Hayatımda ilk defa mutfakta bir kahve fincanına bakarken bu kadar derin düşündüğümü hatırlamıyorum. Osman hemen atladı tabii: > “O kahve değil kızım, kader! İçine koyduğun her şey gelecekteki evliliğine yön verecek! Ve evet... bolca tuz koy. İntikam zamanı!” Kahveyi karıştırırken hafifçe sırıtıyordum. Çünkü birazdan Yağız Alp – yani üniversitenin "soğukkanlı hocası", "ciddi duruşlu beyi" – benim babamdan beni isteyecekti. Ve arka planda, Karadeniz fırtınası gibi esen Emine Teyze vardı. Sahnede bu akşam: Babam: Sorgulayan mimar. Emine Teyze: Psikolojik baskı uzmanı. Yağız: Terleyen damat adayı. Ben: Tuzlu kahve baronesi. Üstüne bir de halam gelmişti. Evde cidden eksik olan tek şey kemençeydi. Kahveleri tepsiye dizdim. Yağız’ınkine... yani... bir fiske Himalaya tuzu koymadım des

