Birkaç gün sonra Alp Tolga kaleden ayrılmıştı. Ne bir açıklama, ne bir vaat vardı. Gittiğini çalışanlardan öğrenmişti. Sevimsizin kurallarına uyacaktı. Yüzünde peçe ile kalenin içinde gezinmeye başladı. Tendü, kızın haline acısa da elinden bir şey gelmiyordu. Değişimi asla kabul etmediğinden işte ne geliyorsa başına bundan geliyordu. O da sinirlendikçe diline vuruyordu.
“O et beninin üzerindeki üç uzun kılı ellerimle yolasım var ama yanına sokmaz deli”
Bala için hayat çekilmezdi. Süreli çekilmezliğinin tek yoldaşı sütkardeşiydi. Sadece onun yanında kendisi gibi olabiliyordu.
“İyi ki de Temur yanımda. Sütkardeşimde olmasa hayatım iyice çekilmez olurdu”
Bir hafta sonra Bala’nın çeyizi kervan ile kaleye ulaşmıştı. Çeyizi normal gelinlerin çeyizleri gibi değildi. İki at arabası kitap ve orijinal parşömenler, hançer ok ve yay takımları, kopuz ve lirleri, resim araç gereçleri.
Kalenin şifacısı ana binaya girmeden merakla gelen arabalara yaklaştı. Özellikle kitaplar dikkatini çekmişti. Bu kız bunca kitabı okumuş muydu? Birçok kitap Latinceydi. Mısır orijinal yazmaları dikkatini çekti. İki dili de bilmiyordu. İlk kez Bala’nın görünenden çok farklı olabileceğini düşündü. İki atı, iki kurdu, iki atmacası konvoyla gelenler arasındaydı.
Kervanın geldiğini odasından gören Bala sevinçle merdivenleri atlayıp kapıya ulaştı. Yüzündeki peçeyi çıkarttığında kurtlar anında Bala’nın üzerine atlayınca yere yuvarlandılar. Çalışanlar önce irkilseler de Bala’nın sanki evcil hayvan gibi onlarla oynadığını görünce merakla yanlarına gelmişlerdi. Bala bir müddet sonra gülümseyerek ayağa kalktı. Mutlulukla etrafını izledi. Kalede çalışan halk, kızın aslında o kadar da kötü görünmediğini karar vermişti. Bala uzun kalın deri eldivenini eline geçirip sevgi ile atmacalarının kafeslerini açtı. Anında dişi olan koluna konmuştu. Bir müddet sonra dişi havalanmış, erkek atmaca koluna konmuştu. Kuşların saf sevgilerini görmemek için kör olmaları lazımdı. Atmacaların evcilleşmiş gibi Bala’nın üzerinde uçmaları etrafındaki insanların kendi aralarında fısıldaşmalarına neden olmuştu. Şifacı merakına yenilip yanına geliverdi.
-Kızım hepsini sen mi eğittin?
Bala başını sevgi ile sallarken, ok ve yayını alıp sırtına geçirdi. Geriye bakıp sesini yükseltti.
-Temurr…..
İki atı da gelmişti. Geri dönmemesi için babası olacak hain her şeyini göndermişti. Adeta silmek yok etmek ister gibiydi. Omuz silkti. O da babasını hiç sevmemişti. Temur koşarak yanına geldiğinde oda beyaz kır atının sevgi ile yularını çözdü. At sevgi hareketleri ile bir an şaha kalkıp kişnerken, yanında duran siyah atını okşayıp sesini iyice yükseltti.
-Haydi
Kaledekiler Bala’nın tüm hareketlerini ağızları açık öylece izlemekteydi. Bala, etrafındaki ahaliye bakıp sevgi ile gülümsedi.
-Korkmayın. Tiksinmeyin benden ve dostlarımdan.
Dadısına döndü.
-Dadıcığım sen eşyalarımı odama taşıt. Konuklarımız diledikleri kadar kalıp dinlensinler. Eşyalarımı yerleştirmeyin. Gelince düzenleyeceğim.
Temur’a bakıp sevimlice göz kırpmıştı.
-Haydi kardeşim.
Siyah atın yularını tutup Temur’a uzattı.
Kendisi de eğersiz ve yularsız atına onca şişmanlığına rağmen tek sıçrayışta çıkmış, atını acıtmadan yelerinden tutarken iyice ona yaslanmıştı. Çevikliği kale halkını daha da şaşırtmıştı. Bala’nın kale kapısından çıkarken bağırtısını herkes duyuyordu.
-Uç Feridem uçur bizi.
Temur hemen arkasından Bala’yı takip etmişti. O anda işte tam o anda kaledeki her kesin bakış açısı değişmiş kendilerini sorguya çekip hatalarını çabucak anlamışlar, Bala’yı hayatlarının en içlerine sokmak için ilk adımlarını atmışlardı. Şifacı her ne kadar kitaplarını ve parşömenlerin dilini bilmese de bir tanesini eline alıp koklarken fısıldadı.
-Bu koku… Özlediğim. Dilinizi anlamasam da belli ki çok değerlisiniz.
Sevgi ile okşayarak yerine koydu. Kalede o da bundan sonra biliyordu ki her şey daha farklı olacaktı.