7.BÖLÜM

1263 Kelimeler
Han sinirle ayağa fırladı. -Kıy nikâhı. Onun söz hakkı yoktur. Generalim üzerine düşeni yapacaksın. Kes sesini çok iyi bilirsin beni… Alp Tolga ne olduğunu anlayamadan bir ömür söz verilişlerini ardından evlenmiş oldu. Büyük şölen devam ederken Bala hala saydırmaya devam ediyordu. Tendü ve Temur’un kollarına girmesiyle bağıra çağıra gerdek odasına çıkartılmıştı. Temur kapının dışında sabırla beklerken elinde olmadan gülümsedi. Adama azıcık acımıştı. Bir ömür… Hadi kardeş neyse de ya bir ömür böyle biriyle geçer miydi? Eee dedi içinden etme bulma dünyası böyle bir şeydi. Bala Tendü’nün yanında tehditler savurmaya devam ederken yaşlı kadın oralı bile olmuyordu. -Sus artık sus. Kafamın içinde ziller çalmaya kelebekler uçuşmaya başladı. Azcık kadın olacaksın. -Neeee? -Sus dedim. -Tendü senide öldürürüm. Çekil önümden dedim. Bak canını yakmak istemiyorum. Çekil. Defolup gideceğim. Hiç biriniz izimi bulamayacaksınız. Çe killl… -Odadan hiçbir yere çıkmıyorsun. Deli misin sen kızım? -Çıkmıyor muyum? Ahhh hançerlerimi neden getirmedim? Neymiş sonra gelecekmiş. -Eee… Hançerlerin yanında olsa ne olacaktı? Beni mi kesecektin? Tendü, ellerini beline dayayıp tam karşısında duralamıştı. -Ne yapacaktın dedim? -Ben biliyorum ama neyse. Tendü’yle epey ağız dalaşının ardından yaşlı kadın daha fazla dayanamayıp odadan çıkmıştı. Söylenerek odanın içinde dolanmaya başladı. Pencereden aşağı baktığında kalabalığı görünce kaçma girişimine bir süre ara vermesi gerektiğini anlayıvermişti. Bu sırada Alp Tolga zorla kapıdan içeri atılmıştı. Genç adam kıpırdamadan durmuş, adeta donup kalmıştı. Nasıl bir işkenceydi? Bir müddet önündeki kapıya baktı. Sırtı Bala’ya dönük kapıyı yumruklarken sesini iyice yükseltmişti. -Açın kapıyı sizi geri zekâlılar, açın dedim. Bala sinirle iki kolunu göğsüne bağlayıp tek ayağının üzerine abanıp yaylandı. İçinden; “Eeeeeee…” Kapının önündeki, bağırmaları sonuçsuz kalınca şeytanları üzerine gelen Alp Tolga gerçeklerle yüzleşmek için geriye dönüp, Bala’ya doğru bir kaç adım atıp durdu. Yüzündeki, tiksinti ve nefreti görmemek imkânsızdı. İkisi de her an patlamaya hazırdı. Alp Tolga; -Seninle hiç işim olmaz. Sakın boş hayale kapılma. -Al benden de o kadar sevimsiz. -Asla, duydun mu asla diyorum yanıma yaklaşmayacaksın. Bala; -Canıma minnet. Ayılıp bayılıyorum sana serseri. Al benden de o kadar kör oğlu kör. Alp Tolga’nın alaycı kahkahası odanın içinde yankılanınca Bala daha çok öfkelenmişti. -Kör müyüm? Sende çok haklısın. Gerçekten körüm. -Yaaa demi. Gökten inen meleksin. Yazık olmuş sana acıdım şimdi. Ne yapsak bilemedim. -Bana bak cüce, boyuna posuna bakmadan ettiğin onca lafları tartarak konuşmanı tavsiye ederim. Beni tanımadığın için şimdilik hoş görüyorum. Had bilinecek. -Haddimi çok iyi bilirim. Elinden geleni yapmazsan adam değilsin. Salaklığını, beyinsizliğini saymıyorum bile. Kas gücünü bir şey sanan gereksiz. Balanın sinirle karşılık vermesine bozulmuş muydu? Çoookkk… Ah amcası arada olmasa bu yer cücesine yapacaklarını çok iyi biliyordu da adam hem amcası hem de ülkenin tek hâkimi olunca… İçi sürekli sakin kalmak için telkinde bulunuyordu. -Yaaa değil mi? -Aynen. -Bana bak ucube. Sakın etrafımda dolanma -Sende benim etrafımda olma gereksiz et yığını. -Hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim. Bala sakince başını salladı. -Kendi çöplüğünde ne yaparsan yap sakın alanımın içine girme. Yerim seni… Daha bu cücenin neler yapacağını bilmiyorsun. Bende hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim. Sana soracak değilim. -Sen sabır, sen sabır dedim ulu bozkurt. Gırtlaklamama bir nefeslik süren kaldı. Bil diye son kez uyarıyorum. Sabırla derin derin soluklandığında Balanın öfkeyle yumruklarını sıktığını gördü. -Burası senin inin duydun mu? Kapın. Eli ile kapıyı işaret etti. Bala duyduklarını hazmetmeye çalışırken nefretle gözlerini kısıp ellerini beline dayamıştı. Bu akılsız ona inin mi demişti. Şeytan diyordu ki; “Düşür yere, çık üzerine onca ağırlığınla tepin dur. Olmadı dirseğinle nereye geldiyse vur. Tırnaklarını geçir o tapılası surata. Pislik hergele.” Öfkesine hâkim olmaya çalışarak başını hızlı hızlı salladı. Bakalım daha ne cevherler dökülecekti. Alp Tolga; -Üst kat tamamen bana ait. Oraya adım dahi atmayacaksın. Sahi sen ne türsün ya? -Sus cevap verme beyni olmayan morona diyorum ama hala kışkırtmaya devam ediyorsun. Tür mü dedin sevimsiz piç? Kas ve etten oluşan yaratımı yapılırken akıl koymayı unuttukları sevimsiz hergele. Çok meraklıydım o güzel suratına. -Ağzını topla. Kadınmadın demem. Ne terbiyesiz şeymişsin beeee… Seni gerçekten eşi yapacak adama şimdiden acıdım. Bala’nın sinirden gözleri iyice seğirmeye başlamıştı. Öfkeyle gözlerini kapatan kaşların geri iterek anında cevaplamaktan geri durmadı. -Sensiz ya kocacığım, evimin erkeği sensin aşkım… Bir ömür boyu mutlu mesut yaşayacağız sevgilim. Ayy bak heyecandan kalbim nasıl da çarpıyor. Alp Tolca şaşkınlıkla bakıp bir adım geri kaçmıştı. -Iğğğğğ… Tanrım korusun. Hiç hayale kapılma. Sesini duymayacağım dedim. Bu evde ölüden farksız olacaksın. Kendi alanından dışarı çıkarsan seni tanrın korusun. -Beyni olmayan daha tanrının olmadığını bile bilmiyor. Alp Tolga iyice geriledi. İçinden; “Hem akılsız, hem inançsız, hem de ucube. -Yüzüne peçe takmadan dışarı adımını atmayacaksın. Yazık kale halkına. -Neee? Neyi varmış gül gibi suratımın? Sinirle haykırınca Alp Tolga derin, derin soluklanıp, gerilmiş olan boyun kaslarını gevşetmek adına sağa sola oynattı. -Neyin mi varmış? Diyorum ki acı bana ve halkıma. Işıltınla bizleri yok etme… Odandan dışarı ancak öyle çıkabilirsin. İninde ne yaparsan yap istersen kendini boğ. Mutlu oluruz. -Kendini boğsan nasıl olur pis serseri. Ahhh hançerlerim şimdi yanımda olacaktı da sen böyle konuşacaktın haa… O dilini çoktan uçurmuştum. İnan. İnanmazsan kapıdaki Temmur’a sor. Yapar mıyım yapmaz mıyım? -Hançerleriyle dilimi kesecekmiş. Sen yürek yemişsin belli. Kadın daha beni hiç tanımıyorsun. Dilini kısa tutmanı tavsiye ediyorum. Yoksa sonuçlarına katlanacaksın dedim. Bir süre Bala’nın hareketlerini izlemişti. Hayır, kadına hiçbir lafın ulaşmadığı aşikârdı. Hangi dilce konuşuyordu ya da hangi dilden anlıyordu. Kalede kalacak olursa kısa sürede bu kadını öldürebilirdi. -Bana baş şişko kalemden istediğin zaman istediğin yere gitmekte serbestsin. Git ve sakın gelmeyi düşünme. Eğer gelmeyecek olursan bu kararın beni ve halkımı çok mutlu edecektir. -Çok meraklıydım sana ve halkına. -Sesin asla diyorum asla çıkmayacak. Alt katı kullanmayacaksın. Görmeyeceğim seni. Hayalet olacaksın. -Emrin olur kocacığım. Sen yeter ki iste aşkımmm… Hayalet olur tepene binerim artık. Gün içinde yüzümü göstererek korkudan donuna kaçırırsın geceleri de rüyalarına çökerim. Gelsin hayat. Pek güzel olur kocacığım? Bütün dediklerini tek tek anladım. Emin ol ki harfiyyen uyacağım sevgilim. -Kime diyorum kime dedim. Elimden kaza çıkmasını istemiyorsan yerini bileceksin. Benden, yaşama alanımdan uzak dur ne halin varsa gör. Bana göz ucu ile baktığını görmeyeceğim. Bala, didişmekten yorulmuştu. Beyni olmayan moronla ne konuşulur, ne de halden anlamasını bekleyebilirdi. Konuştukça daha çok sinirlenecekti. Ona da değmeyeceğini fark edince sakince yatağa oturdu. İyice kırılmıştı. Bir an başını yere eğdi. Gözlerindeki yaşa engel olmaktan vaz geçmişti. -Biliyor musun kas yığını, herkes senin gibi doğuştan şanslı olmuyor. Hayat altın tepsilerle bana sunulmadı. Keşke senin gibi şanslı olabilseydim. Giyindiğin kibir elbisesi kör olmana sebep olmuş. Hemen sinirlenme… Böyle bir bedenin içinde sen ya da kale halkından birileri de olabilirdi. Hep asıl Bala’yı göstermeyi, bedenime kimsenin takılmamasına uğraştım. Sonuç mu? Gözlerinden akan yaşlara aldırmadan Alp Tolga’ya baktı. -Babam bile beni ucube olarak görüyorken sana bir söz söylemeye hakkım olmamalı. Bu bedeni asla istemedim. Seni de istemediğim gibi. Emin ol ki aynı duyguları paylaşıyoruz. Seni asla istemediğimi bildiklerinden kaçmamam için bir yığın askerle kalene getirtildim. Yine emin ol ki yol boyu kaçma girişimlerim oldu. Sonuç? Buruk gülümsedi. -Karşındayım. Başarısız oldum ve senden bu ağır hakaretleri işitme cezasını çekiyorum. Alıştım. Anlıyorum ben bile bana katlanamazken sen de haklısın tabi. Alp Tolga bir an durdu. Sanki içi acır gibiydi. Sesi daha insancıl çıktı. -Üzgünüm. Bin yıl kadınsız kalsam da ölürüm daha iyi. Baştan anlaşalım. Özgürsün dilediğini yapmakta özgür. Sadece o kadar. Ortalık sakinlediğinde, gerekli ayarlamaları yaptığımda amcamı ikna ettiğimde ayrılırız. Bala sessizce başını salladı. -Başka kas yığını beyni olmayan? -Nasıl yaşarım diye hiç korkun olmasın? Ayrıldığımızda eski düzenin devam edecektir. Sana ancak bunun garantisini veririm. Ve ulu bozkurt aşkına gerçekten yanıma gelme. Geleceksen de şu yüzünü gizle. Sesini duyduğumda ürperiyorum. Bala hüzünle başını salladı. -Tamam. Ne zaman ayrılacağız. Süre koyalım. Alp Tolga, çenesini ovuşturup düşündü. -En fazla altı ay sonra ikimizde bu oyundan kurtulmuş olacağız. Bala, önündeki ışığı görüyordu. Mahkûmiyetleri kısa süre olacaktı. Katlanabilirdi. Ellerinin tersiyle gözlerini kuruladı. -Şimdi şu lanet pencereden çık git ve beni benle bırak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE