6.BÖLÜM

773 Kelimeler
Düğün merasimi olanca hızıyla devam ederken, kaledeki dedikodular ayyuka çıkmıştı. Kimileri Alp Tolga için gelin seçiminin tam isabet olduğu düşünüyordu. Uslanmaz çapkın Moğolistan'da güzel kız, kadın bırakmayacaktı. Eli maşalı gelin onu hale yola sokacağa benzerdi. Ah bu kadar da çirkin olmasaydı daha iyi olacaktı. Kimileri içinse beyleri kurban ediliyordu. Han'ın emri olduğundan hiç kimse ulu orta ses çıkartmamıştı. Develerin kesildiği şölenin başladı meydanda ateşler yakılıp, meşaleler yerleştirilmişti.. Alp Tolga, Han'ın yanında tüm suratsızlığı ile ayakta duruyordu. Bir ara Han’ın kulağına eğilip; -Amca ne olur acıyınız. Yapamam, bu gudubet suratla, asla hayatımı birleştirmem. Ne istersen kabul ederim. Yeter ki evlenmeyelim. Sultan han ağırca başını çevirip tek kaşını kaldırarak sevgili kocasının elini tutmuştu. -Kes sesini Alp Tolga. Saygılı olacaksın. Alp Tolga yerinde kıpırdandı. -Amca dedim. İyice eğilip sinirle sesini alçalttı. -Amca lütfen sen olsan böyle beter kadına bir saat bile katlanır mıydın? Han, sakalını sıvazlarken düşünceyle eşine bakmıştı. İçinden; “Çocuk haklı canım. Neresinden tutarsan elinde kalacak.” Gülümsedi Alp Tolga’ya omuz atmıştı. -İçi çok güzel içi… Ten geçici lordum ten geçici. İnsan nelere alışıyor. Evliliğine de alışırsın. Alp Tolga; -Ben savaşmaya gidiyorum. Han sırıtarak konuşmasına devam etmişti. -Nikâhtan sonra istediğini yaparsın. Ama gerdek olacak. Sultan’ın emridir. -Neee? Ölürüm daha iyi. Sultan han; -Öl o zaman Alp Tolga öl. O gerdeğe girilecek. İşte o kadar. Sıkıysa girmede görelim seni. Alp tolga, hızla Sultan Han’ın dizlerine kapandı. İki elini tutup başını ellerine dayadı. -Ya sultanım gözlerinde mi bir şey var? Sen olsan çocuklarını kurban eder miydin? Sultan ağır, ağır Alp Tolga’nın başını kaldırdı. Muzipçe gülümsüyordu. -Eğer oğullarımdan her hangi biri senin yaptığın haytalığı yapsaydı yani diyorum ki kadınların tepesinden inmemiş olsaydı inan ki oğlum inan ki daha beterini yapardım. Delercesine Alp Tolga’ya baktı. -Bu evlilik olacak ve küçük bey sen istesen de istemesen de ölene kadar sürecek. Sakın kaçayım deme. Alp Tolga imdat dercesine amcasına bakmıştı. Han sırıtıp; -Alışırsın… Alışırsın. Bir de bakmışsın dünya güzeli olmuş. Hem kaledeki süren ne kadar evladım? Sultan hemen araya girdi. -Gerektiği kadar kalede kalınacak gerektiği kadar dedim. Bala hala olayların şaşkınlığını yaşamaktaydı. O öğleden sonra Sultan Han da dâhil olmak üzere Bala’nın güzelleşmesi için uğraşmışlardı. Vücudunun şekle girmesi için korseler geldi. Tüm itirazların sonunda Bala hazırlandığında odadaki kadınlar dikkatlice genç kıza bakıyordu. Tendü, kadın olmuyor dercesine kederle başını sallarken, Sultan’a gülümsedi. -Oğlana yazık olmasa mı Sutan’ım? Sultan bilmiş, bilmiş başını sallamıştı. -Ala ala Bala sinirle ellerini yumruk yaptı. -Sizleri duyuyorum. Ben yokmuşum gibi davranıp durmayın. Teyzeee dedim. Sizde biliyorsunuz. Bu çok saçma. Evlenmek kim ben kim. Sultan’a döndüğünde ağlamak üzereydi. -Teyze dedim sana. -Sultan han diyeceksin edepsiz. Bala şişko bedeni ile odasın içinde dolanıyordu. O şişmanlığa o atiklik görülmeye değerdi. Bir akrobatın çevikliğine sahipti. -Teyzemsin ya. Sultan hanmış. Neden ben? Neden? Bırakın beni kitaplarımla doğaya, hayvanlarımla huzur içinde yaşayayım. -Hadi hadi oyalanma. Senden iyisini mi bulacak. Bala sinirle çemkirdi. -Bütün Moğolistan’daki kadınlar teyzeciğim. Bir an adamcağızı görünce benim bile ayağımın bağı çözüldü. Sultan Han kıkırdadı. -Eeee tapusunu da sana veriyoruz. Artık sen düşün. Tepe tepe kullan bakalım. -Hıh! Yüzünü ekşitti. -Görmedin mi sevimsizi? Nerdeyse kusacakmış gibi bakıyordu. Artık ne gördüyse? Kadınlar başlarını manidar sallayınca, -Ya bittim ben. Nasıl çekeceğim bu dünya yakışıklısını? Düğün nasıl oldubitti Bala anlayamamıştı. Bir hızla koluna giren Sultan Hanım ile din adamının önünde damadın hemen yanındaydı. Sonsuza kadar verilecek yeminde yan yana durduğu adama sinirle bakıp çemkirdi. -Hayır de, uzatma sevimsiz. Alp Tolga, aynı betlikle anında cevap vermişti. -Çok meraklıyım senin gül cemaline. Sen de bağır yakar. Yırt kendini, istemiyorum de. Niye gelirken yok olmadın ki? Bala kulaklarına inanamıyordu. Sinirle yerinde tepinince teyzesinin koluna baskısı ile o tarafa döndü. -Ne var teyze? Sultan ayağına tüm gücü ile basınca, bu sırada din adamının sorusu da aynı ana denk gelince... Ölüm de sizi ayırana kadar olunca… Aklı çorbaya dönmüştü. Din adamı; -Alp Tolga Noyan’ı eşin kabul ediyor ona sağlıkta sıhhatte eş yoldaş olup yiğit cengâverler doğurmayı kabul ediyor musun? Tabiki de etmiyordu. Ne saçma bir soruydu. Kulakları iyice uğuldamaya başladı. İçindeki panik büyüdükçe büyüdü. Ne demişti karşısındaki sevimsiz? Teyzesi de bir taraftan beynini kemirip duruyordu. Sultan; -Kitaplarını babanın evinden alacak mısın? Hızla ona döndü. -Evet, teyze alacağım. Aynı anda Sultan; -Duymadım canım bu kulağım az işitiyor. Sinirle gözlerini açtı. -Evet dedim teyze ne ağır işitiyorsun. Etrafta alkış seslerini duyunca anlamsızca çevresine bakındı. Yanındaki adamın dişlerinin arasında sadece kendisini tısladığını duymuştu. -Ne oldu teyze? Ne gürültü böyle, hiçbir şey anlamadım. Bu aptallar ordusu neyi alkışlıyor? Neyi kaçırdım? Alp Tolga; -Sen bittin gör bak sana neler yapacağım. Benden kocalık hiç bekleme. Bala da ondan aşağı kalır değildi. -Öyle bir niyetim de yok. Alp Tolga neredeyse yerinde tepiniyordu. Boğazındaki ip ha çekildi ha çekilecekti. Din adamı aynı soruyu sorduğunda hiç tereddütsüz -Hayır. Milyar kez gelsem de bu yanımdaki ucube ile evlenmem.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE