YILDIZLAMAYI, 🌟🌟🌟
🌟🌟🌟
Yorumlamayı, bölüm sonunu (18. Bölüm için bir not) okumayı unutmayınız.🖤
3.GÖZ
Ercan, endişeli bir şekilde büyük mutfakta geziniyordu. Janset, haşlanmış sebzeleri baharat ve haşlanmış mısırlarla harmanlayıp Kuzey'in vitamin dolu salatasını hazırlarken -Lale Hanım da bayılırdı- tekrar kadının yanına geldi sıkıntılı yüz ifadesiyle.
-Ne dersin, ne olacak Janset abla? Birbirilerini gördüklerinde yani..." Kadın, kestiremediğini gösterircesine dudak kıvırıp omuzlarını kaldırdığında onun elini uzattığı zeytinyağı, kekik ve limondan oluşan karışımı verdi Ercan. "Sence biz evden gidelim mi? Yoksa kalalım mı?"
-Kuzey Bey yemekten sonra çıkabileceğimi söyledi, o yüzden kalmamız bence iyi olmayacaktır Ercancığım." Ercan, hak verircesine kafa salladı. Kuzey sözünün dinlenmemesine çok kızardı, dinlenmeme nedeni kendi iyiliğine bir şey bile olsa...
Sonunda sofranın son eksikleri de tamamlanırken öyle görkemli ve hoş bir masa kurulmuştu ki, Ercan bu güzel masanın her şeyi bir nebze iyi hale getirmesini umdu. Salonda Jansetle ikisi gergin bir şekilde beklerken -Janset servis yapmak için Ercan bir şeye ihtiyaç olabilir diye bekliyordu- Kuzey kapıda göründü.
Her zamanki sinirli haline kıyasla oldukça sessiz ve sakin duruşu dikkatten kaçmamıştı. Ercan bir an önce bu gergin ortamdan kurtulmak isterken, içki bölümüne ilerleyen adama seslendi.
-Efendim, bir emriniz var mıydı?" Kuzey, şarapları incelerken bir süre cevap vermedi. Sonunda gözüne kestirdiği şişeyi çıkarırken, annesinin sevdiği şaraptı, bu kadar kıymetli bir şişenin kötü ve gergin bir günü güzelleştirmesini diledi.
-Hayır yok Ercan." Sesi de kendisi gibi sakindi. Genç adam başıyla onay verip kapıya ilerlediğinde kaşları çatıldı. "Nereye gidiyorsun?" Ercan Jansetle kısa bir an bakışıp ne diyeceğini bilemezken yeniden Kuzey'in yanına gelmişti. Adam, uzun becerikli parmaklarıyla türbüşonun sivri ucunu mantara batırıp siyah gözlerini ona çevirdi. "Yemeğe kalmıyor musun?" Janset su doldurduğu bardağı az kalsın düşürüyordu.
-Yemeğe mi? Sizinle mi?" Kuzey, kafasını sallayarak mantar ağızlığı çekti ve hava basıncından oluşan tuhaf bir ses çıkmasına neden oldu. "Şey...Tamam, eğer istiyorsanız." Bunu söylese de nereye oturacağını bile bilemiyordu. Kuzeyle ilk defa yemek yiyecekti.
-Janset, dilersen sen de katılabilirsin." Ercan reddedemişti ama kadın bunu ne yazık ki kabul edemezdi.
-Çok sağ olun ama kalamam. Siz yemek yerken mutfağı toparlayıp sonrasında erken çıkacağımı size söylemiştim. Bugün Baha'nın doğum günü." Genç adam onun daha önceden izin aldığını hatırlarken, bugün oldukça dalgındı, yeniden şarap bölümüne doğru ilerledi ve omzu üzerinden kadına bir bakış attı. "Bugün on dokuz yaşına giriyor da."
-Seninle mi kutlayacak?" Kuzey'in sorduğu soru kadını hafifçe gülümsetti, kafasını sağa sola salladı elindeki kuğu şeklindeki sürahiyi hasır yuvarlak altlığın üzerine koyarken.
-Hayır, biz akşam yemek yiyeceğiz efendim. Gece arkadaşlarıyla çıkacak." Kafasını salladı anladığını gösterircesine Kuzey, koleksiyonundan demin çıkardığı kadar kaliteli bir şarabı çıkarıp cam kapağı kapattı ve kadına doğru ilerledi.
