4 AY ÖNCESİ…. ESENLER OTOGARI
Tüm gece sabaha kadar koltuğun üzerinde iki büklüm yolu izlemişti Ceylan ve kafasında bir şeyleri oturtmaya çalışıyordu. Aslında bir şeylerden midesinin bulanması lazımdı. Kullandığı araba, kaldığı ev, sürekli olarak ciddi oluşu, ara ara gelen telefonlar, İstanbul seyahatleri normal bir müdür ya da firma görevlisi için bir tık fazlaydı. Bazı anlarda büründüğü sert görünüm ve maddi olarak asla bir şeyleri düşünmemesi ip uçları veriyordu ama nereden bilebilirdi ki sevdiği adamın hem mafya babası hem kardeşinin asker arkadaşı hem de kendinden beş yaş küçük olacağını. Rüyasında görse sabah uyandı mı “Hasiktir lan götüm açıkta kalmış benim” der geçerdi. Oysa şimdi tam da bunu yaşıyordu.
En çok içine oturan da kendi tüm çıplaklığı ile ona açılmışken aptal yerine konmasıydı. Evet, sorun ederdi bazı şeyleri ama başkasından değil ondan öğrenseydi belki sindirebilirdi. Kalbi böylesine kırılmaz yaşadıklarının koca bir yalan olduğunu düşünmezdi. Sevgisinin bakışlarının ve dokunuşlarının bile yalan olduğunu düşünmek canını feci halde yakıyordu.
Nefesini yeniden içine hapsederken son mola yerine geldiğinde ihtiyaçları için indi. Biraz para çekti ve açık hat aldı. Telefondaki hattını çıkarıp onu taktığında hem sim karta hem de telefona kaydettiği numaralar önüne çıktı. Sabaha karşıydı ezan okunmuştu ve bu arayacağı kişinin namaza kalktığının bu sayede de uyanık olduğunun göstergesiydi.
Otobüse binmeden hemen köşeye çekilip bir sigara yaktı. Numaranın üzerine tıkladığında telefon çalmaya başladı. Soğuktu. Olduğu yerde sağa sola yürürken boynunu oynatıyor gerginlikten acıyan kaslarını rahatlatmaya çalışıyordu.
Artık kapanacağını ve açılmayacağını düşündüğü bir anda uykulu ses “Alo” dedi. Gözlerini kapayıp iç çektikten sonra “Selamın Aleyküm Selami abi benim Ceylan. Derya’nın arkadaşı. Ordu’ya taşınmıştım hani.” Deyip kendini tanıttı.
Derya, emlakçı Selami’nin en büyük kızıydı. İstanbul da aynı sokakta oturur çocukları aynı okula giderdi. Arkadaş olmuş iyi de anlaşmışlardı. Hatta Ceylan ilk boşanma kararı alıp ev bulması gerektiğinde en zor anında Selami ona yardım etmiş karakol yanında güvenli bir ev bulmuş anlaşmış ona hazır etmişti. Biraz sessizlik oldu. Arkadan “O kim bey” diyen hanımının sesini duydu. Selami ise “Bizim Derya’nın arkadaşı Ceylan yok mu kocasından ayrılan heh işte o. Bir sorun var galiba dur ben konuşayım önce” diyerek “Buyur kızım tanıtım aleyküm selam da hayır olsun bu saatte. Numaran da yabancı bir sorun mu var?” deyip genç kadına karışık verdi.
“Hakkını helal et amca vallahi çok zorda kalmasam bu saatte aramazdım.”
“Estağfurullah seni dinliyorum.”
“Amca ben İstanbul’a geliyorum yoldayım. Hatta son mola yerindeyiz. Ama bir sıkıntı var geldiğimde kalacak yerim yok. Bu nedenle seni aradım. elinde hemen anahtar teslim içine girebileceğim kiralık bir evin var mı? Altı aylık peşin vereceğim.”
Bunu söylerken hesabındaki parayı düşündü. Evi toparladı mı işe girer geçimini sağlardı. Başka çaresi yoktu.
Selami ise “Kızım var elimde bir iki yer ama olmadı birkaç güz bizde kalırsın. Biliyorsun yengele bir başımız bir peşimiz kaldık kızlar da evlenip gidince bize de yarenlik edersin. Sonra ev işine bakarız.” Dese de “Yok amca Allah razı olsun ama benim geceye kendimi eve atmam lazım. Geldiğimde elinde olanlara şöyle bir bakarız. Fazla büyük bir şey de istemiyorum bir artı bir bile yeter bana.” Deyip konuyu kendine çevirdi.
“Oğlun? O yok mu?”
“Yok. Oğlum babasında zaten İstanbul da.”
“Anladım ben seni evladım. Sen gel direkt inince emlakçıya ben de ev sahipleri ile görüşeyim gider bakarız. Senin istediğini anladım ben. Başka yerlerle uğraşmaz oraya bakarız.”
“Çok sağ ol amca. Bir de hakkını helal et ne olur bu saatte rahatsız ettim. Yengeme de söyle kusuruma bakmasın.”
“Sus bakayım deli kız ne kusuru. Beni aramasan darılırdım. Hadi sana iyi yolculuklar o zaman geldiğinde görüşürüz.”
“Görüşürüz amca.”
Telefonu kapadığında ikinci dalını içmişti. Arabaya bindiğinde yine en arka koltuğa oturdu. Sonra yanına gelen muavin “Abla parayı vereceksin değil mi başımızı belaya sokma” dediğinde çantadan çıkardı. Diğer yolcular binmeden muavin ile şoförün yanına gidip önce bilet parasını sonra da muavinlere vereceğini verip yerine oturdu. Beyni uyuşmuş gibiydi. Esenler teminalinde iner sonra da direkt eskiden yaşadığı semte geçip emlakçıyla işini hallederdi.
Hava aydınlanırken kar yağmaya başlamıştı. Öyle çok değildi ama baktıkça insan üşüyor gibiydi. ellerini birbirine sürttü. Sonra birkaç gün önce elleri üşüyor diye kendi kabanının cebine sokup ısıtan adam aklına geldi sanki çıkıyormuş gibi. Dudakları titredi. Sıcacık olan avuçlarına konan öpücükleri, aldığı çeşit çeşit bere atkı eldiven takımlarını, kalın süslü çorapları ve sevimli bulduğu peluş terlikleri. O an bedeni değil ama kalbi sıcacık olmuştu. Dağhan ona öyle güzel hissettirmişti ki belki de milyonuncu kez aşkı kalbinde at gibi dört nala koşup duruyordu. Şimdi ise koca bir dağ o kalbin üzerine yıkılmış enkazın arasında hayatta kalmaya çalışıyordu.
Saatler geçti. Kar başladığı için trafik İstanbul’a girdiklerinden itibaren yavaşladı. Öğleye anca terminale girdiklerinde ise herkes isyan ediyordu. Elindeki çantasını sıkıca tutan Ceylan ruh gibi arabadan indiğinde sağına soluna bakındı. İç çekip karın soğuk kokusunu ciğerlerine doldururken taksilerin olduğu kısma geçti ama onlar da güzergah beğenmiyor birçok yolcu ile sorun yaşıyorlardı. Elini alnına koyup ovarken hemen ayağının dibinde biri belirdi ve “Binin lütfen” dedi. Birkaç adım ötede siyah minibüs tarzı hoş bir araç durmuştu.
“Ne?”
Yorgundu. Uykusuz, aç, mutsuz ve isyan etme aşamasındaydı.
Kolundan tutan adam sakince “Ceylan Hanım binin lütfen Taner ve Tamer Bey sizinle konuşmak istiyor.” Dese de genç kadın etrafına bakındı. Neler olduğunu anlamak o an o kadar zor değildi elbette algısı kapanmamış olsaydı. Çekiştirilince boşluğuna geldi ve sendeleyince düşmesinden korkan adam hemen müdahale edip tuttu.
Dengesini sağlayan kadın ise arabaya baktığında gördüğü yüzle kaşlarını çattı. Nefesi kesilirken kalbi kasıldı. Gördüğü yüz Dağhan’ın on belki on beş yaş daha olgun hali gibiydi. Gözlerini kıstı. Dişlerini sıkarken kolunu tutan adam “Çek elini” diye hırlar gibi konuştu.
Bir adım geri attığında “O arabaya binmeyeceğim. Çığlık atıp herkesi başımıza toplamamı istemiyorsanız defolun.” Deyip arkasını döndü ama arabadan hızla inen Taner yanına vardığı gibi kolunu dirseğinden daha sıkı yakalayıp kendine çevirdi.
“Sana çok da meraklı değiliz. Dağhan’ın seni bulmasını istemiyorsan -ki şu an diğer terminalde bekliyor ve adamları her yerde- bizimle gelirsin. Sadece konuşacağız ve sonrasın da nereye gitmek istiyorsan siktir olup gidebilirsin.”
Sinirle soluyan kadın “Ona götürmeyeceğiniz ne malum” derken göz deviren Taner “Merak etme. Kardeşimizi dul çocuklu ve ondan büyük bir kadınla aşk yaşayıp evlenmesi için desteklemiyoruz. Biz de seni istemiyoruz. Ona rağmen. Anladın mı?” dediğinde kadının kahvelerindeki kırgınlığı ve acıyı fark etti ama görmezden geldi.
Ceylan ise bir köşeye oturup ağlamak istiyordu. Çünkü Dağhan ailesini anlatırken onu anlattığını hepsinin çok sevindiğini ve sevdiğini bu nedenle asla sorun yaşamayacaklarını söylemişti. Lakin abileri tam tersi ona tiksinti ile bakıyor nefret ediyorlardı. İstemiyorlardı.
Soluğunu verirken “Gidelim bakalım ne konuşacaksınız yalancı kardeşinizle ilgili.” Deyip adamın yanından geçtiğinde Taner “Benim kardeşim yalancı değil” diyerek uyarıda bulundu.
“Ya tabi kesin öyledir.”
Minibüse bindiğinde iki adamın karşısındaydı. Kapı kapanıp yola çıktıklarında Ceylan biraz da olsa ısındığını hissetti ama kalbi hala buz gibiydi.
Camdan dışarıya baktığında karın hızlandığını gördü. Dudaklarında buruk bir tebessüm oluşurken Tamer “Eee, anlat bakalım. Kardeşimin aklına nasıl girdin?” dediğinde kaşları çatılan kadın gözlerini ona dikti. Kahveleri kızarmış, yorgunluğu yüz metreden anlaşılıyordu.
“Ben kardeşinizin aklına girmedim. Aksine. Hep o bana yaklaştı. Bir oyun kurdu ve düzenbaz halleriyle bir ton yalan sıraladı. Yaşı, ailesi, işi, hatta adı bile.”
Alay eder gibi gülen Tamer “O böyle bir şey yapmaz” derken aslında yaptığını biliyordu ama kadını deniyordu.
“Ama yaptı. Bana adını önce Serkan dedi. Sonra iki adım var Murat de Serkan deme diye tutturdu. Firmada müdürüm sorumluyum dedi ama ne hikmetse mafya babası çıktı. Erkek kardeşimle aynı dönemde aynı yerde askelik yapmış ama bana söylemedi. Yaşı konusunda bir şey öğrenirim diye sakladı. Biz eylül gibi tanıştık. Beş ay. Beş kocaman ay boyunca yalanlar sıraladı. Bahaneler uydurdu. Aptal yerine koydu beni belki de eğlendi. Öğrendiğimde de ardıma bakmadan ondan ayrıldım ve buraya geldim. Siz karşıma geçmiş yalan söylemez diyorsunuz. Bunlar yalan değil de ne? Üstelik şu suratınızdaki iğrenme bile aslında verdiğim kararın doğruluğunu kanıtlıyor. Merak etmeyin kardeşinizin yakasına yapışıp beni al diye ağlamayacağım. Aksine onu benden uzak tutmanızı sizden rica ediyorum. Çünkü ben bir kez daha insanlara güvenmemem gerektiğini öğrendim kardeşiniz öğretti. Anlatabildim mi?”
Taner yüzünü buruşturdu.
“Bu çeneyle sana tahammül eden birini bulman zaten imkansızmış. Ne boş konuştun be. Ama haklısın. Sana yaklaşmaması için gerekirse kardeşimin kemiklerini kırarım ama yine de ailemize girmene izin vermem.”
“Meraklı değilim. Bana böyle yalanlar söyleyen birinin ailesinin de pek iç açıcı olduğunu düşünmüyorum.”
Tamer kaşlarını çattı.
“Bana bak o ağzını düzelt. Sen kimsin ki benim aileme laf ediyorsun. Ederin kaç lan senin.”
Burnundan aldığı soluğu bırakan kadın bomboş kahvelerle ona bakıp “Benim ederim sizin ederinizin çok üstünde. Bunu konuşma şeklinden ve haksızken haklı duruma geçme çabanızdan anlıyorum. Şimdi siz kardeşinizin zincirine asılın ve bana ulaşmasını engelleyin ben de hayatından çıkıp kendi hayatıma yön vereyim. Bu iş ve konuşma da burada bitsin. Yeterince açık olduğumu düşünüyorum.” Dedikten sonra saatini kontrol etti. Ardından telefonuna baktı. Çoktan bir olmuştu bile.
Konuşma daha fazla uzamazdı lakin Tamer zehirli dili ile bir şeyler söylemekten de geri durmadı.
“Benim kardeşim başkasına karılık yapmış kadını kendine kadın diye almaz. Olsa olsa hevesini alır keyfini sürer sonrada bırakır. Sen kendini vazgeçilmez sanma. Bir iki peşinden gelir ikna etmeye çalışır ama sonra vazgeçer. Hiçbir erkek bir kadının ikinci kocası olmayı kendine yediremez. Midesi almaz. Anladın?”
Kaşları çatılan kadın sinirle ve alay eder gibi gülümseyerek “Siz erkekler kırk kadının koynundan çıkıp evlenecek kız aradığınız da ve bulduğunuz da o kız sizi koca olarak kabul eder ama. Siz başka kadınların artığı olmazsınız değil mi? Boşanmış kadına her şey haram size geldi mi dünya cennet. Bu kafa yapınızla kardeşlerinize ve sizinle evli olan karılarınıza acıdım. Çünkü yarın öbür gün kınadığınızı yaşar yuvası bozulan kız kardeşiniz kapınıza gelirse ona da artık muamelesi yaparsınız. Hoş o kardeşiniz olur. Kimseye laf ettirmez bir kez daha aşık olursa yuvasını kursun diye yırtınırsınız ama başka bir kadına çirkin yakıştırma yaparsınız. Ne diyebilirim ki ilahi adalet var siz görmeseniz de. Ben sizi Allah’a havale ettim.”
Tamer ileri atılıp yine laf edecekti ki kolunu tutan abisi Taner kaşlarını çattı. Kadının kırgınlığını ve üzüntüsünü görebiliyordu. Öyle kardeşine yamanmaya çalışacak bir tip de değildi. Dili sivri korkusuzdu. Yoksa başkası olsa karşılarında hüngür hüngür ağlardı. Erkek kardeşine ilk defa bu konuda kızdı. Bir kadının namusunu ve gururunu kırmak hoş gelmemişti gözüne kendi de onca laf ettiği halde. Aracın içini sessizlik doldurdu.
Genç kadını gideceği emlakçının sokağının başında bıraktılar. Dik bir şekilde inen kadın ellerini cebine soktu ve yürmeye başladı. Ayağındaki topuklu ayakkabı üzerindeki ince elbisesi ve yüzündeki ölü duruşu yağan karın altında çok fazla tezatlığa neden oluyordu.
Bir süre minibüsün içinden iki kardeş de giden kadını izledi. Ardından uzaklaşırlarken Dağhan aradı.
Taner açtığında “Abi bir gelişme var mı? Burada yok” diyen adam Harem otogarında bekliyordu. Hava soğuktu ve genç kadının nasıl ayrıldığını bildiğinden bu hava da çok fazla üşüdüğünü kötü olduğunu tahmin edebiliyordu.
“Yok. Burada da bulamadık.”
“Aklımı kaçıracağım. Diğer otogarlara da inmemiş. Nerede bu kadın?”
“Yolda inmiş olabilir.”
Soluğunu bırakan Dağhan delirmiş gibiydi. Ceylan’ı kaybetmişti. Hem duygusal hem bedensel olarak. Telefonu kapalıydı. Ulaşamıyordu. Nerede bilmiyordu. Ne kadar üzgün kırgın olduğunu düşündükçe ona sarılıp kendi açtığı yaraları saramadıkça aklını kaçıracakmış gibi hissediyordu. O sırada bir adamından mesaj geldi.
Bunu görünce “Tamam abi” deyip kapadı. Mesajı açtığında “Dağhan abi sabaha karşı Metro park ganita dinlenme tesisinde kartı ile para çekmiş. Ödeme yapmış.” Dediğinde yutkunan adam “Telefon sinyali alabiliyor musun peki” diye geri döndü.
Birkaç dakika sonra arayan adam heyecanlı bir sesle “Abi hat değişmiş büyük ihtimalle çünkü numara üzerinden takibi yapamıyorum ama senin yüklediğin bizim gizli uygulama sayesinde telefonun kendi ıp adresinden şu an en azından hangi ilçede olduğunu bulabiliyorum. Nokta atışı yapabilmem için biraz daha zaman lazım.” Dediğinde sertçe yutkunan adam soluğunu bıraktı. Bulmuştu. Şükretti.
“Tamam koçum. Sen şimdi nerede onu söyle net konumu bulunca hemen haber ver. Acele et.”
“Emrin olur abi. Bu arada yenge şu an Küçükçekmece civarında.”
Telefonu kapayan adam hemen arabay geçti.
“Küçükçekmece’ye gidiyoruz.”
Yola çıktığında abilerinden habersiz her otogara yolladığı adamlardan biri Dağhan’ı aradığında cevapladı.
“Abi yenge Esenler otogara geldi ama onu Taner Beyler aldı. Buradan onların aracı ile ayrıldı. Peşlerine düştüm ama kendimi fark ettirmemek için daha sonrasında takibi bıraktım.”
Kaşları çatılan adam “Demek Taner Beyler aldı Ceylan’ı.” Derken sesi ölüm gibiydi.
“Evet abi. Müdahale etmek istedim ama yenge hemen binince bir şey yapamadım.”
“Tamam kapat.”
Önündeki koltuğu yumruklayan Dağhan “Sikerim lan böyle işi. Ben güvenip yardım istiyorum herifler arkamdan iş çeviriyor. Abim lan bunlar benim abim. Sevdiğim kadını onlara da emanet edemeyeceksem güvenemeyeceksem ne işe yararlar. Koca İstanbul aslan deyip önümde diz çökerken bunlar neyin peşinde amına koyim.” Diye bağırdı. Ardından “Sür eve. Önce onlarla hesaplaşacağım. Sonra da gidip sevdiğim kadını alacağım” diyerek kükredi.