Yan koltuğumdaki bombaya bakarken tam 2 dakika 46 saniye kaldığını gördüm. Yaklaşık 3 dakika sonra hayatımın bütün acıları sular altında kalacaktı. Muhtemelen benden bir şey kalmayacağı için boş bir mezarım olacaktı. Bu benim için bir onurdu. İnsanlar yaşarken içimdeki acıları görmemişti. Öldükten sonra bedenimi görmeleri hiçbir şey ifade etmeyecekti zaten. Gözlerimin içine bakınca yaşadığım acıları görmeyeceklerse bakmalarının anlamı yoktu. Bakarlarsa da göstermezdim zaten ya orası ayrı.
"İnsanı sessi kalmaya zorlayan acı ,onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır." der Furuğ Ferruhzad. Beni ilelebet suskunluğa mahkum eden bu hayat belki de şimdi bana konuşmayı bahşediyordur bu ölümle. Zaten her son bir başlangıç değil midir? Sonumuz gelse bize koyar mı sizce? Hayat belki de bu dünyada bu kadar acı vermiştir omuzlarıma. Öbür dünyada sonsuza kadar sevdiğim adamla olmak içindir belki. Kim bilir...
"Ölümüne sevinecek kadar çok mu sevdin bu vatanı? Vücudundan tek bir parça bile kalmayacağına rağmen sevdiğin adamı görmek her şeyi bu denli geçirecek mi? Onu arkanda bıraktıklarını unutacak kadar, kendinden bile mi daha çok sevdin? Söyle bana Karaca ,neydi onda olup başkasında olmayan? Neydi 2 dakika sonra ölmenin seni huzura kavuşturacağını düşündüren?"
Bu konu en hassas noktamdı. Her konuyu alaya alabilen ben konu sevdiğim adam olunca kendime hakim olamıyordum. Şimdi anlıyorum da o benim zaafımdı. En zayıf noktamdı. İnsanların bana acı çektirmek için konuşacağı konuların başında geliyordu Kerem ve ona olan sevgim. En güzel yenilgimdi o benim. Aklımın ilk kez kalbime desturu koyduğu zamandı ona adımlarımın gittiği fark ettiğim an. Her sokağımın ona çıktığını, her düşüşümde onunla kalktığım an ... Belki erken veda etmişti bana, bu beş para etmez Dünya'ya.
"Hani bir şarkısında diyor ya Ayla Çelik : "Ben Leyla'yı, Mecnun'u, Ferhat'ı, Aslı'yı, Kerem'i bilmem ama Bağdat'ı iki gözüm kapalı bulabilirim. " O kadar sevdim ben onu. Başkalarını bilmem ama o benim içimi gördü. Fark ettirmeden sardı yaralarımı. Fark ettirmeden sahip oldu kalbime ve bıraktı avuçlarıma kendi kalbini. Başkalarında olmayan onda olan neydi inan bilmiyorum çünkü başkasına gerek duymadığımı sandım ben onu tanıyana kadar. Kerem bana bildiklerimi unutturup, doğrularını çizdirdi. Onunla yaşadığım bir seneyi ölürken bile huzurla hatırlıyorsam gerçekten de o kadar sevmişim . Ve inan bana arkamda bıraktıklarımı unutmadım ama sırf sizin gibi leşleri geberttiğim için benimle gurur duyacaklardır. Hatta bu dünya üzerinde parçalarınız bile kalmadığında herkes sizi değil beni hatırlayacak. Sizin arkanızdan beddualar okunacakken benim arkamdan selalar, dualar okunacak. Son olarak bir ölümüm değil on ölümüm feda bu vatana. "
Arkamdaki kansızdan ses çıkmazken ayağındaki yaradan dolayı bayıldığını fark ettim. Geri sayım devam ederken çevremdeki kalleşler daha da artıyordu. Benim ise tek yaptığım şey burada beklemekti. Kalan 2 dakikanın hayatımın son 2 dakikasını düşünmenin hem acı hem de mutluluk verdiği anılara dalarak geçirdim.
1 SENE ÖNCE ŞIRNAK BEYTÜŞŞEBAP ASKERİ ÜSTÜ:
Yine tepemizdeki güneş ortalığı yakarken, kocaman bahçede içtima yaptırmaya hazırlanıyordum . Çünkü biz ne gece gündüz, ne de sıcak soğuk işlemezdi. Biz Türk askeriyiz. Üşürsek bizi ısıtacak bayrağımız var üstümüzde. Bir yandan saate bakıyor bir yandan da kapıyı kontrol ediyordum. Onlara tam 4 dakika süre vermiştim. Geç kalana vereceğim cezayı hepsi çok iyi bildiğinden hiçbiri geç kalamıyordu. Üzerime giydiğim spor kıyafetiyle tam günlük duruyordum fakat son derece rahattılar.
Saate bakarken gelen sesle yerimden doğruldum. Oturduğum bankın hemen önünde polis üniforması giyen adamı şöyle bir süzdüm. Uzun boyu ve fit vücudu gerçekten hayran bırakacak türdendi. Muhtemelen her gün tıraş olmaktan bozulmuş yüzü, gözlerime diktiği kahverengi gözleri ve güzel yüzüyle gerçekten yakışıklıydı.
"Hanımefendi süzmeniz bittiyse bana komutanın odasını gösterebilir misiniz?"
"Pardon? Anlamadım beyefendi?"
"Diyorum ki süzmeniz bittiyse bana komutanın odasını gösterebilir misiniz? "
"Birincisi siz beni süzdüğünüz için sizi süzme gereksinimi duydum . İkincisi şuan müsait değilim başka bir er size yardımcı olacaktır."
"İşiniz burada oturmak mı?"
Tam cevap vereceğim sırada koşarak gelen timime bir göz attım. Hepsi arkalarından atlı kovalarcasına hızlı geliyordu. Bu demekti ki son saniyelerini harcıyorlardı. Saatime baktığımda tam üç saniyeleri vardı.
"SON ÜÇ ELZEM." Hepsi mümkünmüş gibi daha hızlı sıraya girerken onların bu haline sırıttım. Yanımdaki buz dağı ise olanları hem merak hem de şok olmuşcasına izliyordu.
"TAM ZAMANINDA GELDİNİZ. AFERİN AMA BİR DAHAKİ SEFER BU KADAR ŞANSLI OLAMAYABİLİRSİNİZ."
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM." Yanımdaki buz dağı olayı daha yeni fark etmiş olacak ki bana dönüp tam ağzını açtığı anda benim sesimle ağzını kapatmak zorunda kaldı.
"RIDVAN "
"RIDVAN ÇALIŞAN/HAKKARİ EMREDİN KOMUTANIM."
"BEYEFENDİYE KOMUTANIN ODASINA KADAR EŞLİK ET ÇALIŞAN ."
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM."
Timime dönerek konuşmaya başladım . O sırada buz dağı ise yanımızdan ayrıldı.
"RAHAT, HAZIR OL, DİKKAT"
"NASILSINIZ BAKALIM?"
"SAĞ OLUN KOMUTANIM."
"MAŞALLAH MAŞALLAH ERKEN UYANMIŞIZ . BAYA BİR ENERJİK GÖRDÜM SİZİ."
"SAĞ OLUN KOMUTANIM."
"EE O ZAMAN SİZİN ENERJİNİZİN ALINMASI GEREK. MAHMUT KABUS'U GETİR."
Hepsinin gözlerinden geçen korkuyu tek tek yakaladım. Kabus benim köpeğimdi. Köpek dediğime bakmayın , görenlerin korkulu rüyası olduğundan adı Kabus. Daha küçükken barınaktan aldığım oğlum çok sadık ve akıllı bir köpekti.
"TAM TUR 30 BAŞLA."
Onlar peşimden koşmaya başlarken Kabus da arkalarından koşarken fazla sessiz olduğunu fark ettim. Sessizlik içimde benden çok varken bu ortamında sessiz olması hoşuma gitmemişti. Biraz sesten zarar gelmezdi değil mi?
"Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı"
"Annem beni yetiştirdi , bu ellere yolladı"
"Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı"
"Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı"
"Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana"
"Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana"
"Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana"
"Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana"
"Arş ileri, marş ileri, Türk askeri dönmez geri."
"Arş ileri, marş ileri, Türk askeri dönmez geri."
"Yastığımız mezar taşı, yorganımız kan olsun."
"Yastığımız mezar taşı , yorganımız kan olsun olsun."
"Biz bu yoldan dönersek, namus bize ar olsun."
"Biz bu yoldan dönersek, namus bize ar olsun."
"Ne şereftir ölmek bize bu güzel vatan için."
"Ne şereftir ölmez bize bu güzel vatan için"
"Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için."
"Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için"
"Arş ileri, marş ileri, Türk askeri dönmez geri"
"Arş ileri, marş ileri , Türk askeri dönmez geri"
30 tur bittikten sonra 150 şınav ,150 barfiks yaptırıp bırakmıştım . Tam üstümü değiştireceği zaman yanıma gelen er ile dikkatim ona döndü.
"YAĞIZ URAZ/ BİTLİS"
"Söyle Yağız."
"Komutanım ,Cihangir Komutan sizi odasına çağırmamızı emretti."
"Tamam ,aslanım. Hadi işinin başına."
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM."
Üstüme yanımda olan üstlüğü geçirdikten sonra komutanın odasına doğru adımladım.Kapısını çalarak beklemeye başladım. Gir komutu ile içeri adımladım. İçeride deminki buz dağı ve komutandan başka kimse yoktu.
"KARACA TİMUR/ ARTVİN"
"Geç otur Kara. Bu bir emirdir." Emir deyince direk oturdum. O da söze girdi.
"Karşında gördüğün kişi Narkotik şube baş komiseri Kerem Arslan. "
Karşımdaki adama baktığımda onun da bana baktığını fark ettim. Gözlerini ısrarla üzerimden çekmezken bende aynı şekilde bana bakmaya devam ettim. Pes ederek önünde döndüğünde bende komutana döndüm. Onunda şüpheyle bize baktığını gördüm ama takmamaya çalıştım.
"Bir operasyonu birlikte yürüteceksiniz. Birbirinize düşman gibi bakmayı kesseniz iyi olur."
"Nasıl bir operasyon komutanım."
Yerinden kalkarak projeksiyona yansıtılmış bir görüntü üzerinden bize açıklama yapmaya başladı.
"Gördüğünüz kişi Pars Asrın . Namı diğer Hayalet. Bu adam Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük uyuşturucu satıcısı. Öyle ki tek seferde on yıl yetecek kadar para kaldırabiliyor fakat tek sorun bu değil. Hem bu satışlarını çocuklar aracılığıyla da gerçekleştiriyor hem de kazandığı paranın hatrı sayılır büyüklükteki miktarını PKK'ya gönderiyor. Elimizde delil yok ama bu adamı içeri girmesi gerekiyor. Yaklaşık bir ay sonra yeniden bir sevkiyat olacak diyor içerideki ajanlar. Sizin göreviniz o sevkiyata kadar bu adamı içeri sokacak deliller bulmanız ve onu çökertmeniz. Anlaşıldı mı?"
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM."
"Anlaşıldı ."
.
.
.
Bizim hikayemizde böyle başlamıştı işte. Kalan bir dakikayla yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü. Sonunda kavuşuyordum sevdiğim adama. Benden mutlusu yoktu. Gözlerimi kapatmış huzura ermeyi beklerken gelen seslerle gözlerimi açtım.
" AH SİZ TÜRKLER, BU KADAR KİŞİYE KARŞI BİZİ YENECEĞİNİZİ Mİ SANIYORSUNUZ?" dedi kansızlardan biri. Gelmişler miydi?
"SANMIYORUZ ÇÜNKÜ OLACAKLARI SÖYLÜYORUZ. ARKANA ÇOK GÜVENİYORSUN AMA SENDEN BAŞKA KİMSE KALMADI. BUNU ANLAYAMAYACAK KADAR SALAKSIN."
Bitmiş miydi? İyi de yollar kapalıydı? Demek ki yolun sonu değildi.
"KOMUTANIM İYİ MİSİNİZ?"
"KURT BEN İYİYİM AMA ÖLMEK ÜZEREYİM ASLANIM."
"O NE DEMEK KOMUTANIM?"
"40 SANİYE SONRA GEBERECEĞİZ ASLANIM. TEHLİKE ACİL BURAYA GEL."
Tehlike bombayı imha etmeye çalışırken Tıpçı da Akrep'in yarasına bakıyordu. Bense hala etkisinden çıkamamıştım.
"Komutanım bomba imha edildi fakat bir sorunumuz var."
"Söyle Tehlike."
"Komutanım helikopter gelemiyor."
"Ne demek helikopter gelemiyor? Siz nasıl geldiniz buraya?"
"Komutanım biz şey?" dedi Keskin.
"SİZ NE ASKER?"
"Komutanım biz sizin sürekli kullandığınız yoldan geldik." dedi anında Tıpçı.
"NE DEMEK SİZİN HEP KULLANDIĞINIZ YOLDAN GELDİK? BUNU NASIL YAPABİLİRSİNİZ? SİZE O YOLUN NE KADAR TEHLİKELİ OLDUĞUNU SİZE AÇIKLAMAMA RAĞMEN NASIL BU KADAR SORUMSUZ OLABİLİRSİNİZ? "
"Komuta-"
"LAN NE KOMUTANIM? SİZE NE DEDİM BEN? BU YAPTIĞINIZ EMRE İTAAHATSİZLİĞİ GEÇTİM KENDİ CANINIZDAN VAZGEÇMEK? O YOLDAN KAÇ TANE MAYINA DENK GELDİM SİZİN HABERİNİZ VAR MI? KAÇ TANE TUZAĞA YAKALANDIM BİLİYOR MUSUNUZ? "
"NE YAPSAYDIK KOMUTANIM? KIZ KARDEŞİMİZİ BURADA MI BIRAKSAYDIK? GÖZ GÖRE GÖRE SENİ TOPRAĞA MI VERSEYDİK KARACA?" dedi Kut.
"VERSEYDİNİZ AMK VERSEYDİNİZ. SİZİN CANINIZDAN KIYMETLİ Mİ MURAT? "
"Sen verir miydin? Sen bile bile bizim şehit olmamıza göz yumar mıydın Karaca? Bizim bizden başka hani kimsemiz yoktu? Hani annemiz de ablamız da sendin. Oğlum öz annem beni yetimhane köşelerinde aç ve susuz gördüğünde arkasına bile bakmadan gitti lan. Biz o yetimhanede aynı tabaktan yemek yedik lan. Şimdi nasıl bile bile senin şehit olmana göz yumsaydım? Biz hani kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan Elzem'lerdik. Ne çabuk unuttun?" dedi Melih.
Haklıydı . Asla göm yumamazdım. Bırak o yolu kendime bomba bağlayıp gelirdim. Biz kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan Elzem'lerdik. Biz hep kaybeden ama birbirimizi kazanan Elzem'lerdik. Ama benim için kendilerini tehlikeye atmaları sinirimi bozuyordu. Ben zaten çoktan vazgeçmiştim ki hayatımdan. Ne gerek vardı peşimden onları da götürmeye?
"Yummazdım lan yummazdım. Kardeşiz olum biz . Nasıl izin vereyim?" dedim.
Bir anda üzerimde hissettiğim kollarla ne yapacağımı şaşırdım önce. Sonrayla kollarımı beni saran bedenlere doladım. Ne acımazdı şu dünya. En kırılgan olanları en sağlam olmaya zorlayan Dünya seni affetmeyeceğim. En çok da bize kaybedecek bir şey bırakmadığın için seni affetmeyeceğim. Hayata gözlerimi yummama dahi izin vermediğin için seni affetmeyeceğim.
.
.
.
Geçen yarım saatlik zaman diliminde olanlar pek değişik değildi. Yolların açılmasının ardından arabayla birlikte askeri üste doğru yoldaydık. Akrep'in yarasına bakan Tıpçı sadece sıyırdığını söyleyince sadece kafa sallamıştım. Mutlu değildim fakat bana verilen görev neyse onu en güzel şekilde yerine getirmemem gerektiğini bilecek kadar akıl sağlığım yerindeydi.
Böyleydi askerlik. En nefret ettiğin düşmanını kurtarmak için şehit bile düşebilirdin. Ya da sırf emre itaatsizlikten meslekten uzaklaştırılabilirdin . Bunun başka bir seçeneği yoktu. Görev neyse onu harfi hafine yapmak zorundasın yoksa asla gerçek bir asker olamazsın.
"Komutanım." dedi Keskin.
"Efendim Keskin?"
"Komutanım arabada neden bomba taşıyorsunuz?" dedi Keskin.
Sanırım hepsinin aklındaki soru buydu. Neden arabada bir bomba taşıdığımdı. Hepsi onaylar şekilde kafasını salladığında söze girdim.
"Eğer bir gün yapacak hiçbir şeyim kalmazsa hem kendimi hem de kansızları bu topraklardan silmek için. Ben asla o şerefsizlerin cesedime bakarak sırıtmasına izin vermeyeceğim . Bir daha olsa bir daha yapardım. Bir kişiyi bir öldüreceğimi bilsem yine yaparım."
Hepsi ne diyeceğini bilemeyerek birbirlerine bakarken bu hüzünlü havanın dağılması gerekiyordu.
"Lan yeter ne efkarlandık iki dakikada. Alt tarafı bir Azrail'e göz kırpıp geldim. Hem bakın beni ne kadar sevdiğinizi gördüm. "
"Karaca bir daha böyle bir şey yapma kardeşim." dedi Tıpçı.
Aramızdaki en sessiz ve en ciddi insan Ceyhun'du . Aynı zamanda bir kaos ortamında en hızlı çözümü bulan da oydu. Hepimizin abisi gibiydi çoğu zaman. Yetimhane de ne zaman düşsek veya kavga etsek bize pansuman yapan da oydu.
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM." dedim aylayla. Hepsinin yüzünde oluşan tebessümle rahat bir nefes aldım. En azından içlerindeki korku biraz olsun azaltmış oldu.
Aklıma geçen telefon konuşmasıyla bir kere daha rahat bir nefes verdim. En azından Duru'nun üzülmesini engellemiş olurdum. Fakat şuan daha önemli bir konumuz vardı. Cihangir Komutan beni iyi bir haşlayacaktı. Uzun süre gözlerinin üzerimde olacağından adım gibi emindim. Hele ki kendimi patlatma fikrini ona söylediğime bin pişmandım.
Elimi radyoya atarak ilk şarkıyı açtım. Gelen şarkıyla gözümün önüne gelen anıların altında kaldım.
5 AY ÖNCE ŞIRNAK HEREKOL DAĞI:
Ocak ayının keskin soğuğunda görev için dağın başındaydık. Aldığımız bilgiye göre bir grup terörist köyden kaçırdıkları çocukları dağa kaçırarak onların eline silah veriyordu. Ayrıca beyinlerini yıkayarak onları bu devlete karşı vatan haini durumuna düşürüyordu. Anne ve babaları arkalarından ağlarken onların bu devletin askerine kurşun sıkacak kadar gözlerine perde iniyordu. Yetmezmiş gibi bazılarını da uyuşturucu bağımlısı haline getiriyorlardı. Daha beş aylık bebeklere kurşun sıkan bu şerefsizlerin o çocuklara neler yapabilecekleri aklıma gelince delirecek durumuna geliyordum. Bölge narkotik ile ilerlettiğimiz ikinci görev olmasına rağmen hala alışamamıştım.
"Hayırdır Karaca, yeşil gözlerine yeniden acı inmiş?" dedi arkamdan gelen ses.
"Kerem iyilerdir değil mi?" dedim yüzüne bakmayarak.
Bir süre yerinde kalıp daha sonra yanımdaki kayaya oturdu. Kolunu belime dolayarak kendine çekti. Burnuma dolan barut ve daha önce hiç almadığım bir koku vücudumu titretmeye yetti. Kafamı göğsüne koyup çenesini kafamın üstüne koyarak konuşmaya başladı.
"Bilmiyorum yeşil gözlüm. Sana yatıştırıcı sözler söyleyerek sana yalan söylemek istemiyorum. Fakat cevabını almak istemediğin soruları sormamalısın güzelim. Ama sana sözüm olsun ki tek bir çocuk bırakmayacağız o şerefsizlerin elinde. Üç gündür gözüne uyku girmedi. O çocukları böyle bulamazsın. Yarına kadar burada kalacağız . Bir sürü nöbetçi var artık biraz uyumalısın. El gözlerin kıpkırmızı olmuş. "
"İstemiyorum. O çocukların ne halde olduğunu bilmeden burada huzurlu bir uykuya dalamam." dedim kısık bir sesle. Sanki sesli konuşsam bu büyülü ortam bozulacakmış gibi gelmişti. Beni daha da kendine çekerek kafamın üstüne dudaklarını bastırdı. Öpmedi sadece soluklandı dakikalarca . Sonra ise aynı benim gibi kısık sesle konuşmaya başladı.
"Onları bu şekilde kurtaramazsın güzel kızım. Birkaç saat uyumakla hiçbir şey olmaz. Söz veriyorum uyandığında burada olacağım. Bir şey olduğunda hemen uyandıracağım seni. Bana güveniyorsun değil mi?" Yavaşça kafamı salladığımda kollarını mümkünmüş gibi daha da sıkılaştırdı. Eksi bilmem kaç derecede olmamıza rağmen şuan yanıyordum.
Gözlerim hafiften kapanmaya başlayınca normalde olsa asla söylemeyeceğim sözler dilimden dökülmeye başladı.
"Kokun var ya... Ölürsem beni kokunla birlikte göm." Hafifçe güldüğünde iki yanımda olan kollarımı da beline doladım. Artık tek beden gibiydik. Vücut ısılarımız birbirine karışırken sessizce mırıldanmaya başladı.
"Sanma üç günlük bu hislerim
Ben burda her gün seni beklerim
Gel beni kendinden mahrum etme ne olur
Bu hayat sen yoksan zehir olur
Duy beni duy ne olur
Dön bana dön ne olur
Aşk dediğin elbet bir yol bulur
Gel beni kendinden mahrum etme ne olur
Bu hayat sen yoksan, zehir olur
Duy beni duy ne olur
Dön bana dön ne olur
Aşk dediğin elbet bir yol bulur"
Gözlerim tamamıyla kapandığında son hissettiğim saçımdaki eldi.
.
.
.
Askeri üstün bahçesine girince Cihangir Komutan' ın bizi beklediğini fark ettim. Çatık kaşlarının altındaki endişe kırıntıları on metre öteden görünen cinstendi. Arabadan inerken yanımıza gelen askerler ise Akrep'i aldı. Yavaş adımlarla komutana doğru adımlarken o ise hepimizi süzüyordu. Tahminimce hasar kontrol yapıyordu. Yanına vardığımızda herkes hazır ola geçerek selam durdu.
"KARACA BOZKURT/ ARTVİN . ELZEM TİMİ OLARAK HİÇBİR YARALIMIZ BULUNMAMAKTADIR. GÖREV BAŞARIYLA YERİNE YETİRİLMİŞTİR."
"AKREP NASIL ASKER?"
" İYİ KOMUTANIM."
Kafasıyla onayladıktan sonra peşinden gitmemiş için işaret verdi. Komutanı takip ederken etrafa göz gezdirdim. Hepsi şok olmuş gözlerle bize bakıyordu. Anlaşılan haberler hızlı yayılmıştı. Toplantı odasının önüne geldiğimizde kapı açıldı. İçeride arkası dönük bir adam vardı. Bu adam ona , hayır hayır. Benzemiyordu sadece benim zihnim bana oyun oynuyordu.
Hepsi benimle aynı düşünüyor olsa gerek adamın dönük sırtına şokla bakıyorlardı. Komutan hepimize oturmamızı işaret ettiğinde hepimiz yerlerimize geçtik. Düşüncelerimden kurtulmak için gözlerime masaya çevirerek ilk bulduğum suyu kafama diktim.
"KARACA BİR DAHA BÖYLE BİR ŞEY İSTEMİYORUM. NE OLURSA OLSUN O DELİKTEN ÇIKMANIN YOLUNU ARAYACAKSIN. KENDİNİ BU KADAR DÜŞÜNMEMEN HEPİMİZİ YIKABİLİRDİ. BİR DAHA ASLA , ASLAŞILDI MI ASKER?"
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM."
"Şimdi hepiniz beni dinliyorsunuz. Bu olay hepimizi yeterince sarstı fakat bir şey açıklamanın vakti geldi. Kerem buraya gel."
Arkası dönük adam masaya oturduğunda yüzüne bakmaya cesaretim yoktu. O olma ihtimali her ne kadar kalbimi yerinden çıkaracak derece de heyecanlandırsa da yüzüne bakınca hissedeceğim hayal kırıklığı şu anlık kaldıramayacağım kadar ağırdı.
"Binbaşı Kerem Aras. Yani sizin tanıdığınız narkotik baş komiseri Kerem Arslan."
Kafamı kaldırdığımda gördüğüm yüzle kaskatı kesildim. Bu imkansızdı. Gözlerimin yanılması olması gerekiyordu. Ellerimle mezara koymuştum ben onu. Son kez saçlarının kokusunu almıştım. Defalarca mezarında uyuyakaldım ben onun.
Son kez kokusunu alayım diye yıkamadım bütün kıyafetlerini. Bu nasıl bir hayaldi. Şu an ölmüştüm de halisülasyon mu görüyordum yoksa? Bunun imkanı yoktu. Defalarca DNA testi yaptırdım oydu. Saçından aldığım dokular onundu ya da parmak izi... Ben onun kanını ellerimden yıkayamamıştım. Her şey yalansa bile ona son defa veda için kendimi morga kilitlemem asla yalan olamazdı. Her şey bitti derken daha başlamamıştı bile.
.
.
.
Bölüm sözü: " Yaşayanlar için umut her zaman vardır, umutsuzluk ölüler içindir." -Theokritos