Yengen

4466 Kelimeler
Dairesine gelen Yavuz, birkaç saat önce Ronya'nın oturduğu koltuğa baktı sonra yavaş yavaş ilerleyip o koltuğa bıraktı kendini. Başını geriye yaslayıp, bugün olanları düşünmeye başladı. Bu nasıl şeydi böyle? Ronya'nın şaşkınlık dolu yeşil gözleri yine hafızasına sirayet edince farkında olmadan gülümsedi. Ronya... 'Işığım olmaya mı geldin yoksa cılız hayatımı söndürmeye mi? ' Elini sol göğsüne koydu, telaşla atan kalbinin hâli hâl değildi. Aklıyla kalbi bir olmuş, tek şeyi fısıldıyorlardı. "Onun da kalbi acaba bu denli çıldırırcasına çarpıyor muydu? " Başını olumsuz anlamda salladı, hayır hayır daha kaç dakika vakit geçirmişlerdi ki.. Olmaz, hem belki kızın sevdiği vardı. Bu düşünce kalbinin orta yerine bir ateş topu attı. Yok yok böyle olmayacaktı en iyisi uyuyup, sabah da Elif'in evine gidip Ronya hakkında her şeyi öğrenmekti. Yüreği, Ronya ismini duyunca bile gümbürdüyordu. Ne olacaktı bilinmez ama bedenine sızan bu duygunun, Yavuz'un imtihanı olacağı kesindi. Sersemce kalkıp yatağa attı kendini, gözleri kapanmadan önce yüreği sessiz bir melodiyle fısıldadı. "Benim Işığım... " * Ronya, Elif'in yanından ayrıldıktan sonra yine kimseye görünmemeye çalışarak eve gitti. Kalbini ağzında attıran bu yabancı duyguyla nasıl baş edeceğini bilmeden yürüdü. Üstelik kendi bile yüreğine konan bu acemi duygunun adını bilmezken saklamak ya da unutmak en iyisi gibiydi. Bahçe kapısını açar açmaz " halaaaa" deyip, yanına koşan yeğeni Senar'a kucağını açtı, sıkıca sarılan minik bedeni sarmaladı. "Yine gittin sandım hala. Anneme de sordum Neneme de sordum gelecek dediler ama inanmadım." dudaklarını büzerek konuşan yeğeninin yanaklarından öpen Ronya, "Ben hiç senden habersiz gider miyim halasının yakışıklısı." deyip, minik elinden tuttu ve beraber eve girdiler. Salona girer girmez oturmuş Didem'le kavga eden Daye Nurten'i gören Ronya, kendisinin henüz farkına varmamış ikilinin yanına doğru yaklaşınca biri kolundan tuttu, başını çevirince, Sevil yengesi "Onlar konuşsunlar Ronya, gel biz seninle yukarı çıkalım hem biraz sohbet ederiz." Dedi. "Ama yenge kavga ediyorlar resmen." dedi cılız bir sesle. Ne yapacağını bilemeyen Sevil hala tuttuğu kolu çekiştirerek, zorla da olsa Ronya'yı üst kata çıkardı. Ronya'nın, Didem'in söylediği lafları duymaması lazımdı, kızcağız bir haftalığına gelmişti bir yığın kalp kırıklığıyla dönmesi gerekmiyordu. Aslında Sevil, Didem'in Ronya'yı deli gibi kıskandığını görebiliyordu ama maalesef bunu Ronya göremiyordu. Ronya'nın duru güzelliğiyle çarpmayacağı erkek yoktu. Özellikle Didem için buraya gelmesi büyük tehlike arz ediyordu, çünkü çok sevgili görümcesi evlilik meraklısı hatta meraklıyı bırakın gözde koca bile bulmuştu kendine.. Yavuz Botan... Bu aralar Didem'in gözde koca adayı Botan aşiret ağası Yavuz'du. Bunun içinde Yavuz'un kız kardeşi Sibel'le sıkı bir arkadaşlıkta kurmuştu. Az önce ise, yengesi ve annesinin sohbetine kulak misafiri olmuş, Ronya'nın Yavuz'un kız kardeşi Elif'in yanında öğrenmiş, bunun üzerine çılgına dönerek annesiyle kavga ediyordu. Düşüncelerini bir kenara bırakıp, karşısında kaşları çatık duran Ronya'ya, "Hadi otur görümcelerin en güzeli. Seninle geldiğinden beri doğru düzgün yalnız kalamadık, sohbet edemedik. Ama önce çay, kahve ne içmek istersin onu getireyim? " dediğinde, yengesinin yanına oturdu Ronya. "Sağ ol yengeciğim az önce içtim çayı da kahveyi de." morali yerlerde olan Ronya, yengesinin konuşmasına fırsat vermeden devam etti konuşmasına. "Yenge doğru söyle bana, ben buradayım diye mi Didem annesine kızıyor? Bak, beni istemediğini hatta nefret ettiğini biliyorum. Eğer bu kavganın sebebi ben isem hemen geri dönerim İstanbul'a. Ben buraya huzursuzluk çıkarmak için gelmedim. Ben, ben... Sadece sizleri özledim... Ailem burada, çocukluk anılarım burada.. " sertçe yutkunan Ronya, devam etti konuşmasına. "Annemin mezarı burada..." dedi titreyen sesiyle. Karşısındaki görümcesine uzun uzun baktı Sevil.. bu kızın güzelliği sadece boyu, yüzü, saçı, kilosuyla alakalı olmadığını biliyordu. Bu kızın kalbi çok güzeldi. Başkası olsa babasının, abilerinin üstüne titremesini kullanır, kıskanç üvey kız kardeşinin laflarını yemezdi. Sevil çok iyi biliyordu ki Ronya bir kere bile Didem'in ona kötü davrandığını dile getirse, önce kocası Aram sonra Kemal ağa, Didem'i doğduğuna pişman ederdi. Ronya, bırak şikayet etmeyi yeri geldiğinde kız kardeşini savunuyordu bile. "Kalbi de yüzü gibi güzel görümcem benim. Sen olsan da olmasan da senin üzerinden hep kavga var be canım. Senin güzelliğin de davranışların da ağır başlılığında da zekân da hep kıskanılıyor Ronya. İyisi mi sen takma, duyma söylenenleri." diyen Sevil, aklına yeni gelmiş gibi kaşlarını çatarak, konuştu. "Annenin mezarına ne zaman gideceksin Ronya?" diye sordu. "Yarın sabah gideceğim yenge." "İstersen birlikte gidebiliriz canım. " "Sağ ol yenge ama tek başıma gitmek istiyorum." diyen Ronya, kimsenin onun o güçsüz halini göstermesini istemiyordu. Yengesi başını anladım dercesine salladı ve konuyu değiştirmek adına yarın Ronya'nın amca kızı olan Semra'nın düğününün olacağını söyledi. Ronya çalışmaktan kimseyle sürekli konuşamıyordu. Demek geçenlerde bunun için aramıştı Semra onu. Tabii o gün çok yoğundu konuşamamıştı şimdi ise şaşkınlıkla, "Ama yenge, Semra daha on sekiz yaşında." Dedi. "Evet ama biliyorsun Semra evlilik işini hep istiyordu. Sevdiği çocuk da askerliği yapınca artık düğün kaçınılmaz oldu." Başını ümitsizce sallayan Ronya, "Evet yenge." dedi cılız sesiyle. "Eee yarın hangi elbiseyi giyeceksin Ronya? Gerçi çuval bile giysen eminim tüm gözler üstünde olur." yengesinin kıkırdayarak söylediklerine Ronya utanarak tebessüm etti. "Bilmiyorum ki yenge hem bakalım babam izin verir mi düğüne gelmeme." deyince, yengesi hemen atıldı. "Kemal ağa da xasi(kaynana)Nurten de seni tek başına evde bırakmazlar. Yabancı birinin düğünü olsa izin vermeyebilir baban ama bu amca kızının düğünü. Bir nevi düğün sahibiyiz biz Ronya. Hem amcanlarda geldiğini duymuşlardır şimdi düğüne gelmezsen ayıp olur." Yengesinin söylediklerinde haklı olduğunu bildiği için Ronya sadece başını salladı ve yarın sabah mezardan döndükten sonra düğün için hazırlanacağı gerçeğini kabullendi. Sevil yengesi düğün muhabbeti açılmışken, Ronya'nın merak ettiği arkadaşlarını kuzenlerinin düğünlerini anlatmaya başladı. * Gecenin bir yarısı uyanan Yavuz'un gözüne sabaha kadar uyku girmedi. Aklı fikri yarın Elif'le konuşacağı konudaydı yani; Ronya'da... Yavuz, güneşin doğuşuyla daha fazla yatağında dönüp durmanın anlamsız olduğunu düşünerek, yatağından sıyrıldı. Uykusuz bedenini banyoya attı ve kısa bir ılık duş aldı. Sonrasında tekrar odasına dönüp, kar beyazı gömleğinin üstüne siyah takım elbisesi giyip dairesinden çıktı. Bahçenin köşesinde bulunan tandır evinden dışarı süzülen dumana bakıp, gülümsedi. Anlaşılan sabah sabah Van çöreğine, tazecik taptapa ekmeğine doyacaktı. Adımlarını hızlandırarak aşağı kattın kapısına geldi. Elini cebine atıp anahtarı çıkarıp tam uzatmış kapıyı açacakken aniden annesi kapıyı açtı. İkisi de şaşkınca birbirine bakarken aynı zamanda şaşkınlık hissi yerini kızgınlığa bıraktı. Yavuz annesinin pervasızca davranışlarından bıkmış, tavır yaptığını da sonuna kadar gözüne sokmaya kararlıydı. Öte yandan annesi ise, Yavuz'un dün kadınları kovması olayını da kendisine herkesin içinde bağırıp kızmasını da kaldıramıyordu. Hele ki oğlunun yeğeni Berfin'in suratına onu istemediğini, karısı yapmayacağını söylemesi Fadime xanımın (hanım) içine dert olmuştu. Yavuz, annesiyle tek kelam etmeden içeri geçerken, Fadime xanım öylece oğlunun arkasından baktı. Oğlu sabahın köründe neden aşağı inmişti anlayamadı, sebebini bir kenara bırakıp Yavuz'a ne kadar kırgın olsa da tandır evine gidip ekmek pişiren Hacer'e, oğluna ekmek ve çörek götürmesini söyledi. Özlediği kahvaltı masasına bakarken bile iştahı açılan Yavuz, sıcacık Van çöreğinden bir parça koparıp yedi. Çayından aldığı bir yudumda sonra taptapa ekmeğinin üstüne bal-kaymak-ceviz karışımından sürdü yemeye başladı. Daha sonra çıtır çıtır olan incecik