0.4

2452 Kelimeler
Gök yüzü ne de güzeldi bu akşam. Bütün yıldızlar sanki bu geceyi kutluyordu. Önceden fezaya bakınca Kerem gelirdi aklıma. Ama ona olan aşkım veya sevgim değil beni anlaması gelirdi. Ona çok fazla değer veriyordum bu doğru. Fakat öte yandan ben ona aşık değilmişim ki sadece onun sevgisi yetiyormuş. O sevdikçe bende onu seviyorum diye sanıyordum. Yanında heyecanlanıyordum fakat ona olan aşkımdan konuşamaz hala gelmemiştim. Karan yanımda olunca kelimeleri toparlayamıyordum. Kendimi bir anda panik atak geçiriyormuş gibi hissediyordum. Kalbimin ritmi değişiyordu. Elis mesela. Öz annesi değildim ama kendi kızım gibi hissediyordum. O daha küçüktü. Karan kendi öz kızı gibi sahip çıkmıştı ona. Şevkatine bile aşıktım onun. "Karacaşkım hadi gel oyun oynayalım." dedi yanımdaki Arda. Diğer yanımda olan abim hafifçe öksürdü. Kendi kuzeninden bile kıskanıyordu ya. "Ne oyunu?" dedim .  "Doğruluk cesaretlik ama bu biraz farklı. Yapamayan bir şişeyi dikler." dedi pis gülümsemeyle.  "Ben yokum. Çocuk çocuk oyunlarla uğraşamam." dedi Doğu. Ay sanki bizde sana yalvarıyoruz. "İyi bari. Arda sen kap getir şişeleri. Yaşı buradaki çoğu kişiden küçük olan ama IQ seviyesi eksilerde olanlar oynamaz." dedi abim.  "Ne demek istiyorsun Yiğit abi?" dedi Doğu. "Yarası olan kocunur kardeşim." dedi Rüzgar ona doğru. O sırada Arda elinde evin bütün içki şişeleriyle geliyordu. Evet evdeydik. Yengem arayıp Duru'nun uyuyamadığını söylediğinde gelmiştik. Hafif ateşi vardı. Büyük ihtimalle hasta olmuştu. Bir saat masal okuduktan sonra uyumuştu. Sonra ise burada kalmıştık. Abim istemişti. Onun hayatını mahveden insanlara arşı dimdik olduğu göstereceğini söylemişti. "Herkes oynuyor mu?" diye sordu Emir abim. Kafalarımı salladığımda ortaya konulan boş şişeyi çevirdi. İlk soran bendim. Doğu'ya gelmişti. Kaderin cilvesine bak. "D mi C mi?" dedim . Bana bakıp alayla cevapladı. "D" "Söylesene neden bu evdeki kimsenin Ceylan'a aşık olduğundan haberi yok?" dedim. Bu bilgiyi o söylememişti sadece hapishanede onu ziyarete giden buydu. Yetmiyormuş gibi bir de bana aynısınız diyordu . "Ne diyor Karaca Doğu?" dedi Mert abi. "Yalan söylüyor." dedi Doğu ama sesinden anlaşılıyordu kapana kısıldığı. "Neden hala soruyu cevaplamıyorsun o zaman ?" dedi Asaf abim. Yalan söylemekten vazgeçtiği için yanındaki şişeyi kafasını dikip bitirdi.  "Bir daha ne olur bana ona benziyorsun deme. Sevdiğin kızın yaptığı hiçbir bokun suçlusu ben değilim. Çok zorlandıysan seviştiği kişilerin listeni çıkarmaya ben sana verebilirim hepsini. Zor oldu hepsini bulmak." dedim yandan bir gülümsemeyle. Aradaki şişeyi çevirdiğimde Lodos abim Kağancığıma soruyordu.  "Doğruluk mu cesaret mi ?" dedi Lodos abim. "Doğruluk." dedi. "Bunca sene sana ulaşmaya çalışıyorum. Gerekse adamlarımla gerekse her türlü imkanla ama tek izine ulaşamadım. Babam askeri yurttan çıktıktan sonra senden haber alamadığı söyledi. Telefon numaran değişmişti. Ayrıca yeni telefon numaranda bile tek tek herkes engelliydi. Bütün yabancı numaralar ve gizlilerde öyleydi. Neden bizi aramadın? Ya da bir kere bile gelmedin?" dedi. Abim derin bir nefes aldı. Kollarında beni daha da göğsüne çekti. Artık bu hareketin anlamını çok net anlıyordum. Sana ihtiyacım var demekti. "O kızın kardeşim olmadığını defalarca söylemiştim. Ona dokunmak bile istemiyordum ki dokunmadım bile. Söylüyordum anne ve babanıza hatta yetmiyordu herkese söylüyordum. Kimse bana inanmıyordu. Aradan yıllar geçti. On beş yaşında tam ergenlik çağında bir çocuğum. Tek derdimin oyunlar veya arkadaşlar olacağı yerde ben sevgi dileniyordum. Ne anneanneniz ne de diğer kimse yüzüme bakmıyordu. Büyük kavga olmuştu hatırlarsınız. Ben o gün yediğim tokadı şu yaşıma kadar hiç unutmadım. Defalarca yara aldım hatta ölümlerden döndüm ama hiçbiri yanımı o tokat kadar yakmamıştı. Çünkü yaralarımı bedenime alırken o yarayı benim ruhum almıştı. Sonra karar verdim asker olmaya . Beni büyüten babaannemin mezarının başında karar verdim. Beni oraya bile şoför götürdü babanızın toplantısı varmış. Üç sene geçmişti. Siz arıyordunuz ama ben geri dönmek istemiyordum. Aklım sıra sizi de cezalandırıyordum çünkü sizde bana inanmamıştınız. Üç sene sonra on sekiz olunca çıktım oradan. Emeğimle garsonculuk yaptığım parayla bir ev tuttum. Hem okudum hem çalıştım. Sizden gelen o telefonu da birine verdim. Kendime aldığım ilk telefon tuşluydu. Mezun oldum. Sonra bir kere de olsa sizin yanınıza gelmek istedim. O gün kapıya üniformamla geldiğimde annemin üçünüze de sarılmasını izledim dakikalarca. Sadece izledim. Kimsenin benim yokluğumu sikine taktığı yoktu. Sizin aileniz varken benim de vardı. Ama sizin yanınızdayken benimkiler yaşayan ölüydü." dedi . Boynunu öptüm. Bu şekilde sakinleşiyordu. Eli saçıma gittiğinde okşamaya başladı. "Özür dileriz abi." dedi yüzü yere bakan Asaf. Sonra arkasından hepsi dedi. Önemli değil diyemedi. Çünkü önemliydi. O on beş yaşındaki çocuğun ruhunda hala o yara taşınırken önemli değil demek kendine haksızlık olurdu.  Sonra tekrar çevrildi. Bu sefer Arda bana soruyordu. "Evet sevgili, çok kıymetli , mini minnacık ama bir o kadar da tatlı kardeşim. D mi C mi?" dedi gülümseyerek. Allah'ım bu çocuğu ısırma istediği defol. "C "dedim. Yüzünde şeytani bir gülümseme oldu. "Sevgili ara ve buraya çağır." dedi. Herkesin gözleri açıldı. "Yürü git be. Saat on iki . Ayrıca sekiz saatlik yol. " dedim. Tam şişeyi elime aldığımda bir ses duydum. "Ne o yakınlarda yok mu bir tane? Sende fazlasıyla vardır." dedi Doğu. Tam yerimden kalktığım anda yakalarında tutularak biri kafayı gömdü. Kim olduğunu karanlıkta pek seçemesem de çok iyi dövüyordu. "Sen... benim... güzelime... nasıl... o... kelimeyi.. kullanırsın?" diyerek yumrukluyordu. Karan?  Karan'ın Doğu'nun üstünden aldıklarında herkesin yüzünde şaşkınlık ifadesi oldu. "Yok amına koyim. Senin Karan bizim benim kadar olmasa da yakışıklı ,hem zengin hem de mafya olan Karan Karamanoğlu muydu?" dedi Arda. Şokla elindeki çekirdeği çitliyordu. Lan onu neresinden çıkarttı?  Üstünden kalktığında yakalarını silkeleyerek ellerini Doğu'nun üstüne sürdü. "Karan?" dedim şaşkınlıkla. Gözleri beni bulunca yüzünde bariz bir gülümseme oldu. Sanki rahatlamış gibiydi. Aniden kolumdan çekip göğsüne yasladı. Aslına o kadar sert çekmemişti ama ben de izin vermiştim. Bir eli kafamı göğsüne bastırırken bir eli belimdeydi. Derin derin nefes alıyordu. "Çok korktum orman gözlüm. Sana bir şey oldu diye. Her saniye o telefonun yanında olacaktı ama açmadın. Nasıl geldiğimi bilmiyorum buraya." dedi. Sesi hem kızgındı hem de endişeli. "Şarjım bitti. Sana mesaj atmıştım." dedim mırıldanarak. Benden ayrılarak ellerimi tuttu. Hala çok yakındık.  "Bir daha sakın bunu yapma peri kızı. Yaşayamam ben." dedi. "OOOOOOOO BÜYÜK LAF . KİM TAHMİN EDERDİ HERKESE KÜKREYEN ADAMIN KARACA'YA MİYAVLANMASINI?" dedi kahkaha atarak gülerken.  "Bizi tanıştırmayacak mısın güzelim?" dedi aniden sırtına yaslandığım Karan. Neden herkes bu kadar kıskanç? "Abimleri tanıyorsun. Bu Arda benimle aynı yaşta, yanındaki abisi Rüzgar. Onun yanındaki abimle yaşıt Mert. Dövdüğünün en büyük abisi. Yanındaki de Batı o da dövdüğünün ikinci abisi. " dedim.  "Karan." dedi tok sesle. Yerden kalkan Doğu burnuna Kara'nın getirdiği buzu tutuyordu. "Kusura bakma." dedi bana doğru. Göt korkusu sen nelere kadirsin? . . . Asla uyuyamıyordum. Sıcak havaya alışmamıştım. Yanımda uyuyan abimden yavaşça ayrıldım. Uyanmamasına dikkat ettim. Telefonumu da alarak bahçeye çıktım. Herkes uyuyordu. Duru ve Elis birlikte uyuyordu. Duru iyileşmişti nerdeyse. Karan ne kadar ısrar ederse etsin abim izin vermemişti. Diğerleri de farklı odalara dağılırken abim de beni almıştı. Hayat ne garipti. Daha kısa bir süre önce kaybedecek kimsem olmadığı için mutluydum. Hatta arkamda kimseyi bırakmamak için kimseyle arkadaş dahi olmuyordum. Şimdiyse koskocaman bir ailem vardı. Baba tarafında ve anne tarafında çok sevdiğim olmasa da abilerim vardı. Artın onlara alışmıştım. Yengelerimle çok samimi değildim fakat hepsi iyi insanlardı. Duru zaten benim kopyamdı. Elis beni annesi gibi görüyordu. Her ne kadar bunu belli etmemeye çalışsa da annesi olmamı istiyordu. Kağancığım vardı . Benim için kısa sürede hayatımın merkezlerinden birine sahip olmuştu. Arda en sevdiğim kuzenimdi. Bana hem abi hem de erkek kardeş gibiydi. Diğer kuzenler de iyiydi Doğu ve baba tarafı dışında.  Karan... Kahvelerine ömrümü adadığım adam... Öyle güzel seviyordu ki sözlerini bırak bakışlarında bile vardı bu sevgisi. Sadece beni değil içimdeki o küçük kızı da iyileştiriyordu. Dokunmadan seviyor, ilaçsız sarıyordu yaralarımı. O varken ilaca gerek yoktu zaten.  Yanımdaki hareketlilikle oraya döndüm. Gelen Karan'dı. Gülümsediğimde gülümsedi. "Bu saatte ne işin var burada?" dedim. "Ayaklarım beni sana getirdi desem çok mu klişe olur?" dedi . Kafamı sallayarak güldüm. "Tüm klişeler seni böyle güldürecekse ne mutlu bana ."dedi . Yanıma gelerek omzuna yaslandırdı beni. Ellerim ellerinin arasındayken konuşmaya başladı. "Saat yedi olmuş." dedi. Ne ara o kadar olmuştu? Gerçi hava hafiften aydınlanmaya başlamıştı. "Bugün bir şeyler yapalım mı baş başa?" dedi .  "Üzgünüm ama yapamam. Dün bizimkilere söz verdim. Samsun turu yapıp maça gideceğiz." dedim.  "Anladım. Bugün değilse benimlesin peri kızı." dedi. "Neden peri kızı?" "Annem ölmeden önce bana hep peri kızı masalını anlatırdı. Peri kızı etrafındaki herkesi mutlu edip çevresine mutluluk tozları yayardı. Hatta sürekli insanları kurtarır onları korurdu. Öyle güzelmiş ki bütün periler ona aşıkmış. Sende onun gibisin. Hem güzelsin hem de cesur. Çevrendeki herkesi mutlu ediyorsun. Beni, Kağanı, abinleri, anneni, babanı ... Saçtığın mutluluk tohumlarıyla herkes mutlu. Sen bu yüzden benim peri kızımsın." dedi.  "Seni seviyorum sevgilim." dedim boynuna öpücük kondururken. Boyun öpmekten hoşlanıyordum. "Bende seni güzelim. Bende seni çok seviyorum." dedi .  Havaya sıkılan tüfekle kendime geldim. Lan ne oluyor? Arkamızı döndüğümüzde elinde tüfek olan bir anneanne son beklediğim şeydi. "Sen kimsin daa? Benim kızımın yanına ne işin var?" dedi. O bağırırken hem silah sesi hem de bağırtı yüzünden herkes kalkmıştı. Aşağı pardur küldür inan aile bireyleri de eklenmişti aramıza. "Anne sabah daha yedi buçuk. Ne bu gürültü?" dedi annem. Kadın daha gözlerini açamıyordu. "Şuradaki herif kızımı rahatsız ediyordu. Hesap soruyorum ." dedi ciddiyetle. "Kim? Nerede? Kiminle? Ne şekilde? Ne zaman? Niçin ? Neden?" dedi Arda. Lan onun üzerine muzlu pijama mı var? Gülmemeliyim, gülmemeliyim, gülmemeliyim... "Baba şu muzlu amca kim?" dedi merdivendeki Elis. "Ben senin babanın yanındaki kızın öz be öz en sevdiği hatta en best kuzen abisiyim." dedi Arda. Allah'ım sabah sabah yine enerjik.  "En best kuzeni sensen en best kardeşi de benim." dedi Kara. "En büyük abisi aynı zamanda en sevdiği de benim." dedi abim. "Sen de mi abi?" dedi Emir. Abim omuz silktiğinde güldüm. Çocuk gibilerdi. "Lan şu an konumuz bu mu? Kızım bu çocuk kim?" dedi Dede kişisi. "Siz benim kardeşimden hesap soramazsınız." dedi yanıma gelen abim. Yangına körükle gitme zamanı.  "Yiğit sen karışma." dedi Salim amca. "O benim kardeşim. Karışırım karışmam bu seni ilgilendirmez. Sen önce senelerdir bana inanmayan sonra da bir anda torunu diye bağrına basmaya çalışan anne ve babana bak." dedi abim.  "Tamam sakin olun. Kızım bizi tanıştırır mısın?" dedi Büşra yenge. Bu kadın diğerlerine göre daha ılımlı. Karan'ım elini tutarak konuştum. "Erkek arkadaşım Karan. " dedim sertçe. "Bu kadar mı?" dedi Bilnur cadısı. "Beğenemedin mi?" dedi Duru. Kız cimcime sen bir dur. "Beğenemedim Duru'cuğum. " dedi imayla. "İyi o zaman amacımıza ulaşmışız Bilnur Yengeciğim." dedim. Sinirle yukarı çıkarken diğerleri de ona eşlik etti.  "Bizden daha ne kadar saklayacaktın?" dedi babam. Kızgın mıydı o? "Sizin abime inanmadığınız süre kadar ya da benim çektiğim eziyetlerin süresi kadar sürmezdi emin ol." dedim. O an annemin kaldırdığı eli Karan tuttu. Bana el kaldırdı. BANA? EL? KALDIRDI?  "O elinizin bir daha sevdiğim kadına kalktığı görmeyeceğim. Bu kadar sakin kalmam ." dedi. Kara'ya çocukları da alıp yukarı çıkmalarını işaret ettim. Onlar yukarı çıkarken annem denilen kadına baktım.  "Sen kimsin de bana el kaldırıyorsun LAN?" dedim sinirle. Dua etsin annemdi. "Ö-özür dilerim." diyerek ağlamaya başladı. Babam denilen adam onu kolları arasına aldı. "Bıktım artık her boku yapıp özür dilemenizden. Ağzımıza sıçtıktan sonra özür dileriz. Siz ne sanıyorsunuz lan? O sikik mirasınıza mı kaldım ben? Ne anneye ne de babaya ihtiyacım yok benim. Bu yaşıma kadar kendim geldim. Bundan sonra da öyle yaparım. Sizin sikik dünyanıza veya size ihtiyacım yok. İstanbul'a geri döndüğüm gibi tanışıyorum o evden. Abimin yanına. Size bir şey söyleyeyim mi ? Ağlamaya bu kadar kendinizi zorlamayın. Rol üstünüze yapışıp kalmış. Çıkamıyorsunuz artık." dedim .  Abi ve kuzen tayfasına dönerek konuştum. "Beş dakikanız var. Eğer hala dünkü kararınız aynıysa beş dakika içerisinde hazır olun. " diyerek yukarı çıkmaya başladım. Karan da arkamdan geliyordu. Odama girdiğimde o da aynı anda yandaki odaya girdi.  Üzerimi giyindikten sonra hafif makyaj yapıp çıktım. Yan odadan eş zamanlı çıkan Karan'la birlikte ona döndüm. Gülümseyerek yanına gittim. Kolunu kıvırdığında koluna girdim. Merdivenlerden inerken arkamızdan gelen çocuk sesiyle durduk. Duru ve Elis hemen arkamızdaydı. Ben Duru'yu kucağıma aldığımda o da Elis'i aldı. Duru şort kombini Elis ise elbise kombini yapmıştı. "Çok güzel olmuşsun hala." dedi gülümseyerek. "Sizde canım da abim nasıl izin verdi?" dedim gülerek. Saçını savurarak cevap verdi. "Sormadım ki." dedi. Kahkaha atarken Elis'in sesini duydum. "Karaca abla sen şimdi benim annem mi oluyorsun?" dedi. Karan'a döndüğümde bana bakıyordu. "Evet bebeğim. Baban biraz huysuz ama öyle oluyor." dedim gülerek. Karan tek kaşını kaldırdığında güldüm. Aşağı indiğimizde herkes hazırdı. Abim kucağımdaki Duru'yu görünce gözleri yuvalarından çıktı. "Kızım hani kapalı giyinecektin?" dedi hafif homurdanmayla. "Ben öyle bir şey demedim." dedi gözünü kırparken. Allah'ım sen gülme isteğimi gel al. "Kızım dedin ya etek giyinmeyeceğim diye." dedi yalvarırcasına. Herkes onun bu haline gülüyordu. Kabanı yüzünden etek sanmıştı. Bu sıcakta nasıl terlemiyorlarsa? "Etek giymedim. Bu şort. Demek ki sözümü tutmuşum." dedi önünü açarak. Elzem yenge kucağımdan Duru'yu aldı. Herkes Lodos abime gülerken ben de Karan'ın elini tuttum. Gözleri ışıltıyla bana dönerken yanımıza Arda geldi. Elis'i kucağına aldı. Tanımadığını biliyordum ama herkesle samimi olurdu. Karan vermemek için çabalasa da Elis gitmeye uğraşıyordu. "Ya baba bıraksana . Ardaşkımla gideyeceğim." dedi. Eee bunlar tanışmış. Karan kollarını serbest bırakınca aldı. Evden çıkarken abim elimizi çözdü. "Sen benimle geliyorsun Çilli." dedi çocuk gibi. O an koşarak yanımıza gelen Elis ve Duru'yu fark ettim. İkisi de abimin birere tane bacağına sarıldı. "Kağancığım sen beni artık sevmiyorsun." dedi ağlamaklı bir sesle Duru. Abim anında onlara döndü. Karan tekrardan benim elimi tutarken abim onları ikna etmeye çabalıyordu. "Sen şimdi bizi istemiyorsun?" diye soru gibi konuştu Elis. O sırada kulağıma fısıldayan Karan'a döndüm. "Kusura bakma peri kızı. Şimdi kaçıramazsam hiç gelmezsin." dedi ve koşarak arabaya gitmeye başladık.  "Laaaan kız gidiyor. ALOOO?" Dedi Batı. Herkes bize dönerken Arda ve iki cimcimenin gülümsemesi gözümden kaçmamıştı.  "Karan eniştem kızı aldı götürüyor." diye kahkaha attı Arda. "Karacaaa dur , beklesene. Bıraksanıza beni." dedi bacaklarına koala misali sarılan kızlara. Onlara zarar vermesin diye koşamıyordu. O sırada çoktan araba binmiştik.  . . . "Ben üç porsiyon Bafra pidesi, yanına dört büyük ayran. Tatlı olarak da bir porsiyon daha pide." dedi Arda. Garson kafa sallayarak gitti. "Oğlum mandofon inekleri bile senden az yiyor." dedi Rüzgar. "Nereden biliyorsun abicim? Eee tabi insan kendini tanıyor daa." dedi sonlara doğru ağzı kayarken. Kafasına aldığı darbeyle isyan bayraklarını çekti. "Bir salın daa beni. Kafamla ne alıp veremediğiniz var?" diye sordu isyanla.  "Olmayan şeyle ne derdimiz olacak?" dedi arkasına yaslanan Lodos abim. Herkes gülerken o somurtuyordu. Yan masadaki üç çocuğun buraya baktığını fark ettim. Sarışın olan esmere bir şey dedi. İddia giriyor. Ağız okuyamıyordum ama tahmin ediyordum. Garsonla birlikte gelen kağıda baktım.  -BU GECE MÜSAİT OLURSAN BENİ ARA YAVRU 05*********   Tam o anda kağıt elimden çekildi. Sert tutmamıştım ki. Kim okuyor? K-KARAN MI? Hızla yerinden kalkarak yan masaya gitti. Sarışına yumruğu çaktığında diğerleri de olaya dahil oldu. Bütün mekan bir anda savaş alanına döndü. O an siren sesleri gelmeye başladı. Ah hadi ama daha Samsun'u gezmedik.  "ELLER HAVAYA." dedi tanıdık bir ses . Arkamı döndüğümde gördüğüm yüzle hem şaşırdım hem de mutlu oldum. "Komiserim." dedi gülerek. O da bana dönüp durdu. Şaşırdığı belliydi. "Yüzbaşı." dedi eski rütbemle. Yanıma gelerek sarıldı. O an kafasına gelen pastayla olduğumuz yerde kaldık. Buyurun cenaze namazına. . . . Bölüm sözü:" Gözlerden uzakta acı çeken ,gerçekten acı çeker." -Martialis
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE