Burak Bozkurt'un Ağzından:
Yoktu. Tam tamına bir gündür yoktu. Ona daha yeni kavuşmuşken , kokusunu uzaktan da olsa koklamışken şimdi yoktu. Neden mi? Yine o kız yüzünden. O kızın oğullarım üzerinde bıraktığı etkiden dolayı bütün suç benim meleğime kalmıştı. Babaannesine çok benziyordu. Gözleri, tavırları, duruşu... Bana aynı annem karşımdaymış gibi hissettiriyordu. Asi tavrı, gözlerinde gördüğüm acısı , her şeyiyle oydu.
Annemi yıllar önce kalp krizinden kaybetmiştik. Yetmezmiş gibi bir de babam yeniden evlenmiş ve o kadından çocuk yapmıştı. Evlendiği kadın annemin yerini tutmayı bir kenara yok , tırnağı bile etmezdi. Üvey kardeşimle aramda hiçbir sorun yoktu. O da kızım gibi askerdi. Yüzbaşı Akif Bozkurt. Otuz bir yaşında, esmer biriydi. Samimiyetimiz çok yoktu çünkü ona bakınca anneme yapılan ihaneti hatırlıyordum. Belki yanlıştı, belki çocukçaydı ama olmuyordu. Bana her abi deyişinde içime bir taş oturuyordu. Ben abisiydim onun. Ama çoğu zaman o abi gibiydi.
Şimdi oturmuş ne yapabileceğimizi düşünüyorduk. Karşımda oturan oğullarımın yüzünde bir gram bile pişmanlık görememek canımı yakıyordu. Bu yaşlarına kadar hep arkalarında olduğum ,saçlarının kılına zarar gelse öleceğim evlatlarım daha nasıl insan olunacağını bile öğrenememişlerdi. Başka bir yerde görseler saygıyla ,gıptayla bakacakları kişi kendi kız kardeşleri çıkınca içlerinden birer canavar çıkmıştı. Onlarla empati yapmak istiyordum fakat olmuyordu. Hiçbir şey kardeşlerini bırak bir kadının namusuna dil uzatmayı açıklamazdı. Fakat şu an önceliğimiz Karaca'mın bulunmasıydı.
Babamlar gelmiş, evde neler yapacağımızı düşünüyorduk. Asaf bütün emniyeti ayağa kaldırmış fakat hiçbir sonuç alamamıştı. Lodos'un ise hepimizden fazla olan bağlantıları bir sike yaramamıştı. Emir bütün asker arkadaşlarını arıyordu fakat hiçbirinden bir cevap alamıyordu. Akif'in ise ağzını bıçak açmıyor ,aldığı bilgiyi kimseyle paylaşmıyordu. Ki bu hepimizi daha da germekten başka hiçbir şeye yaramıyordu. Babam ise bütün aşiret büyüklerine haber göndermişti. Bense elimdeki bütün imkanları kullanıyordum. Elimizden başkası gelmiyordu. Asker olduğu için hiçbir bilgisi yoktu. Ancak sağ kolum Tuna'dan hakkında dosya hazırlamasını istemiştim. Daha cesaretimi toplayıp açamamıştım bile.
"DEDİM SİZE , BU KIZIN CEYLAN'DAN TEK FARKI ASKER OLMASI. Kİ BU HİÇBİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEZ. O KIZ ARKASINDA BUNCA İNSAN BIRAKARAK, TEK HABER VERMEYEREK YETERİNCE KARAKTERİNİ GÖSTERDİ. BÜTÜN ASKER ARKADAŞLARIMA SORDUM. EN UZAK FİKİRLERİ YOK. GÖREVDE OLSA İLLA BİRİNİN HABERİ OLURDU. BENCE SİZ ARTIK BU KIZDAN ÜMİDİ KESİN." dedi Emir.
Akif bu söylenenlerden sonra hızını alamayarak Emir'e en sertinden kafayı gömmüştü. Kadınlar çığlık atarken Duru ağlamaya başlamıştı. Fakat Akif durmayarak yerde olan Emir'e bir yumru daha geçirmişti. Sonra ise Lodos Akif'i tutmaya çalışırken Kara ve Asaf ise Emir'i kontrol ediyorlardı. Demet'e işaret verdikten sonra bütün kadınları başka odaya göndermiş oldum. Akif hala bağırmaya devam ediyordu.
