Poyraz Gözlerimi açtığımda, odanın içine sızan akşamüstü güneşi Sıla’nın o ipeksi teninde altın bir hare oluşturuyordu. Göğsümde hafifçe kımıldandı burnunu boyun çukuruma iyice gömüp derin bir nefes aldı. Sanki hayattaki tek oksijen kaynağı benmişim gibi... Onun bu savunmasız, tamamen bana sığınmış hali içimdeki o vahşi nehri dindiriyordu. Saçlarının arasına derin bir öpücük bıraktım. Artık sadece teni değil, korkuları da, rüyaları da benim himayem altındaydı. "Uyanma vakti, küçük orman perisi," diye fısıldadım, sesim uykunun verdiği o boğuk tınıyla daha da karanlık çıkarken. Sıla hafifçe gerindi, o yeşil okyanusları mahmurlukla aralandığında doğrudan benim gözlerime hapsoldu. "Gidecek miyiz?" diye mırıldandı, sesi uykulu ve ürkekti. "Gideceğiz," dedim, parmak uçlarımı elmacık kemiğin

