamın karşısında son derece sakin ve özgüvenli olmalısın. Yoksa asla işe almaz . Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı komutanım. "
.
.
.
Baya yüksek bir binanın önüne gelince taksiden inmiştik. Kendime güvenimle ilgili bir sorunum yoktu fakat aklımda hala mesajlar vardı. Bir yandan şüphelerim bir yandan ise mesajları atan kişi... Kafam yeterince karışıktı ama bunun beni etkilemesine izin vermeyecektim. O delilleri en kısa sürede bularak görevi tamamlayacaktım.
"Karan Karamanoğlu bu saatlerde odasında veya toplantıda oluyor. Kızı ise kreşten gelip babasının yanına götürülüyor. Şu sıralar kızını saklamıyor nedenini bilmediğimiz bir şekilde. Onu zekanla etkilemelisin Karaca. Sana güvensin ki seni sekreteri olarak evine alsın. Biliyorsun ki ben koruma olarak görev yapacağım. Karan'ın kişisel koruması görevine atamışlar beni fakat şirkette yanında olamam. Bir şey olunca bana mesaj atman yeterli. "
"Sen nerede olacaksın? "
"Kapının önünde olacağım. Kendine dikkat et. "
Kafamı salladıktan sonra şirkete girdim. Etraftaki herkes işini sen derece dikkatli bir şekilde yapıyordu. Danışmaya geldiğimde esmer, uzun boylu hafif balık etli bir kadın beni karşıladı. Soran gözlerle bana bakarken kendimden emin tavrımdan ödün veremeyerek konuşmaya başladım.
"Karan Bey'in odası nerede?"
"Siz kimsiniz hanımefendi? Randevusuz görüşemezsiniz."
"Ben Karaca Bozkurt. Yeni sekreter adayıyım. Ki randevum da var."
Birkaç işlem yaptıktan sonra kafa sallayarak yolu tarif etti. Simsiyah bir asansörle yukarı çıkarken aklımdaki tek düşünce bir an önce adamın başka bir zaafını bulmam gerektiğiydi. Asansör kırkıncı katta durunca beklemeden indim. Karşımda sarışın bir kadın vardı.
"Buyurun hanımefendi? Nasıl yardımcı olabilirim?"
"Ben Karan Bey'in sekreterliği için başvurmuştum. Kendisi ile görüşme için geldim."
"Anladım canım ama beklemen gerekiyor. Şuan bir toplantıda. Çıkınca haber vereceğim ama kıl payı kaçırdım. Eğer burada durmak istemezsen bana numaranı vererek şirketin kafeteryasına geçebilirsin."
Burada beklemektense tabi ki numaramı vermeyi tercih edecektim. Sonuçta şirketteki dedikoduları ve söylemleri bilmek beni bir sıfır önce götürürdü. Ayrıca şirket çalışanlarının onun hakkında düşündüklerini de ayrı merak ediyordum. Önce zemin kattaki lavaboya girdim. İçeride kimse yoktu. Kabinlerden birine geçerek komutana mesaj yazmaya başladım. Sonuçta tek kamera olmayan yer her zaman lavabolardır. Durum bilgilendirmesi yaptıktan sonra tam çıkacağım zaman yaklaşan kadın sesleriyle biraz beklemeye karar verdim.
İçeri giren tahmini üç tane topuklu kadın sesiyle pür dikkat onları dinlemeye başladım. Belli ki onlar kimse olmadığını sanarak konuşmaya devam ettiler.
"Yarınki davette çok güzel olacağım. Sonuçta şirketin ellinci yılı ,kesinlikle birini bulurum. Bütün ortaklar ve çalışanlar orada olacak."
"Kesinlikle bebeğim. Elbisemi tam üç hafta önceden diktirdim. Hem duydunuz mu ? Karan Bey'in yarınki davetine en büyük ortakları Bozkurtlar da gelecek."
WTF? NE? EN BÜYÜK ORTAK? BOZKURTLAR?
"Evet bende duydum. Zaten gelmemeleri abes kaçardı. Sonuçta tam on yıldır birlikte iş yapıyorlar. Ben tam bu şirkette çalışmaya başladığımda yedinci yıllarını kutlamak için bir Mehmetçik Vakfına bağışta bulunmuşlardı. "
Vatan haini olarak bildiğim adamın Mehmetçik Vakfı'na bağış yaptığını duymuştum. Hemen telefonu açarak internetten haberi aramaya başladım. Kızın dediği gibi üç yıl önce yapılan bir haberdi.
"Ünlü iş adamı Karan Karamanoğlu ve en büyük ortakları Bozkurt ailesi bugün herkese örnek olacak bir işe imza attı. Birlikteliklerini kutlamak için bir davet düzenlemek yerine bağış yapmayı tercih ettiler. Mehmetçik Vakfına bağışladıkları 10.000.000 lira üzerine Bozkurt şirketinin CEO'su şu sözleri kullandı. "Hepinizin bildiği üzere bugün Karamanoğlu Holding ile ortaklığımızın yedinci yılı. Bu mutluluğu lüks bir davet veya parti yerine bağış yaparak kutladık. Bizim bağışladığımız para umarım şehitlerimizin ailelerine en güzel şekilde geri döner. Teşekkürler." Bu davranışları tüm ülkede ayakta alkışlattı genç patronları. Ortaklıklarını kutluyor yeni projelerde birlikte görmek için sabırsızlanıyoruz."
Ortada büyük bir iş dönüyordu. Bu adam ya gerçekten hain falan değil bütün suç ona yıkılıyordu? Ya da gerçekten hain bütün her şeyi çok iyi örtbas ediyordu. Büyük bir komplonun içinde kapana kısılmış gibi hissediyordum. Sanki herkes yalan söyleyebilirmiş gibi geliyordu. Ne kadar istemesem de aileme bu durumdan bahsetmek zorundaydım. Sonuçta yarın patlamak istemezdim. Bir de bu adamla bağlantılarının hepsini öğrenmek zorundayım.
"En çok güvendiklerinden yer insan darbe. Büyük bir oyunun içindeki piyonsun sadece. Sen bu oyunun şahı olabilecek misin peki? "
Telefonuma çok sık mesaj gelmeye başlamıştı. Üzerime kurulan oyunu şimdi daha iyi anlıyordum. Fakat bilmedikleri bir şey ise ben Karaca Bozkurt. Hiçbir oyunda yenilmem. Yenileceğim oyunu zaten oynamam.
Kızlar lavabodan çıktıktan sonra birkaç dakika bekledim. Sonra hiçbir şey olmamış gibi çıkmıştım oradan. Kafeteryayı bulduğumda ortalık sakindi. Etrafta birkaç grup çalışan ve korumalar varsaydığım kişiler vardı. Kahvemi aldıktan sonra en köşedeki masaya geçerek insanları izlemeye başladım. Kimisi arkadaş gruplarıyla kimisi ise telefonla konuşuyordu. Biraz daha etrafa bakarken bir tane kız çocuğunun kırılmak üzere olan ve sallanmaya devam eden bir avizenin altında oyuncağını aldığını gördüm.
Yerimden kalktığımda ne yaptığım hakkında tek fikrim yoktu. Tek bildiğim küçük bir kız çocuğunu kurtarmam gerektiğiydi. Sandalyenin hızlı yere düşmesiyle bardağı kenara atarak koşmaya başladım. Kıza doğru koşarken onun da bana döndü. Avize iyice kopmaya başlarken sanki daha mümkün gibi hızımı iyice arttırdım. Kıza birkaç saniye mesafedeyken avizeyi tutan iki ipten birinin de koptuğunu duydum . Etraftaki herkes anlamıştı ,korumalar ise ne yapacağını bilemez gibi donmuş almıştı. Kızın üzerine adeta atlayarak beraber birkaç metre öteye savrulmuştuk. Etraftaki kadınlar çığlık atarken bazıları ise telefonla çekiyorlardı.
Altımdaki kıza bakıp hasar kontrolü yapıyordum. Yaklaşık beş altı yaşında gibi duruyordu. Kumral gözleri elaya çalışıyordu. Kıza bakmaya devam ederken üzerinden kalktım. İki dizimin üzerine oturmaya geçtiğimde kızın da benle birlikte kalktığına şahit oldum. Ne olduğunu anlamadan iki kol beni sarmaladı.
"Anne geldin."
"Ne-"
"ELİSSSSSSS"
Daha şoku atlatamadan bize doğru gelen Karan Karamanoğlu ile bir şoka daha girdim. Kurtardığım ve az önce anne diyerek kollarını bana dolayan kız Karan'ın biricik kızı Elis 'ti. Elis kollarımdan ayrıldığında bende ayağa kalktım. Yerdeki çantamı da aldığımda karşımda bana endişeyle bakan Kerem'i gördüm. Yanıma gelemiyordu ama gözleriyle ne kadar endişelendiğini anlatıyordu. Gözlerimi iki kez yumup açarak iyi olduğumu anlatmaya çalıştım.
"Elis'im ,iyi misin bebeğim?" diye sordu Karan endişeli gözlerle kızına bakarken.
"İyiyim, baba. Hem annem geldi. Sana geleceğini söylemiştim. " dedi kız bana bakarken.
"Annen öl-"
Gözleri bana çevrilen Karan birkaç saniye takılı kaldı. Sonra ise yutkunup önüne döndü. Ne olduğunu pek anlamasam da bu kızın annesi olmadığına adım gibi emindim. Yanımıza gelen korumalarla birlikte Elis'i onlara verdi. Bakışları tekrar bana dönerken ağzını açıp konuştu.
"Odama gidiyoruz." dedi sert tutmaya çalıştığı sesle. Ne olduğunu anlamadan yine kendimi aksiyonun ve karmaşanın arasında bulmuştum. O önde ben arkada asansöre bindik. Sadece ikimiz ve yanımızda iki tane koruma vardı. Tabi bir de Elis. Hala bana hayran bakışlar atıyordu. Asansör durunca hiç beklemeden odasına doğru yürümeye başlamıştı tabi ben de arkasından.
Koltuğuna oturduktan sonra kamera kayıtlarına bakmaya başlamıştı. Ne sanıyordu ki ? Küçücük bir kız çocuğunu bilerek mi tehlikeye attığımı falan mı? Kamera kayıtları aynı şu şekildeydi. Elis oyuncağını almak için uzun uğraşlar veriyordu. Ama herkesin ayağına çarpıp avizenin altına kadar gidiyordu. O sırada sallanan avize daha çok sallanmaya başlıyordu. Gittikçe daha hızlı sallanan avizenin altından bebeğini alarak doğruluyordu. Tam o anda onu fark ederek koşarak yanına gelmeye başlıyordum. Avizeyi tutan ipler birer birer işlevini yitirirken ben daha da hızlanıp onunla birlikte yere düşüyorduk. Sonrası ise avizenin yere düşmesi ve kimsenin yara almaması ile sonuçlanıyordu.
İzlerken yüzündeki çene kemikleri git gide daha da kasılmıştı. Elini bir an da masaya vurunca ben hariç odadaki herkes yerinden zıplamıştı , en başta da bu işten sorumlu olması gereken kişiler. Gözleriyle onları öldürdükten sonra hepsine sonra konuşacağız bakışı atıp odadan kovmuştu. Elis ise bir kadın ile birlikte odadan çıkmıştı. Karan ile yalnız kalınca gözlerini bana çevirdi. Bakışlarında yakaladığım şüphe ve hayranlık buradan bile belli oluyordu. Koltuğundan kalktığı gibi bana yürümeye başladı. Göz temasını bir kere bile kesmemişti . Ben de çekmemiştim çünkü ondan korkmadığımı görmesini istemiştim. Birkaç adım sonra aramızda sadece bir insanlık mesafe kalmıştı.
"Kimsin sen?" dedi şüpheyle.
"Karaca Bozkurt. Sekreterlik başvurusu için buradayım. " Kafa salladıktan sonra karşılıklı iki koltuktan birine oturdu. Elinde cv dosyam duruyordu. Açıp okurken oturmamı işaret etti. Ben otururken o ise hala pür dikkat dosyayı okuyordu. Dakikalar sonra kafasını kaldırıp bana baktı.
"Neden kendi şirketinde değil benimle çalışmak istiyorsun?" dedi emin tavrıyla.
"Çünkü aile şirketimize torpille girmek karakterime tersti. Ayrıca ailemin en büyük ortağı olduğu şirketi yakından tanımak istedim." dedim kendimden emin bir tavırla.
"Burak Bozkurt baban , Demet Bozkurt annen. 24 yaşında son derece yetenekli bir tasarımcısın. Doğru muyum?" Kafamı salladığımda devam etti.
"Amerika'da okumuş orada yüksek lisans yapmışsınız. Dereceyle bitirdiğiniz okul son derece güzel bir okul. Peki seni neden işe almalıyım? Onca aday dururken neden sen?"
"Bana ihtiyacınız var çünkü. Geçici sekreteriniz toplantı saatlerinizi bile zor tutuyordur. Beni işe almazsanız tahminen üç güne bütün işlerinizde aksamalar başlayacaktır. Ki bundan önceki adayların iyi olduğunu düşünseydiniz benimle görüşme ihtiyacınız olmazdı ."
Sözlerimden etkilendiği çok belliydi. Hem doğruları söylemiş hem de laflarımı çarpıtmamıştım.
"Yarınki davetten sonra işe başlıyorsun Bozkurt."
Kafa sallayıp ayağa kalktığımda benimle birlikte o da kalktı. Elini uzattığında tutarak hafif şekilde sıktım. Elimi çekerek çantamı aldım. Odanın kapısına vardığımda duyduğum sesle tekrar arkamı döndüm.
"Teşekkür ederim, Karaca. Sana minnettarım."
"Kim olsa aynısını yapardı." diyerek arkamı döndüm. Çıkmadan önce duyduğum ses ise fısıltı gibiydi.
"Yapmazdı , orman gözlü kadın."
.
.
.
Otele geldikten sonra Kerem'e mesaj attım. O ise en erken akşam buluşabileceğimizi söyleyince Bozkurtların evine gitme kararı almıştım. Hem yarın akşamki davet hakkında konuşacaktım hem de şu adam hakkındaki gerçekleri öğrenecektim. Üzerime daha rahat bir şeyler giyerek makyajımı çıkardım.
Kiralık arabamı galeriye bıraktığım için çağırdığım taksiyle birlikte Bozkurtların evine vardım. Kapıyı çalarak açmalarını bekledim. Kapıyı açan Kara ile içeri geçtim. Evdeki tek sesin erkek sesleri olduğunu fark edince Kara'ya baktım. O zaten bana bakıyordu.
"Burak Bey veya büyük boy evde değil mi?" gülecek gibi oldu ama sonra tuttu kendini.
"Büyük boy derken?" dedi hafif gülerken.
"Lodos abin işte. Herhangi biri yok mu evde?"
"Hayır yok. Evde sadece benim arkadaşlarım ve görevliler var. Abilerimizin hepsi çalışıyor. Babam ve annem ise yarınki davet için alışveriş yapmaya gitti. Yengemler ve Duru ise aynı sebepten alışveriş merkezine gitti."
"Anladım. O zaman ben odama çıkıyorum."
Arkamı döndüğümde kolumu tutan elle durdum. Elin sahibi ise tahmin edeceğiniz üzere Kara'dan başkası değildi.
"Efendim?"
"Bize katılmak ister misin?"
"İstemem."
"Abla , ben özür dilerim. Seni o kızla ayı kefeye koymamalıydım. Bilemedim işte. O kızın bana yaptıkları yüzünden herkese önyargı ile yaklaşıyorum. Biliyorum saçma ama kimseden emin olamıyorum. Beni affedebilecek misin? Yani gerçekten ablam olur musun?" o kadar masum sormuştu ki anlık olarak yumuşamıştım. Belki pişman olacaktım ama artık zamanı gelmişti. Ben askerdim ve ne zaman gideceğimi bilmiyordum. İlk defa kendime atılan bir adıma karşılık vermek istedim.
"Affederim küçük Kara. " dedim . Kollarını belime boynuma sardığında bende ona sarıldım. Kardeşim olduğunu hissettiğim ilk andı bu. Ayrıldığımızda biraz dilenmek istediğimi söylediğimde diretmedi. O arkadaşlarının yanına giderken bense odama çıkmıştım.
Hava yavaş yavaş kararırken biraz kitap okumak istemiştim. Odamdaki kitaplıktan rasgele bir kitap seçerek beni ele geçirmesine izin verdim.
.
.
.
Bölüm sözü: "Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an . Bozmadım..." -Özdemir Asaf