Yorum yapmayı lütfen unutmayın!
3.GÖZ
Üç Buçuk Sene Öncesi (Reva 19 yaşında.)
Reva, çatıda daha sert çarpan rüzgarın etkisiyle yanaklarının tokat yemiş efektine büründüğünü, buz kestiğini hissediyordu. Bu kadar yüksek bir binanın tepesinde aşağı bakarken, korkuyla kirpiklerini kırpıştırdı ve başını sağa sola salladı.
-E..Efran ben...Ben yapamam." Omzu üzerinden arkasına döndüğünde genç adamın kendisini yüzünde bir tebessümle izlediğini gördü. Saçları rüzgar yüzünden yer yer önüne gelmişti, burun kökündeki piercingin üzerine dökülüyordu.
-Yaparsın. Hadii, bu kadar ödlek olma." Onun yapamayacağını fark ettiğinde iki adımda önüne geçerek duvarı çıktı ve Reva'nın gözlerini kocaman açmasına neden oldu.
-Ne..Ne yapıyorsun?! İn aşağı!" Dedi tiz sesiyle bağırırken. Efran, gözlerini devirip kollarını iki yana açtı.
-Gelmezsen kendimi aşağı bırakıyorum." Reva, şaşkınlık nidası çıkarırken aldırmadan geri sayıma başladı. "Üç deyince. Bir...İki..." bugüne kadar ne dese yapmıştı. Kıza daha en başında"eğer numaranı vermezsen burun köküme -göz pınarlarına çok yakındı- piercing yaptıracağım demişti ve Efran ilk toplu seansta en nefret ettiği şeyin piercing olduğunu söylediği için buna inanmamış telefon numarasını da vermemişti Reva.
Ama sonraki terapide Efran'ı burun kökündeki piercingle görmüştü.
Efrandı, yapardı.
Resim yapmayı tutku derecesinde seviyordu, sanata ilgisi çok fazlaydı, sergilere mutlaka yalnız giderdi, insanlara fikrini sormayı hiç ama hiç sevmezdi, rock müziğine bayılırdı ama diğer müzik türlerini de arada dinlerdi, müzik ruhun gıdasıydı ve o oldukça oburdu, çok konuşan insanları da sevmezdi çok susan insanları da, babası dediğine göre pısırığın tekiydi ve bu yüzden gebermişti, annesi de kendince iyi biriydi fakat ona da kardeşine de çok iyi gelmiyordu. Fazla otoriter ve kuralcıydı. Uyuşturucu kullandığından ve öfke problemi olduğundan tedavi görüyordu.
Kuzey, uyuşturucu alan insanların güçsüz ve ölmeyi hak eden zavallılar olduğunu söylediğinde bu yüzden içerlemişti belki de Reva. Efran'ın öyle olduğunu kabullenmemek için...
-Aferin, o kadar korkak değilsin." Yanına gelen kız aşağı bakmamak için gözlerini kapatmıştı ama Efran onu kendine doğru çektiğinde açmak zorunda kaldı ve yüksekliği gördüğü an ağzından bir hıçkırık kaçtı. "Lafımı geri alıyorum. Gel buraya." Sadece birkaç kez kahve içmişlerdi -bu Reva'ya birkaç kurumuş papatyalı kitap hediyesinden sonra olmuştu- onun önüne geçip bu yüksekten aşağı bakacak kadar delirmemişti.
-Hayır...Ben bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Bu...Bu.. Çok fazla Efran." titrek sesinin duyulduğu korkmuş cümlelerine karşı Efran kafasını sağa sola salladı.
-Reva, korkular sadece kafandaki engellerdir. Seni içine hapseder. Yüksekten düştüğünde dizlerinin kanaması seni yükseğin kötü olduğunu düşünmeye iter. Ama inan bana bu yüksekten düşersen zaten beynin patlar ve acısını hissetmezsin bile." Sonundaki dürüstlüğü Reva'nın hem sinirini bozuyor hem de onun korkusunu yatıştırıyordu. Güven verici bir şekilde, genelde sert dokunulduğu an sıçrardı, kızın bileğine yavaşça dokundu. "Gel." Onun önüne geçtiğinde gözlerini yeniden kapattı Reva. Rüzgar deli gibi esiyor, ayaklarını yerden kesecekmiş gibi geliyordu. "Gözlerini aç, o kadar da yüksek değil. Şu arabalara baksana." Yeşiller söylediği arabaları takip etti. "Kırmızı olan favorim. Seninki hangisi?"
-Si..Siyah olan. Şuradaki." Efran, beğeni mırıltısı çıkardı. Elleri kızın kollarındaydı ve onu güvende hissettiriyordu.
-Tam senlik bir arabaymış gerçekten. Şuradaki çifte baksana." Bunu söylediği an çocuk kızın dudaklarına bir öpücük kondurmuştu ve bu Reva'nın kafasını çevirmesine neden oldu. O olayın üzerinden 2.5 sene geçmişti ama kendisini öpmeye çalışan bir zavallı çocuktan sonra iki saat ağlamasına bakılırsa vücuduna dokunulması hala alıştığı bir durum değildi. "Ne o? Öpüşmek kötü bir şey mi?"
-Hayır...Bilmiyorum." Efran, onun ne yaşadığını biliyordu. Bunu açıkça söylemese de hareketlerinden çok belliydi, Reva da onun bildiğini hissetmişti zaten. Bu yüzden geriliyordu konuşurken.
-Her zaman o kadar kötü değildir Reva." Kız kafasını aşağı yukarı salladı. Doğrusu tek tecrübesi o korkunç anı kalsın istemiyordu ama devam edecek cesareti nasıl bulacaktı bilmiyordu. Biri ona dokunduğu an kendini bu fikre alıştırmak istese de vücudu titriyor, tepki veriyordu. "Öpüşmek canını yakmaz. Seks de."
-Biliyorum, ama bildiklerinle tecrübelerin..." ağladığını çenesinden göğsüne damlayan yaşla fark etti ve burnunu çekti. "Efran, bunu aşmak istesem de aşamıyorum. Aşmayı gerçekten istiyorum ama nasıl bilmiyorum. Eskisi gibi değil belki ama derinde bir yerde canım hala yanıyor." Dedi tüm dürüstlüğüyle.
-Evet bunu görebiliyorum. Güçsüzlüğün, acizliğin o kadar ele geçiriyor ki seni, şuan ne kadar yüksekte olduğunu bile unuttun, esmer." Haklıydı. Öpüşmeyle açılan temas konusu onu o kadar germişti yükseklik artık korkutmuyordu.
Ama aniden öne doğru savrulduğunda ve ayaklarının neredeyse yarısı taştan ayrıldığında korkuyla gözleri açıldı. Kalbi atmayı bırakır gibi olurken, hızla geriye doğru fırladı ve kalçası, dirsekleriyle aynı anda zeminle buluştu. Efran onu önce öne sonra hızla arkaya ittirmişti.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki.
-Se..Sen!" Yanakları kıpkırmızıydı, gözleri inanılmaz derecede iri açılmıştı. "Sen beni ittin!" Efran omuzlarını kaldırıp indirdi ve duvardan zemine, kızın yanına atladı.
-Sana, bana güvenmeni kim söyledi aptal? İnsanlara güvenmemelisin, asla. Sadece kendine güven." Yanından geçip gidecekti ama Reva ona bir tekme savurdu ve ayağa kalktığı anda da yanına gidip yerdeki çantasını Efran'ın kafasına geçirdi.
-Gerizekalı! Ben...Ölebilirdim." Genç adam eğilerek ikinci bir çanta darbesinden kafasını korudu ve keyifle kahkaha attı.
-Ölmedin esmer, drama kraliçeliği yapma." Reva, kaşlarını çattı ve siyah saçları yüzüne yapışırken onun dizine botunun ucuyla bir tekme daha vurdu, sinirine geldiği için bu Efran'ı sendeletmiş, çıkık bir taşa da gelince yere düşmüştü.
-Aptal! Pislik!" Çantasını birkaç kez daha onun kaslı ama zarif bedenine vurdu Reva. Boyu uzundu ama vücudu kalıp kalıp kaslarla bezenmemişti, aksine zarif kaslara sahipti ve bu dağınık saçlarıyla, tarzıyla bir bütün içindeydi. Soğukta bile tişört giydiği zaman görünen dövmeleri o kadar karışık ve birbirinden ayrı ayrıydı ki tuhaf görünse de ona çok yakışıyordu. "Gerizekalı!" Tekrar vurduğu sırada Efran'ın ayağına takıldı ve onun üstüne düştü.
-Bunu söylemiştin." Dedi genç adam ellerini geriye yaslayıp uzanır gibi arkaya yaslanırken. Tüm darbelere açıktı, kendini korumuyordu. "Daha yaratıcı ol Rev." Dizini kırdığında onun kucağına doğru kayan Reva saçlarını çekiştirince yüzünü buruşturdu. "Kollarımı da cimcirecek misin?" Yeşiller kendisine öyle bir öfkeyle baktı ki, yüzündeki alaycı gülümseme yavaşça yok oldu. "İşte bu. Tutunman gereken şey tam olarak bu."
-Ne? Ne diyorsun?" Reva, ona gerçekten anlamadığını gösterir gibi bakarken Efran gece kadar siyah ve derin olan gözlerini devirdi.
-Şuan ölesiye korktuğun bir organın üzerindesin ve dudaklarımız arasında çok az mesafe var." Kız bunu saniye saniye idrak ederken vücudunu saran telaşla kalkar gibi oldu ama sesiyle engel oldu Efran. Çünkü onun kollarını tutarsa kızı daha da korkuturdu. "Hayır hayır, şimdi ödlek olamazsın. Sana dokunmayacağım." Kızın yeşillerindeki endişe yerini yeniden anlaşılmazlığa bırakırken gülümsedi. "Sen beni öpeceksin."
-Bunu hayatta yapmam!" Efran içten bir kahkaha attı onun bu gözlerini belerterek söylediği cümleye. Rahat bir tavırla kızın çantasını aldı, arkasına attı ve başını çantaya yaslayarak çapraz yaptığı kollarını ensesinin altına yasladı.
-İyi ölmeni bekliyorum o zaman." Dedi tüm dürüstlüğüyle. Reva, vücudunda korku hissetmiyordu, onun dediği gibi. Üstelik dokunmadığı sürece tehdit altında da değildi. Yavaşça onun yüzüne yaklaşırken -10 dakika sürmüştü karar vermesi- Efran gözlerini kapatmıştı. Sanki uykuya dalmaya hazırlanıyor gibi umursamazdı.
Reva, kısa saçlarını tek omzuna doğru ittirip onun yüzüne iyice yaklaştı ve dudaklarını dudaklarına yasladı. Efran'dan karşılık almayınca biraz kıpırdattı dudaklarını ve buna karşın aynı hareketin tekrarlanmasıyla biraz daha kıpırdadı. Ellerinden biri genç adamın yüzündeydi.
Dudakları üzerinde ılık bir dokunuş hissederken onun dili için ağzını araladı ve Efran dişlerinde gezinirken, ellerinden birini onun göğsüne yasladı. Kalbi çok hızlı atıyordu, kendisininki gibi...
Kanının nasıl kaynadığını ve endişenin nasıl zerresinin bile kalmadığını hissediyordu Reva. Korkmuyordu. Dudakları kıpırdarken, Efran'ın diliyle dili birbiri üzerinde kayarken ve nefes almak için ara ara ayrıldıkları, düşünme zamanı bulduğu o saliselerde bile... Ellerini onun elleri başının altında olduğu için kıvrılan kol kaslarına getirdi ve yavaşça sıkıp kucağında kıpırdadı. Sonunda öpüşmeleri sonlandığında yeşillerini aralamış ve koyu gözlerle karşı karşıya gelmişti. Ne diyeceğini bilmiyordu. Hala korkmuyordu ama devamı için de gücü yok gibiydi.
Bu ilk öpüşmesi sayılır mıydı yani? Öyle olmalıydı çünkü içinden ağlamak değil gülümsemek geliyordu. Kalbi hala çok hızlıydı ve esen rüzgar bile ona yaşadığını hisettiriyordu sanki...
-Bu şekilde olmalı." Dedi Efran, sesinde tutkunun getirdiği bir boğukluk olsa da her zamanki bilmişlik de mevcuttu. Reva'ya açıklamak isterken başını kaldırıp altından çektiği ellerinden güç alarak doğruldu ama yine de kıza dokunmadı. "Sevişirken, öpüşürken ya da her ne yapıyorsan üstte olmalısın. Sana nasıl dokunulacağını kontrol edebilirsin. Bu zevke üstten bakabilirsin, gücü elinde tutabilirsin."
-O zaman korkmayacağıma emin misin?" Efran, emin değildi ama Reva'nın sesindeki umudu yok etmemek için büyük bir ustalıkla kafa salladı onaylarcasına. "Yani...Seninle mesela... Eğer olursa...o şekilde sevişebilir miyim?" Doğrudan sorduğu soru Efran etkisiydi. Çünkü o bir şeyin direkt olarak söylenmesini severdi. Reva'dan numarasını istediğinde de kız kırmamak için bir şey söyleyecekken "direkt hayır de, zavallı gibi hissetmem" diyerek uzaklaşmış ve onunla birkaç gün konuşmamıştı. Ama sonrasında bazı cümlelerin altını çizdiği bir kitap hediye ederek -onunla konuşmadığı zamanlarda okumuştu- kızla konuşmuştu.
Efran, ona her zaman direkt olarak düşündüğünü söylemenin kırıcı olmadığını söylemişti. Evet insanlar her zaman doğruları duymak istemezdi. Zaten her doğru gerçek değildi ve saygısız olabilirdi. Ama fikirler yargılanamazdı.
Biri sana "Nasılsın?" Dediğinde "sana ne?" Demek saygısızlıktı, karşındakini kırardı. Durduk yere kalp kırmak, saygısız davranmak anlamsızdı. İnsanlar bir parça saygıyla bile gülümseyebilirdi. Bu yüzden cevap vermeden omuz silkip -çünkü iyi demek eğer değilsen saçma bir yalandı- "sen?" Demek içinden geldiği gibi davranmaktı.
Reva, Efran'a "Elbisen güzelmiş." İltifatına karşı "Elvin annem aldı." Diyince genç adamın "Çok ateşli görünüyorsun." cevabını hala hatırlıyordu. Kız kızarıp bunun ayıp olduğunu söylediğinde de kendisinin de böyle bir yorumda bulunabileceğini, bunun hiçbir cinsiyet için ayıp olmadığını söylemişti. Onunla tanışalı 3 ay olmuştu ama hayatına çok işlemişti. Ona kalırsa düşündüğünü söyleyen insanlar her yerde çekiciydi, çünkü fikirlerini gizleyenlere göre onlar hem dürüst hem de en cesurlarıydı.
-Bana güvendiğin için söyledin bunu. Öğrenmen gereken şeyler var. Korunmasını bile bilmiyorsundur." Cebini karıştırıp küçük ilaç paketini çıkardı. "Kız kardeşim unutmuş. Ceketimi giyip bunu unutacak kadar aptal birisi." Reva, ilacı istemsizce incelerken kaşlarını çattı.
-Bu ne?" Bilmemesi Efran'ı gülümsetti. Ona bir şeyleri öğretmek güzeldi. Günler geçtikçe kabuğunu kırıyordu. Ve onun bu derin, acılı, merhametli, naif, içten karakterini tanımaksa Efran'ın kendi kabuklarını paramparça ediyordu.
Reva'ya veda etmesi gerekecekti bir noktada, biliyordu.
-İlişki sonrasında hamile kalmamak için verilen bir şey. Önlem."
-Yani..Kız kardeşin de sevişiyor mu?" Eslem 18 yaşındaydı, kendisinden bir yaş küçüktü. Sorduğu sorudaki şaşkınlık Efran'ı güldürdü.
-Elbette. Bu doğal bir şey. Çocuk iguanaya benziyor ama..." kaşını kaldırıp omuz silkti. "Yapacak bir şey yok. İnsan doğası." Reva'nın ilaca çok uzun baktığını fark edince kaşları çatıldı ve ilacı yavaşça ucundan çekerken kızın yeşilleri kendisine çevrildi. "Sorun ne?"
-Elvin annem...O..." gözleri dolduğu için derin bir nefes aldı. Bu öpüşmenin üzerine ağlamak istemiyordu. Kısa ve özel olan o anı mahvetmek istemiyordu.
-Tecavüze uğradıktan sonraki gün bu hapı sana mı verdi?" Onun açıkça söylemesi gözlerini kaçırmasına neden olsa da kafa salladı Reva. Islık çalan Efran'a göz ucuyla bakmak zorunda kaldı ama. "Alkışlanacak hatun, yapılacak en mantıklı hareket." Kıza acımadan tamamen uzak bir içtenlikle gülümsedi. "Ağlayıp sızlanma Reva, bu kötü bir olay ama dünya bunun için hayatını mahvetmene değmez." İstemsizce kaşlara çatıldı Reva'nın dolu gözlerine tezat bir öfkeyle.
-Bunu yaşamadığın için bilemezsin!" Dedi sesi yeniden bağırmaya yakın hale gelirken. "Söylemesi rahat oluyor tabii." Ondan yeniden yumruk yemek istemiyordu Efran çünkü kızın birkaç kez bahsettiği aldığı dövüş dersleri gerçekten kolunu acıtmasını sağlamıştı.
-Söylemesi rahat çünkü bunu tek sen yaşamadın Reva. Ne yani hayatın boyunca tüm bedenlerden uzak durup, ağlayıp, bu kötü olayı bedeninle... Özür dilerim." Ellerini havaya kaldırdı. "Cesedinle mi taşıyacaksın? Bak, eğer bu olay için sonsuza kadar ağlayacaksan sana tavsiyem benim itmeme kalmadan oradan aşağı atla." Kızı kol altlarından tutarak yere oturttu ve ayağa kalktı. "Ayrıca benim neler yaşadığımı bilmiyorsun. Tecavüze uğramadığımı ne biliyorsun?"
Bu olabilir miydi? Öğrenmek ister gibi baktı ama Efran'ın gözlerinde bir şey aramak karanlık odada siyah kedi aramak kadar zordu. İmkansız değil ama çok zor...Onun gözlerindeki duygular, karanlık odadaki kedi gibi ara ara gözlerine sürtünüyordu. O istemedikçe bulmak, görmek imkansızdı.
-Sen..." ne diyeceğini bilemeyerek ayaklandı. "Ben, özür dilerim. Seni incitmek istemedim." Genç adam alaylı ve uzak bir gülüşle baktı ona.
-İşte bu yüzden hala seni yaralıyor. Çünkü insanların sana acıdığını düşünüyorsun." Reva onun tecavüze uğramadığını, sadece kendisinin tepkisini görmek için böyle yaptığını fark etti o anda. "Zavallı Reva, hala bu olayı aşamıyor. Kendini güçsüz hissediyor. İnsanların gözlerinde acıma belirtisi görmek canını yakıyor. Tecavüze uğrama ihtimalimi düşününce bana acıdın! Çünkü sen kendine acıyorsun." Kızı bu sefer korkmadan kollarından tutup sarstı. "Güçlü olduğunu fark et artık, anla bunu!" Gözlerindeki tüm samimiyetle devam etti. "Eğer seni asla anlamadığımı düşünüyorsan yaşadığın kötü tecrübeyi yaşamanın yolunu bulurum Reva." Kafasını sağa sola salladı kız, delikanlı ciddiydi çünkü. Genç erkeklere takıntılı bir sapık bulup sataşabilirdi Efran, gittiği o karanlık sokaklarda, öyle deli yürekti. Söylediğinde sonuna kadar ciddiydi ve bazen inatçı bir manyağın tekiydi.
-Hayır, yaşama. Bunu istemiyorum Efran. Beni anladığını biliyorum." Reva'nın kollarındaki ellerini yüzüne çıkardı ve yanaklarındaki ıslaklığı parmaklarıyla sildi.
-Ağlayan kadın görmek ereksiyonumu engelliyor." Islak kirpiklerini kırpıştırdı kız, konu değişimi hayran olmaktan çok korkulacak kadar hızlıydı.
-Ne?" Yere eğilip önce kendi sırt çantasını sonra kızınkini aldı.
-Seni öpecektim çünkü gözlerin bile insanı etkilemeye yetiyor, ama ağladığın için şuan yapmak içimden hiç gelmiyor." Kıza eğilip alnıyla saçı arasındaki bir noktaya öpücük kondurdu ve elindeki çantaları sırtlandı. "Şimdi sana Çin restoranında yemek ısmarlayacağım ve malum konuda..." bunu derken cebindeki hapı hatırlatmak ister gibi eliyle hafifçe cebine vurmuştu. "Sorularını cevaplayacağım."
-Sonra?" Reva'yı heyecanlandıracak kadar yaklaştı yüzüne.
-Sonra..." kızın dudaklarına ufak bir bakış atıp gözlerine baktı ama Reva kendisine hala ölü balık gibi bakınca göz devirdi. Onu, kendisini tekmelemeye çalışırken ya da bildiği bir konuda ukalalık taslarken daha çok seviyordu. İçindeki hırçın yan güzeldi. Devranların bulup çıkarttığı bu yana, kendisi de katkıda bulunabilirdi. "Sonrası..." elini havaya kaldırıp büktü "bye bye" der gibi.
-Veda yani?" Reva gıcık olduğu o kelimeyi gülerek söyleyince yukarı baktı Allah'tan sabır dilenir gibi ve terasın kapısına yürürken bağırdı.
-Nefret ediyorum şu sikik kelimeden! Ereksiyon söndürmekte cidden bir numarasın Reva! Seninle nasıl baş edilir?" Diye haykırdığında kız da gülmüştü ama devamında Efran'ı tekmelemişti. Gittikleri Çin restoranı çok güzeldi ve genç adam onun sorularını bir yandan yemek yiyip diğer yandan yanıtlarken kendisi bu konu onu gerdiği için kaçan iştahıyla noodleı sadece ara ara ağzına atmıştı.
Günümüz.
İşte yarış alanında elinde kutu olan bir gencin ne yediğini görünce anılar onu buraya getirmişti. O geceye. Efran'a.
Yüzünde sadece geçmişin getirdiği hoş bir tebessüm oluştu. O zamanlarda olsa şimdi kendisine bakan birkaç art niyetli bakıştan korkardı, hemen vücudunu saklamaya çalışırdı. Ama artık o zamanlarda değildi.
Bu yüzden yarış alanına daha kalabalık tarafa doğru yürürken, ıslık çalan birine aldırmadan ilerliyordu.
-Yüz de vermiyor..." dedi içlerinden biri aniden önünü keserken. Yanında üç erkek iki kızdan oluşan bir grup vardı. Diğerlerinin ayakta zor duran haline bakılırsa ot çekmişlerdi. "Biraz eğlenelim mi güzelim? Şu vücuda bir bak..." kendisine dokunmak ister gibi yaklaştığı an nereden çıktığını anlamadığı silah erkekliğine dayandı ve kız ona kendini yaslarken tıslar gibi konuştu.
-Taşaklarını patlatmadan söyle, Çağıl nerede?" Yeşillerini kırpmıyordu bile ve tüm ciddiyeti ortadaydı. Bahsettiği kızı çıkaramadığını -bu halde akrabasını bile zor tanırdı- fark edince tarif etmek zorunda kaldı. "Benim boylarımda, esmer, dövmeli bir kız." İşte şimdi hatırlamıştı.
-İ..İleride, motorların orada. Yarışa katılacaktı." Kafa sallayıp onu diğerlerinin kucağına doğru nefretle ittirdi Reva ve adam yalpalayarak düşerken motoruna döndü. Bahsettiği kabalığa doğru kaskının siperini indirmeden ilerliyordu, neyse ki o kadar fazla kişi vardı ve çoğu kendisi gibi siyah giyinmişti de çok dikkat çekmiyordu.
-Siktir! Bir kişi eksik yani şimdi." Normalde şanslı bir insan değildi ama şuan şans yüzüne gülmüştü. Gerçi bu şans sayılır mı o da belli değildi... İleride Çağıl'ın bedenini seçebiliyordu, motora binmişti ve yanındaki kişiyle sohbet ediyordu. Elini kaldırarak konuşan iki adamın yanına gitti. "Sen de kimsin?"
-Yarışmak istiyorum." Dedi önündeki şeffaf siperi kaldırarak. "İyiyimdir." Yanındaki adam kafasını sağa sola sallayarak reddetmek istedi ama diğer adam bir kıza bir de son model motoruna bakarak sakalını sıvazladı.
-Kural belli 8 kişi. O gelmeyecek. İptal edersek diğerleri kudurur." Yani sakallı ve iri yarı görünen herif kabul etmek istiyordu ama ona göre kısa duran adam buna şiddetle karşı olduğunu gösterircesine arkadaşına döndü, konuşmaya başladı.
-Bu kız onun onda biri kadar olamaz. Kötü bir yarış izleyince kim zevk alsın?" Reva, ona doğru bir adım atarak kendini fark ettirdi.
-Kötü yarışmayacağım." Dedi güven veren bir sesle. "Diğer yedi kişi o kadar kötü değilse bu yarış zevkli olacak." Adam kaşlarını çatarak ona bakıyordu ama yanındaki iri herif kızın özgüvenini takdirle karşıladı.
-Geç hemen. Yarış üç dakikaya başlayacak." Reva kafa sallayarak hızla arkasını döndü, motoruna ilerledi. Çağıl'ın yanında -en arkada- iki kişi vardı. Sıralama, 1-3-4 kişi şeklindeydi. En öndeki her kimse önceki yarışlarda çok ön plana çıkmış olmalıydı. Çağıl'ın yanına geçerken, kendisiyle göz göze gelen kızın yüzündeki afallamayı ve beraberindeki korkuyu gördüğü an gülümsedi.
Önüne döndüğünde en öndeki genç adamın fiziğiyle kaşları çatılmıştı ama. Bir haftadır görmediği Karayev, şimdi burada mıydı? Hayır olamazdı. Ama aniden aklına kendisine motorlarla ilgili soru sorması geldi.
Nasıl yani, o da yarışacak mıydı?
Yüzüne istemsizce keyifli bir tebessüm geldi.
Bu yarış onu daha da heyecanlandırmıştı, Karayev'in onu gördüğünde yüzünün alacağı hali merak ediyordu. Ve merak ettiği tek şey bu değildi. Acaba o da kendisi gibi sıkıcı bir hafta mı geçirmişti? Onu özlemiş miydi? Çünkü arada locaya bakıp orada kendisini izleyen bir Karayev görmemek Reva'ya biraz tuhaf geliyordu. Onunla uğraşmak alışkanlık halini ne çabuk almıştı.
Üstelik aralarındaki o çekime rağmen sevişmemeleri büyük aptallıktı, sarışınla o gece kulüpten ayrılmasa Kuzey'in tek gecelik ilişkileri sevmeyen bir erkek olduğunu düşünürdü ama değildi. Yine de ona hak veriyordu, eğer sevişirlerse bunun devamı mutlaka gelirdi. Ve Kuzey merak ettiği bir adamdı, Emre gibi sadece yatakta sonlanan bir zevk değil...
Yarış başladığı anda, önündeki ikilinin arasına girmesi uzun zamanını almamıştı. Yol oldukça dar ve engebeliydi. Bir dağın etrafında dolanıyorlardı ve burası trafiğe kapalıydı. Hoş iyi ki de öyleydi çünkü yol kenarlarında bariyer falan da yoktu.
Rüzgar öyle sert esiyordu ki yaz ayı buraya hiç gelmemiş gibiydi. Motorun hızını arttırırken sağa doğru hafifçe yattı ve bu da ikilinin yanlarından çarpmadan geçmesini sağladı.
Karayevle arasında hala bir fark vardı ama zorladı. Sınırlarını zorlamayı seviyordu, kaskın altından çıkan saç telleri rüzgarla geriye savrulmuştu, adrenalin kıvrılmış bacaklarında hızlı hızlı geziniyor, yeşilleri kısılmış hedefini şahin gibi izliyordu.
Sonunda onunla arasında bir metreden az mesafe kaldığında Karayev motorun önünü hafifçe kaldırdı ve tek kalan tekere yüklenen güç asfalttan duman çıkmasına neden oldu. Sanki yavaşlamak için yapmıştı bunu, çünkü Revayla yan yana gelmişlerdi neredeyse.
Bitiş noktasına aynı anda gelirlerken son anda Karayev'in hamlesiyle bir saliseden bile kısa bir farkla o geçmişti çizgiyi. Reva istemsizce bir küfür mırıldandığında -onun o hareketten o kadar hızlı toparlanacağını düşünmediğinden hızını daha da arttırmamıştı- motor birkaç saniye sonunda anca durdu.
Vücudu ani duruşun üzerine öne doğru savruldu ve bacağını yere dayayarak motorun üstünden indi. Kaskını çıkardığında nemlenen saçları rüzgara kapılarak geriye savruldu ve yüzü ön plana çıktı. O anda dikkatini çeken detayla kaşları çatılmış dudakları hafifçe aralanmıştı.
Sağ elde pusula dövmesi falan yoktu,
üstelik motordan inen adam Kuzey kadar uzun bile değildi, üzerindeki motorcu ceketi onu daha kaslı ve üçgen vücut gösterdiği için göz yanılması olmuştu. Şaşırmamalıydı, Kuzey gibi bir "iş adamı" imajlı herifin nasıl izbe yerlerde motor yarışına girmesini bekliyordu ki.
-İyiydin! Vay be, gerçekten iyiydin, ortalığı uçurdun kızım!" Başta ona güvenen göbekli herif kendisini alkışlayarak yanına geldiğinde, Çağıl'a bakınmak için kafasını çevirdi. "Hey ne oluyor?!"
Motordan inen kız kaskını çıkardığı an öfkeli yeşilleri görünce bir adım geriledi ama yüzüne yediği yumruktan kaçamadı.
-Demek benimle uğraşıyorsun.." Sanki Rüzgarla aralarını bozmaya çalışması yetmiyormuş gibi bir de dans görüntülerini yayımlayarak onu iş dünyasında küçük düşürmeye çalışmıştı. Yanıldığı bir Karayev benzetmesi onun neden buraya geldiğini unutturacak gibi olsa da elbette unutmamıştı. "Kalk ayağa! Kalk!" Bunu söylemişti ama devamında bir tekmeyi Çağıl'a geçirdiğinde kızın bir iki arkadaşı araya girdi. Onlara ölümcül bakışını atıp belindeki silahı deri yerinden çıkardı ve tek kaşını kaldırdı. "Sakın! Yaklaşmayın. Çekilin!"
-Özür dilerim...Reva özür dilerim...Ye-Yemin ederim bir daha yapmayacağım." Reva, onun elleri titreyerek kalçaları üzerinde geri geri sürünmesine güldü ve silahı kızın başına doğrulttu.
-Bence de yapmayacaksın. Çünkü yapamayacaksın." Silahın emniyetini açtığında Çağıl çığlık atarak ağlamaya devam etti ve elleriyle yüzünü kapattı. Reva, eğilerek onu saçlarından kavrarken bir ses duydu.
-Polisi arayın! Polisi arayın!" Genç kız ne kadar istemese de onu bırakmak zorundaydı, şimdilik. Kendisini ezmemeyi, arkasından iş çevirmemeyi öğrenmiş olmalıydı.
-Reva...Gitme." Kız aniden bacaklarına yapıştığında polisi aramak için telefonunu çıkaran çocuk duraksadı şaşkınlıkla. "Ne olursun affet! Affet. Ben...Ben ne istersen yaparım lütfen."
Bu nasıl bir kızdı ki Çağıl ayaklarına kapanıyor, polis çağırmalarını bile istemiyor, affetmeden gitmesine izin vermiyordu? Kızın arkadaşlarından biri aramamasını söylercesine eliyle çocuğa hareket yaparken, Reva alaylı bir gülüşle ona baktı.
-Neden seni affedeyim ki? Hatan bir değil iki değil." Kız gözündeki yaşlarla ayağa kalkmaya çalıştı ve başardı da. Ama yediği tekmeden dolayı karnını tutuyordu.
-Annem...Annem çok hasta. Lütfen öldürme beni, affet. Söz bir daha hiç uğraşmayacağım seninle." Yeşiller buz gibi bakıyordu ama bu perdenin altında etkilenmişti, merhameti olmasından nefret ediyordu. Tam çatılı kaşları inerken arkasından gelen sesle dudakları aralandı.
-Reva..." başını sol omzu üzerinden çevirirken Karayev sanarak takip ettiği adamın kaskı çıkardığında gördüğü yüzüyle karşı karşıya kaldı.
Efrandı.
Geçmiş tüm soyutluğundan sıyrılıp bedene bürünmüş, karşısındaydı şimdi.
•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM; tutkudevran
Reva Devran Instagram> @revadevran
Kuzey Karayev Instagram> @kuzeykarayev
Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️