Trafik ve kar yağışı yüzünden trafikte geçen saatler sinirine sinir ekliyordu. Evin büyük demir kapısından geçip ağaçlı yoldan devam ettiğinde diğerleri çoktan gelmişti. Taner kahvesini içiyor Tamer ise yaptıkları konuşmayı anlatıyordu. Hümeyra Hanım ise “Oğlumun paçasına yapışmaz yani eminsiniz” diyerek sorular soruyordu. Arabadan indiği gibi evin giriş kapısına yumruklarını indiren Dağhan resmen ateş püskürtüyordu. Hizmetli kapıyı açtığında içeri bir girişi vardı ki adımları resmen evi sarsıyordu. Salona girdiği anda babası ve annesini es geçip abilerine “Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz lan!” diye öyle bir bağırdı ki Melike ve Nare korkuyla titredi. Abilerini ilk defa böyle görüyorlardı.
Taner “Kendine gel koçum” dese de ortadaki sehpaya bir tekme atan adam “Ben kendimdeyim siz kendinize gelin. Ne demek lan Ceylan’ı otogardan alıp bana haber vermemek.” Dediğinde Tamer kaşlarını çattı.
“O kadın bu eve giremez. Ailemizden olamaz. Bunu sende biliyorsun.”
Ellerini saçlarına geçiren adam “Lan benim düşmanlarım yapar sizin yaptığınızı. Siz bana düşman mısınız? Seviyorum diyorum. Nesini anlamıyorsunuz? Niye sırtımdan bıçaklıyorsunuz?” derken sesi boğuk ama gürdü. Babası Tarık ise “Dağhan, abilerinle düzgün konuş. Dul bir yosma için bu evde huzur kaçıramazsın.” Dediği an Hümeyra Hanım daha da korktu çünkü genç adam belinden silahını çıkarmış büyük salon camına ateş etmişti.
“Dua et. Babamsın. Yoksa sevdiğim kadına o pis yakıştırmayı başkası yapmış olsaydı bu mermi kafasına girmişti.”
Taner kardeşinin yanına vardığı gibi omuzundan iterken “Aklını mı kaçırdın lan sen? Bir kadın için ailene bunu nasıl yaparsın? Baban o senin kendine gel yoksa” dedi ama ona dönen gözler ateş gibiydi.
“Yoksa ne lan yoksa ne! Hangi birinize bu zamana kadar öte git dedim ben he. Kimin kalbini kırdım. Tek bir şey ya sadece tek bir konuda sizden yardım istedim. Beni anlayın yanımda olun mutlu olduğumda destek olun istedim ama sonuç? Allah kahretsin zaten bir bok çukurunun içindeyim daha da batmama neden izin veriyorsunuz?”
Tamer de ayaklandı. Kardeşinin karşısına geçip “Onu kadına yalan söylemeden önce düşünecektim koçum sen. Bugün geçti karşımıza kardeşiniz benimle alay etti eğlendi. Güvenimi kırdı. Yalancının teki dedi durdu. Seni savunmak istedikçe lafı ağzımıza soktu. Geçmiş karşımıza bize laf ediyorsun. Sizin olurunuzun olmadığını daha net anladım ben çünkü kadını öyle bir kırmışsın ki güveni o kadar parçalanmış ki kardeşinizin zincirini tutun bana yaklaşmasın bile derken sesi buz gibiydi. Gözleri kızarmış yüzü solmuş. Hadi bir istemiyoruz da yükleniyoruz ama geçmişi zaten yaralı birine senin yaptıkların reva mı? Otur düşün.” Derken acımasızdı. Tokat gibi inen sözlerinin ağırlığı bir adım gerileyen adama bakmaya devam etti.
Başını sağa sola sallayan Dağhan “Ben onun gönlünü alır kendimi affettiririm ama siz eğer böyle devam ederseniz beni kaybedersiniz” deyip arkasını döndü ve evden çıktı. Acı çekiyordu. Öfkeliydi. Kime ne diyeceğini bilmiyordu.
Ceylan ise emlakçı Selami’nin yanında bir çay içti. Ardından eve geçtiler ve baktılar. Giriş kattı. İki odası bir salonu küçük bir mutfağı ve ayrı ayrı tuvalet banyosu vardı. Ev sahibi altı aylık peşin kirayı duyunca heveslenmişti. Sözleşmeyi yine emlakçıda yaptılar ve anahtarı teslim ettiler. Doğalgaz su ve elektrik için yola çıktılar ama sadece elektiriği halledebildiler. Genç kadına “Bak ev temizlenecek ve soğuk. Kar yayıyor hasta olursun. Hem eşya da yok. Gel bize gidelim yengen de çok sevinir.” Dediğinde Ceylan artık yalnız kalması gerektiğini patlamak üzere olduğunu biliyordu. Bu nedenle itiraz etti.
“Yok amca ben eve geçsem iyi olur. Hallederim hem bir şekilde.”
“Ama nasıl yapacaksın kızım?”
“Bilirsin sorun olmaz bana. Yardımların için çok teşekkür ederim Allah razı olsun.”
“Ne demek kızım ben her zaman buradayım tamam mı?”
“Tamam.”
Eve geçti. Sokağın başındaki ucuzluk yerinden önce bir ısıtıcı ve idaretenlik perde aldı. Ardından yanındaki yorgancıdan yorgan battaniye ve yastık. Karanlık olana kadar hepsini eve taşıdı. Temizlik kovası deterjan derken en son iki bidon su ve ekmek arası köfte alıp eve girdi. Elbise ile çok fazla üşüdüğünü fark ettiğinde ısıtıcıyı açıp birkaç sokak ötedeki giyim mağazasına girip kalınından iki eşofman takımı, hırla, iç çamaşırı ve bolca çorapla terlik aldı. Diğerlerinin yanına elindekileri bırakıp suyun birazı ile odanın birinin zeminini sildi. Işığı yakıp perdeleri camın denizliklerine çıkıp taktı. Saatini kontrol ettiğinde kapanmadan yorgancıdan bir de sünger döşeği aldı. İnceydi ama idare ederdi.
Saat dokuz gibi kapısını kilitlemiş üzerini değiştirmiş yer yatağını hazırlamış ve oturmuştu. Çok üşüyordu. Isıtıcı tam karşısındaydı ama bu üşüme başkaydı. Kalbi üşüyordu. Ruhu titriyordu kaldığı enkazın altında. Boğazı düğüm düğümdü. Ayranını açtı. Sonra da soğumaya yüz tutmuş ekmeğini açıp bir lokma ısırdı. Lokması ağzında büyüdü. O kadar zor yuttu ki saatlerdir boş olan midesi daha fazlası için hem ısrar etti hem de bulanıp kötü hissetmesine neden oldu. Bir lokma daha yedi. Yedikçe canı yandı. Canı yandıkça gözleri doldu. Yanağından yaşlar süzülürken elleri titredi. Sonunda beş ısırığı zor alıp yediği ekmeği poşetine geri koydu ve sırtı duvara yaslıyken omuzları sarsılarak ağlamaya başladı.
Sesi çıkmasın diye kısıktı ama nefesi kesiliyordu. Sol yanı sızladıkça genç adamı fısıldadıkça elini yumruk yapıp göğsüne vuruyordu.
“Al işte güvendin sevdin. Beğendin mi başına gelenleri. Yalanlar hoşuna gitti mi? Öğrendin mi kimseye güven olmayacağını. Seni kimsenin çıkarsız sevemeyeceğini anladın mı? Daldığın uykudan uyandın mı? Bu dünyanın altının da üstünün de sana haram olduğunu bildin mi? Asla sevilmeyeceğini, kusurlarınla tek başına geberip gideceğine inandın mı? Her başını okşayıp seviyorum diyenin sevmediğini gördün mü?”
Göğüs kafesi acımıştı ama duramıyordu. Yatağına uzanıp yastığa ağzını kapadığında “Aaaaaağğğğh!” diye haykırdı. Dakikalarca ağladı. Bir yanı o seni sevdi dedi diğer yani hiç sevmedi. Bir yani mecbur kaldı derken diğer yani eğlendi dedi. Seni sevmese dokunmadı diyen yanına gülen acımasız yanı sadece zevki için aldı seni altına dedi. Başkasının acımasızlığı bir noktaya kadar çekilirdi de kendi acımasızlığı insanı ölüme sürüklerdi.
Ceylan o gece ağlaya ağlaya sığındığı yorganın içinde uykuya daldı. Sürekli kabuslar gördü. İrkilerek uyandı. Hepsinde de Dağhan baş roldü. Karşısına geçiyor yüzünde alay ve tiksinti dolu bir ifadeyle “Gerçekten seni sevdiğimi mi düşündün? Gerçekten seni isteyeceğimi mi zannettin? Sen çok aptalsın. O kadar aptalsın ki eğlendiğimi gibi anlamadın.” Diyor arkasını dönüp giderken derin bir kuyunun içine düştüğünü hissediyordu. Bu o kadar kötüydü ki her defasında tüm kemikleri kırılacakmış gibi bir his veriyordu.
Sabah uyandığında biraz olsun sıcak olan odanın içi ile kımıldandı. Oysa ne çok istemişti sevdiği adamın koynunda uyanmayı lakin artık imkansızdı. Çünkü öyle bir adam yoktu. Bir hayal ürünüydü. Sahteydi.
Kalkıp aldığı bidon suyla elini yüzünü yıkadı. Ardından şöyle bir eve baktı. Ne yapabileceğini düşündü. zaten soğuktu. Hemen buzdolabına lüzum yoktu. Ama çamaşır makinesi şarttı. Bir de çekyat aldı mı şimdilik onu idare ederdi. Ayağına bot da almalıydı. Topuklularla kalmıştı. Saatini kontrol ettiğinde iç çekti. Camdan baktığında ise karın epey bir tuttuğunu görünce korkmadı değildi. Çünkü resmi daireler tatil olabilirdi. Hemen telefonundan haberlere bakmak istedi lakin aldığı hat tl yükleme şeklindeydi ve internet paketi yoktu. Ofladı. En azından simit peynir alıp açık dükkan bulabilirse ayağına bot alabilirdi. Eşofman takımının üzerine kabanını giydi. Ayağında ise topuklu olacağından ince çoraplarını yeniden giyip kalınları da cebine attı. Cüzdanla telefonu da cebine koyunca ısıtıcıyı kapadı. Bir şey olur korkusu vardı. Evden çıkıp sokağın sonundan cadde boyunca yürümeye başladığında açık ayakkabıcı görmek sevinmesine neden oldu. Ayakları buz kesmişti. Hemen girdiğinde selam verdi. Bot istedi ve kullanışlı bir tane alıp ayaklarındakini çıkardı. Kalın çorabını giydiğinde mağaza sahibi tuhaf tuhaf bakıyordu.
Botu giyip topukluyu da poşete koydurdu. Ödemeyi yapıp çıkınca önüne çıkan börekçi de sıcak bir çay ve simir yedi ama zar zordu o da. Selami amcayı aradığında dükkanı yeni açtığını su ve doğalgaz için onu almaya geleceğini söylediğinde sevindi çünkü dolmuşlarda sürünmek istemiyordu. Taksi bulmaksa resmen işkenceydi.
Çayı bitince eve geçti. Adamı beklemeye başladı. Geldiğinde ise aradı ve genç kadın çıkıp arabaya bindi. Önde adamın eşi de oturuyordu. Kısa bir selamlaşıp konuşmaya başladıklarında kadın sitem etti.
“Ah be kızım ne demeye gelmedin. Sıcak yemek yer dinlenirdin. Çok kırıldım sana. Baksana uyuyamamışsın da gözlerin şiş şiş olmuş.”
Ceylan gülümsemeye çalıştı.
“Olsun yenge başka zaman uğrarırım ben yine.”
“Sen bilirsin kızım ama unutma yalnız değilsin buralarda tamam mı?”
Sıcak bir gülüş içten edilmiş birkaç kelime insana iyi hissettiriyordu. Şu ara en ihtiyacı olan şeydi. Birkaç saatte hızlıca işlemleri hallettiklerinde genç kadını evin önüne bıraktılar. Akşam olmadan doğalgaz için gelip açılım yapacaklardı. Apartmana girdiğinde derin bir soluk aldı ama aldığı soluk boğazında tıkalı kaldı. Buram buram Dağhan kokuyordu. Sertçe yutkundu. Titreyen ellerine bacakları da katıldığında ne yapacağını bilemedi. Kendi kendine “Buraya da gelmiş olamaz. Beni bulmuş olamaz” diye mırıldanıp anahtarı kapıya taktığında kilitli olmadığını fark etti. Kaşları çatıldı. Kilitlemişti. Yani kilitlemesi lazımdı. İçeri girdiğinde ince koridorun sonundaki odada birinin aldığı derin solukların sesini işitebiliyordu. Dudaklarını ıslatıp adım attı. Kapıya ulaştığında açtı ve yer yatağında yastığına sarılmış uyuyan Dağhan ile gözleri büyüdü.
“Ama sen” dedi lakin devamı gelmedi. Isıtıcı açıktı. Oda sıcacıktı. Üstelik bir çekyat ve küçük de olsa televizyon vardı sehpasıyla birlikte. Kalbi o an ağzında değil resmen kulaklarında atıyordu. Kaşları çatılırken sinirle soludu. Tam uyandırmak için eğilmişti ki adamın duruşuna ve kendine tezat masum yüzü elinin havada yumruk olmasına yetti.
Başını yana eğip onu izledi. Sonra bunun canını yaktığını hissedip doğruldu ve kabanını çıkarıp çekyatın bir köşesine attı. Oturup dirseklerini dizlerine yasladığında elleriyle yüzünü ovdu. Bekledi. Adamı dürtüp bağırıp çağırıp evden atabilirdi ama yorgundu. İç çekip geri yaslandı. Bir an tek bir an tüm bunların rüya olmasını diledi. Sonra hayal etti. En başından. Kendini doğru tanıtsaydı ve yaşadıklarını onun kim olduğunu bilerek yaşasaydı. Eğer öyle olsaydı evet başlarda yaşı sorun eder mafya olmasından korkardı ama sonraları bir şeyleri değişirdi. Sevgisinin gerçekliği onu ikna ederdi. Belki de etmezdi. Emin olamıyordu ama aldatılmak da hakkı değildi. Yalanlar dolanlar onun zaten tüm hayatında içinde düştüğü balçıklı çukurdu ve bir kez olsun o çukurdan çıkacağına inanıp elini uzatmıştı lakin daha beter düşmüştü.
Abilerinin sözleri yankılandı kulaklarında.
“Benim kardeşim başkasına karılık yapmış kadını kendine kadın diye almaz. Olsa olsa hevesini alır keyfini sürer sonrada bırakır. Sen kendini vazgeçilmez sanma. Bir iki peşinden gelir ikna etmeye çalışır ama sonra vazgeçer. Hiçbir erkek bir kadının ikinci kocası olmayı kendine yediremez. Midesi almaz. Anladın?”
Ne de ağırdı. Resmen genç kadının kullanılıp atılacak biri olduğunu evlenemeyeceğini bir erkeğin artığını olduğunu ima etmişlerdi. Kalbi acıdı. Bu cümleler kafasında döndükçe de kırgınlığı ile siniri arttı. Sonunda ayağa kalkmadan “Hey, uyan” diyerek sesini biraz yükseltti. Ev bol olduğu için yankı yaparken Dağhan’ın eli anında beline gitti ve silahını çıkarıp sağa sola bakmaya başladı. Gözleri büyüyen kadın ise ona kaşlarını kaldırıp bakıyordu. Sonunda Ceylan’ı fark ettiğinde soluğunu bıraktı. Kadının kokusuna o kadar bulanmıştı ki duymamıştı geldiğini. Silahı indirip beline taktığında genç kadın “Senin ne işin var burada?” diyerek sertçe sordu.
“Senin için geldim. Konuşmamız gerekiyor.”
“Hayır gerekmiyor.”
“Ceylan, güzelim lütfen.”
Burnundan derince soluyup nefesini bırakan kadın yüzünü sıvazladı. Saçlarını geri attığında boynunu oynattı. Her yeri bedenini kasmaktan kaskatı olmuştu. Sonunda sesi duygudan yoksun bir şekilde konuşurken hala adama bakıyordu.
“Ne konuşalım mesela? Önce adının net olarak ne olduğundan başlayalım mı? Serkan değilsin. Murat’sın ama genelde sana anladığım kadarıyla Dağhan diyorlar. Koca Yasari ailesinin oğlu. Mafya babası. Başka? Bana başka ne anlatabilirsin?”
Ayağa kalkan adam yanına gelmek istedi ama bu defa da Ceylan kalkıp dokunmasına izin vermeden uzaklaştı. Yatağa geçip oturduğunda yutkunmuştu.
“Dokunmadan, temas etmeden anlat ne anlatacaksan.”
Ellerini teslim olur gibi kaldıran adam temkinliydi.
“Tamam. Dokunmuyorum. Ben, seni ilk kardeşinin düğününde gördüm. Tanımıyordum. Benim salona girdiğim sıralarda sen kardeşinle gelini horona kaldırdın ve oynamaya başladınız. O an dikkatimi çektin. Normal şartlarda asla bunu yapmazdım ama sana o an vuruldum. Merak ettim. Yaşın, kim olduğun neler yaşadığın benim için muallaktı. Bir ara kayboldun. Dışarı çıktığımda gördüm seni. Dönerciye giriyordun. Peşinden geldim. Dikkatini çekecek miyim merak ettim. Diğer kadınlar hep tipime ağırlığıma ilgileri olurdu. Sende de işe yarayacak mı anlamaya çalıştım. Yan masanda oturdum. Seni izledim ama benden tarafa hiç bakmadın. Telefon konuşmalarına şahit oldum. Ayağına tuzu devirip özür dilediğinde bile öyle uzun uzun bakmadın bana bakışlarını kaçırdın hemen sonra gittin.”
İçi anlık titrese de ellerini kucağında sıkan kadın o anı hatırlamaya çalıştı. O kadar kötü bir zaman içindeydi ki etrafında olup bitene kendini kapamıştı. Ama adamın anlattığı olayı hatırladığında başını salladı. “Sonra” deyip bekledi. Bir kez bu konuşmayı yapmalı ondan sonra da uzak durmasını söylemeliydi.
“Sonra, adamlarıma seni araştırmalarını söyledim. Çok sürmeden bilgilerin geldi. Mehmet’in ablası olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Lakin yine de merakım, o garip dürtü beni ileri gitmeye zorladı. Sosyal medya hesabını buldum. Seni gördüm ve inceledim. Yaptığın işlerine baktım. Oğlunu, hayatını daha da merak ettim. Biliyorum çok saçmaydı ama sana iş için yazdığımda amacım sadece tanışmaktı. Sense bana güvenmedin başta sonra tamam dediğinde ise ben sana kendimi çoktan Serkan diye tanıtmıştım.”
Kaşlarını çatan genç kadın “O işten gelen parayı fazladan verdin değil mi? Sırf bana acıdın belki de borçlandırmak istedin.” derken sesinde şüphe vardı. Artık kime neye güveneceğini bilmiyordu. Başını şiddetle iki yana sallayan adam “Hayır. Asla öyle bir düşüncem olmadı. El emeğin çok güzeldi. Üstelik yalan yok senin yaptıkların daha önceki yaptırdığımız atölyeye göre çok daha iyiydi. Aldığın o parayı sonuna kadar hak ettin. Üstelik ne sana acıdım ne de saçma bir borç konusu aklıma geldi. Sadece tek başına ayakta durmaya çalışman hoşuma gitti. Güçlü olduğunu öğrendiklerimle anladım. Bir şekilde yardım etmeye çalıştım.” dediğinde genç kadın bir dal sigara yaktı. Dizlerini kendine çekip bir kolunu dizlerine sardığında “Devam et” diye telkin de bulundu.
“Evden ayrılmıştın. Eşya bakıyordun kendine düzen kuruyordun. Zorlanma diye bir şeyler yapmak istedim.”
Ceylan yaşadığı küçük aydınlanma ile “Yoksa o eşyalar” dedi ama sustu. Gözlerini kapayıp alnını ovarken “Tabi ya. Kimse babasının hayrına sıfır eşya vermez adama o parayla. Salak kafam nasıl anlamadım.” diyerek kendi kendine konuştu. Dağhan onun bu halini gördükçe daha da köşeye sıkışıyordu. Eli ayağına dolanıyor ne yapacağını bilemiyordu. Adamı telefonun yerini tespit ettiğinde gece yarısını geçmişti. Sokağa arabayla girmiş evin önüne park etmiş ve orada öylece durmuştu. İçeri girmeye cesaret edememişti.
Sabah genç kadının çıktığını gördüğünde ise özlemle baktı. Saatlerdir ondan uzaktı ve lanet olsun ki deli gibi özlemişti. Adım adım takip etmişti. Ceylan’nın kafasının ne kadar dolu olduğunu ve etrafını fark edemediğini de o an anlamıştı çünkü belki de on adım arkasındaydı ama kadın farkında değildi.
Bindiği araba ile gittiği yerleri Dağhan da dolanmıştı. Sonunda da ondan önce eve gelip içeri girmiş yatağını görünce oturup beklerken Serkan ile Ali hemen bir çekyat alıp içeri taşımıştı. Kısa sürede uyumasına ise şaşmıyordu çünkü iki günden fazladır uykusuzdu.
Şimdi ise yüzleşiyordu. Gözlerindeki hayak kırıklığı ise kendi kafasına sıkma nedeni olabilirdi.