Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte doğru düzgün uyuyamadığım yataktan doğruldum. Bütün gece hem kendime kızmış hem de yaşadıklarımı sindirmeye çalışmıştım. Her ne kadar onu dinlemek istesem de bunun için önce kendimi dinlemeliydim. Kendimi dinleyerek içimdekileri tam kavramalıydım.
Biz askerdik. Yani artık ikimiz de askeriz. O benim üstüm bense onun yanında çalışan askeriydim. Askerlikte verilen görev yapılırdı. Ne olursa olsun iyi bir asker kendine verilen görevi canı pahasına sahiplenir ve yapardı. Bunu biliyordum ama içimdeki duygularıma bilmek yetmiyordu. Yaşadığım hayal kırıklığını dindirmeye yetmiyordu anladıklarım. Kimine göre duygusuz olabilirdim ya da bencil ama kimse ne yaşadığımı tam anlayamazdı. Ben onu toprağa kendi ellerimle koymuştum. Üstüne kendi ellerimle toprak atmıştım . Şimdi nasıl hiçbir şey olmamış gibi kollarıma alacaktım onu? Belki bir gün yaşanırdı bu olay ama o gün bugün değildi. İkimiz için de en iyisi biraz ayrı kalmaktı.
Dolabın karşısına geçtikten sonra üzerime koşu giysilerimi giyip kulaklıklarımı takarak alt kata indim. Her yer daha yeni yeni aydınlanıyordu. Güneş daha yeni yeni gülümsüyordu yeni güne. Dışarı çıktığımda kimse olmadığını görünce tempolu olarak koşmaya başladım. Evimin sokaklara karışan her yerini koşmaya çalışırdı hep. Saat dört buçuktu. Yaklaşık bir saat saat koştuktan sonra kapımın önüne vardım.
Kapıda gördüğüm siyah zarf içimde garip bir hissi ortaya çıkartmıştı. Zarfı yavaş bir şekilde açarken bir yandan da etrafa bakıyordum. Bu zarfı kim bıraktı veya bıraktırdıysa illa ki şuan beni izleme potansiyeli vardı. Zarfı açtığımda içinden çıkan sadece beyaz dört kere katlanmış beyaz bir kağıttı. Yavaş ve dikkatli bir şekilde kağıdı açtığımda içinde sadece bir cümle yazıyordu.
"İki şey yıkar insanı; Dostundan gelen ihanet, düşmanından gelen merhamet..." - Mevlana
Bu ne demekti şimdi ? Biri ya benimle büyük bir oyun oynuyordu ya da gerçekten ortada bir şeyler dönüyordu? Evimi bilen sayılı kişiler vardı. Demek ki bu zarfı bana bırakan beni tanıyan biriydi. İhanet, ihanet , ihanet... Bana ihanet edebilecek kadar yakınıma soktuğum kişiler azdı. Ve bu yanımdaki kişiler en çok güvendiğim kişilerdi. İçimdeki şüphe daha da artarken aklıma Akrep'i buraya getirirken yediğim tuzak gelmişti. Neredeyse şehit oluyordum? Ve Akrep benim nerede olduğumu nasıl bulmuştu?
"Şüphe duymayan hakikati bulamaz ." der İmam Gazzali. Bir mektupla içimdeki şüphe duygusu yavaş yavaş baş gösterirken kimseye güvenemeyeceğimi bir kere daha hissetmiştim. Seri hareketlerle duş alıp üzerimi değiştirdikten sonra günlük bir makyaj yaptım. Kendimi seviyordum. Kendime bakmayı, ayandaki görüntümü seviyordum. Bakımlı olmayı, kendime baktıkça gurur duymayı seviyordum. Bunun egoyla hiçbir alakası yoktu. "Kendini sevmek diğer tüm sevgilerin başlangıcıdır." der Osho. İnsan kendini sevmezse karşısındaki kişiyi de sevemez bana göre.
Bavulumu da alarak havalimanına doğru yola çıktım. Etrafa göz atarken aklıma yine o zarf geldi. Bana anlatmak istediği bir şey olduğuna emindim. Hislerime güveniyordum. Belki yanılacaktım ama yine de göz ardı etmeyecektim bu düşünceyi. Belki sonunda hayal kırıklığına uğrayacaktım ama içimdeki kuşkuyu asla geri plana atmayacaktım. Ben Türk askeri olarak değil Karaca Bozkurt olarak bunu yazanı bulacak , ne demeye çalıştığını öğrenecektim. Bunu kendim için yapacaktım.
Havalimanına geldiğimde kapının önünde bekleyen Kerem'i fark ettim. Muhtemelen beni bekliyordu. Onun için bir alışkanlık gibi bir şeydi. Beraber gittiğimiz yerlere hep daha erkenden gider asla beklememe izin vermezdi. Ne içeri girer ne de beklemekten vazgeçerdi. Arabayı park ettikten sonra hızlı adımlarla arabadan inerek bavuluma aldım. Acele etmemiz gerekiyordu çünkü uçağın kalkmasına yarım saatten az kalmıştı. Seri adımlarla yanına doğru yürümeye başladığımda aniden kafasını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde gözlerinin altında gördüğüm hafif şişkinlikle içime taş oturmuştu. Bunun benim yüzümden olduğunu biliyordum ve bu daha çok canımı yakıyordu.
Gözleriyle süzmeye başladığında ben de hem ona doğru yürümeye devam ederek onu süzüyordum. Siyah bir pantolon , üzerine siyah bir tişört giymişti. Tişörtün üstüne ise kareli bir gömlek tercih etmişti.
Saçları her zamanki gibi dağınıktı. Çünkü öyle sevdiğimi söylemiştim.
"Şu saçlarının dağınık hali daha güzel."
"Öyle mi küçük hanım? Peki sizin her halinizin güzel olması ne kadar adil?"
"Öyle mi dersin?"
"Evet , Biliyor musun güzel gözlüm? Keşke seni göğsüme saklayabilsem. Sadece ben duysam sesini. Sadece bana ışıldasa o gözlerin. Tek ben görsem çillerini. "
"Beni hiç bırakma olur mu?"
"Ben hiç gidemem ki senden
ben sana kalmaya geldim,
seni yanıma almaya geldim." (Ahmet Batman/Sabah uykum)
Aklıma düşün kelimelerle bir kere daha baktı o güzel gözlerine. O da bana bakıyordu ama en çok fondötenin kapattığı çillerime dikkatini vermişti. Sevmezdi çillerimin kapanmasını, hem görmek isterdi.
"Bu senin çillerini kapatacak mı?"
"Evet."
"O zaman sürmeni istemiyorum ."
Aklımın başımdan alması normal değildi. Beklemeden bavulumu alarak içeri doğru yürümeye başladım. Arkamdan geldiğini ayak sesleri ve yoğun parfüm kokusundan anlıyordum. Bir insan nasıl kokusuna kadar aşık olabilirse ben ona o kadar aşıktım fakat gururum ve içimdeki hayal kırıklığı her şeye engel oluyordu.
"Çillerini kapatmışsın. Hiç kapatmazdın. "
"Önceden kapatmamı sevmeyen biri vardı hayatımda artık yok. "
"Kara-"
"Saçlarını dağınık yapmışsın her zamanki gibi."
"Sevdiğim kadın öyle seviyor, her ne kadar beni sevmese de."
Derin bir nefes aldım. Onunla konuşmak bile kalbime şok etkisi yaratırken ondan nasıl uzak kalacağımı bilmiyordum. Sırf kokusu için her hafta beş parfüm şişesi bitiren ben yanımdayken ona sarılamıyordum. Gözlerinden öpemiyordum. "İyi ki geldin." diyemiyordum.
Anons ile birlikte uçaktaki yerimizi almıştık. Yan yana oturuyorduk . Telefonuma yabancı bir numaradan gelen mesajla içimdeki şüphe tekrar kendi belli etti.
"Kelimeler ve eylemler tutarlı olduğunda güven kazanılır. Peki yüzbaşı etrafındaki kişilerden sence de tutarsız olanlar yok mu? Çevrene çok güveniyorsun küçük karaca."
Gizli numaradan atılan mesajla kafam daha çok karışmıştı. Kim olduğu hakkında tek fikrim olmayan bu adamın bildikleri beni korkutmaya başlamıştı. Artık dayanamıyordum. Bu işi en kısa sürede çözmem gerekiyordu.
"Ne zamandır bu şekilde mesaj alıyorsun?" diye sordu çatık kaşlarıyla Kerem.
"Telefonuma mı bakıyorsun?"
"Soruma soruyla cevap vererek konuyu değiştirmeye çalışıyorsun. Ayrıca çatılan kaşlarına nazaran gözlerindeki şüphe tohumları da bu adama inandığını gösteriyor?" dedi .
"Konuyu değiştirmeye çalıştığım yok. Değiştirilecek bir konu yok ortada. Ayrıca bir insanın özelinin ihlal edilmesinden nefret ettiğimi biliyorsunuz Binbaşı?"
"Hala soruma cevap vermediniz Yüzbaşı. Ne zamandır böyle mesajlar alıyorsun?"
"Bunu kim olarak soruyorsunuz? Komutanım olarak mı yoksa sahte mezarındaki göz yaşlarımın kurumadığı eski sevgilim olarak mı?"
"Kara-"
"Müsaadenizle Komutanım. Biraz kitap okumak istiyorum. İnsanların aksine kitaplar beni asla hayal kırıklığını uğratmıyor."
Tam kitabı açığım anda sözleriyle gözlerim istemsizce ona çevrildi.
"Sabret sevgilim, sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için ,senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma ,çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım. " (Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu)
Ne kadar saat onun yüzünü seyrettim , bilmiyorum. Ne o konuşmuştu ne de ben. Sadece gözlerimiz konuşmuştu. Sadece onlar birbirlerini sevdiklerini haykırmışlardı birbirlerine . Gözlerim yavaş yavaş kapanırken önüme döndüm. Kafam başka bir bedenin göğsüne yaslandığında bile sesimi çıkaramadım çünkü çok yorgundum. Kollarında olduğum bedene daha da yaklaşarak gözlerimi kapattım. Belki en huzurlu uykuma doğru yola çıktım.
"Uyu ,kokusuna taptığım kadın. Belki uyandığında kendine çok kızacaksın ama sen kendine kızma ben senin yerine de kendime kızıyorum güzelim. İyi uykular."
.
.
.
Uçaktan indikten sonra karşımda gördüğüm tanıdık simayla anlık olarak şok geçirdim. Karşımda mantık olarak amcam olan dostum Akif duruyordu. Kollarını iki yana açarak gülümsedi. Bavulumu yere bırakarak koşa koşa kollarının arasına girdim. Çok özlemiştim keratayı. Hala inanamıyordum bir amcam olduğuna. Hem de bu silah arkadaşım olunca işler daha da karmaşık bir hal alıyor.
"Devrem mi demeliyim yoksa amca mı?" diyerek kahkaha atarak ayrıldım kollarından.
"Sen en iyisi devrem demeye devam et küçük hanım. Amca denilince kendimi yaşlı hissediyorum kızım."
"Yaşlısın be Akif amcam. Sonuçta 31 yaşındasın. "
"Kızım kafayı mı-"
"ÖHM ÖHM." Gelen sesle arkama baktım. Kerem çatık kaşlarla Akif'e bakıyordu. Doğru ya Akif'le yani amcamla görevden dönünce onunla göreve girmiştik. Yani tanışmıyorlardı. Daha doğrusu Kerem onu tanımıyordu. Akif'in onun hakkında bilmediği yoktu. Sonuçta dostumdu.
"Karaca ölüler konuşabiliyor muydu devrem? Yoksa ben mi deliriyorum?"
"Ölmedi sadece bayılmış devrem."
"Ne?"
"Sevgilim şaka yapmayı çok sever. Değil mi güzel gözlüm?" diyerek tek kolunu belime dolayıp kendine çekti. Göz göze geldiğimizde bu sahneye aşikar olduğum aklıma düştü. Hemen bu düşünceyi silerek def ettim.
"Lan devrem ? Bu adam ne ara hortladı?"
"Valla onu ben de bilmiyorum. Biz mezarının başında ağlarken beyefendi yaşıyormuş."
"Dinlesen bilirdin güzelim. Hem bu adam kim?"
"Ne demek bu adam kim? Ben onun amcasıyım yani devre amcasıyım."
"Devre amca?" diye sordum merakla.
"Sus şuan daha önemli bir konu var. Bu adam senin sevgilin olamaz. "
"Amca? O amca bu amca mı?"
"Ne o paşam beğenemedin mi?"
"Yok yani ben biraz şey bekliyordum."
Muhabbetin daha da uzayacağını fark ettiğim anda Kerem'in kolundan belimi kurtardım ve amcamın koluna girdim.
"Neyse daha çok zamanımız var konuşmak için? Hadi görüşürüz Komutanım."
"Karaca nereye gidiyorsun? Hem de bu adamla yani amcanla?"
"Birincisi buraya neden geldiğimizi unutuyorsun. İkincisi evime gidiyoruz birlikte. Sen de artık bir otele gidersin. Son olarak kiminle gideceğim seni hiç alakadar etmez."
Arkamı döndüğümde kahkaha atma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Sanırım gerçekten psikolojim hiç iyi değildi. Kerem'in yüzünün aldığı şekil gözümün önüne gelirken gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Gri bir spor arabanın önüne durunca şokla Akif'e baktım. Zengin olduklarının farkındaydım fakat bu kadar zengin olmaları gerçekten şaşırtmıştı beni.
"Hadi , güzelim. Daha evde bekleyen sürünün gazabına uğrayacaksın. Daha gördüklerin hiçbir şey."
"Ne sürüsü? Ne gazabından bahsediyorsun?"
"Bin arabaya anlatırım."
Arabaya bindikten sonra Akif' de bavulumu bagaja koyarak sürücü koltuğuna bindi. Ani bir kalkışla hızla havalimanının çıkışına doğru sürmeye başladı. Sessiz sessiz yolculuk yaparken tek duyduğum ses radyodan yükselen kısık sesli müzik sesiydi. Sessizliğin hiç hayra alamet olmadığının son derece farkındaydım. Ki öyle de oldu.
"Dökül."
"Neyi?"
"Neyi olacak amk? Tabi ki adamın nasıl hortladığını? Neden veda eder şekilde konuştuğunu? Neler olduğunu? Benim bildiğim Karaca bırak bu eve gelmeyi evin ilçesine bile uğramazdı. Görev var değil mi?"
"Bazen beni bu kadar iyi tanıman korkutuyor devrem. Öncelikle Kerem nasıl ölmedi? Şuan nasıl Binbaşı? Soy adı neden değişik? En ufak bir fikrim yok bu konuda. Tek bildiğim benim için diye bir şey söyledi. Açıklamasını dinlemedim . Veda eder şekilde konuşmamın sebebi aramızda bir hain var ve tuzağa düştüm. Saniyeler kala kendimi patlatmaktan kurtuldum. Son kez helallik istemeye aramıştım . Kerem'in yanına gidecektim meğerse zaten o benim yanımdaymış. Neyse neden burada olduğum sorusunun cevabı ise görev. Görev var devrem. Kerem ve benim başrolde olduğum bir görev."
"Nasıl yani? "
"Öyle işte Akif. Biliyorsun pek açamıyorum. Şimdi sen konuş ne sürüsü?"
"Eve gidince göreceksin güzelim. Ne sürüsü olduğuna sen karar verirsin?"
.
.
.
İlk günkü gibi sadece bakıyordum beyaz ve oldukça şatafatlı olan bu eve. Tek fark ben onların kişiliklerini çözmüş ve herkese karşı olan duvarlarımı onlara da örmüştüm. Demet hanım ve Burak Bey dahil. Oğulları bir kadına ,hele ki bu onların kızı, sürtük derken tek yaptıkları oturup izlemek olmuştu. Hiç bir kadına değil sürtük demek onu aşağılayıcı kelimeler kullanmak bile o insanın ne kadar seviyesiz olduğunu gösterir sadece.
Onları aramıştım. Pişman mıyım? Asla pişman değilim. Belki onlar anne baba olmayı becerememişti ilk dakikada ama bu demek değildi ki ölürken helallik istemeyeceğim. Gözlerindeki Karaca'ya olan özlemi çok net anlamıştım. Onların sorunu da buydu zaten. Onların özlemi bekledikleri gibi olan Karaca'yaydı. Bekledikleri Karaca yaralı biri değildi. Beni tanımayı değil herkes gibi yargılamayı tercih etmişlerdi. Belki gerçekten bir kere dahi olsun gerçek beni anlamak için adım atsalardı , onlara on adım giderdim . O yaralı kızın belki de gerçek annesine ihtiyacı vardı ayağa kalkmak için ama annesinin yaptığı o yaralara bir yara daha eklemek oldu. Kimse anlamadı ki bu küçük kıza koymadı çünkü düşmekten ayağa kalkamamıştı ki daha.
"Hadi Karaca." diyen Akif'i kafamla onayladıktan sonra yavaş adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Kapıyı çalmadan açılmasına şok olmayı beklerken daha şok edici bir şeyle karşılaştım. Bana sarılan bir beden...
Kolları arasında olduğum bedenden beklemeden ayrıldım. Kim olduğuna bakınca göz yaşları içindeki Demet Hanım olduğunu gördüm. Ondan ayrılmama değil de yaşadığıma hala inanmıyor gibi bakıyordu. Gözlerim salona takılınca bir sürü tanımadığım insan ve bir kaç tanıdık simaya denk geldim. Tam gözlerimi Demet Hanım'ın yanına gelen Burak Bey'e kaydıracağım sırada bacağıma sarılan kollarla kendime geldim. Baktığımda Duru'ydu.
Bu kıza bakınca içimde hiç bilmediğim bir duygu açığa çıkıyordu. Sanki Dünya'ya onu korumaya gelmişim gibi. Sanki kardeşim Kara değil o gibiydi. Onun halası değil koruyucu meleği gibi hissediyordum fakat melek olmayacak kadar kirlenmiş olduğumu kimse göremedi. Dizlerimin üstüne dikkatlice çökerek boylarımızı eşitledim. Beklemeden boynuma dolanan kollarla bende ona sardım kollarımı. Bana çok çabuk alışmıştı aynı benim de ona alıştığı gibi. Belki şimdi ölsem arkamda bıraktığıma üzüleceğim sayılı kişilerden biriydi. Boynumda hissettiğim ıslaklıkla ağladığını fark etmiştim. Bu benim için iyi değildi çünkü tenimde hissettiğim herhangi bir göz yaşı benim de gözlerimi dolduruyordu.
"Gitmedin?"
"Gitmedim ,halasının kuzusu."
"A-ama herkes öldü dedi?"
"Şşşştt ölmek yok. Geçti, artık birlikteyiz."
"Sende bırakmayacaksın değil mi beni?"
"Hayır, bebeğim. Ben hep buradayım ,tamam mı?"
Kafasını salladığında kollarından çıkmaya çalıştığımda bırakmamıştı. Bende üstelemeden kucağımdaki Duru'yla birlikte koltuğa geçip oturdum. Herkese baş selamı verdiğimde karşımdaki yaşlı kadının bana sanki basit kadınlar gibi bakmasıyla yeni bir Bozkurt vakasıyla karşı karşı olduğumun habercisi niteliğindeydi. Diğerlerinin çoğu bana aynı bakışı atarken tek sevgiyle bakan önceden tanıştığım biyolojiklerdi.
"Karaca ,aç mısın kızım?" diyen Demet Hanım ile kafamı sağa sola salladım. Duru iyice kollarımda tahtını kurduğunda bu haline tebessüm ederek baktım. Hem çok zeki hem de bu dünya için fazla masumdu.
"Karaca neredeydin ? Yani şey biz merak ettik çok. " diyerek devrik bir cümle kuran en büyük boy ile gözlerimi devirdim. İlla insan gibi konuşmaları için ölmem gerekiyordu sanırım.
"Şırnak'taydım. Ayrıca merak edin diye değil hakkınızı helal edin diye aradım." dedim .
"Ne malum?" dedi geldiğimden beri bana bakan kadın.
"Pardon. Anlamadım hanımefendi?"
"Ne malum erkeklerle orada burada sürtmediğin? Ne malum sırf kendini acındırmak için arayıp numara yapmadığın? Senin gibilerden her şey beklenir" dedi.
"Benim gibiler, yani namuslu kadınlar mı? Anlatmak çok uzun sürer ki zaten anlatsam da anlayamazsınız. " dedim
Yanındaki yaşlı adam ikaz eder gibi öksürdü ama kadının taktığı yoktu. Yanındaki kuzenler olduğunu düşündüğüm tayfa da kadına katılınca sinirlerim yavaş yavaş yükselmeye başladı.
"Sema Hanım ,laflarınıza dikkat etmeyecekseniz lütfen evimi terk edin." dedi Demet Hanım. Buna mutlu olmam gerekirken sadece bu kadının babaannem olup olmadığını düşünüyordum.
"Yalan mı yenge? Şunun giydiklerine yüzüne bakın. Ne farkı var öncekinden? Alt tarafı bu asker öbürü yan gelip yatıyordu." dedi sarışın benim yaşlarımdaki biri.
"YALIN O SESİNİ KESMEZSEN ,O SES TELLERİNİ ELİNE VERİRİM. HADDİNİ BİL BURANIN KİMİN EVİ OLDUĞUNU UNUTMA. İSTER KABUL EDİN İSTER ETMEYİN O SİZİN KUZENİNİZ. EĞER BİRAZ DAHA BU TÜR KONUŞMAYA DEVAM EDECEKSENİZ SİKTİRİP GİDİN." dedi hiddetle Akif.
Kucağımda daha da yayılan Duru'ya baktığımdan onun olanlara alışık olduğunu anladım. Korkmak yerine adeta kavganın kazananın kim olduğunu merak eder bir tavrı vardı. Utanmasa çekirdek çitleyecekti hanımefendi.
"OĞUL SEN NE DERSİN? "dedi o kadın. Akif'in annesi olduğunu anladığım kadınla bir kez daha anladım ki armut bazen iyi ki dibine düşmüyordu.
"DUYUYORSUN NE DEDİĞİMİ. ONDAN HEMEN ÖZÜR DİLİYORSUNUZ . HEMDE HEPİNİZ."
"SAYGISIZLIK ETME AKİF. ONLAR SENİN YİĞENLERİN BEN İSE ANNENİM. İKİ GÜN-"
"ASLA O CÜMLENİN DEVAMINI GETİRMEYİN ,SEMA HANIM. "dedi Burak Bey.
Herkes birbirine bağırırken aynı Duru gibi bende kavganın kazananını merak ediyorduk. Bozkurt1 ağır saldırıyordu, Bozkurt2 ise daha çok kendini savunuyordu. Bakalım hangi takım alacak?
"Biz de ülkeyi bunun gibilere emanet ediyoruz." dedi ortanca boyun yaşlarındaki çocuk.
Ne demek lan bunun gibiler? Bana her şeyi diyebilirdi ama bunu asla. Kimse benim mesleğime ve namusuma dil uzatamazdı. O kadar sabır Hz. Eyyüb 'te bile yoktur. Ben buralara dişimle tırnağımla gelmiştim. Yeri gelince düşmüştüm ,sürüne sürüne yola devam etmiştim.
Duru'yu annesinin kucağına bıraktığım gibi yüzüne kafamı geçirmiştim. Çocuk hazırlıksız yakalanmış olsa gerek yerdeydi. Herkes susmuş şok olmuşcasına bana ve yerdeki döl israfına bakıyordu. Durmadım hem yumrukluyordum hem de teker teker anlatıyordum.
"HER ŞEYİ DİYEBİLİRSİNİZ HAKKIMDA. HER ŞEY OLURUM. BANA NE DEDİĞİNİZ NASIL BAKTIĞINIZ UMURUMDA DEĞİL. AMA NE BANA NE DE BAŞKA BİR TÜRK ASKERİNE BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMEK SENİN GİBİ DÖL İSRAFLARININ BOYUNU AŞAR. NE NAMUSUMA NE DE MESLEĞİME BİR DAHA EL UZATIRSAN-"
Devam edecekken beni kucağına alan bir bedenle üstünden kalkmış oldum. Defalarca denedim ve vurdum arkamdaki bedene ama tık işlemedi.
"BIRAK LAN BENİ."
"Güzelim yeter . Öldürecektin tamam." Akif'in sesini duyduğum gibi sakinleştim. Herkes önce bana sonra yerdeki yüzü gözü yer değiştirmiş bedene bakıyordu. Annesi olduğu düşündüğüm kadın ise çocuklardan yardım istiyordu.
"Yalan mı söylüyorlar? Şu giyimine bak. Sen bir kızsın bu şekilde giyinirsen tabi ki aranırsın. Şu yüzündeki makyaja açık yerlerine bak. Bir de onca erkeğin içinde duruyorsun. Kim bilir ne için oradasındır sen?" dedi Sema Hanım.
"Ben size söyleyeyim niye orada olduğumu? Bu vatanın her karış toprağı için oradayım ben. Bir annenin daha yüreğine evlat acısı düşmesin diye oradayım ben. Bayrak inmesin, çocuklar rahatça okula gitsin diye oradayım ben. Karşımda geçip neden diye sormayın çünkü anlatsam da anlamazsınız. Ki onca erkeğin arasında ne için diye sormanız bile sizin benim yerimde olsanız ne yapacağınızı gösterir Sema Hanım. Demek ki yerimde olsanız siz bana dediğiniz her şeyi yapardınız. Bir de son kez şunu açıklayayım. Ben bir kadınım. Ne giydiklerim ne yüzümdeki makyaj ne de mesleğim bunu değiştirir. İster tesettürlü bir şekilde giyinirim ister bikini ile gezerim ki bu kimseyi alakadar etmez. İster hiç makyaj yapmam ister kafamı boya küpüne sokarım. Buna da kimse karışamaz , annem babam dahil. Ben yirmi dört yaşında aklı başında bir kadınım, sizin aksinize. Bu odadaki herkes kulağına açsın beni dinlesin. Biz kadınlar ne sizin kalıplarınıza girmek ne de sizin bizi yönetmesine izin vermek zorundayız. Biz yapacağız siz susacaksınız. Benim ne mini eteğim ne de onca erkek arasında çalışmak namussuz olduğumu göstermez. Sadece sizin ne kadar iğrenç zihniyetli düşüncelerinizi ortaya koyar. "
Sözlerimi bitirdiğimde Duru'ya dönerek bana odamı gösterip gösteremeyeceğini sordum. Koşa koşa yanıma gelip beni asansöre bindirdi. O sinirle kimseyi kırmak istemediğim odaya gidene kadar sustum. Duru odadan çıkınca odayı inceledim.
Son derece büyük ve güzel oda hoşuma gitmişti fakat şuan tek istediğim Kerem'in yanına gitmek ve operasyona başlamaktı. Kafamı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım vardı yoksa sahiden bu evde birini öldürürdüm bu gidişle. Üzerimi değiştirdikten sonra aynaya son kez baktım.
Son derece ortama uygun giyindiğime kara vererek bu sefer kapıdan çıktım. Bu sefer asansörle değil merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Merdivenlerdeyken duyduğum tanıdık ses olduğum yerde takılı kalmamı sağladı.