"LAN SEN KİME SÜRTÜK DİYORSUN PEZEVENK? SEN O KIZIN NELER ÇEKTİĞİNİ BİLİYOR MUSUN? TAM BİR AY KOMADA KALDIĞINI BİLİYOR MUSUN? GÖREVDE TAM ÜÇ GÜN BOYUNCA YARALI BİR ÇOCUĞU SIRTINDA TAŞIDIĞINI BİLİYOR MUSUN PEKİ? YA DA DUR ŞUNU DİNLE. CİHANGİR KOMUTAN ONU YETİMHANEDEN ALMAYA GİTTİĞİ GÜN TECAVÜZE UĞRAMAK ÜZERE OLDUĞUNU. YA DA BEN TAM ONA GELEN MERMİYE ATLAYACAĞIM ZAMAN BENİ İTEREK GÖĞSÜNE KURŞUN YEDİĞİNİ. HİÇBİRİNİZİN BİR SİK BİLDİĞİ YOK. ÖNCEKİ KIZLA ,KARA'MI ASLA AYNI KEFEYE KOYAMAZSINIZ, KOYDURTMAM. AYAĞINIZI DENK ALACAKSINIZ. GEBERTİRİM HEPİNİZİ." dedi Akif.
"N-ne demek t-tecavüze uğramak üzereymiş?" dedi Kara.
Kara ailenin en küçük çocuğu olmakla birlikte en duygusal olanı da oydu. Çabuk sinirlenir ,çabuk pişman olurdu. Defalarca ablası sandığı kızın yüzünden kavgaya karışmış, defalarca kendini yaralamıştı. En sonunda psikolojik tedavi almıştı. Ki hala almaya devam ediyordu. Bütün duygularını en uçta yaşıyordu. Mutluysa çok mutlu, sinirliyse haddinden fazla sinirli, üzgünse çok üzgündü.
"O KIZA HELE SİZİN YÜZÜNÜZEN BİR ZARAR GELSİN . İKİ ELİM YAKANIZDA OLUR .BUNU BÖYLE BİLİN. AYRICA KARA'MI DA ARAMAYI BIRAKIN ARTIK. EĞER ANLAMADIYSANIZ ANLATAYIM. SİZ ONU BULAMAZSINIZ O İSTEMEDEN. " dedi Akif.
"BİZ ONUN AİLESİYİZ AKİF . SİNİRLİ OLDUĞUNU ANLIYORUZ AMA BİRAZ SAKİN OLMAK ZORUNDASIN. Geç otur." dedi Babam Zahir.
Akif hepimize göz gezdirdikten sonra en köşedeki tekli koltuğa oturdu . Boğazımı temizleyerek hepsine koltuklara oturmalarını işaret ettim. Lodos ve Asaf yan yana geçerken ; Emir ve Kara ise yan yana oturmuştu.
"TUNA DOSYAYI GETİR." dedim . Birkaç dakika sonra elime konan dosyayla hepsinin dikkati benim üzerime yoğunlaşmıştı. Tuna'ya çıkmasını işaret ettikten sonra dosyaya bir kaç saniye göz gezdirdikten sonra bakışlarımı odadaki herkes üzerinde gezdirdim. Hepsi meraklı gözlerle bakarken derin bir nefes aldıktan sonra dosyayı açtım . İçinden çıkan fotoğraflar Karaca'nın fotoğraflarıydı.
Karaca Bozkurt
24 Yaşındadır.
Doğum Tarihi: 21 ŞUBAT 1997
15 yetimhane 'den Cihangir Yılmaz adında bir Albay tarafından evlatlık edinmiştir. Neden yetimhane' de kaldığı hakkında en ufak bir bilgi bulunmamaktadır.
Öz ailesi zannettiği Timur 'ların soyadını değiştirmemiştir.
Cihangir Yılmaz'dan ona devredilen şirketi Dünya çapında başarılara ulaşmıştır.
Beş tane dil bilmektedir. Bunlar; Türkçe, Kürtçe, İngilizce, İspanyolca ve Almanca 'dır.
Askeriye 'de Yüzbaşı olarak görev yapmakta ayrıca bordo berelidir.
Şu zamana kadar sadece bir kere sevgilisi olmuştur fakat onu da kısa zamanda şehit olarak toprağa vermiştir. Emniyet'te narkotik şubede komiser olan sevgilisi Kerem Arslan girdiği bir çatışmada şehit olmuştur.
Elzem Timi Komutanıdır ve timdekilerle kardeş gibidir. Her biri yirmi dört yaşında olan tim iki sene önce kurulmuştur. Nedeni bilinmemektedir.
Dosyayı sesli okuduğumda her birinin ağzının açık olduğunu fark ettim. Orospu diye değerlendirdikleri kızın böyle güçlü bir kadın olması hepsini şaşırtmıştı. O sırada çalan telefonumla olduğum yerde kaldım. Arayan biricik kızımdı. Hepsi soran gözlerle bakarken beklemeden açtım.
"KI-KIZIM" Hepsi şok olmuşcasına bana bakıyordu. Hiç biri bu aramayı beklemiyordu ben dahil. Hasret kaldığım o sesi duydum daha sonra.
"Burak Bey hoparlöre alır mısınız?" Beklemeden hoparlöre aldım.
"NEREDESİN LAN SEN? AKŞAMDAN BERİ SENİ ARIYORUZ. ŞİMDİ HANGİ YÜZLE ARIYORSUN LAN?" diye bağırdı Emir. Kimse ondan bu çıkışı beklemiyordu. İçeri giren Demetlerle her şey karışmıştı fakat şu an tek düşündüğüm şey Karaca'mın iyi olup olmadığıydı.
"Öncelikle kim olduğunu bilmediğim şahıs beni bu kadar merak etmeniz gözlerimi yaşarttı oysaki evden kovarken ve sürtük derken pek bir ciddi duruyordunuz. Demet Hanım ve Burak Bey orada mısınız?" Herkes Karaca'nın ağzından çıkacak bir iyiyim cümlesini beklerken arkadan gelen silah sesleri içimizdeki endişeyi daha da arttırıyordu. Demet beklemeden konuşmaya başladı.
"Karaca kızım o sesler ne? İyi misin annem? Ne olursun eve döneceğini söyle?" dedi Demet . Fakat bilmediği bir şey cevabını duymak istemediğin soruları sormamalıydı. Karaca iyi değildi. Herkes endişeli bir şekilde onu dinlerken bazılarının gözleri dolmuştu başta da Duru'nun. Halasını şimdiden benimsemişti. Annesine halasıyla oynayacağı oyunların ve ona soracağı soruların listesini bile yaptırmaya başlamıştı.
" Demet Hanım beni dokuz ay karnınızda taşıdığınız için size minnetlerimi sunuyorum. Burak Bey size de teşekkür ederim. Belki çok geç tanıştık fakat gözlerinizdeki özlemi ben gördüm. Umarım çok mutlu olursunuz. Hiçbiriniz arkamdan göz yaşı dökmeyin. Biliyorsunuz ki ben bir askerim. Ölmekse ölürüm , yeniden doğmaksa doğarım. Akif Yüzbaşı'ya söyleyin o da hakkını helal etsin. Bir de bir daha kimseyi korumak için kendi canından vazgeçmesin. Hakkınız helal edin. Benimki size helal olsun." diye tamamladı vedasını. Biliyorsun bu onun bize vedasıydı. Bu onun yeni bir başlangıca vedasıydı. Bu onun sevdiği adama kavuşmak için her şeyden vazgeçtiğini bildiren vedasıydı. Gidiyordu fakat ben ona daha sarılamamıştım ki.
Her şeyin rüya olmasını diledim. Bugünün Nisan 1 olmasını diledim. Onun yerine ben ölmeyi diledim. Diyemedim ki üzerinde hakkım olacak zamanım bile olmadı diye. Diyemedim ki seni daha koruyamazken sana hakkımı helal edecek yüzüm yok diye. Herkes ağlarken Kara bağırmaya başladı. Kriz geçiriyordu. İlaç içmezse daha kötü olacaktı.
"ABLA YALVARIRIM BİZE KÜS ÖLME. AFFET BİZİ. BIRAKMA NE OLUR." Son kez ablasını yalvarırken Karaca'nın verdiği cevap ise hepimizin yüzünü yere eğdirtecek kadar asildi.
" Ne demiş William Golding: "İnsanları affedecek kadar olgunum, ama onlara tekrar güvenecek kadar aptal değilim." Bilmiyordu ki affetmese daha az canımız yanardı.
Onu daha kendi oğullarımdan koruyamamışken bir de şehit olurken beni araması ... Gözlerimden yaşlar boşalırken ilk defa bu kadar utandığımı hissediyordum. Cesaretli, güçlü bir o kadar da güzel kızım. Umarım yeşil gözlerinden damlalar akmıyordur. Bu sefer izin ver bunun yükünü baban alsın. Bari ölürken acını bana bırak. Bunca acıyla veda etme dünyaya. Umarım orada sana iyi bakalar babam, ben sana bakamadım. Düşüncelerimden Duru'nun bağırmasıyla anlık olarak çıktım.
"HALAAAAAA, GİDİYOR MUSUN?" dedi hıçkırıklarla bağırırken. Son kez ellerimi açtım hayalimde göğe. Sesinde bir umut olsun diye yalvardım fezaya doğru. Ama o sesindeki çaresizlik kalbimi dağladı.
"Özür dilerim ,halacığım." Sesi o kadar vazgeçmişti ki ... Kapanan telefonla herkes bir yana dağıldı. Bense hala fezaya yalvarıyordum.
"Allah'ım sana yalvarırım acılarıyla ölmesin . Hepsini bana ver. O daha küçük ,bedeni kaldıramaz bu kadar yükü. Yaşarken yapamadığım babalığımı yapmama izin ver Allah'ım. Senden tek istediğim rahat uyusun. Sevdiği adamla birlikte rahat uyusun. Onun ruhu çok yorgun, dinlenmesine izin ver."
.
.
.
Bölüm sözü:" Dayanılması en zor acılar, insanın içinde yaşadığı acılardır." - Balzac