-Bunu da al." Janset'in ne diyeceğini -elbette oğlunun içmediğini söyleyecekti- tahmin ederek ısrarlı bir şekilde kaşlarını kaldırdı. "Al, en azından gizliden içtiği yerine daha kaliteli bir şeyler içer." Kadın, dudaklarını iki yana kıvırarak şişeyi aldığında da, eliyle beklemesi için bir dakika işareti yaptı ve iç cebinden çıkardığı çeke Janset'in maaşının neredeyse iki katı kadar bir meblağ yazdı.
-Kuzey Bey ben bunu asla kabul edemem." Dedi Janset çek canlıymış da ondan kaçmak ister gibi iki adım gerilerken. "Lütfen, hiç gerek yok." Kuzey, kaşlarını yalandan çatarak -hiç zorlanmamıştı alışkın olduğu bir mimikti- çeki uzattı ona dolma kalemin kapağını tek eliyle kapatırken.
-Sana değil, Baha'ya veriyorum. Zevkini benden iyi bileceğine eminim. Hoş bir hediye bulabilirsin. Mutlu yıllar dilediğimi ilet, bir genç her zaman on dokuz yaşına basmıyor." Alaylı bir şekilde sonunda güldüğünde kadının şarabı tutan eline doğru sürttü çeki. "Janset, bugün bağırmak istemiyorum. Gerçekten." O da bunu istemiyordu, çünkü Kuzey'in sinirli olduğu anlarda herkes korkuyordu. Bu yüzden çeki alırken gülümsedi.
-Teşekkür ederim, çok sağ olun." İçeri Lale girdiği anda da gülümsemesini bozmamaya çalıştı ama kadının yüz ifadesi o kadar huysuzdu ki engel olamadı. "Afiyet olsun efendim, Ercan'a da hemen servis açayım."
Kuzey, Lale'nin masa başına geçmesi için sandalyesini hafifçe açarken kadın onun arkasından dolanarak çektiği sandalyeye değil diğerine, çaprazına, oturdu hiçbir şey söylemeden. Genç adam istemsizce çenesini kasarken, sinirlenmemek için kendine telkinde bulunarak kadına baktı.
-Ne dinlemek istersin?" Lale, memnuniyetsiz bir şekilde yüzünü buruşturarak kendisi için getirilen plaklara baktı ve omuz silkerek suyunu eline aldı. Ama delikanlı bozulmamıştı, Ercan'a eliyle annesinin hemen karşısına oturmasını söylerken plaklara ilerledi ve onun sürekli dinlediği parçalardan birini seçip koydu. En azından müziğin hoş tınısı bu gergin havayı bir parça olsun kırıyordu.
-Afiyet olsun tekrardan." Janset, Ercan'a da servis açıp onlara bu sözle iyi dilekte bulunduğunda Lale tepki olarak sadece kafa sallamış ve önündeki peçeteyi dizlerine sermişti. Masada en sevdiği yemeklerden oluşuyordu. Ercan, bu kasıntı hava yüzünden çorbayı bile zor içerken, Kuzey açtığı şarabı hepsine teker teker doldurdu.
-Farima gelmeyecek mi?" Dedi kadının yardımcısını hatırlatarak çatılı kaşlarının inmesine neden olurken. Ercan, Kuzey'in Lale'ye ne kadar benzediğini fark ettikçe hep şaşırıyordu. Şarap bardağını tutuşu, kaşlarını çatışı, gözlerindeki o dik tavır, elmacık kemikleri ve dudak hatları... Her şeyi Kuzey'e o kadar benziyordu ki, Asaf Bey'den sadece boyunu posunu almıştı.
-Hayır, kız kardeşi rahatsızlandı. Gelemeyecek." Şarabından büyük bir yudum aldıktan sonra alaycı bir tavırla gülümsedi Kuzey'e. "Maalesef." Bu açıkça onunla yalnız kalmaktan hiç hoşlanmadığını gösteriyordu, Ercan bile bu imayla utanıp yutkunurken Kuzey etini kesmeye devam etti.
-Azerbaycan'a gelmeyi düşünüyorum. Özledim." dedi samimi bir şekilde, Ercan bile onun bu hoşgörülü haline gülümsemişti. Hoş, hala sofrada kendisinin ne aradığını bilmiyordu, acaba Reva'nın etkisi olabilir miydi? Hayır tabii olamazdı, Kuzey Karayev'in kararlarını hiçbir şey etkilemeyezdi. Bu sadece bir seferlik bir şeydi belli ki, belki annesiyle olan bu sohbeti yumuşatmak için oradaydı. Lale Hanım onun söylediği şeye cevap vermezken sessizlik beklediği anda kadının sorusuyla şaşırdı Ercan.
-İşleriniz nasıl gidiyor?" Kafasını kaldırdığında bunu Kuzey'e değil kendisine sorduğunu anlamıştı. Resmen oğlunu masada yok sayıyordu, aslında bu yıllardır böyleydi ama Lale Hanım'ı sık görmedikleri için Kuzey'in de bu değersiz görüldüğü pozisyonu kolay kolay hatırlamıyordu Ercan. "Kuzey Bey birilerini dövüp, size de öldürmeniz için elinize mi tutuşturuyor?" Tiksintiyle söylediği ima dolu cümle Ercan'ın kaşlarını çatmasına neden oldu, göz ucuyla Kuzey'e baktı ama adam öylece salataya bakıp şarabını yudumluyordu.
-Kuzey Bey kimseyi dövmüyor. Onun bugüne kadar birine el kaldırdığına hiç tanık olmadım." Kadın kaşlarını çattı ve bunun doğruluğunu sorgularcasına oğluna baktı. Kuzey, bardağını bırakıp ona aynı onunki gibi bir alaylı tebessümle bakmaya başlamıştı.
-Şaşırdınız Lale Hanım. Neden? Paramın gücüyle ezmek varken, birini dövmek için efor sarfetmiyorum." Dudaklarını temizleyip, çatal ve bıçağını tabak içine bırakarak seslendi. "Janset!" Kadın kafasını içeri uzattığında gülümsedi. "Tatlıları getir ve çık artık, mutfağı toparlamayı bırak. Vural'a söyle dönüş yolunda pastaneye uğrasın, pastasını ayarladım."
Janset hevesle gidip elinde tepsiyle tatlıları getirdiğinde yüzünde kocaman gülümseme vardı. Kuzey'in bu tarz jestleri olurdu, çalışanlarına çok suratsız ve sert davransa da onlara hak ettiklerini hatta daha fazlasını her zaman verirdi, belki de bu sebepten kimse istifa etmemişti şimdiye kadar. Çünkü herkes biliyordu ki, ne kadar sinirli biri de olsa Kuzey çalışanlarına değer veren bir patrondu. Lale Hanım'ın bile anlık sinirle onları aşağılamasına izin vermemeye çalışıyordu.
-Çok teşekkürler Kuzey Bey, ben pasta yapmıştım dün geceden ama sizin aldırdığınız gibi olamaz elbette." Lale, burun kıvırarak son sebzesini ağzına atarken herkesin duyacağı şekilde mırıldandı.
-Yalaka." Ercan, bariz bir şekilde iştahının kaçtığını hissederek çatalını ve bıçağını bırakırken, Janset yüzünü düşürmemeye çalıştı.
-Eminim senin pastan daha iyidir Janset, ben o ufaklıklar zıkkımlanır diye verdim." Kadının yüzünü yeniden güldürdüğüne memnun olurken -annesinin söylediğini duymazdan gelmişti- tabağı önünden gitmiş iştah açıcı güzellikte, ölçülü ve az şekerli, Karayev tarzı bir tatlı yerini almıştı.
-Tekrar teşekkürler efendim. Lale Hanım, size de afiyet olsun, yarın kahvaltıda görüşmek dileğiyle." Lale tam ağzını açtığı anda Kuzey sert bir şekilde bardağını masaya bıraktı ve onun konuşmamasını sağladı. Janset kirli tabakları doldurduğu tepsiyle uzaklaşırken -Ercan'ın tabağı zaten çok kirlenmemişti bile- kadın yine de söyledi cümlesini.
-Mecburen görüşeceğiz artık." Dedi tüm huysuzluğuyla. "Kuzey Beyimiz öyle istedi çünkü!" Sesi cümlenin sonunda doğru öyle yükselmişti ki plak da sonlandığı için salonun yemek için ayrılan bölümünde yankılanmıştı. "Aynı babana çekmişsin!" Ercan, bu cümlesine karşı kaşlarını çattı ve Kuzey'in alayla gülmesi üzerine şaşırmadan edemedi.
-Öyle mi? En azından birilerinin çocuğu olduğum artık kesin desene." Ayağa kalktığında şarap doldurup kadının gözlerinin içine bakarak konuştu. "Burada olduğun için mutluyum, bunu bozma Lale Hanım." Arkasını dönüp yeni bir plak koymaya ilerlerken acele etmedi, çünkü sakinleşmeye çalışıyordu.
O babasına benziyor falan değildi! Hatta onunla alakası bile yoktu. Sadece annesiyle biraz zaman geçirmek istiyordu, onun yaptığı gibi hapsetmiyordu ki! Birkaç gün geçirmek istemenin nesi kötüydü? Sadece birkaç günlüğüne tek kişilik de olsa bir ailesi olduğunu hatırlamanın nesi kötücüldü?
-Kuzey Bey, Asaf Bey'e benzemiyor Lale Hanım. Ona haksızlık etmeyin, sizi önemsiyor." Ercan'ın fısıltıyla söylediği cümleye karşı çatalı gürültüyle tabağa düştü Lale'nin.
-Onun adını nasıl anarsın? Sen kim oluyorsun böyle?! Bu adamı sana para verdiği için savunuyorsun!" Aniden sandalyesini ittirerek ayaklandığında işaret parmağını Ercan'a doğrulttu. "Onun köpeğisin sen! O sana öyle söyletir ve sen söylersin! Bu yüzden masamızdasın değil mi?" Kuzey yanlarına geldiğinde, gülerek ona döndü. "Kendini sevdirmek için daha zavallı bir yol bulamadın mı?!" Dedi avaz avaz bağırırken.
Kuzey, sabrının taştığını hissediyordu ama tüm sakinliğiyle mırıldandı.
-Lale Hanım, odanıza çıkın." Kadın, elindeki bardağı yere atıp kırılmasına neden olurken, Kuzey sesini kontrol edemedi. "Çalışanlarımı aşağılayıp, bana böyle davranamazsın!" Öyle bir gürlemişti ki Ercan hemen ayağa fırladı.
Lale Hanım, istemsizce irkilerek geriledi.
Koyu gözlerinde korktuğunu belli eden bir sönüklük oluştu.
-Odama çıkmayacağım, tatlı yemek istiyorum." Dedi ani bir karar değişikliğiyle sakinleşerek. Sandalyesine oturdu ve peçeteliği kucağına serdi. Kuzey, onun ellerinin titrediğini görünce tek eliyle yüzünü sıvazladı ve derin bir iç çekti.
Neden sorun ediyordu ki? Birkaç saate bu yemeği bile hatırlamayacaktı Lale...
-Benim kalmamı istiyor musun, istemiyor musun?" O ne derse onu yapacaktı, Ercan da kalktığı için ve aslında yalnız yemeyi de sevmediği için omuz silkti Lale. Böylece Kuzey'e yeniden yerine geçmesi için bir fırsat doğmuştu.
-Ben temizlemesi için birini yollayayım, zaten doymuştum efendim. Size afiyet olsun." Ercan bunu söyledikten sonra Kuzey'e eğilerek mırıldandı. "Özür dilerim, sanırım ben kızdırdım." Kuzey önemsiz olduğunu gösterircesine gözlerini kapatıp gitmesi için onayladı ve Ercan gözden kaybolduğunda dayanamayarak Lale'nin tatlı kaşığını tutan eline avucunu bastırdı.
Dudaklarını kadının sımsıkı topuz yaptığı siyah saçlarına değdirdi ve mırıldandı.
-Burada olduğun için teşekkür ederim." Lale, elini çekmese de bir şey söylememişti, bu yüzden onu kızdırmamak için geri çekildi genç adam.
Ve ikisinin de düşüncelerinden dinlemeyeceği bir plağı daha koymak üzere yine arkasını döndü.
〰️
6 sene öncesiydi...
Karşısında bugüne kadar saygı duyup hürmet ettiği büyükleri vardı, içinden bir ses hepsinin ona yapılan bu oyunu bildiğini -çünkü gencin babasıyla ilişkisini biliyorlardı- ama tüm kanıtlar aksini gösterdiği için bir şey yapamadığını fısıldamıştı.
Kim bu denli önemli bir operasyonda ülke haininin kızıyla sevgili olduğuna inanırdı ki? Herkes onu vatan haini ilan etmişti bile, çünkü ne kız sevgili olduklarını kabul ediyordu ne de Kuzey aksini ispatlayabiliyordu.
Ağzını bıçak bile açmayan bir görüşme sonrasında yeniden koğuşa döndü. Mahkumlar onun ne kadar burnu havada biri olduğundan bahsedip türlü bahanelerle saldırsalar bile aldığı darbeler Kuzey'in umrunda bile değildi.
Uğradığı ihaneti düşünüyordu.
16 yaşında ev denilen o cehennemden kaçmıştı ve belki de babası gibi olmadığını, tam zıttı olduğunu göstermek için, askeri okula girmişti. En kötüsü bavuluyla evden giderken yardımcılar harici kimsenin onu uğurlamamasıydı ama bu bile umrunda olmamıştı o anda. Hayallerine kavuşuyordu.
Okulu en iyi şekilde bitirdiğinde, umutları ve hedefleri bambaşkaydı. Herkese güvenecek kadar aptal değildi ama bir insanın bir insana sadece öylesine bile olsa kötülük yapmayacağını düşünecek kadar saftı.
Aşık olduğu kadının bir vatan düşmanının kızı olması yeterince büyük sorun değilmiş gibi babasının ayarladığı biri olması ise Kuzey'in yediği en büyük kazıktı. Annesinin bile kendisini sevmediği şu dünyada ilk defa bir kadının sevgisini tatmıştı, ona her şeyiyle güvenmişti, aşık olmuştu ve o da koskoca bir yalandı.
Ve Asaf Karayev öyle zalim bir kumarbazdı ki, oğlunun tüm hayallerini, kusursuz bir planla elinden çekip almıştı. Kuzey'i seven üslerinin ona yapabileceği tek iyilik aldığı cezayı hafifletmek için çocuk adına şahitlik yapmak olmuştu ama nafileydi. O herkesin gözünde artık bir vatan hainiydi.
Arkadaşları inanmıyordu, üsleri hiç inanmıyordu ama onlar hariç herkes öyle biliyordu... Vatanına ihanet eden, üstelik babası günahkar olsa da kendisi masum olan genç bir kızı suçlayan alçak bir adamdı.
Hapishanede yattığı yatağın başlığına çizik atarken bu çiziklerin ilk onunda dayak yemişti. Aslında kendisine bulaşan ilk salağı bile tek yumrukta yere indirebilirdi ama yapmıyordu. Aldığı ağır ihanet onu öldürsün istiyordu, belki biri onu şişler de bu hayattan kurtulurdu. Ama olmadı.
On gün sonunda dayaklar aniden kesildi. Başta onların sıkıldığını sanmıştı ama bunu da Asaf Karayev yaptırmıştı. Çünkü onun biricik(!) oğlunu kimse dövemezdi! Adamların hepsinin birbirini dövmesi de -babasının işi olduğuna emindi- komiğine gitmişti Kuzey'in, öyle ki sinirden kahkahayla gülmüştü, Asaf Karayev'in emri yüzünden insanlar kukla gibi hareket ediyordu.
Yirmi günün sonunda Kuzey alışmıştı, sabah çayı demliyor, sürekli gazeteleri okuyordu. Bulmacaların hepsini farklı bir kağıda çözüyor olası bir kavgayı engelliyordu çünkü kimseyle uğraşacak kafada değildi. Geldiği günden beri ağzından tek kelime çıkmamıştı. Tek bir kelime. Vurduklarında inlememişti bile, kimse bu herifin derdi nedir bilmiyordu. Sadece eski teğmen olduğunu biliyorlardı o kadar...
Kırk günün sonunda yeni biri geldi ve yeni kurban seçilmiş oldu. Kuzey o gün ilk kez birine yumruk atmıştı ve kendisine yapılanı durdurmazken başka birisi için attığı bu yumruk hayvan gibi iri adamın masaya çakılmasına neden olunca herkes yeni gelenden de onun yüzünden uzak durmaya başlamıştı.
Elli günün sonunda yeni gelen de Kuzeyle 10 gündür konuşmaya çalışma çabasını kenara bırakmıştı ve Kuzey değişmeye başladığını bu zamanlarda fark ediyordu.
Artık daha soğuktu, eskisi gibi merhametli ve aptal bir delikanlı değildi, yetmiş günün sonunda bir mahkum gözü önünde kalp krizi geçirirken yerinden bile kalkmamıştı.
Seksen günün sonunda kendisine ihanet eden o aşağılık kız onu görmeye gelmişti ama Kuzey gitmemişti. Doksan günün sonunda yeterince ceza çektiğine karar veren babası gelmişti ama Kuzey onu da görmek istemiyordu.
Yüz günün sonunda hiç beklemediği bir şey oldu.
Annesi gelmişti. Lale Karayev onu görmeye gelmişti.
Kuzey, koğuştan koşar gibi çıkmıştı ve onun ne kadar ağır hareket eden, ölü gibi davranan biri olduğunu gören mahkumlar adamın bu heyecanlı ve mutlu koşuşuna şaşırmışlardı. Oraya gittiğinde annesinin babasıyla geldiğini yani zorla orada olduğunu fark edene kadar gerçekten mutluluğa en yakın noktadaydı Kuzey, uzun zamandan sonra..
Aldığı ağır darbenin ardından bir anne şefkati göreceğini sanıyordu.
Evet, Karayev yüz günde bile hala aptaldı anlaşılan.
-Gördün mü? Baban sana köstek olursa neler olacağını görebildin mi?" Asaf Karayev'in söyledikleri bunlardı. Kuzey, ona hak verir gibi kafa salladı.
-Haklısın." Dedi adamı şaşırtarak. "Haklısın, gördüm." Günler sonra konuştuğu tek şey buydu. Dili bile konuşmamaktan pas tutmuştu sanki.
Kuzey'in planını başlatan gün, o gündü işte.
İki yüzüncü günün sonunda çıktığında, artık ne annesinin sevgisini bekleyen çocuktu, ne aşka ve bir kızın aşkının masumiyetine inanan delikanlıydı ne de hayalini kurduğu ve olmak istediği asker.
Yaşamak için neden aradığı o yüz günün sonunda bulmuştu, Asaf Karayev'in yüzündeki kibirli gülüşü gördüğü an...
Ondan intikamını almak.
Her şeyde ondan daha iyi olmuştu, eğitim almış şirket işleyişini öğrenmişti, silah ticaretinin tüm detaylarını görmüş hatta çoğu zaman akıl bile vermişti, Asaf Karayev'in tam da istediği gibi bir evlat olmuştu.
Öyle ki Asaf, Lale'yi kaçırdığı ve kadının onu seveceğine inandığı günlerde bile bu kadar mutlu değildi. Kuzey, onun tam da hayalini ettiği gibi bir oğlandı artık. Çevresindeki her adam Kuzey gibi bir erkek çocuğunun hayalini kuruyor, olmayanlar da bu güçlü adamla kendi kızını evlendirmek istiyordu.
Bu yüzden Asaf Karayev ani bir kalp kriziyle Kuzey'in dizleri önünde, gözlerinde uğradığı bu ihanetin şaşkınlığıyla öylece öldüğünde kimse ama hiç kimse Kuzey'den şüphelenmemişti.
Ah, o mükemmel evlat! Nasıl babacığını öldürürdü ki?
Asaf Karayev'i, onun kendisine yaptığını yaparak öldürmüştü. Hayal ettiği şeyi vermiş ve sonunda da her şeyini almıştı. Hayatını bile... Ona intikam alabileceği bir fırsatı dahi vermemişti.
Bileğindeki o saat bile artık Kuzey'indi.
Şimdi evinin ormanın daha da derinliklerine bakan yüzündeki balkonunda oturmuş sessizlik içinde o günleri hatırlıyordu.
6 sene öncesini..
İlk aşk, ilk ihanet, askeri okuldan mezun olduğu gün, mahkemeye çıktığında, mahkumlar ona vurduğunda, babası gözlerinin önünde kıvranarak öldüğünde...
Babası öldüğü zaman Lale Hanım ilk kez güldüğünde...
-Gelebilir miyim?" Lale Hanım'ın sesiyle kafasını hızla oraya çevirdi ve gülümseyerek kafa salladı. "Evin çok güzelmiş." Kuzey'in sevdiği anlar başlamıştı, annesinin onu her şeyiyle tanımadığı için ondan nefret etmediği anlar... Sadece belirli notlar vardı.
"Oğlunun evindesin." "Kuzey senin oğlun." Şeklinde ufak notlar. Onlarla gezmesi işine yarıyordu. Hatta kafasında dövme için düşünceler de vardı ama Kuzey'e söylemek istemiyordu, çünkü dövme canını yakacağı için karşı çıkabilirdi.
-Teşekkürler, size layıktır umarım." dedi Kuzey, onun bu naif halinin uzun sürmesini dilerken. Aslında kadının hatırlamadığı anlar onun için kötüydü çünkü demansın iyice ilerlediğini -sanki yeterince ilerlememiş gibi- gösterirdi ama Kuzey onun bu anaç, uysal ve sevecen halini görmeyi çok seviyordu.
-Bana bir yardımcı göndermişsin, senin misafirlere karşı iyi biri olduğunu söyledi." Yanına Ercan çıkmıştı, onu yemekten sonra hatırlamaması da kötüydü. Kuzey bu duruma üzülecekken onu hazırlıksız yakalayarak daha önce hiç söylemediği bir kelimeyi, sevgiyle söyledi. "Aferin, Kuzeyciğim."
Daha önce hafızasını yitirdiği anlarda yanında Kuzey'i öven biri olmadığı içindi belki ya da o ana kadar zihni bu iyi adamı hiç kabullenmediğinden mi bilinmez... Ama genç adam bir dakika kadar ne diyeceğini bilemedi. Lale Hanım, ormanın derinliklerine öylece dalıp giderken onun parça parça hatırlamasından çekinerek ayaklandı ve omzunu tuttu kadının.
-İyi geceler." Dedi onun gür, kalın saç tellerinin üzerine bir öpücük kondururken. Lale, belli belirsiz gülümseyerek öylece dururken onu balkonda bırakıp kapıya yöneldi ve duymayacağına emin bir şekilde ekledi. "Anne."
Belki Asaf Karayev gibi bir adamdan kimin çocuğu olsa nefret ederdi ve annesi onu bu yüzden kabullenmemiş olabilirdi -öyle sanıyordu- ama o annesini kabul etmişti. Her şeyiyle.
Lale Karayev, mükemmel bir anne değildi. Hatta dünyanın en kötü annelerinden biriydi, ama anneydi. Kuzey'i kimsesiz yapmaktan alıkoyan tek varlığıydı.
Ve birkaç dakika da olsa annesi tarafından sevilmek, Kuzey'e ne olursa olsun onun buraya gelmesinin mükemmel olduğunu düşündürtüyordu.
Geri kalan bütün günlerde onun babasının kim olduğunu hatırlayıp ondan nefret edebilirdi. O anda Lale'nin oğlu olan Kuzeydi, Asaf Karayev'in varisi Kuzey Karayev değil.
Ve bundan dolayı mutluydu. Hiç olmadığı kadar.
•✦ ✧PUSULA - Bölüm Sonu ✦ ✧•
•500 yıldız&yorum sonrası görüşürüz.
•Aslında haftada 1 düzenine oturtacaktım ama çok isteniyor ve sınır olayı da istendi (hemen sonraki bölümün 1 hafta dolmadan, erkenden gelmesi için.) o yüzden yapalım bakalım. (Elimde ek bölüm olmadığı zaman yapmayacağım tabii.)
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM; tutkudevran
Kuzey'in i********:ı @kuzeykarayev
Reva'nın i********:ı revadevran
Rüzgar'ın i********:ı> ruz.devran (istekler şimdilik beklemede çünkü ilk takip edenler spoiyi görecek demiştim.)
Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️