yufka ekmeğinin içine Van'ın otlu peynirinden koyup yedi. Karnını özlediği her lezzetten tada tada doyuran Yavuz, ayaklarının onun götürdüğü yere gitti.. Sabahın köründe Kemal ağanın evinin olduğu sokakta kendini bulan Yavuz, kalbine saplanan heyecanla saçmaladığını düşünse de ayakları geri gitmedi ve bekledi.. Yaklaşık on beş dakika sonra O çıktı kapıdan .. Ronya! Uykusuzluktan gözlerinin yanlış gördüğünü düşünen Yavuz, dikkatle sabahın bu saatinde dışarı çıkan kıza baktı. Evet .. Ronya çıkmış yürüyordu. Yavuz ağa da çaktırmadan arkasından yürüdü.. Az sonra Ronya'nın saptığı yola baktı. bu yol doğruca mezarlığa çıkıyordu. çok geçmeden gerçekten de mezarlığa gelmişlerdi. Ronya'nın dakikalarca bir mezar başında dua edip, duyamadığı konuşmalar yaptığını izledi.. ne kadar zaman geçti bilmiyordu Ronya ayağa kalkıp, mezarlıktan çıkmaya başladı. Yavuz o anda çalışmayan aklıyla bir hamle yaptı. *** "Ronya.." Ronya duyduğu sesle başını kaldırıp ilerde ona seslenen adama baktı. Gözleri yanlış görmüyorsa bu O'ydu. Elif'in abisi! Ne yapacağını bilemez halde, "Efendim?" dedi titreyen sesiyle. Ona koca adımlarla yaklaşan adamdan nedense ürkmedi. Bu saate, bu yerde onunla karşılaşmak bile korkutmadı Ronya'yı. Yavuz, Ronya'nın karşısında durduğunda kalbinin göğsünü delmek ister gibi attığına yemin edebilirdi. "Şey, günaydın. " Ronya şaşkınlıkla onunla bu garip karşılaşma olmamış gibi konuşan adama baktı. Özellikle gözlerinin içine baktı. Anlamak istedi çünkü. Ondan neden bu kadar etkilendiğini anlamak istedi..gördüğü gözler güzeldi ya da güzel bakıyordu . Ronya, baktıkça onu kendine bulayan adamdan bakışlarını çekti. Sanki ruhu onun gözlerine baktığında değişiyordu, güzelleşiyordu. "Günaydın." Yavuz duyduğu kelimenin anlamını ilk defa bu denli hissederek anlıyordu. Gün ona ışığını sunmuş, aydınlatmıştı yüreğini. "Rahatsız ettiysem özür dilerim." Diyen Yavuz'a, yerdeki bakışlarını çeviren Ronya hafifçe tebessüm ederek, "Hayır rahatsız etmediniz."dedi. Yavuz konuşması gerektiğini biliyordu ama diyecek tek kelime de bulamıyordu. Üstelik hala tanışmadıkları gerçeği de varken .. tabii bu kısım Yavuz'un durmuş aklından bile geçmiyordu. "Ben gitsem iyi olacak size iyi günler." Diyen Ronya, karşısında durmuş onu büyüleyen adama kendini kaptırmışken aklını da kaybetmişti. Neyse ki birilerine yakalanma ihtimali geç de olsa aklına gelmişti de gideceğini söylemişti. Yavuz ise, kızın gideceğini söylemesine hak verip, "Ben bir şey diyecektim aslında ." deyip, konuşmaya devam etti. "Öncelikle ben sapık ya da takıntılı bir manyak değilim ama sizi izledim . yani buraya kadar sizi takip ettim." Dediğinde kaşları çatılan Ronya'nın konuşmasına fırsat vermeyip cümlelerine hızlıca devam etti. "Gerçekten manyak değilim . Sadece .. bana benim bile anladığım bir şey oldu. Ben.. nasıl desem bilmiyorum.. ben sadece sizi görmek istedim. " deyip, içinden geldiğini yapıp, Ronya'nın gözlerine baktı. "Buna benzer bir şeyi siz de dünden beri hiç hissettiniz mi? Sizin de kalbinize farklı bir çarpıntı oldu mu? Lütfen .. cevabınız benim için çok önemli ve vaktim de çok dar maalesef. Yoksa böyle karşınıza geçip, bu konuşmayı yapmazdım .. gerçekten.." Ronya, şaşkınlıkla dünden beri aklını istila eden adama baktı ve tek kelime etmeden başını iki kere olumlu anlamda salladı. Asıl şaşırtıcı kısım ise sonrasında oldu. Yavuz ona iyi günler dileyip, birkaç kere daha rahatsız ettiği için özür dileyerek, gülümseyerek oradan ayrıldı ve Ronya hala şaşkınlıkla onun ardından bakıyordu. Az önce neler olmuştu öyle? Aynı etki ona da mı olmuştu? Ronya, Yavuz'un sapık olmadığını da takıntılı olmadığını da içindeki sese dayanarak biliyordu. Çünkü; adamın içtenlikle konuştuğunun farkındaydı. Onun o bocalamış, şaşırmış, karışmış hali şuan kendinde de vardı . Onu anlıyordu ama işte anlaması da bir şeyi değiştirmiyordu. Sonuçta bu duygu geçici olabilirdi, ayrıca kalıcı olsa bile Ronya , ailesinin tutumunu biliyordu.. olmazdı.. * Eve dönen Yavuz, kalp sesleriyle zonklayan kulaklarını duymazdan gelip saatine baktı. Henüz dokuz bile değildi. Zamanın hızla geçmesini dileyerek çalışma odasına girip kendini işlere verdi. Çalışma odasının çalınmasıyla başını kaldıran Yavuz, içeriye Ali ve Arat'ın girmesiyle önündeki dosyayı kapattı. Kardeşleri masanın önündeki sandalyelere yerleşince, "Günaydın abi, hayırdır gece rüyanda işleri mi gördün?" diyen Arat'a gözlerini deviren Yavuz, "Hayır bıremın rüyamda seni yorulana kadar dövüp stres atıyordum." dedi muzipçe gülümseyerek. "Aman abi boşver sen Arat'ı. Senin sabah ezanından beri çalışma odasında olduğunu duyduğundan beri bir çenesini kapatmadı. Çeşit çeşit hipotezler kurdu pek sevgili kardeşimiz. Şu aklını bir de derslerine verse de mezun olsa kurban keseceğim vallahi." diyen Ali'ye, Yavuz kahkahalarla güldü. Demek kimse onun dışarı çıktığını bilmiyordu. Bu iyiydi en azından annesi bu vesileyle yine hayatına burnunu sokup, oluşabilecek mutluluğuna çomak sokmazdı. "Hah, mezun olacakmışım. Güleyim de boşa gitmesin espirin abi. Ha ha ha. "yüzünü buruşturarak konuşmasına devam etti, "Sağ olsun iş kolik iki abim var, yani hemen mezun olup şirket işleriyle uğraşmama gerek yok. Ayrıca alt tarafı bir yıl uzattım okulu sizce de fazla abartmıyor musunuz?" Arat'ın sorusuna göz deviren abileri aynı anda, "Kes sesini Arat!" dediler. Gözleri şaşkınlıkla büyüyen Arat, konuyu kapatmak adına, "Eee, akşam ki düğünde kızların dibi düşer mi beni görünce abilerim?" gülümseyerek havalı havalı bakan Arat'a, "Kimin düğünü?" diye sordu Yavuz. "Bizim Kenan'ın düğünü abi. Mehmet ağanın kızıyla evleniyor. " diyen Ali, aklına yeni gelmiş gibi devam etti. "Abi Mehmet ağayı biliyorsun. Kemal ağanın kardeşi." kardeşinin neyi ima ettiğini anlayan Yavuz'un kalbinde bir gümbürtü koptu. İçinden fısıldadı, Ronya'nın amcası Mehmet.... o zaman Ronya'da düğünde olacaktı. Ali'ye gülümseyerek bakan Yavuz, "Ben bir Elif'e uğrayacağım sonra da biraz dolanırım akşama beraber gideriz düğüne. Hatta bir düğüne gitmeyi ilk defa bu kadar çok istiyorum." Dediğinde, göz kırparak söylediklerini anlayan Ali gülümsedi fakat Arat alık alık abilerinin suratına baktı ardından dayanamayıp,"Abi iyi misin sen? Sabah ezanında kalkıp çalıştın şimdi de işi mi asacaksın?" diye sordu. Sorusunun ardında iki abisinin de kahkahaları odayı doldurdu. "Neyse ben çıkıyorum." deyip, odadan çıkan Yavuz'un rotası belliydi. Elif'in evine gidecek ve sabırsızlıkla beklediği sorgusuna başlayacaktı. * Sabah uyanır uyanmaz kimseye görünmeden direkt annesinin mezarına giden Ronya, kalbinin tıka basa dolu olduğu yegane eksikliği olan annesine içini açtı. İçine hapsettiği kırgınlıkları, sevinçleri, üzüntüleri, öfkeyi her şeyi anlattı annesine. Fakat her cümleyle gözyaşları bu anı beklemiş gibi akın ettiler. Herkesten sakladığı kalbinin nemleri, şimdi dışarı sızmış sağanak sağanak akıyordu gözlerinden... Ronya, annesinin mezarının başında son kez duasını da yaptıktan sonra mezarlığın çıkış kapısına doğru yürüdü. Sonrası onun için çok şaşırtıcıydı. Elif'in abisinin ona seslenişi, aralarında geçen o duygu seli ve değişik konuşma... Şimdi ise evinin önüne gelmişti. Avludan içeri geçen Ronya, herkesin kahvaltı masasında görünce şaşırdı. Demek ki mezarlıkta çok vakit geçirmişti. Fısıltıyla 'Günaydın' deyip, masaya ilerledi ve sandalyesini çekerek oturdu. Karşısında gözleri kinden başka duygu beslenmeyen kız kardeşi Didem'e bakınca içi acıdı. "Eee Ronya sabah sabah hayırdır nereden geliyorsun böyle? Ah yanlış soru oldu aslında şöyle soracaktım 'Gece evde mi yattın yoksa başka yerde mi?'" kız kardeşinin gülerek ima dolu sorularına maruz kalan Ronya, gözlerini babasına çevirdi. Sonra yine kız kardeşine bakarak konuştu. "Terbiyeni takın Didem!"dedi. "Benim terbiyem gayet yerinde Ronya, asıl sen terbiyeni takın! Bizim bir ismimiz, şerefimiz var. Dün de Ahmet ağanın evine gittin, biri seni orda görse ne derdi biliyor musun?" Didem'in söyledikleri sofrada bomba etkisi yaratmıştı. Babası Ronya'ya kızgın bakışlarını yönelterek konuştu., "Se- sen dün Ahmet ağanın evinde miydin Ronya? Sen ne yapmaya çalışıyorsun! "diye bağıran babasına korkuyla bakan Ronya, gözlerine akın etmek için sabırsızlanan gözyaşlarına set çekip, güçlü duruşunu takındı., "Dün Elif'le görüşecektik. Babasının evine gelmişti, orada görüştük baba yalan söylemeyeceğim." Ronya'nın sözleri üzerine öfkesi şaha kalkan Kemal ağa, sandalyesini iterek yerinden fırladı. Ronya'nın dibine girerek, "Sana kaç kez dedim, onlarla işimiz yok! Ahmet ağanın kızıyla görüşmeyeceksin diye! Sen beni katil mi edeceksin Ronya! Alt tarafı bir hafta kalıp yine defolup gideceksin, neden rahat durmuyorsun? "babasının her kelimesi birer mızrak olmuş, Ronya'nın kalbine bir bir saplanıyordu. "Yoksa sabah sabah onun oğullarından biriyle mi fingirdedin? Söylesene! Sabahın köründe neredeydin Ronya!" İşte bu laflar Ronya için son nokta oldu. Ölüm sakinliğini üstüne giydi ve, "Dün kimse için o eve gitmedim sadece arkadaşımı görmek için gittim ve gördüm. Sabah da kimsenin koynunda değildim Kemal ağa! Annemin mezarındaydım... Sabah kimseye görünmeden gidip gelmek istedim. Çünkü, ne seni ne de daye Nurten, annemin konusu açıldığında üzülün istemedim. " babasının pişman bakışları Ronya'yı yumuşatmadı, konuşmasına devam etti. "Merak etme Kemal ağa, ben hemen şimdi defolup gideceğim. Daha fazla sen ile Didem kızının şerefine laf getiremeyeceğim!" imayla söylediklerinin ardından seri adımlarla merdivenlere yönelip odasına girdi. Kapıyı kapatır kapatmaz, gözyaşları gözlerinden firar etmeye başladı. Babası.... Babası ona hiç mi güvenmiyordu! Nasıl Didem'in aklına uyup o kadar konuşmuştu anlamıyordu. Valizini arayan Ronya, elbiselerini bir bir içine atmaya başladı. Valizine damlayan gözyaşlarına baktı. Derin bir nefes alıp, cama doğru yürüdü. Nefes alamıyor gibiydi, acı bir tat boğazına yapışmış gitmiyordu. Odasının kapısı çalınca koşarak gidip kilitledi. Kimseyi görmek istemiyordu hele ki babasını! Kapı ısrarla çalınca, "Ronyam kızım aç hadi kapıyı ne olursun yavrum." daye Nurten'in ağlayarak söylediklerine ses çıkarmayıp sessizce ağlayarak cevap vermiş oldu. Gözleri odayı taradı. Valizi yarıya kadar doldurulmuş, dağınık bir şekilde yerde duruyordu. Aslında bir kere de doldurup, çıkıp gidebilirdi ama buna gücü yetmiyordu. Sadece fiziki güç değil ruhsal olarak da çöküşü, ruhunu güçsüz duruma düşürmüştü. Kapıyı çalanlar çoğaldıkça hıçkırıkları da çoğalıyordu. Yengesi, babası, Daye Nurten' de dahil kimseyi dinlemiyordu. Sadece kuru bir gürültü var gibiydi. Yatağın ucuna yığılmış bedenini yukarı çekip, cenin pozisyonu alıp uzandı. Aradan ne kadar süre geçti bilinmez aniden kapının kırılmasıyla, gözlerini açan Ronya, karşısında Aram abisini görünce şaşırdı. Sabah kahvaltıda abisi yoktu. "Ronya? Ne oldu sana delala mın. Neden kendini odaya kilitledin? Aklım çıktı sen ses vermeyince. " deyip, Kız kardeşine sımsıkı sarıldı. Odaya doluşan diğer aile üyeleri de Ronya'nın yanına gelip sarıldılar. En son babası gelip, kızının önünde diz çökerek, "Biliyorsun Ronya, o aile söz konusu olunca öfkeden başka bir şey hissedemiyorum, ağzımın ayarı da olmuyor. Gitme kızım ne olursun gitme. Ben kızgınlıkla o lafları ettim yoksa sana kendimden bile çok güveniyorum ışığım."dedi. "Benim içimde bir şeyler un ufak oldu Kemal ağa ve benim defolup gitmemi bu kadar isteyip gün sayan sana, iyilik yapıp gideceğim, bir daha dönmemek üzere." Ronya'nın söylediklerinden bir şey anlamayan tek kişi elbette Aram abisiydi. Kaşlarını çatarak, 'Baba sen Ronya'yı kovdun mu? "diye sordu büyük bir öfkeyle. "Hayır oğlum hiç kovar mıyım? Ben sadece çok öfkeliydim. Didem de öyle deyince kendimi kaybettim oğlum. Sen de bilirsin Ronyam başkadır, bambaşkadır benim için." "Biri bana tüm olanları hemen anlatsın! Ronya' nın babamı silmesi küçük bir olaydan kaynaklanmaz. Baba yerine Kemal ağa olmayı nasıl başardı babam biri bana anlatsın yoksa bu evde taş taş üstünde bırakmam!" Aram'ın deli öfkesini bilen herkes birbirine baktı. Odasında Aram abisinin sesini duyan Didem ise, içine salınan korkuyla beklemeye başladı. Az sonra Daye Nurten tüm söylenenleri anlattı Aram'a. "Benim kız kardeşim iki gündür burada iki gün! Bu kadar mı yeri yok bu evde. Bu kadar mı öksüz!" Aram'ın söyledikleriyle herkesin kalbine bir kıymık battı. "Bu kadar mı güvenmedin kızına baba. Kızının namusundan bu kadar çabuk mu şüphe ettin. Hele Didem! Bilmez misin Didem, Ronya'yı deli gibi kıskanır her zaman arkasından konuşur. Nasıl bu lafları ettin baba?" Kemal ağa dolu gözlerle önce oğluna sonra kızına baktı, "Ne olursun kızım gitme. Ben o lafları keşke dilim kopaydı da demeyeydim. Hatalıyım bilirim. Ne olursun kızım bana Kemal ağa deme. Ben senin babanım. Bana düşman olma Ronyam. Sen bana emanetsin, sen bana annenin emanetisin. Yapma kızım beni bırakıp gitme. Senin bu evde ben de dahil herkesten çok hakkın var. Şu adamın cahilliğine, öfkesine ver bugün söylediklerini. " dedi sesine yansıyan pişmanlıkla. Babasının yüzüne bakan Ronya, "Zaten dört günüm kaldı. O zamana kadar buradayım. Sende şunu unutma baba, sen annemin emanetine sahip çıkamadın... benim bu evde en son hakkım oldu ama sen bir kere bile görmedin. " dedi. Ronya'nın her kelimesiyle yıkılan Kemal ağa, en azından kızının hemen çekip gitmeyeceğini sevindi. O gidene kadar elbet gönlünü alacaktı ama önce Didem'in yanına gidip doğru düzgün konuşacaktı. Kız kardeşine sarılan Aram da babasının ardından odadan çıktı. İkisi Didem'in odasına geçince genç kız özellikle Aram abisinin gazabından deli gibi korkuyordu. Babası tam lafa başlayacakken, elini kaldıran Aram önce kendisinin konuşacağını belirtti. İki adımda Didem'in dibine giren Aram sert ses tonuyla, "Didem seninle bu konuyu son kez konuşacağım. Bir daha Ronya'ya Ronya değil abla diyeceksin! Ona bir kere bile laf sokmayacaksın! Kız kardeşimi bir kere bile üzmeyeceksin! Onun hakkında dedikodular çıkarmayacaksın! En önemlisi onu kıskanmayacaksın!" dediğinde, Aram abisinin sözleriyle gözleri kocaman açılan Didem diyecek bir şey bulamadı. Abisi Aram fısıltıyla devam etti. "Eğer bunların birini bile yaparsan, hani hep Ronya'ya üveysin diyorsun ya işte o zaman sen de benim için üvey olursun! İnan bana sana bir dakika acımam ilk bulduğum kişiyle evlendiririm. Ne babam ne Daye Nurten zerre umurumda olmaz!" abisinin dediklerini yapacağından emin olan Didem sadece başını anladım dercesine salladı. * Elif'in kapısına gelen Yavuz, zile basıp bekledi. Az sonra kapıyı sevinçle açan Elif'in yüzünde şaşkınlıklar silsilesi oluştu. "Abii... Hoş geldin." "Hoş buldum xuşkamın." Diyen Yavuz, kız kardeşinin kapıda dikilmiş öylece ona bakmasına gülümseyip, " Eee eve davet etmeyecek misin?"" diye sordu. "Buyur tabi abi, sadece şaşırdım. Seni beklemiyordum. " "Merak etme suratından belli zaten. "deyip, içeri geçen Yavuz, yeğenlerine sarıldı. Ela'yı kucağına alıp koltuğa oturdu. Karşısında hala alık alık bakan kız kardeşine gülümseyerek,"Bir sade kahve alırım elbette Xuşkamın. Sorduğun için teşekkürler." Dedi. İkinci kez abisine ayıp ettiğinin farkına varan Elif kızardı. "Kusura bakma abi." deyip doğruca mutfağa gidip kahveleri hazırladı. Salona geçtiğinde bakır tepsi içindeki bakır kahve fincanlarını sehpaya koyup, kızını Yavuz abisinin kucağından aldı. "Sen rahat rahat kahveni iç ağabeycim, şimdi Ela izin vermez." dediğinde Yavuz başını salladı. "Eee abi anlat bakalım nasılsın?" "İyi diyelim iyi olalım xuşkamın. Sen nasılsın?" "İyiyim çok şükür abi. " Aralarına geçen sessizliği Yavuz boğazını temizleyerek bozdu. "Elif, dün Ronya'yı gördüğümden beri aklımda sorular fink atıyor. Şimdi ben soruyorum sen bildiklerini cevaplıyorsun anlaştık mı?" "Hayır abi. Ben arkadaşımın sırlarını kimseyle paylaşmam. Ayrıca neden merak ediyorsun ki sen de taktın Ronya'ya. Hem dün akşam sorularını cevapladım. " deyince, Yavuz sinirle" Demek ki tüm sorularımı sormamışım. Şimdi başlıyorum sende itirazsız cevaplıyorsun. " abisinden kaçış olmadığını bilen Elif başını önüne eğdi. "Birincisi, Ronya'nın sevgilisi ya da sevdiği biri var mı? " "Yok." Bu cevapla rahatlayan Yavuz, "Peki.." deyip kalkınca, Elif abisine şaşkınlıkla baktı. "Ne yani sorular sorular dediğin bir soru muydu? " "Sanırım en kapsamlı soru buydu. Neyse, ben gidiyorum akşam düğünde görüşürüz ve sakın ama sakın ne ben ne de sorularım hakkında arkadaşına bir şey demek yok söz mü?" Elif yılgınlıkla, "Söz abi ama dün akşam da dedim babası kesinlikle sana vermez kızını. "dedi. Öfkelenen Yavuz, "Hele bir kendimden emin olayım asıl sen o zaman gör seve seve alıyor muyum almıyor muyum... " deyip, kız kardeşiyle vedalaşıp gitti. *** Sabah ki olaydan sonra odasından çıkmayan kızına üzülen Kemal ağa, normalde Ronya'yı akşamki düğüne götürmeyecekti ama şimdi biraz morali düzelir umuduyla karısı Nurten'e "Xanım, gidip Ronya'ya söyle birkaç saate düğüne gideceğiz hazırlansın." deyince, ona hala kızgın olan DayeNUrten konuştu. "Kız odasından çıkmıyor Kemal ağa, düğüne de gelmez sanırım ama yine de söylerim."deyip, Ronya'nın odasına giden Daye Nurten, " Hadi keça mın baban hazırlansın da birkaç saate düğüne gidelim diyor. Ayıp olur gitmezsek." Dedi. Ronya normal şartlarda düğüne gitmeye pek hevesli değildi ama şimdi bu halsiz haline rağmen gidecekti. Babası bugün canını nasıl yaktıysa, kız kardeşi nasıl onu sırf evlenme yolunda Ronya'yı bir engel olarak gördüğü için nefret edip yerden yere vurduysa,Ronya her ikisine karşı süslenip püslenip gidecek eğlenecekti. Nasıl olsa üç dört güne burada bile olmayacaktı. "Tamam Daye Nurten. Sen in aşağı ben önce biraz dışarı çıkacağım sonra gelir hazırlanırım." dediğinde karşısındaki kadının şaşırdığını farkına varmıştı. "Tamam keçe." deyip çıkan Daye Nurten'den sonra o da hızla ayağa kalkıp gardırobuna baktı. Hemen tişört ve kot pantolon ikilisi çıkarıp giydi, ardından da cüzdanını da alıp aşağı indi. Mutfak kapısında karşılaştığı yengesi ona üzgün bakışlar eşliğinde nereye gittiğini sordu. Ronya da azıcık hava alacağını söyleyerek Aram ağabeyinin arabalarından birini kullanmak istediğini söyledi. Sevil yengesiyle dışarı çıkıp aynı bahçe içinde olan evlerine gittiler. Ronya elinde tuttuğu anahtarı sıkarak yengesine teşekkür etti ve hemen köşede hatırı sayılır büyüklükteki kapalı garaja gitti. Elindeki anahtarı açınca ışıkları yanan arabaya doğru yürüdü. Abisinin araba konusundaki zevkini bir kez daha takdir edip, lüks araca bindi ve aklındaki yere gitmek için yola koyuldu. Az sonra Türkiye'nin en uzun caddesi olan İskele Caddesi'nde sahile yaklaşmıştı bile.. Orada onu bekleyen kaderini bilmeden kalbine yazılan yolda ilk gerçek adımını atıyordu. Geldiği İskele Sahilinde masmavi göle bakıp, ciğerlerine kocaman bir hava çekti. Onun rutin ve hastaneden oluşan hayatı, buraya geldiğinden beri fazlaca hareketli, değişik bir hal almıştı. Bir yandan aklını da kalbini de kurcalayan Elif'in abisi, bir yandan babasının bu günkü sözleri, bir yandan da Didem .. Peki tüm bunlar içinde onu en çok etkileyen şey neydi ? diye sordu kendine.. ailesi kısmı hep böyle olmuştu. Zaten bundan dolayı değil miydi üç koca yıldır buraya uğramaması? Didem, onu bahane ederek evde huzursuzluk çıkarasın diyeydi gelmemesi. Bu evde yeri yoktu, bunu yıllar olmuştu anlayalı. Bu yüzden de Ronya'yı şu an allak bullak eden tek kişi Elif'in abisiydi. Bakışları farklıydı, gözlerine baktığında sadece bakmıyordu. Görüyor gibiydi. Ronya'nın yüreğini gözlerinden görüyor gibiydi. Bıraktığı etkiye gelince .. Neden bu denli etkilendiğini bilemiyordu Ronya... Aniden yanında hissettiği hareketle irkilerek mavi göle bakarken daldığı düşüncelerden çıktı. Bakışlarını yanında duran siluete çevirince onu gördü. Yine yanındaydı .. "Merhaba, bu defa gerçekten tesadüf oldu." Diyen Yavuz doğruyu söylüyordu. Van'a her gelişinde illa kendini dinlemek için buraya geliyordu. "Merhaba .." Ronya, bu defa daha da emin olmuştu ki bu adamın kalbine kastı vardı. Biraz daha yanında dursa ciddi ciddi göğsüne sert ve seri darbeler indiren kalbi duracaktı. Yavuz'da da durumlar farklı değildi. Yüreğinin her bir zerresini işgal eden bu kıza karşı hissettikleri gerçekti. Bunu son kez bu akşam ki düğünde test edecekti. Ronya'nın titreyen sağ elini kaldırıp açık bıraktığı uzun, kumral saçlarını kulağının arkasına kıstırmasını dikkatle inceledi. Yanaklarına konan minik kızarıklar ve titreyen eline bakılırsa sabah ki o onay doğruydu. Bu düşünceyle içine dolan heyecan damarlarında sevinçle çağladı. "Çok güzel değil mi?" diyen Ronya'ya bakan Yavuz, onun göle bakarak konuşmasına karşın gözlerini ona sabitleyip, " Çok güzel .. gördüğüm en uç güzellik hem de.." dedi. Bakışlarını gölden çekip, ona bakan gözlere çevirdi. Koyu kahve gözlerin harelerine yansıyan ışığı görünce Ronya'nın dünyası sarsıldı. Söylediklerinin göle ithafen olmadığı o kadar belliydi ki.. Yavuz, ona irislerindeki aydınlıkla bakan kızın kalbinde az da yer edindiğinden en azından emindi. Güzel bakan o gözler, Yavuz'un yüreğinden tam on ikiden vurmuştu. "Ben .. eve gitmem lazım." Diyen Ronya'yı başıyla onaylayan Yavuz ona gün içinde iki kez iyi günler dileyerek giden kızın ardından baktı. Hala doğru düzgün tanışmadıklarının bile farkında olmayan bu şaşkın ikili , kaderin onlara biçtiği aşkın ilk demlerinden nasiplerini aldıklarının da farkında değillerdi. * Sırayla tüm elbiselerde göz gezdirirken eli haki rengi elbisede takılı kaldı. Evet, kesinlikle bu güzel elbiseyi giyecekti. Elbiseyi askıdan çıkardı hemen üstündeki elbiselerden kurtulup onu giyindi. Askılı olan elbisenin, göğüs kısmı tüllerle kaplıydı. Diz kapaklarına kadarolan elbise yer yer tül ve işlemelerlesüslenmiş belden oturtmalı, şık bir elbiseydi. Saçlarını açan Ronya hemen maşayı prize takıp ısınmasını bekledi. Isınan maşaya saçlarından tutamlar alarak sardı. Zaten normalde de dalgalı olan kumral saçlarını biraz daha dalgalandırmak pek de zamanını almamıştı. Hızlı adımlarla makyaj masasına oturan Ronya, yüzüne fondöten sürme gereği duymadı. Bu yüzden de sadece nemlendirici sürdüğü yüzüne renk vermesi için yanaklarına allık sürdü. Göz kapaklarını çevreleyen siyah likidi sürüp ardından elbisesinin tonuna yaın farla renklendirdi. Gözleriyle uyumlu makyajına baktı, evet gayet iyiydi ne çok abartılı ne de çok sönüktü. Son olarak dudaklarına açık tonlarda bir ruj sürüp işini bitirdi. Aynanın karşısına geçen Ronya, kendisini incelemesi bittiğinde halinden memnun kalmıştı. Ayaklarına topuklu siyah ayakkabılarını ve eline de küçük siyah çantasını alıp çıktı odadan. Aşağı indiğinde herkes ona hayranlıkla baktı. Sadece bir kişi sinirden kurdurmak üzereydi, o da Didem.. Didem'in bakışlarını es geçip, doğruca yengesinin yanına gitti. Aram abisi Ronya'nın dibine gelip, "Acaba seni götürmesek mi? Hem ben seninle kalırım evde. " deyince, herkes gülümsedi. Şimdi arabalara doluşan ev halkı düğüne doğru yola çıkmıştı. * Tüm gün avare gibi dolanan Yavuz, nihayet düğün saatinin gelmesine çok seviniyordu. En şık takım elbiselerden birini üstüne geçiren Yavuz, aynanın karşısına geçip kendine baktı. "Dananın kuyruğunun kopacağı zaman geldi sayılır." deyip kol düğmelerini taktı. Evet, birazdan Ronya'yı bir daha görecekti, hatta tüm düğün boyunca onu izleyecek ve duygularından emin olacaktı. Eğer ki yine bedenini titretecek o etkiyi yaşarsa, ne olursa olsun onu alacaktı. Herkese rağmen! Çünkü, onunda boş olmadığı gün gibi ortadaydı.. Islık çala çala saçlarını düzeltti ve dairesinden çıkıp aşağıya indi. Ev ahalisi de hazırlanmışlardı. Vakit kaybetmeden arabalara atlayıp, düğün alanına doğru yola koyuldular. Aradan geçen dakikalardan sonra nihayet düğün alanına gelmişlerdi. Durumlardan sadece Ali haberdar olduğu için, abisinin heyecanını görebiliyordu. Kalabalığın içine karıştıklarında kadınlar alanın bir tarafına erkekler ise karşı tarafına geçtiler. Herkes Yavuz ağayla selamlaştı sonra yerine oturdu. Biraz sonra Yavuz, erkeklerin ilgiyle baktıkları yere doğru çevirdi bakışlarını.. Haki rengi elbisesiyle yürüyen Ronya'nın güzelliğiyle bir kez daha dünyası sarsıldı... Ali'nin kulağına eğilen Yavuz, " Ben tüm gece duygularımı kontrol edip ona göre bir karar alacağım demiştim ama artık gerek kalmadı." deyip, hayranlık dolu bakışlarını Ronya'ya çevirdi. "Karşıya bak Ali, yengen geçiyor." dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE