2. ÖKÜZ

2355 Kelimeler
Şehriban hanım birkaç gün sonra geldi tekrar evimize. Herkesi çıkardı ve salonda başbaşa kaldık. Bana olacakları anlatmaktı niyeti. Annemin kabaca anlattığı akıllara zarar evliliğimin şartlarını… Kısa bir giriş yaptıktan sonra, “Annen anlattı mı sana herşeyi?” diye sordu. “Anlattı” “Oraya hanımağalığa, Bozhanlı gelini olmaya değil torunumuzu doğurmaya gidiyorsun” “Biliyorum” “Nikahınız kıyılacak, konakta hizmetçiler gibi olmayacaksın tabi ki. Kendi odan olacak. Kocan iki gecede bir yanına gelecek. Gönlünü hoş tut Eslem. Sana güvendim, ailen de güveniyor. Ailenin aldığı para, Bozhanlıların emeğini boşa çıkarma” “Sadece hamile kalacağım Şehriban hanım. Bunun olup olmaması elimde değil ki” “Konaktaki hal hareketlerinden bahsediyorum Eslem. Üstelik hamile kalacaksın ama yatağın bir önü bir de sonu var. Onlarda da mutlu edeceksin kocanı. O da karşılığını fazlasıyla verecek sana. Alacağın çiftlik evi bir ömür ailecek çalışsanız alamazsınız. O paralar da rüyanızda göremeyeceğiniz paralar zaten. Bozhanlılar hayatınızın şansı” “Çocuk olursa tabi” “Olur elbet. Birazdan doktora gideceğiz, muayene olacaksın. Konağa yerleştiğinde de ebe gelip görecek ara ara. Tez vakitte gebe kalacaksın” “Sonra?” “Sonrasını sonra konuşuruz Eslem” Başı gibi sonu da tatsızdı! “Beyazını giyeceksin ama düğün, merasim olmayacak. Evliliğiniz ilan edilmeyecek kimseye. Siz de duyurmayacaksınız. Köydekilere işe girdiğini diyeceksiniz, yatılı kalıyor falan dersiniz. Ne evlilik ne Bozhanlılar ile anılmayacak adınız. Zaten birkaç aya hamile kalırsın. Doğumdan sonra da hepten köyden ayrılırsınız. Bu işi duyurmadan halletmiş oluruz” Bu epey aşağılayıcıydı işte… “Çocuğu görmek istersem?” “Çocuk olunca bir daha konuşağız Eslem. Ona o vakit bakarız. Kocanın neyi uygun gördüğüne göre hareket edeceğiz” Kocan… Ne koca ama! “Adı Azat değil mi?” “Evet” “Neden Azap diyorlar?” “Ne bileyim kızım, öyle demişler öyle kalmış” “Ailesi de mi Azap diyor?” “Evet” “Gaddar bir adam öyleyse?” “Eslem bunlara kafa yorma. İşine bak yeter. Adam gaddarmış, iyiymiş sanane. Hadi kalk hazırlan doktora gidiyoruz” dedi ve kalktım. Tüm ipleri ellerine bırakıp teslim oldum… ••• Gözümün önündeki beyaz tülün ardından büyük odaya göz gezdirmeye başladım. Koca bir yatağın üzerinde oturuyordum. Daha önce yatmadığım kadar büyük ve konforlu gibiydi. Üzerindeki örtüler de kendime layık göremediğim kadar kaliteliydi. Karşımda büyük bir kapı vardı, odadaki tek karanlık oydu sanki. Belki de kapılardan nefret ettiğim içindir, bilmiyorum. Yanında büyükçe bir elbise dolabı vardı. O dört kapağın neresini dolduracaktı benim küçücük valizim. Koysam koysam iki rafa anca dolardı onlara da yaya yaya yerleştirirsem. Benim valizim etrafta olmadığına göre dolaba yerleştirmişlerdi kıyafetlerimi. Onun eşyalarının yanında kötü durmuş muydu acaba? Belki de görünce atın bu paçavraları deyip çöpe attırmıştı. Bir baksam ne olacak canım? Dışarının sessizliğine güvenerek kalktım yerimden ve dolabın kapağını açtım. Boş rafları görünce şaşkınca kalakaldım. Diğer kapağı açtım ama değişen birşey yok. Diğer iki kapağı tutup hızlıca açtım. Nihayet dolabın küçücük bir alanını anca dolduran kıyafetlerime ulaşabilmiştim. Askılara asılmış birkaç elbiseler olduğundan daha da çirkin görünüyorlardı artık. Rafa koydukları bir nebze olsun toplu duruyordu. Gerçekten yakışmıyordum ben bu eve. Bu adamın kıyafetleri nerede peki? Acaba yetiştiremediler mi? Ona da pek ihtimal vermiyordum doğrusu. Böyle birşey unutulmazdı neticede. Sonradan gelen benim valizim bile yerleşmişken onun eşyalarının olmaması belli ki planlıydı. Kapakları kapatıp odayı incelemeye devam ettim. Dolabın yanında bir masa vardı. Makyaj masası gibi aynalı olanlardan. Çerçevesindeki el oyması motiflerde gezdirdim elimi. Cilasıyla beraber pürüzsüzdü. Elimi perdelere de atınca görgüsüzlüğümden iyice utandım. Perdeleri aralayıp dışarıya göz gezdirdim. Hem avluyu hem büyük dış kapıydı manzaram. Pek heyecanlı değil ama işime yarardı, en azından gelip gelmediğini buradan kontrol edebilirdim. Büyük avluda dört-beş adam ayakta dikilmiş sigara içerek sohbet ediyorlardı. Konuları neyse epey eğleniyor gibiydiler. Yüzlerine iyice baksam da hiçbirini tanıyamadım. Azat’ı bile doğru düzgün tanımazken yakınlarını mı tanıyacaktım sanki! Benimki de laf. Dış kapının önüne çevirdim bakışlarımı. Bir dolu araba ve adam vardı. Aynı içeridekiler gibi gruplar halinde bölünmüşlerdi. Bu gruplar neredeyse sokağın başına kadar gidiyordu. Bunun bir çeşit güvenlik olduğunu sonradan anladım. Hepsi Azat’ın adamları mıydı yani? Büyük adam demişlerdi de bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Bu kadar büyük adamsa bey kızı alsaymış keşke! Sokağın başında bir aracın ışıkları göründüğü anda küçük gruplar panikle dağıldı. Sigaralar yerleri boyladı ve herkes nizami bir sıraya geçti. Araba yaklaştıkça panik artıyordu. Avlunun kapısı açıldı ve araba kapının önüne dek yanaştı. İçeridekiler hızla kapıya koşturup arabanın kapısını açmaya yeltendi. Ama kapı içeriden açıldı ve şoför koltuğundan Azap indi. Nikahta daha koyu bir tülün ardından görmüştüm ilk kez. Şimdi önümdeki ince tülü biraz havalandırıp bir daha baktım Azap’a. Bir hışımla indi arabadan. Yanında bekleyen adamları birşeyler anlattıkça o başını sallayarak yürüdü. Ben mi korkuyordum Azap’dan yoksa Azap’ın adımları dahi sert ve güçlü mü geliyordu bilmiyorum ama heybetli bir adamdı işte. İnsanı korkutuyordu. Saçları kömür karasıydı sanki. Biraz da uzun olduğundan daha da sert bir ifade katıyordu yüzüne. Sakallarını ilk gördüğümde de çok beğenmiştim. Öyle bir ölçüsü vardı ki yüzünü kapatmıyor hatta tüm o kemikli yüz hattını daha da ortaya çıkartıyordu. Merdivenlere başına ulaştığında durup döndü adamlarına, üzerindeki ceketi çıkarıp verirken birşeyler anlatıyordu. Bu kez baş sallama sırası onlardaydı. Birkaç uzun cümlenin ardından adamları koşturarak kapıya döndü, Azap ise merdivenleri tırmanmaya başladı. Yakalanmaktan korkarak döndüm hemen yatağın başına. Az önce kalktığım yere hiç kalkmamış gibi geri yerleştim. Ellerimin titremesi geçmeyince yumruk yaparak beklemeye başladım. Kalbimin atışı hızla yükseliyordu. Neredeyse yarım saat geçmişti ki kapı aralandı. Başımı eğip bekledim merakla. Sonuna varana dek açıldıktan sonra içeriye adım attığını duydum. Bir adım daha attıktan sonra kapı sertçe kapandı. Korku gelip sarmıştı dört bir yanımı. Azap’ın ayaklarını gördüm hemen gelinliğimin dibinde. “Kalk” dedi otoriter bir sesle. Sesindeki soğukluk ve tavır rahatsız etse de itaat ettim. Gelinliği toparlayıp dikildim ayağa. Başımı az kaldırınca göz göze geldik. Nikahta göremediğim gözlerini de böylece görmüş oldum. Garip güzel bir yeşildi ama öyle soğuk bakıyordu ki güzelliğini alıp götürüyordu. Bakışlarında sadece soğukluk değil nefret, aşağılama, umursamazlık da vardı. Sanki ben onu evlenmeye mecbur bırakmışım gibi hırsla bakıyordu bana! Halbuki öfkelenmesi gereken bendim! Bu işte rızası olmayan bendim! Ama öfke Azap’ın hakkıymış gibi kızgındı bana. Ellerini kaldırıp yüzüme örtülü tülü kabaca eline dolayıp kaldırdı yukarı doğru. Başımdan geriye itekleyip bıraktı. Loş ışıkta filtresizce göz göze gelebildik ilk kez. Açık pembe dudaklarını birbirine bastırdı bir süre. Benim ona baktığım gibi olmasa da o da bana bakıyordu. Hiç aklımda yoktu ama beni beğenip beğenmediğini düşündüm. Bir ipucu aradım bakışlarında ama yakalayamadım. Ya yine umursamamıştı ya da beğenmemişti. “Soyun yatağa gir geliyorum” dedi ve döndü arkasını. Ne! Hızlı adımlarla banyoya giderken ben hala şaşkındım. Romantik bir söz beklemiyordum ama bu da fazla kabaydı! Bir de Azap’ın sesinden olunca daha da kabaydı! Hatta öküzceydi! Banyodaki suyun sesini duyunca daha da sinirlendim. Bir de banyo mu yapıyordu yani! O sinirle saçımdaki duvağı çıkarmaya uğraştım. “Ah baba ah! Bana ettin sende bulasın!” Kızıl saç tellerimi duvağın tokasında bıraka bıraka da olsa kurtuldum o tülden. Aynanın önüne eğilip kalan büyük tokaları da çıkardım. Uzun saçlarımın omuzlarıma döküldü özgürce. Henüz birkaç saattir topluydular ama hiç alışık olmadığımdan başımı ağrıtmıştı o topuz. Sıra gelinliği çıkarmaya gelmişti. Elimi sırtıma atıp ulaştım ama belime kadar inen onlarca kopça takılıydı ve tek başıma çıkarmam imkansızdı. En üstteli kurdeleyi söküp çıkarabildim ama kopçalarda çaresiz kaldım. Ben savaş verirken banyodan gelen ses kesilmesi daha da panikletti beni. Azap banyodan çıkıp odaya girdiğinde terleyen ellerim sayesinde hiçbir şey yapamaz olmuştum. Adım sesleri hızla yaklaştı ve tam arkama gelince durdu. Bileğimde ellerini hisseddince çabalamaya bir son verip durdum. Bileklerimi aşağı doğru itekledi ve gelinliğin iki yanına bıraktı. Kopçaları bir bir gevşetmeye başladı. “Eslem…” Üst üste açılan kopçalarla daha rahat nefesler alabildim. “Sana kurallardan bahsettiler mi?” İnsana kendini çocuk gibi hissettiriyordu bu tonlaması. Başımı salladım aşağı yukarı. “Buradaki tek vazifen bana bir çocuk vermek. Bir eşe ya da hanımağaya ihtiyacım yok. Sadece çocuk istiyorum! Ayak altında dolaşma, kargaşa çıkarma. Sesini duymayayım, sorun çıkmasın. İki gece de bir yanına geleceğim. Bir ebe yakından takip edecek herşeyi. Kısa vakitte bana bir çocuk verirsen ne ala…” Tüm düğmeler açıldıktan sonra omuzlarımda hissettim ellerini. Gelinliği iki yana itekledi ve üzerimden kayıp düştü. Belime sarılıp kendine çevirdi beni. Tekrar göz göze geldik. “Eğer veremezsem?” dedim. Çıplak bedeni sonradan ilişti gözüme. Beline sardığı bir havlu vardı sadece. Dikkat dağıtacak kusurlar vardı bedeninde. Yanıktan hatıra avuç içi kadar bir alan, uzun dikiş izleri, yuvarlak tanımlayamadığım lekeler. Ama tüm bunlara rağmen etkileyiciydi de. “Eğer veremezsen… Onu da o zaman konuşacağız!” İtici sesiyle çekici bedeni aklımı karıştırmıştı ama sesi yine galip geldi! Kolumdan tutup yatağa oturttu. “Uzan” dedikten sonra yatağın diğer tarafına geçti. Ellerim buz kesmişti sanki. Yatağa uzanırken kaçıp gitmek geliyordu içimden. Üzerimde hala sütyen ve çamaşırım vardı ama bu çıplaklık bile benim için fazlaydı! Ellerimi nereye koyacağımı bilemediğimden kasıklarımın üzerinde birleştirdim. Sanki işe yarayacakmış gibi kapatmaya çalıştım. Azap diğer köşeye oturunca yatak eğildi yana doğru. Kaçamak bakışlarla izlemeye koyuldum. Belindeki havluyu açtıktan sonra eğdi başını. Bir süre öylece oyalandı. Her saniye artan paniğime merak da eklendi. Ne yapıyor bu adam! Nihayet tekrar hareketlendiğinde bakışlarımı kaçırdım ve tavana diktim gözlerimi. Yatak hareketlendi ve Azap’ın bedeni yaklaştı. Üzerimde ağırlığını hisseddince kaskatı kesildim. Benim bedenim buz keserken Azap’ın ki nemli ve sıcaktı. Üzerime uzandığında öyle hızla başını çevirdi ki yüzünü göremedim bile. Bir kolunu yatağa yaslayıp destek aldığında üzerimdeki ağırlık hafifledi. Diğer elini bacaklarıma attı. Ellerime denk gelince sinirlenmiş tuttu bileklerimden ve çekiştirdi. Diğer elimi de bedenlerimiz arasından çektim hemen. Altımdaki çamaşıra da dokununca huzursuzca bir nefes verdi. Başını boynuma doğru daha da eğdi ve artık yüzünü tamamen göremez oldum. “Aç bacaklarını” Komutuyla uzaklaştı bacaklarım birbirinden. Azap’ın bedeni araya girerken bacaklarım ağırlığıyla ezilmeye devam etti. Bacaklarımın arasına attı elini ve kumaş parçasını yana doğru kaydırdı. Çıplak tenimin üzerinde rüzgar esti sanki. Yutkunmak bile zor geliyordu artık. Azap da benim kadar isteksiz gibiydi ama benim kadar acemi değildi eminim. “Korkma ve sakın bağırma” dedikten sonra bacaklarımın arasına o büyük sertlik yaslandı. Binbir duygu sarıyordu bedenimi. Bu yabancı beni çok korkutuyordu. Bacaklarımı kapatmaya çalıştım tekrar refleksle. “Aç bacaklarını” diye tekrar uyardı beni. Hem bu kadar sıcak hem bu kadar soğuk nasıl olabiliyordu bu oda! Bacaklarımı tekrar ayırdım ve bekledim. Dişlerim alt dudağımı keserken tırnaklarımda avuç içlerimi yaralıyordu. Azap kendini bana doğru iteklemeye başlayınca yumduğum gözlerim aralandı büyükçe. Nefesimi tuttum şaşkınca. Orda olmamalıydı eminim! Orası ona göre değildi! O ilerledikçe ben yukarı doğru kaçmaya çalıştım. Bir eliyle belimi sıkıca kavradı ve ağırlığını üzerime daha çok verdi. Hızla inip kalkan göğsüm her defasında Azap’ın bedenine çarpıyordu artık. Azap daha da kuvvetlendi ve itekledi kendini. İçim parçalanıyormuş gibi hissediyordum. Azap bu kadar profesyonel davranmasa bu işte bir yanlışlık mı yapıyorduk acaba diyebilirdim. Bu zorlanmaya ılık bir acı daha eklendi. O ani acıyla kontrolsüz kesik bir çığlık attım. Belimi saran parmaklarını sıkıştırdı ve yeni bir acıyla dikkatimi dağıttı. İçimde ilerledikçe canım daha da çok yanıyordu sanki. Azap pek de oralı olmadan ilerlemeye devam etti. Bir noktada dayanamayağım sandım, son gücümle, “Dur” dedim nefes nefese. Azap kısa biran duraksadıktan sonra biraz geri çekti içimdeki düşmanı. İnsanlar bundan nasıl zevk alıyor! Birkaç soluktan sonra tekrar ilerlemeye devam etti. “Dur” dedim tekrar. Sinirle bir nefes verdi boynuma doğru. “Sabaha kadar senin nazını mı bekleyeceğim! Kasma kendini! Bana da azap etme!” Kolaysa gel de ben seni sikeyim! Öküz herif! “Aç bacaklarını!” Bacaklarımı birbirinden uzaklaştırınca daha da kolaylaştı sanki ya da benim sinirim beynime çıktığından bacaklarımın arasını hissedemez oldum. İçimdeki ilerleyişi nihayet son buldu da derin bir nefes aldım. Hafifçe geri çekince sevinmiştim ama öyle sert geri geldiki gözlerim yuvalarından çıktı sanki. Bu geri çekilip tekrar sonuna varana dek kendini iteklemeler hızlandıkça ben savruldum yatakta. Bacaklarımın arasındaki hafif ıslaklık sürtünmeyi daha az acılı hala getirmişti neyse ki. Sertçe bir kez daha yukarı savrulunca istemsizce elim omuzlarına gitti. Aslında tek niyetim bu çarpışmalardaki kaymayı engellemekti ama Azap’ı kızdırdı. Omuzuna attığım bileğimi tutup yatağa itince diğerini de ben çektim. Gözlerimi yumup bu işin bir an önce bitmesini bekledim. Artık eskisi kadar acı vermiyordu ama kalınlık hala zorluyordu. O oraya ait birşey değil, buna hala eminim! Ve kadınlar bundan neden ve nasıl zevk alabiliyorlar! Benim için büyük bir soru işareti olarak kalacaktı bu sanırım! Dakikalar sonra Azap’ın nefesleri düzensizleşmeye başladı. Hatta beni korkutacak kadar! Boğuluyor mu yoksa? Kesin boğuluyor! İçimdeki düşman daha da kalınlaşmış gibi büyüdü. Azap daha da hızlandı ve sonuna kadar her girişinde acı çeker gibi inledi. Acaba gerçekten acı mı çekiyor? Yanlış birşey yapmıyoruz biz değil mi? Sonunda sert bir darbe beni acıyla inletirken Azap’ı derin bir nefesle rahatlattı. İçimde tuhaf sıcak bir ısı yükseldi. Azap’ın ağırlığı arttı üzerimde, sık yüzeyel nefeslerle toparlanmaya çalıştı. İçimde büyük bir oyuk oluştu sanki! Hiç beklediğim gibi değildi bu iş! Tekrar istemediğime eminim! İçimde bir süre bekledikten sonra geri çekildi. O çıktığı anda bir sıvı da peşi sıra yayıldı dışarıya. Ellerimi bacaklarımın arasına atmaya niyetlendiğim anda Azap tuttu ellerimi ve engel oldu. Kendini yana doğru bırakırken, “Bir süre kalkma yerinden” dedi. Öylece sırtüstü bacaklarımın arasında sıcak bir sıvıyla bekledim. Yanıma devrilen Azap’a bakmak istiyordum ama o kadar cesur değildim henüz. Ben cesaretimi toplayana kadar Azap nefesini toparladı ve hızla kalktı. Banyoya doğru giderken çıplak bedenini bir de arkadan gördüm. Yakalanmış gibi panikle tekrar döndüm önümü ve gözlerimi kapattım. ‘En azından ilk geceyi atlattım?’ Bu kadarı sevinmek için yeterli miydi? Yoksa öğrendiğim yeni bilgiler bunu yeterince gölgede bırakıyor muydu? Banyodaki suyun sesi gelir gelmez kalktım yerimden. İlk işim bacaklarımın arasına bakmak oldu. İç çamaşırım ıslanıp adeta küçülmüş sağa doğru kaymıştı. Kadınlığımın önünde pembe kanla karışık garip jelimsi bir sıvı vardı. Daha önce kendisini bile bu kadar incelememiş bir insan için bunları görmek, bakmak çok çok fazlaydı! Utanarak kaldırdım başımı ve etrafta silinecek bir havlu aradım. Bacaklarımı birbirine yaslaya yaslaya çekmeceleri karıştırdım. Bir havlu bulup bacaklarımı temizledim hemen arasını. Dolaba gidip kendime yeni çamaşır takımı ve pijama aldım. Ne yapacağımı bilemez halde oturdum yatağın üzerine elimde katlı kıyafetlerle. Üzerimdeki sütyen yetmese de kapatıyordu sonuçta. Kucağımdakiler de bacaklarımı yeterince gizliyordu. Az önce yaşadıklarımıza dayanarak utanmamam gerekirdi aslında ama yine de utanmadan edemiyordum işte. Su sesi kesildi ve birkaç dakika sonra Azap çıktı banyodan. Odaya girerken giydiği kıyafetler üzerindeydi yine. Gömleğin boğazını düzeltirken bana hızlı bir bakış attı. Birşey söylemesini bekledim ama büyük bir öküz olarak sessiz kaldı ve öylece çekip gitti! Neden erkek doğmadım ki ben! Şu kendini erkek zannedenlere bir güzel ders verirdim!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE