Alp Tolga mı? Gözleri önünde cereyan eden kargaşayı panik duygusu büyüyerek izlerken o an öleceğini zannetti. Hayatında onca savaşa girmiş, onca zorluklara göğüs germişti. Sinirle sarayın penceresinden bakan Han amcasına baktı. Han bıyık altından kıs kıs gülerken keyifle sakalını sıvazlayıp başını yan çevirdi.
-Hanım sence de çocuğa yazık etmiyor muyuz?
Sultan Han eşinin koluna yapışıp, gülümserken sıkıysa sözümün üzerine söz söyle bakışını göndermişti.
-Saçmalama. Denkler denk. Bala, Moğol’un el aklı başında kızıdır. Karışma işime dedim. Bu nikâh kıyılacak.
Han, karısına bakınca içi kanatlanmış oralardan kaçma telaşına düşüvermişti.
“Eyvah yeğenim sen bittin. Senin için kendimi yakamam. Koca generalsin başının çaresine bakarsın.”
Alp Tolga'nın ise aracın dışına fırlatılana bakarken gözleri iyice açılıp kaşları olabildiğince kalkmış, ağzı bir karış açık içindeki merak duygusu artarken, bunun yanında bu beladan nasıl kurtulacağının hesabını yapma telaşına düşmüştü de aklı uçup gitmemiş olsaydı. Küçük bir ergenden hiç farkı yok gibiydi. Görmek istemediği tombul elin sahibini normal zamanlarda olsa merak bile edebilirdi de o zaman şimdiki zaman değildi. Boğazını sıkıntıyla ovaladı. İçi sanki idam sehpasına doğru adım adım gittiğini fısıldarken sakin durabilmek her geçen saniye iyice zora girmişti.
“Neye benziyordu bu yer altı zebanisi?”
Bala, Temur’un çekiştirmesi ile arabadan neredeyse düşer gibi çıkıp tam da Alp Tolga'nın kucağına uçtu. Alp Tolga gayrı ihtiyari düşmesini önlemek için kızın belinden tutunca bir an bakıştılar. Bala güçlü kolların sahibine hayranlıkla bakarken iç geçirmişti. İçi mi? Ya bu generalin kollarının arasından hiç çıkmaz, gözlerin içinde ölebilirdi. Moğol da hiç böylesini görmemişti.
Neydi canım? Yeryüzüne inmiş kanatsızın meleği miydi? Güçlü kuvvetli kaslı çok uzun ve heybetli, uzun saçları dalga, dalga omuzlarından aşağı dökülüyordu. Bir an onlara dokunmak istedi. Gülümseyerek iç geçirdi. Gözlerini kapattı. Gözleri gece gibi simsiyahtı. Yine iç geçirdi.
-Ahhhh o gözlerde kayıp olmak vardı ya?
Bala iyice genç adama sokulunca olanlar da oluverdi. Alp Tolga sinirle kollarının arasındaki kızı vebalıymış gibi hızlıca itivermişti. Alp tolga iç ses mi dış ses mi bilemeden sürekli kendisi ile savaş halindeydi.
“Ulu bozkurt aşkına! Yeryüzünde bundan daha çirkin biri olabilir mi? Burnunun yanındaki o koca et beni.”
-Iğğğğğğğ
Yusyuvarlak şekilsiz surat. Yüzünü buruşturdu. O kaşları neydi öyle orman çalısı gibi? Bu kızı hale yola sokacak hiç kimse yok muydu ya? Bıyıkları ve sakallarına ha birde tombul, tombul ellerini hiç saymıyordu. İçinden hızlıca uzun bir liste yaptı. Neredeyse kusacaktı. Altay omzuna dokunup sırıtınca;
-Şanslı hergele. Gelinin de yeryüzü meleği.
Alp Tolga, dişlerini sıkarak sadece onun duyacağı seste mırıldanmıştı.
-Öldürürüm seni sus. Eğer çok beğendiysen senin olsun. Hemen aranızdan çekilirim.
Altay panikle öksürüp yumruğuyla ağzını kapatmış ve anında cevaplamıştı.
-Almamayım kuzen. İşlim olmaz. Bir yastıkta kocayın yani…
Alp Tolga Bala’ya dokunduğu ellerini tiksinti ile üzerine silerken bu davranış Bala’nın gözlerinden kaçmamıştı. Hem çok sinirlenmiş hem de çok kırılmıştı. Yer yarılsa da içine girsem diye düşündü. Ölsem, ölsem bin kez ölsem de içine düştüğüm durumu yaşamasaydım dedi. Gururu yüzünden başını kaldırıp mavi gözleriyle karşısında ki erkek güzeline baktı. Başı ile selam verdi. Elini uzatarak;
-Bala
Alp Tolga, ellerini göğsünde kenetleyerek başı ile selam verdi.
-Size çalışanlar odalarınızı gösterecektir.
Alp Tolga, Bala tam yanından geçerken dayanamayıp ağzını açmamış olsaydı belki de daha iyi olacaktı. Ama…
-Keşke gelirken bir iyilik yapıp yok olsaydın.
Bala, sakin sakin yanından geçerken durup, ellerini beline dayayıp sinirle döndü.
-Bende aynı düşüncedeyim. Dedim ki içimden şu piç hergele kaleye ulaştığımızda sürpriz yapıp oralarda olmasa… Bu işkenceden kurtulsam demiştim.
Alp Tolga mı? Sözler kulaklarından içeri girmiyordu. Yumruklarını olabildiğince sıkıp yere salarken tehditlerine devamdı.
-Evet deme. Dersen hayatını karartırım.
Bala da aynı terslikle karşılık vermişti.
-Asıl sen evet deme. Çok canını yakarım.
Bala eteklerini hışımla toplayarak sinirle saraydan içeri girdi. Adamı boğası gelmişti. Hem kendini hem uzun saçlı yakışıklıyı boğmak belki de tek kurtuluşları olabilirdi.
Alp Tolga, Bala için orta katı ayırtmıştı. Orta kat sadece Bala ve yanında çalışanlara tahsis edilecekti. Kendisi en üst kattaydı.
Bala, sinirle odasına geçerken neredeyse ateş almıştı. Temur ve Tendü hemen arkasından odaya girdiğinde Bala;
-Öldürürüm bu hergeleyi.
Temur;
-Az sakin kardeşim az sakin olacaksın. Ne konuşmuştuk?
Balanın sinirden gözleri iyice dolmuştu.
-Görmedin mi hergeleyi? Bana nasıl hakaret ediyor. Ben o ağzını ikiye ayırmaz mıyım? Söyleyin ben o hergeleyi çiğ çiğ yemez miyim?
-Gördüm ama onlar senin içini bilmiyor yeryüzü cennetim.
Bala acı acı sırıttı. Eli ile kendisini işaret ederken ha ağladı, ha ağlayacak kıvama gelmişti.
-Ne cennet ne cennet . Dört oda bir salonum desene.
Tendü, sinirle ellerini beline koyup ortada duran gelin yatağının ucuna ilişmişti.
-Kusur bakma kızım. Adam haklı mı? Bence sonuna kadar haklı. Azcık kendine baksaydın. Ye ye ye… Nereye kadar? Sonra da çemkir dur.
Bala sinirle;
-Kalbini kırmayım.
-Kır kızım kır. Hep yapıyorsun. Erkekten farkın nedir de bakalım? Saç sakal kusura bakmada alası sende mevcut. Adam haklı. Acıdım cıvanıma sana değil de generale çok yazık olacak.
Temur başı ile Tendü’ye işaret yapıp ilgi ile Bala’ya göz kırpmıştı.
-Gonca gülüm bak sen üzülme her şey gönlünce olacak. O hergele de seni tanıdıkça her şeyin güzellik olmadığını anlayacaktır.
Bala, oldukça incinmiş ve sinirliydi.
-Eğer ben Bala hatunsam oğlum sen bittin.
Dadısı sinirle etrafı incelerken Bala’nın tehditlerini hiç önemsemiyordu.
-Damadın zevki ne de inceymiş. Burası da gerdek odan olmalı. Tüh yatağa keşke oturmasaydım.
Tendü, hızla kalkıp yatağı çabucak düzene sokuvermişti. Akşam düğün vardı. Öncesinde Han ve Sultan ile görüşecekti.
-Temur sen odana geç. Ben de bu deliyi hazır etmeliyim. Vakit daraldı.
Bala üzerindekilere bakarken odanın içinde ileri geri dolanıyordu.
-Ne var üzerimdekilerde. Hepsi temiz. Dışarıdaki hergele için özel bir gayretim olmayacaktır. Bu giysilerim bile ona çok fazla dadıcığım.
Tendü, duydu mu? İşine gelmeyen şeyleri asla duymaz o da Bala gibi bildiğini okurdu. Bala’yı itirazlarına aldırmadan kolundan tutup odanın içinden geçilen hamama sokuverdi.