Mina Elvan
Bir an ne yapacağımı bilemedim. Adamın kucağındaydım. Ve ne yapacağımı bilmiyordum. Korkuyordum ama korkmama gerek yoktu.
Bakireydim. ve bana dokunamazdı. Çarşafı nasıl veririm o zaman? Bunu da düşünmüştür değil mi?
Ben bu adamı tanımıyorum ki! Bu adam dan her şey gelir! Kucağından inmeye çalıştım. Ne zaman kapatığımı bilmediğim gözümü açtım.
Merdivenlere bir adım kalmıştı ölümle sadece aramda bir adım kalmış olabilirdi. Merdivenin hemen karşısı zaten benim kaldığım yerdi.
Diğer odaları bilmiyorum. Kimin onu da bilmiyorum ne var onu az çok tahmin ediyorum. Yatak odası olacak herhalde! Benim özel eşyalarımı saklanan bir yer değil!
İç sesim ne kadar da benimle oynuyor!
“Dur, düşeceksin! Kucağımda kalmak istemiyorsun ama dün gece de yanımda yatıyordun!” Dondum. Ney? Yanında mı yattım?
Lan üstümü de bunu giydirdi? Aklımı okumuş gibi, “Evet, ben yaptım! Merak etme hiç bir şeyine bakmadım!” İnşallah! Ben niye bu adama inanayım? İnanmam!
“Bakmadığını nerden bileceğim?” Yanaklarım yanmaya başladı. Kızarmış olmaları çok yüksekti.
"Pêwîst nake ku tu bizanî!" Ne diyor? Anlamıyorum ki arkadaş! ‘Sen’ le alakalı bir şey ama anlamadım.
Benim bu halimi gördükten sonra, “Sana acilen Kürtçe öğretmeliyiz! Ben sana çeviri manası göremem!” görme! Ben sana görser mi dedim? Yo hiç de dediğimi hatırlamıyorum.
Kucağından inmeye çalıştım. Ama bırakan yok! “Bunu bilmene gerek yok! Diyorum ki yok!” Diyerek ileri gitti. Bir adım attı.
Ne oluyor? Neler oluyor? Anlamıyorum!
İnmeye çalıştım. Daha çok güç tasarrufu ederek inmeye çalışırken biran aklıma bir şey geldi.
Geri döndüm. Bana ne olmuş olabilir gibi bakıyordu. “Elini verir misin?” dedim. Düşündü ilk başta. Ne yapacak diye. “Yemiceğim, ver.” Belimdeki elini çekti. Tek elle tutu.
Verdi. Elimi uzatıp elini tuttum. Benim orda kalp gitti...
Elini ağzıma götürdüm. Ne yapacağımı merakla izliyordu. Ağzımı açıp elini ısırdım. Belki eli acır da beni bırakır diye düşündüm.
Ama düşündüğüm gibi olmadı. Elini çekmedi. ısırdığı da da tepki vermedi. Vermesi gerekti. Güçlü ısırmıştım ama elini çekmedi.
Gözlerim gözlerine geldi. Alaycı bir gülme vardı dudaklarında. Ya, bu adamın hiç mi canı acımıyor?
Bence acıyor da göstermeden geliyor. İç sesim hiç mi susmaz? Bir yolu varsa hemen kapatalım. Lan, dumuz ben olmasam sen olur muydun? Bensiz yaşamasın sen! Evet, doğru, iç sesim benim canım.
“Neden gülüyorsun?” bir sesle ona baktım. Benim gözlerim onun gözlerin de olması gerekiti. Ne ara halıya baktım ben? Yaa, canım benim için halıya mi baktın?
İç sesimi umursamadım. “Hıh?” diye bir ses çıkardım. Anlamaz gözlerle bana bakıyordu. Az önceki can sıkıcı sırıtışı yok olmuştu.
“Çima tu dikenî?" dedi. ( Neden gülüyorsun?) Gülmüşmüm ben? “Şirove bike çima tu dikenî!” dedi. (“Gülmenin nedeni açıkla!”)Neyi sinirle konuşuyor?
“Bilmiyorum,” dedim. “Yada, açıklamak istemiyorum." dedim. İstemiyorum çünkü iç sesimle konuştuğumu duysa beni deli sanardı.
“Daxûyankirin!” dedi. (“Açıkla!”) Niye beni korkutuyor?
“Abicim, güldüm! Çünkü aklıma bir şey geldi! Hadi indir beni abi!” dedim. Abi dememin amacı ise sinir olamsını istiyordum.
“Tu bi çi dikenî? Çi hat bîra te?" dedi. ("Neye gülüyorsun? Aklına ne geldi?”) Ne yapcan acaba bu bilgiyi? İç sesim sus hep senin yüzünden oldu zaten!
“Bana kalsın o da! Bırak beni!” diye bağırdım. Beni ilgilendirmiyordu onu siniri!
“Heke tu ji min re nebêjî, tu nizane dê çi bi serê te de bê!” dedi. (“Bana söylemezsen, başına ne geleceğini bilemezsin!”) Ne gelir başıma? İç sesleri yok etme yeteneği olması lazım.
“Ne gelir başıma?” dedim. İç sesim ne ara beni kontrol etmeye başladı?
“Ez nîşanî te bidim?" dedi. (“Göstereyim mi?”) Göstersin bakalım! İç sesim onunla kafa tuttu.
Anlamamazlığa gelerek, “Ney? Anlamıyorum ki ben seni!” dedim. Anladım oysa! Gözlerini devirdi.
“Biran önce Kürkçe’yi öğretmeniyim,” diyerek merdivenleri yürüdü.
Bir an korkunca bağırdım, “Ayyyy!” diye. Korkudan öldüm bir an.
Gülerek çıktı merdivenleri, ben ise hâlâ bağırıyordum. Ay, kimsemi yok burda?! Dağın başındayız ya mal! İç sesim bi yok olsa ne güzel olur!
“Dev ji qîrînê berde! Min dîn neke!" dedi. ("Bağırmayı kes! Beni çıldırtma!") Çıldırmak için ananı bile sevebilirim!
“Bağıracam! Sanane!” diyerek bağırmaya devam ettim.
Sonunda odaya gilince bağırmam daha da çoğaldı. Odaya girince sustum. Nedeni mi bilmiyorum.
“Çima tu naaxivî?" dedi. (“Neden sustun?”) Ya bu adama biri Türkçe’yi öğretsin yaa! Bence de!
Bir şey diyemedim. Sahte bir güldü. Beni yatağa oturttu. Kendisi de yanıma oturdu.
“Evlenmeden önce bir konuşalım," dedi. Ne konuşacak acaba? Anlamış gibi konuşmaya başladı. “İşk başta, ilk gece olacak sonra sana elimi dahi sürmiyeceğim.” Ne diyor ya?