RİDOTTO
'Babası arkasındaki dağ değil de,
önündeki uçurum hisseden tüm kadınlara..'
---
Ellerim ceketimin cebinde, kafam yere eğik, sarsak adımlarımla boş sokakta yürümeye devam ettim.
Kulağıma takılı kulaklık kafamın içindeki sesleri yine susturamamıştı. O nefret ettiğim adamın yanına gitme saati gelmişti.
Cebimdeki elimi çıkartıp üstündeki kızarıklıklara baktım.
İzmarit kalıntılarına.
Her yara geçerdi de bir bu yara geçmemişti ne vücudumdan ne de kalbimden.
Gözlerim yolun karşısındaki kozmetik dükkanına takıldı. 'İzleri kimsenin görmemesi lazım kapat onları.' demişti o adam.
Adımlarımı mağazaya çevirip hemen içeriye girdim. Kapatıcıların olduğu reyona gelip bir tanesini gelişi güzel elime aldım.
Kasada cebimdeki son parayı da verip dört bina ilerideki boş alana yapılmış olan parka geçtim koşar adımlarla.
Geç kalmamam lazımdı.
Kutuyu açıp içindeki tüpü elime aldığımda boş kutuyu gelişi güzel fırlattım yolun ortasına. Ceketi üstümden çıkartıp üzerimdeki kazağın kollarını sıvayarak işimi kolaylaştırdım.
Kapatıcıyı sağ kolumun üstündeki dört izin üzerine dikkatlice sürüp sol elimin üstündeki üç izi de görünmez kıldım.
Hava sıcak olmasına rağmen uzun kollularla gezmek zorundaydım.
O adam yüzünden.
Bankta biraz daha ileri gidip kafamı geriye yasladım daha yirmi beş dakika sürem vardı. Gökyüzünü izlemek için yeterli bir süre. Arka taraftan bakan biri sadece dağınık saçlarımı görebilirdi. O da dikkatli bakarsa tabii.
Henüz iki dakika bile geçmeden parkın arka tarafında yükselen seslerle kulağımdaki kulaklığın tekini çıkartıp dikkatimi oraya verdim. Yüzümü çevirmemiştim dikkati üzerime çekmemek için.
En az on adam kavga eder gibi bağırıyordu bir kaç kemik kırılma sesi de bağırış seslerinin arasına karıştı.
'Başımızı belaya sokmayalım topukla.'
İç sesime hak verip oturduğum yerden hiç bir şey duymamış gibi sakince kalkıp üstüme ceketimi geçirdim.
Bir bela daha alamazdım başıma.
"Hey orada biri var!"
'Sıçtık! Koş!'
Arkamdaki adım sesleri yaklaşmaya başladığında sakinliğin bir işe yaramayacağını anlayıp koşmaya başladım.
Bir günüm de olaysız geçse ölür müydüm?
Yalvarırım sadece sakin dümdüz bir hayat istiyorum ben çok bir şey değil.
Tam binanın köşesini döndüğümde koluma sarılan kocaman ellerle durmak zorunda kaldım.
'Yakalandık Allah senin cezanı vermesin.'
Bu adrenalinle Hüseyin Bolt'u bile geçmiş olabilirim ne diyorsun sen?!
Arkama döndürüldüğümde sırtım soğuk duvara sertçe çarptırıldı. Anın korkusuyla gözlerimi sımsıkı kapatıp derin nefesler almaya başladım.
'Şu an olmaz hiç sırası değil.'
Şuradan kurtulana kadar kapar mısın o tatlı çeneni?!
Bir elini kulağındaki kulaklığa götürüp diğer eliyle iki elimi başımın üstünde duvara sertçe yapıştırdı.
"Yakaladım abi getireyim mi?" Diğer taraftan cevap geldiğinde karşı tarafın görmemesine rağmen başıyla onaylayıp gözlerini etrafta gezdirdi.
Ani hareketiyle kendimi adamın omzunda dünyaya ters bakarken buldum.
"Ne yapıyorsun be sen? Bırak beni sizinle hiç bir alakam yok benim!" bir yandan bağırıp diğer yandan adamdan kurtulmak için çırpınıyordum ama bana mısın dememişti.
Ayı gibiydi mübarek!
Kaçtığım parka tekrar getirildiğimde adam beni sertçe omzundan yere fırlattı.
Kalçam yere sertçe çarptığında yüzümü acıyla buruşturdum. Vücudumdaki izlere bir tane daha eklenmişti anlaşılan. Kafamı kaldırdığımda öfkeli bakışlarımı etrafımda daire çizmiş on iki adama diktim. Dışarda bakan biri beni asla göremezdi. Etten duvar olmuşlardı. Hepsinin kulağında kulaklık, üzerilerinde kalıp gibi duran takım elbiseler vardı.
O iğrenç adam beni bekliyordu geç kalmamam lazımdı kahretsin.
Önümdeki iki adam kenara kaydığında görüş açıma diğer adamlardan daha iri yapılı bir adam girdi.
Gözleri beni bulduğunda dikkatlice yüzümü inceledi.
"È bello come il sole."
*Güneş kadar güzel *
Yabancı dilde bir şeyler fısıldamıştı lakin anlayamamıştım. Kaşlarımı çatıp yüzüne sert olduğunu düşündüğüm bir bakış atıp bende onu inceledim.
Bu adamın diğer farkı da spor giyinimli ve kulaklığı boynundan aşağı sallanıyor olmasıydı. Esmer teni gömleğinin açık düğmelerinden bana göz kırpıyordu. Sol kaşının kenarında geçmişten kaldığı belli olan bir yara izi vardı. Sol kaşından kirpiklerine kadar uzanan yara izi dikkatimi çekti.
"Neden kaçtın bizden? Ne gördün?" Bana doğru adım atarken konuşmuş, lafı bittiğinde tam ayaklarımın ucunda durmuştu.
Kalın bir sesi vardı. İnsanı her türlü günaha davet edebilecek kadar...
Hala yerde olduğum aklıma geldiğinde hızla yerden kalktım kalçamdaki acıyı belli etmemeye çalışarak.
"Gördüğüm bir şey yok. Adamların bana yaklaşınca panik oldum kaçtım. Bırakta gideyim." Sesim tahmin ettiğimden daha yüksek çıkmıştı.
"İlk önce o sesine dikkat et. Kafana göre sesini yükseltebileceğin bir insan değilim ben." Sinirle bir adım yaklaşmıştı bana.
Gözlerini inatla gözlerime dikip ellerini pantolonunun cebine yerleştirdi. Kol kasları bu hareketle gerilmiş daha sonrasında eski halini almıştı.
Adamları hala etrafımızda çember halindeydi. Sinema izler gibi bizi izliyorlardı.
Sinirle soluyup göz göze gelebilmek için kafamı arkaya attım. Ellerimi belimin iki yanına koyduğumda kaşlarını çatıp başını bana doğru eğdi. Kokusu burnuma geldiğinde kaşlarım havalandı.
Bebek gibi kokuyordu bu adam!
Gözlerimi yumup bir kaç saniye kendime süre verdim. Derin nefes alıp gözlerimi açtığımda hala dikkatle beni inceliyordu.
"Söyleyecek sözüm yok. Kimsenin işine de mani olmak istemem. Ne yapıyorsanız işinize bakın sizinle uğraşacak vaktim yok."
Sözüm biter bitmez iki adamı kollarından itip aradan hızla sıvıştım.
"Siz gidin." patronları olduğunu tahmin ettiğim adam diğerlerine komut verdiğinde adamlar hemen ortadan kayboldu.
Bu sırada hızlı adımlarım parkın çıkışına varmıştı bile.
Ben ilerliyordum O'da beni takip ediyordu.
Derdi ne bu adamın!
Ben çok biliyorum ya sanki!
Cebimdeki telefonu çıkarttığımda beş dakikam kaldığını gördüğümde hızlı adımlarımı koşmaya çevirdim.
Kafamı arkama çevirdiğimde adamın ortadan kaybolduğunu görmek beni rahatlamıştı. Önüme dönüp köşe başından hızla döndüm.
Son iki dakika kala yetişmiştim. Kafamı sokakta gezdirdiğimde az önce peşimden gelen iri yarı adamın yolun başında elleri cebinde beni izlediğini gördüm. Ne ara gelmişti bu adam buraya?
Hiç koşmuş gibi bir hali de yoktu. Gayet sakin bir şekilde keskin gözlerini bana dikmiş bakıyordu.
Umursamamaya çalışıp dört adımla binanın içine girdim.
Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak ikinci kata vardığımda hemen zile bastım.
Kapı açıldığında ayakkabılarımı çıkarmış, kendimi hemen evin içine atmıştım.
"Hoş geldin kızım. Yetişemeyeceksin sandım." Ceketimi çıkartıp portmantoya astığımda hemen arkamı dönüp saçları kırlaşmaya başlayan annemi kucakladım.
"Yetiştim annem endişelenme. O nerede?" Saçına derin bir öpücük bırakıp ayrıldım annemden.
"İçeride senin bekliyordu kızım." Rahatlamış bir nefes verdiğinde buruk bir gülümseme sundum anneme.
Yavaşça salona girdiğimde babam olacak o adam elindeki kum saatine bakıyordu.
"Hayallerim suya düştü ne yazık ki." Sözü bitince gözlerini gözlerime dikti.
"Yetiştim ama... Ağlayabilirsin." sözlerimi ona karşı hiç seçerek konuşmamıştım.
Bunu hak etmiyordu.
"Alara!" Yine o iğrenç bağırışı evi doldurmuştu.
"Odama gidiyorum. Gürültü yapmazsan sevinirim baba."
Hızla odama gidip kapıyı kilitledikten sonra sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm. Kalçam hala ağrıyordu. Kafamı geriye atıp kendimi serbest bıraktım.
Gözlerimden ılık yaşlar akmaya başladığında nefesim sıklaştı.
'Panik atak geliyor!'
Farkındayım aptal!
Gözlerimdeki ılık yaşa burnumdan gelen ılık sıvı eşlik etti. Müdahale etmeden durmasını bekledim sadece. Başım yine dönmeye başlamıştı. Her stresli günün sonu böyleydi alışmıştım artık.
İlk ataklarım on dört yaşımda başlamıştı. İlk yaralarımın o yaşta kalıcı olmaya başladığı gibi.
On iki yıl önce
Okuldan gelip direkt odama geçmiştim ödevlerimi bitirmek için. Annem mutfakta yemek yaparken babamda yine kumar oynamaya gitmişti. Paramız vardı ama babamın gözü hiç bir zaman doymamıştı.
İlk önce elindeki şirketten oldu bunu arabası evi hatta küçük kızı da takip etti.
Beş yaşındaki kardeşim onun kumar borcu yüzünden öldürülmüştü. Ama babam hala durmamıştı.
Cebinde beş kuruş parası yokken kumar oynamaya devam ediyordu. Sıra anneme ya da bana gelecekti bir gün biliyordum.
Sertçe kapım açıldığında yerimden sıçradım. Saat daha çok erken olmasına rağmen babam gelmişti.
"Kumbaranı ver!" elinde bitmek üzere olan sigarasıyla bağırıp bana yaklaştı.
"Son parayı da dün almıştın baba. Bende para yok." Onun aksine sakince konuşmuştum. Bağırmak yangına körükle gitmek gibiydi şu an için.
"Ver dedim sana! Biliyorum vardır senin paran! VER!" Yalan söylemiyordum beş kuruş param yoktu.
Yine de masamın altındaki kumbaramı çıkartıp babama uzattım. Sertçe yere attığında içinde sadece bir kaç kuruş para vardı.
"Bu ne lan! Nerede paralar? Nereye sakladın?" öfkesi harlanmış, üzerime yürüyüp duvara sinmeme sebep olmuştu.
"Yemin ederim param yok baba. Neden yalan söyleyeyim sana ben?" Sesim her zamankinden kısık çıkmıştı.
Öfkeli gözlerini odada gezdirip derin nefes aldıktan sonra kolumu sertçe tutup kendine çekti.
Şeytani bakışlarıyla o gün tanışmıştım. O günden sonra da bu bakışlara hiç yabancılık çekmemiştim.
Elindeki biten sigarasını kolumda söndürdüğünde çığlığım odada hatta evin her köşesinde yankılanmıştı.
Odadan çıktığında ilk panik atağım gün yüzüne çıkmış her yerim kanlar içinde kalmıştı. En sonunda ise kendimi karanlığa teslim etmiştim.
Aklıma gelen anılarla sertçe yutkunup odamın hemen yanındaki banyoya kendimi attım. Peşimden gelmemişti. Gelemezdi ya artık unutmuştum topaldı artık O.
Vurdular da ölemedi şerefsiz.
Kafamı sağa sola sallayıp düşüncelerimi dağıttım. Kalçamdaki ağrıya bakmak için yavaşça üstümdeki pantolonu indirdim. Kalçamın bir tarafı kızarmıştı. Beyaz tenli olduğum için en ufak darbe hemen kendini belli ediyordu. Vücudumun en nefret ettiğim şeyi buydu.
Pantolonumu tekrar üstüme çektiğimde ellerimi lavaboya dayayıp aynadaki aksime baktım. Açık mavi gözlerim babamdan bana geçen tek özellikti. Gözlerimden nefret ediyordum!
Kurumaya yüz tutmuş kanları yavaşça temizlemeye başladığımda göz yaşlarım tekrardan akmaya başladı. Sadece akıyordu tek ağlama belirtim buydu.
Ne bir hıçkırık vardı ne de bir iç çekiş...
Banyoda işimi hallettikten sonra sakince odama girdim. Hava almak amacıyla cama yaklaşıp perdeyi hızla çektim.
Camı açıp kafamı dışarı uzattığım da gözlerimi kapatıp derin bir kaç nefes çektim içime. Büyüdükçe bayılmalarım azalmıştı. Derin derin nefes almak sakinleştirici etkisi veriyordu artık.
Gözlerimi açıp sokakta göz gezdirdim. O adam sokağın başında duruyordu hala.
Derdi ne bu adamın? Yanına gidip soralım.
Saçmalama istersen! Bizene ne yaparsa yapsın.
Kafasını kaldırıp cama baktığında göz göze geldik. Hızla içeri geçip camı bir çırpıda kapattım. Evimi de öğrendi ne mutlu bana(!)