1.5

3366 Kelimeler
Keyifli okumalar :) 3.GÖZ Acar, gözlerini kısarak Kuzey'i incelerken, kendi kaslı kollarını da bilerek germiş kaslarını gözler önüne sermişti. Aslında kendi yaşındaki göbekli amcalar düşünülürse o yaş grubunda kendisi de bir Kuzey sayılırdı ama kasları onunki gibi kalıp kalıp balon tarzında değildi. O denli iri ve hayvani(!) görünmüyordu. Elvin onun horoz gibi kabardığını görünce dik dik baktığı için açıklama ihtiyacı hissederek kadına eğildi. -Kesin hormon ilacı kullandı bu kessssin. Şuna bak Elvo, normal mi bu kadar kas?" Kadın tek kaşını kaldırınca elalarını kısarak baktı. "İnşallah Reva'yı böyle etkilemiyordur. Erir bunlar erir." -Acar, çocuğu didiklemeyi bıraksana. Ayıp yani..." Gözlerini deviren Acar karısının bu kibar uyarısına kulak asmadan boğazını temizledi ve film seçen grubun değil de tam istediği gibi Kuzey'in dikkatini çekti. -Kuzey, yaş kaçtı senin?" Reva, onun amacını anlayarak babasına dik dik bakmaya başlarken, Kuzey rahat bir tavırla cevapladı. -Yirmi sekiz." Acar yalandan gözlerini kısarak gülümsedi ve anladım der gibi baş salladı ama Kuzey Reva'ya döner dönmez Elvin'e eğildi. -Utanmaz herif, gencecik kızımın peşine takılıyor." Savaş, bu esnada yanlarına gelmiş ve söylediği şeyi duyduğu için konuşmadan edememişti. -Elvinle arandaki yaş farkına bakarsak sen de utanmaz bir herifsin." Kadın, Savaş'a hak verircesine kafa sallarken omuz silkerek izlemeye devam ettiği ikili aralarındaki atışmaya son vermiyordu bir türlü. Reva, Kuzey'e patlamış mısır yemesine dair nutuk çekmişti ama herif asla dinlememiş, bir tane bile ağzına atmamıştı. -Yağlı ve tuzlu. Tekrar ediyorum." Kız göz devirip ağzına iki yanağını dolduracak şekilde bir avuç dolusu atıp kola bardağına uzanırken, onun bardağını alıp, kendi su bardağını kızın eline tutuşturdu. Sağlıklı şeyler yeme ve içme olayını bu kız neden anlamıyordu? Reva, kaşlarını çatarak ağzını açmıştı ve birkaç çiğnenmemiş mısır ağzından Kuzey'in kucağına düştü. "Ağzını kapat." -Kolamı vermezsen hepsini kucağına tükürürüm." Tehditinde ciddi olduğunu gösterircesine mısırları dilinin ucuna doğru getirirken Kuzey, Elvin'e döndü. Onun bu huysuzluklarıyla fazla uğraşamazdı. Resmen çocuk gibiydi ve Kuzey bir çocuğa ancak 10 dakika katlanabilirdi. O da mecbursa. Çünkü on dakikadan sonra çok bunalıyordu. -Elvin Hanım." Elindeki atıştırmalıklarla yanlarından geçen kadın Reva'nın Kuzey'in bacağını cimcirdiğini ama genç adamın aldırmadığını görmüştü, ilgiyle onlara döndü. "Reva ilaçlarını içecek, ona bir su alayım. Mutfak ne taraftaydı." Tam bir centilmen gibi duruyordu ama aslında bunun bir oyun olduğunu anlamak zor değildi Reva için. -Ah, şurada hemen bahçe kapısından gir Kuzey. Hatta ben sana göstereyim." Kuzey'in elinden bardağı almaya çalışan kızı fark edince de kaşları çatıldı. "Reva! Meyve suyun nerede senin? Kola içme sakın soğuk soğuk." Kuzey, kibirli bir gülüşle dudaklarını kıvırınca huysuz bir şekilde armut koltuğa iyice gömüldü Reva. -Tamam anne." Dedi atarlı bir ergen gibi somurturken. Genç adam, Elvinle birlikte mutfağa doğru ilerlerken, taş yola sapmışlardı ve çiçeklerini görünce gülümsedi Elvin. -Çiçek sever misin?" diyerek bir sohbet başlatmak istedi. Tuhaftır ki ikisi de ilk tanışmaları hakkında konuşmuyordu. Genç adam kaşlarını kaldırıp kafasını sağa sola salladı. -Kaktüs değillerse hayır." İçten bir kahkaha attı kadın, eliyle belli belirsiz yanlarından geçtiği gülleri okşarken. -Bu Tutku'nun cümlesi. Aslında her insan çiçekleri sever. Sonuçta mezarımızda bile çiçekler bizimle olur, insanlar değil." Kuzey, tam Tutku'nun nerede olduğunu soracaktı ki mutfaktan çıkan Tuna'nın kafası aniden öne savrulunca ona su şişesi fırlatan kızı görmüştü. -APTALSIN ABİ APTAL!" Tuna, ağzında kekle koşarak yanlarından uzaklaşırken, Elvin yanlarına geldiği kıza uyarıcı bir ses tonuyla konuştu. -Tutku, ağabeyin o." Ufak kızın başına bir öpücük kondurup mutfağa girdiklerinde, Tutku da arkalarından gelmişti. Kuzey, onun Elvin'in kopyası olduğunu görebiliyordu. Resmen minyonluğu, saçları, gözleri, burnu her şeyi Elvin'i andırıyordu. -Saygı yaşla olmaz ki anne, hak edilir." Dedi kaşlarını çatıp annesinin yanına gelirken, Elvin gülerek iki bardak çıkardı ve delikanlıyla göz göze gelince iç çekti. -Biliyorum, sadece deliliğine ver diye ağabeyin o demiştim." Tutku sinirini atıp gülümsediği anda Kuzey'i yeni görmüş gibi gözlerini ona çevirdi, adamı bariz bir şekilde tepeden tırnağa inceledi ve hiç çekinmeden konuştu. -Bu evde her geçen gün kendimi daha ufak hissediyorum." Genç adam onun bu serzenişine dudak kıvırdı ve tezgahın karşısındaki kıza elini uzattı. -Sen Tutku olmalısın..." Tutku, kafa sallayarak elini sıktı onun. Koyu kahverengi gözleri sağ eldeki o pusula dövmesini hemen fark etmişti, çünkü dövmelere bayılırdı! Özellikle de hikayelerine... -Sen de Karayev olmalısın." Dedi açıksözlülükle. Elvin, Petek'in onu çağırması üzerine hemen geliyorum gibisinden eliyle bir hareket yapıp bahçeye giderken, Tutku konuşmaya devam etti. "Hapse girmişsin ama tuhaftır ki askerlik geçmişin var gibi görünüyor." -Ne?" Kuzey'in kaşları saniyesinde çatıldı ve karşısındaki bu 14 yaşındaki ufaklığı dikkatli bakışlarla inceledi. Şimdi daha korkutucu görünüyordu işte, Tutku bir adım gerilerken elini çekti. -Şey şu.. Ele dövmeyi genelde Azerbaycan'daki mafya adamları yaptırmıyor mu? Hapse giren mafya adamları... Ama ellerin nasırlı ve şirket sahibi, yeri rahat biri için bu garip. Bu da askerlik geçmişini düşündürüyor." Genç adam bariz bir rahatsızlık duydu, hatta hemen orayı terk etmek bile istedi. -Sen bunları nereden çıkardın?" Dedi dümdüz bir ses tonuyla. Tutku, omuz silkerek buzdolabına yürüdü ve kendine de bir kola doldurmak için şişeyi çıkardı. -Ben Sherlock değilim tabii, sadece dövmen hoşuma gitti ama Rüzgar ağabeyimle amcam konuşurken duydum." Onun sinirlendiğini fark edince de dolap kapağını kapatıp Kuzey'e bakmaya başladı. "Asker olmanın ya da hapse girmenin nesi sinir bozucu?" -Artık asker olmaman ve hayatının sikildiğini başkalarının bilmesi." Tutku, üzüntüyle kaşlarını kıvırınca ekledi. "Türkiye'de çok kişi bilmez bunları sadece. Yoksa sır falan değildi." -Üzülmen için sır olması gerekmiyor ki, gerçek olması yetiyor." Onun yaşına göre ettiği bu büyük cümleye kafa salladı delikanlı. Görünüşe göre bu ailenin kızları gerçekten zekiydi. "Asker olmayı hâlâ istiyor musun?" Diye bir soru attı aniden ortaya. "Reva ablam askerleri çok sever. Üniforma beğenisi bile var." Kuzey, duyduğuna dudak kıvırdı. Zavallı Tutku, o beğeninin fantezi de içerdiğini biliyor muydu acaba... Reva onu kafasında denizci üniforması haline sokup sevişmiş bile olabilirdi, öyle deliydi. -O zamanki insanla aramda çok fark var. Artık o adam olamam." Dedi tüm dürüstlüğüyle. "Reva ablanın başka bir üniformalı bulması gerekecek." -İlk defa bir erkek arkadaşı geldi buraya." Tutku'nun cümlesiyle tek kaşı havalandı. "Görünüşe göre üniformasız da hiç fena biri değilsin. Ve bu konuştuklarımız aramızda." Kuzey sır verir gibi etrafı inceledi ve kısık sesle söylendi. -Aramızda kalsın, şuana kadar herkes içinde favorim sensin Tutku." Elvin içeri girince de önemli detayı söyledi. "Reva da dahil olmak üzere." Tutku, zafer kazanmış gibi yumruğunu havaya kaldırıp az olduğunu fark ettiği kola şişesindeki kolayı bardağa doldurmak yerine kafasına dikerek uzaklaşırken, kendisi de Elvinle su alarak tekrar bahçeye dönmüşlerdi. -Nerede kaldın? Gel hemen." Reva bileğini çekerek onu hemen yanına oturturken, tek kişilik görünen armut koltukta neredeyse kucağına gelecekti kız. -Ne oldu?" Yeşillerin kaçamak bir şekilde sağa baktığını fark ettiğinde dönmek istese de kız onun kucağına yanaşmış kulağına mırıldanmıştı. -Eva'dan kaçıyorum." Kuzey, o anda karmaşık düşünceleri olmasa buna ciddi ciddi gülerdi. Gören de kaçtığı kız daha demin sarılıp bağrına bastığı bu bücür değil de, hulk gibi iri korkunç bir şey sanardı. "Ne gülüyorsun? Ne diyeceğimi bilmiyorum, ondan kaçıyorum. Erken affettim onu, hiç benlik değil." -Affetmedin, bir günlük ateşkes bu." Dedi genç adam, söylediği şeyi düzelterek onun içini rahatlatmıştı. -Ama çok mutlu görünüyor, affettim sanıyor. Bir gün detayını ona söylemeyi unuttum." Evayla göz göze gelir gibi olunca iyice Kuzey'e sokuldu ve yeşilleriyle dip dibe gelmek zorunda kaldı delikanlı. "En iyisi uyuyayım film bitene kadar, böylece konuşmayız. Sen de beni yatağıma taşı." -İyi alıştın." Adamın alaycı haline gözlerini kısarken umursamaz bir tavırla devam etti Kuzey. "İşim olmaz. Hem sen çıplak yattığını söylemiştin, seni soymakla uğraşamam." Reva, gülümseyerek ona yaklaştı ve fısıldadı. -Hatırlıyorsun demek... Merak ettin mi bilmiyorum ama evet çıplak yatacağım." Kuzey'e sürtündü biraz. "Odaya girer girmez ilk yapacağım şey tişörtümü çıkarmak olacak." İradesine karşı başlatmaya çalıştığı savaşı kabullendi Kuzey, bu yüzden onun oyununa dahil oldu. -Sonra?" Reva anlamayarak kaşlarını çatınca kulağına eğilip sesini kısmaya gerek duymadan, tüm çekiciliği ve tokluğuyla mırıldandı. "Sonra neyi çıkaracaksın?" Kız gülerken, dilini onun soruyu sormadan önce yaptığı gibi, alt dudağında gezdirdi. -Sonra sütyenimi çıkaracağım. Dantelli olanı giyebilirim, uyurken çok rahat oluyor." Bacak içinde adamın uzun işaret ve orta parmaklarının belli belirsiz gezintisini hissetti. -Hangi renk?" Kuzey'in ses tonunun koyulaşmış hali bir an gözlerini yummasına neden olurken, fısıldadı. -Hangi renk olsun?" Sonra bunun kendi kendine sorduğu bir şey olduğunu gösterecek şekilde hızla yanıtladı. "Siyah. Siyah olacak." Kuzey'in parmakları tüy gibi diziyle kalçası arasında bacağını okşamaya devam etti. Bu ufak temas çok hoştu, onun parmaklarının sert dokusunu yumuşak teninde hissetmek çok ayrı bir zevkti. "Parmak uçların çok sert..." dedi Kuzey'in boynuna yaklaşırken. -Bunun nedenini ailen biliyor olabilir." Reva kaşlarını çatarak geri çekildi ve onun gözlerine baktı. "Eski bir teğmen olduğumu ve hala silahlara ilgi duyduğumu." Yeşil gözlerde ne görmeyi beklediğini bilmiyordu. Merak? Üzüntü? Tedirginlik? Şaşkınlık? Beğeni gördü. Bu beklemediği bir şeydi. -Azerbaycan'ın en yakışıklı eski teğmeni olduğuna bahsine girerim." ses tonunda yumuşak bir tavır vardı. Elini, Kuzey'in bacağındaki elinin üzerine getirip tırnaklarıyla hafifçe dövmesinin üstünü çizdi. -Leytenant. Öyle denir, Azerbaycan'da." Reva, gülümseyerek onun yüzünü inceledi, leytenant deyişi bile öyle güçlü ve tonlaması öyle hoştu ki, insan ister istemez etkileniyordu. Tam bu esnada aniden kalçası hafifçe havalandı ve yeniden koltuğa gömüldü. Çünkü yanına bir anda oturan beden, armut koltuktaki havanın Kuzeyle kendisi arasında sıkışmasına neden olarak Reva'yı zıplatmıştı ve Kuzey'in eli de bacağından çekilmiş oldu böylece. -İlaçların kızım, unuttun mu?" Acar'ın elindeki iki ilacı dudağına tıkıştırmasıyla suyunu alan Reva, tek seferde yuttu verdiği hapları. "Şifa olsun güzelim. Kuzey sıkışmıyor musun orada? Malum... Yapılı bir gençsin. Geç kenardaki koltuğa istersen." -Sıkışmıyorum Acar Bey, sağ olun. Yerim gayet iyi." Reva, onun kabullenmeyip açıklama yapmasına gülmemek için kendini tutarken -elalar sinirliydi- Acar yalandan gülümsemeye çalıştı. -Değilsin değilsin, kaslı kaslının halinden anlar. Geç hadi kenara, ben kızımla yan yana oturacağım." Aslında rica etse giderdi ama Acar'ın emrivaki tavrı Kuzey'in de zıttıydı ve o hiçbir zaman kızların aileleriyle tanıştırılan sempatik beyefendilerden değildi, olamazdı. -Sanırım Reva da sıkışmıyor. Yana kayarsam ondan uzaklaşmış olurum." Acar ya sabır der gibi gökyüzüne baktı ve Reva da bu noktada müdahale etmesi gerektiğine karar verdi. -Baba sanırım üçümüz sığarız." Adam mecburen kabullenerek baş sallasa da aklına gelen fikirle aniden Reva'nın belinden kavradı ve kendisi ortaya geçince kızı sağına almış oldu. Böylece artık Kuzey kendisiyle dip dibeydi. -Köşede oturmayı hiç sevmiyorum." Dedi Kuzey'in kucağındaki mısır kasesini alırken, gerçi bu herifin hayvani cüssesiyle yan yana gelmek hoşuna da gitmemişti ama Revayla dip dibe bırakacak da değildi. "Yer misin?" Kuzey, mısır teklifini kafa sallayarak reddederken -Revayla hoş sohbetlerinin bölünmesine sinirli gibiydi- Acar kıza doğru eğildi ve onun duyabileceği bir şekilde fısıldadı.(!) "Ne biçim herif bu? Mısır yemiyor mu?" -Tı. Yağlı ve abur cubur şeyler yemiyor. Senin mısır tabağın nerede Acar Devran, benimkine ortak oldun?" Bunu derken bir avuç mısırı ağzına attığında adam sır verir gibi kulağına eğildi kızın. -Film başlamadan bitirdim yine. Elvin de üçüncü kaseyi vermedi." Dik dik Kuzey'e bir bakış atıp yeniden Reva'ya döndü. "Bu herife benzetecek beni herhalde." Kız istemsizde kıkırdadı ve bu da Kuzey'in onlara dönmesine neden oldu. -Film izliyoruz." dedi onlara kibarca(!) sus derken. Acar gözlerini devirerek Reva'ya döndü ve dudaklarını kıpırdatarak "film izliyoruz" dedi. Kız yine gülüp kendisine sarılınca kolunu ona iyice doladı ve göğsüne yasladı Reva'yı. Kuzey ikisine baktığı zaman da, zafer kazanmış edasıyla tek kaşını kaldırarak filmi izlemeye devam etti Acar. Kitabını okuduğu şeylerin filmini izlemezdi, sevmezdi ve yeteri kadar aktarılamadığına inanırdı Kuzey, bu yüzden Gurur ve Önyargı'yı izlerken çok pür dikkat izlediğini söyleyemezdi. Reva ise bu filmi izlemişti ama kitabını okumamıştı, çünkü Rüzgarla Tutku'nun sohbetine denk gelmişti ve Bay Darcy'i sevemeyeceğini hissediyordu, öyle tip adamlara tüm kitap boyunca katlanmak da hayli zor olurdu. Gözünü bir an bahçedekilerde gezdirdiğinde Kavinle uğraşan Aras'ı, uyuyan Bade'nin saçlarını okşarken filmi izleyen Savaş'ı, ara ara hâlâ Reva'ya bakan Eva'yı, aşk filmleri ona göre olmadığı için telefonuyla uğraşan Tuna'yı, kaşlarını çatarak Bay Darcy'e sulanan kızı izleyen Tutku'yu, Petekle sohbet eden keyifli görünen Elvin'i, diğerlerini... Hepsini tek tek inceledi. Reva her ne yaşamışsa bu aileyi hak ediyordu. Onun böyle bir ortamda olması çok büyük bir şans ve oldukça güzeldi. Ama kendisinin bu ailenin bir parçası olamayacağı bir o kadar da gerçek... Çünkü Asaf Karayev'in mirası sadece koca bir servet değildi, aynı zamanda sırları, düşmanları, nefretiydi ki Kuzey de bazen böyle bir ailesi olmadığına seviniyordu. Çünkü koruması gereken insan sayısı bu kadar fazla olursa beceremezdi. Onları korumayı beceremezdi. Evet sevgi en büyük güçtü belki ama aynı zamanda en büyük zaaftı. Birini sevdiğiniz zaman mutluluğunuz, umudunuz, hayatınız, aldığınız nefes bile o insana, insanlara bağlanırdı. Oysa insan hayatta tek başına olursa hep güçlüydü. En güçlü insan kaybedecek hiçbir şeyi olmayan değil miydi? -İkinciyi izler miyiz? Eva, Petek teyze Allah peygamber aşkına bu sefer aşk izlemeyelim." Tuna'nın yakarışına gülen kadın da Eva'nın yaptığı gibi onun kafasına göre takılması için kızla aynı anda omuz silktiğinde hepsi ikinci bir filmi izlemeye gerçekten karar kılmıştı ama Kuzey ayağa kalktı. -Ben gitsem iyi olur. İşlerim var, gece olmadan halledeyim." Rüzgar, hemen yanında belirdi. Elini uzattı Kuzey'e gülümseyerek. -Kalabilseydin keşke. Tanıştığıma memnun oldum Karayev." Al işte, tuhaf olduğunu gösteren bir şey daha. Onlar zaten tanışıyordu, şimdi neden yeni tanışmışlar gibi gülümseyerek böyle bir şey söylemişti ki? Yine de elini havada bırakmadı. Elleri birleştiğinde o da soğuk bir tebessümle baktı karşısındaki gence. -Kendine iyi bak." Dedi sadece. Hoş, barda bile Türk kahvesi içen biri tabii kendine iyi bakardı ama ağzından görüşürüz lafı çıksın istemiyordu, çünkü bir daha görüşmeyeceklerdi. -Kuzey ağabey, gel yine, bir dahakine pes atarız." Tuna'nın elini bilek güreşi yapar gibi sıkıp diğer eliyle omzuna vurması Reva'nın genizden gülmesini sağladı. Çünkü Tuna sıfır kol tişörtü ve dağınık kumral saçlarıyla ne kadar paspal ve zıpır duruyorsa Kuzey de takım elbisesi, düzgün biçimlendirilmiş saçlarıyla o kadar zıt ve otoriter görünüyordu. Kuzey ve pes? O da apayrı bir konuydu ya.. -İyi günler." Geri kalanlara baş selamı vermişti ama Elvin de onunla tokalaşmak için kalkınca karşılık verdi. Aniden beline sarılan ufaklıkla yüzü istemsizce gülümserken, Tutku geri çekilip tek kaşını kaldırdı. -İçimden bir ses yine geleceğini söylüyor." Dedi fısıltıyla. Kuzey, kafasını sağa sola sallarken, elleriyle kızın iki yanağını sıktı çocukla uğraşır gibi. -Yanılıyorsun, kara şövalye." Söylediği hitap kızı sinir eden yanak sıkma hareketinden sonra oldukça gülümsetirken, uyarıcı bir sesle ekledi Kuzey 14'lük cadıya. "Şu şeyleri içmeyi bırak, Reva seni kendine benzetmiş." Tutku, umursamaz bir tavırla omuz silkip yeniden kola almak için mutfağa gittiğinde Kuzey de arkasını dönüp demir kapıya doğru ilerledi. Tam arabasının yanına kadar gelmişti ki "şşş" diye seslenen kıza döndü. Birini unutmuş muydu yoksa... -Bay Karayev, bana veda etmeyecek kadar kaba olduğunuza inanamıyorum." Genç adam dudağının bir kenarını kıvırarak onun eski zaman kadınları gibi kibar ve omuzları tuhaf duran yürüyüşüyle yanına gelmesini izledi. Bu bile onda hoş duruyordu. "Müşkülpesent olduğunuz kadar küstah ve düşüncesizsiniz de. Yoksa bu hasta kızcağızı yatağında bir başına bırakmak başka türlü açıklanamaz." -Bir başına mı? Yirmi baş var içeride." Kuzey'in sitemle söylediği cümleye gülümsedi Reva. İncileriyle öyle gülünce de çok güzel görünüyordu be... Sanki hep ciddi biriydi ve güldüğü anlar çok beklenmedik, özelmiş gibi. "Ve ben vedalardan hoşlanmam." -Neden?" Diye sormak istedi. Söylediği cümleyi daha önce birinden daha duymuştu Reva. "Ben vedalardan hiç hoşlanmam." Cümlesi Efran'ın klasik sözüydü, öyle ki bir kahve içtiklerinde ve ayrılmaları gerektiğinde bile sadece elini havaya kaldırıp uzaklaşırdı. -Gereksiz bir hüzün ve kasvet." Dedi basitçe açıklayarak. "Seninle sarılmak, el sıkışıp vedalaşmak onca şeyden sonra garip olurdu Devran." Reva bu sefer kendine has yürüyüşüyle onun dibine kadar girdi, öyle ki ayakkabılarının uçları birbirine değiyordu. Denizin uzaktan gelen esintisi bile güçlüydü, ikisinin de saçlarına karışıyordu ama Reva'ya arkadan estiği için saçları da önüne doğru gelmişti. -Haklısın. Ama yine de bir vedayı hak ediyoruz." Dedi saçını yüzünden çekip kulak arkasına sıkıştırarak düzeltirken. Ellerinden birini Kuzey'in ensesine doğru çıkardı ve parmak uçlarında yükselerek adamın yüzünü biraz eğmesini sağladı, dudaklarının yanına, hafif çenesine doğru kayan bir noktaya dudaklarını bastırıp hafifçe geri çekildiğinde Kuzey'in ellerini bel çukurunda hissediyordu. "Beni bir daha görmemeye dayanabilecek misin?" sevimli bir küstahlıkla dudaklarına fısıldamıştı. -Daha zor şeylere dayandım." Cevabını verdi Kuzey ellerini onun sırtında okşar gibi hareket ettirirken. -Madem bir daha görüşmeyeceğiz..." Adamın ensesindeki elini yüzüne doğru getirdi ve sakallarını okşadı hafifçe. "Neden güzel bir veda etmiyoruz? Sonuçta ilk ve son kez olabilir." cümlenin sonunda Kuzey'in dudaklarına kayan yeşilleri yangın yeriydi. Onun bu baştan çıkarıcı, arzu dolu tavırlarına çekilmemek zordu. Güzel yüzüne yaklaşırken kızı, sırtı kapıya gelecek şekilde çevirdi ve arabayla kendisi arasına alarak kapıya yasladı. -Söylediğin türden bir vedanın ilk ve son olabileceğine kendin inanıyor musun?" Reva buna alaylı bir cevap verecekti ama kızın çenesini tutarak yüzünü kaldırdı ve ona doğru eğilip dudaklarını dudaklarına sürttü. "Sana dokunursam, bunun devamı gelir." Ses tonundaki yoğunluk, aşağıdaki bölgesine kıvılcımlar yolluyordu Reva'nın. Cinsel olarak hiç birine bu kadar çekildiğini hatırlamıyordu. Belki şu konumda bile Kuzey'in, kendi dudaklarına yapışmasına engel olan güçlü iradesi, onun bu kontrolü kendisini daha da azdıran şeydi, bilmiyordu. Ama onu sistemine ilk ve son kez alıp öyle sisteminden atmak istiyordu. Gerçekten böyle bir sevişmeye tanıklık etmezse evren ikisini lanetleyebilirdi. -Bunun nesi kötü?" Dedi ellerinin ikisi de Kuzey'in yüzünü kavrarken. "Yaparız işte. İstediğimiz kadar..." Kızın saçları hafifçe Kuzey'in çenesine çarpıyordu rüzgar yüzünden. -Bunu yapmamalıyız. Devam etmemiz çok zor." Reva kaşlarını çattığında onun kötü bir şey söylememesi için -çünkü ateşkes bitmek üzereydi- dudaklarının yönünü değiştirip kızın şakağına değdirdi. Dudakları sıcacık ve nemliydi. "Kendine çok dikkat et, Reva." Uzun sert parmaklarının saçlarında böyle nazikçe gezmesi uykusunu getirebilecek kadar huzur vericiydi. Ama buna rağmen onun bileklerini tutarak ellerini kendinden uzaklaştırırken, kibirli ama sevecen bir şekilde gülümsedi. -Sen de Kuzey. Bunu reddettiğine pişman olacaksın." Dedi büyük bir özgüvenle. -En büyük pişmanlığım bu olacak." Diye içten bir karşılık verdi Kuzey de. Bir süre yeşillerle siyahlar inatçı bakışmayı sürdürdü ama sonra Reva onunla araba arasından çıkıp, arkasını döndü. Yalıya doğru yürüdüğünde ve arkasına bakmadan demir kapıdan içeri girdiğinde de bir süre öylece dikildi Kuzey. Ona dokunmayı kabul etmek, Reva'yı yakmak ve onunla yanmak demekti. Onunla yanmak demek de Kuzey'in sonu... Çünkü onun gibi adamların hayatında bir kadına yer yoktu, biri ona saldıracağı zaman ilk kalbine saldıracaktı ve ne kadar kabullenmese de Kuzey'in bir kalbi vardı. Anne ve babasının defalarca parçaladığı, sevdiği ilk ve tek kadının ise cayır cayır yakıp geriye sadece kül bıraktığı hasarlı bir kalbi vardı. Kuzey, kimsenin kalp kırıklarını düşünmezdi bu yüzden. Bir cümle kurarken "acaba kırılır mı?" diye düşündüğü olmamıştı yıllardır. Sertti, kabaydı, acımasızdı ve soğuktu. Çünkü bunlar insanı her şeyden korurdu, birinin kalbini kırmak konusunda tereddüt duymamak zamanla senin de bir kalbin olduğunu sana unuttururdu. Ve bu noktada o alışmaya başladığın kabalık yabaniliğe dönüşür seni vahşi aynı zamanda güçlü kılardı. Kuzey Karayev, vahşi biriydi. Kimsenin ne düşündüğü, ne hissettiği, ne yaptığı zerre kadar umrunda değildi. Onu eleştiren kimse ondan daha iyi olamazdı, çünkü onun yaşadıklarını yaşasalar hiçbiri ayakta dahi kalamayabilirdi. O hayalleri, istekleri, gülüşleri, umutları ve saflığı elinden çekilip alınmış bir adamdı. Böyle bir adam yaşamak için neye ihtiyaç duyardı ki? Sevgiye mi? Sadakate mi? Aşka mı? Hayır. Güce. Sadece mutlak bir güce. Çünkü kendisini ezen hayatta güçlü oldukça intikam alıyordu sanki dünyadan. Zalimi yenmenin yolu zalim olmaktan geçer, Kuzey'in cümlesiydi. O artık bir zalimdi. Reva'ya kadar. Onun yaşadığı şeyler dünyada birçok kadının yaşadığı türdendi, üstelik çoğu onun gibi kalabalık bir aileye sahip olacak kadar şanslı bile değildi. O zaman neden ona üzülüyordu? Neden yaşadıklarını öğrendiğinde kendi çocukluğu mükemmel geçmiş gibi onun yaşadıklarına içerlemişti? Kendisine diklenen ilk kişi olduğu için mi? Ona kafa tutan ve istediğini vermeyen tek mücadeleci kadın olduğu için mi? Cesur olduğu için mi? Gözlerini bir an bile kaçırmadığı için mi? Gururlu, güçlü, merhametli olduğu için mi? Yoksa beklemediği anlarda vücudunda yarattığı beklenmedik reaksiyonlara sebep olduğundan mı? Tam da bunların hepsi için. Reva, onun için bir şekilde özel görünüyordu. Diğer kadınlardan değil, diğer insanlardan da aynı zamanda... Onunla birlikte yan yana duramazdı, bu bir benzinle ateşi aynı odada bırakmak gibiydi. Tehlikeli ve sonu belli. Reva'ya dokunduğu an vücudunda duyduğu zevk onda tutkuya dönüşecekti. Birinci sevişme, Reva'ya hayranlık duymasına neden olacaktı. İkinci sevişme, onun vücuduna bir sevişme sonrasında hala ne kadar aç olduğunu fark etmesine. Üçüncü sevişme, dördüncü bir sevişmenin de olacağına. Ve dördüncü sevişme de, onun artık devamı gelmesi beklenen bir tutkuya hatta devamında ihtiyaca dönüşmesine. Reva, sadece yatakta tutku duyacağı biri olmaktan çıkabilirdi, çünkü tanıdığı en dişli insandı. Nasıl çıkmasındı ki? İşte tam bu yüzden burada noktalanması gereken bir efsaneydi. Evet, efsaneler hep yarıda kesilirdi, başları hepsinin aynıydı ama sonları her yerde farklı yazılırdı, çünkü sonu asla iyi bitmezdi. Efsaneleri çekici kılan karakterlerdi, Reva yaşaması gereken bir efsaneydi. Kuzey de öyle. Ama ikisinin bir araya gelmesi, iyi bitmezdi. Bunu biliyordu adam. Birbirilerini yakıp, yıkıp, parçalayıp, öldürmekten beter hale sokup mahvedeceklerdi. Jeepine atladı, ışıkları yanan yalıya son kez baktı. Derin bir nefes alıp kafasını çevirdi. Ve arkasına bile bakmadan gitti. Kaçıyordu. Kuzey, Reva'nın getireceği belirsizliklerden kaçıyordu. Ve içten içe biliyordu ki, kız sebep olabileceklerini bilse bu kaçışı için ona teşekkür ederdi. •✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧• Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için, INSTAGRAM; tutkudevran Reva Devran Instagram> @revadevran Kuzey Karayev Instagram> @kuzeykarayev Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE