MÜHÜR KİMDEYSE SÜLEYMAN O

1191 Kelimeler
Yazarın anlatımıyla devam Hastane koridorlarında saat geçmek bilmiyordu. Eylül, ellerini sıkıca birbirine kenetlemiş, gözlerini bir an bile acil müdahale kapısından ayırmıyordu. İçinden sürekli aynı cümle geçiyordu: “İnşallah kötü bir şey çıkmaz…” Dudakları titriyor, nefesi düzensizleşiyordu. Tufan ise birkaç adım geride, duvara yaslanmış şekilde bekliyordu. Kollarını göğsünde bağlamıştı ama bakışları Eylül’ün üzerindeydi. İlk kez bu kadar uzun süre yan yana kalmışlardı. Eylül’ün üzerindeki ince penye kıyafet, hatlarını belirginleştiriyordu. Tufan, farkında olmadan yutkundu, gözlerini kaçırmak istese de başaramıyordu. Kendi içinde bastırmaya çalıştığı düşünceler zihnine üşüşüyor, çenesini sıkıp başını hafifçe yana çeviriyordu. Bir an gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. “Kendine gel,” diye mırıldandı içinden. Ama bakışları yine dönüp dolaşıp Eylül’e takılıyordu. Tufan, " O güzel kalçaları alsam elimin altında ezsem offffff.. Hele o göğüslerini ağzımın içine alsam, emsem... emsem... Düşüncesi bile bu kadar güzel, acaba gerçekten koynuma alsam nasıl zevk alırım." diye düşünmekten kendini alamıyordu. Eylül ise hiçbir şeyin farkında değildi. O an onun için tek gerçek, o kapının ardında yatan babasıydı. Ayaklarını sabırsızca yere vuruyor, arada bir annesine dönüp “İyi olacak değil mi?” diye fısıldıyordu. Meryem Hanım sessizdi. Gözleri dolmuş, dudakları dua eder gibi kıpırdıyordu. Tam o sırada acil müdahale kapısı açıldı. Üçü birden başlarını kaldırdı. Doktor hızlı adımlarla yanlarına geldi. Maskesini indirirken ciddi ifadesi her şeyi anlatıyordu. “Kemal Bey’in yakınları siz misiniz?” Eylül hemen öne çıktı, sesi titriyordu. “Evet, biziz… Durumu nasıl? Nesi var?” Doktor kısa bir nefes aldı. “Maalesef Kemal Bey’in sol böbreği iflas etmiş. Sağ böbrek de iflas etmek üzere. Hastayı yatırmak zorundayız.” Eylül bir an donup kaldı. “Ne… nasıl yani?” diyebildi sadece. Meryem Hanım’ın dizleri çözüldü. Geriye doğru sendeledi. Tam düşecekken Eylül onu tuttu. “Anne!” diye panikle seslendi, kolundan kavrayıp sandalyeye oturttu. Meryem Hanım başını ellerinin arasına aldı, sessizce ağlamaya başladı. Tufan ise dik duruşunu bozmadı. Bir adım öne çıktı, sesi netti. “Gereken neyse yapın, doktor bey.” Doktor başını salladı. “O zaman muhasebeye gidip yatış işlemleri için ödeme yapmanız gerekiyor. Hemşire yardımcı olacak. Ayrıca böbrek nakli için başvuruları başlatacağız. Umarım en kısa sürede uygun donör bulunur.” Tufan hemen araya girdi. “Yakınlarının uyumlu olup olmadığına da bakılsın.” Eylül başını kaldırdı. Gözleri doluydu ama kararlıydı. “Ben veririm,” dedi. “Hiç düşünmem.” Meryem Hanım da gözyaşlarını silip başını salladı. “Ben de… Ne gerekiyorsa yaparım.” Doktor kısa bir not aldı. “Tamam, testler için sizi yönlendireceğiz,” dedi ve uzaklaştı. Koridorda yine sessizlik vardı. Ama bu sefer o sessizliğin içinde ağır bir gerçek vardı. Eylül annesinin elini tuttu, sıkıca sıktı. Tufan ise birkaç adım geride durdu, cebine attığı ellerini yumruk yapmıştı. Geriye tek bir şey kalmıştı. Para. Ve şu an o güç… sadece Tufan’ın elindeydi. Gözlerini kaldırıp Eylül’e baktı. Yüzündeki çaresizlik, içindeki hesapları hızlandırdı. “Zamanı geldi,” diye geçirdi içinden. Mühür kimdeyse Süleyman O'dur...,.. sözü şuan tam olarak Tufan için söylenmiş gibiydi. Tufan, tek kelime etmeden hızlı adımlarla muhasebeye doğru yürüdü. Yanında hemşire vardı. Eylül ise oldukları yerde kalmış, gözleriyle onları takip ediyordu. Meryem Hanım, başını Eylül’e çevirip hafifçe kaşlarını çattı. “Kızım, sen de gitseydin keşke... Kim bilir kaç para tutacak, biz de borcumuzu bilirdik.” dedi. Eylül, dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı. “Tamam anne, merak etme...” dedi ama sesi düşündüğü kadar güçlü çıkmadı. İçinde bir ağırlık huzursuzluk vardı. Elleri istemsizce birbirine kenetlendi. Gözleri yere kaydı. İçini kemiren o huzursuzluk, her saniye biraz daha büyüyordu. Bir süre sonra Tufan geri döndü. Yüzünde hiçbir şey belli etmeyen o soğuk ifade yine yerindeydi. Tam o sırada Kemal Bey sedyeyle odaya alınmaya başlandı. Meryem Hanım hemen ayağa kalktı, telaşla sedyenin yanına yaklaştı. “Ben kalacağım yanında...” dedi, sonra Eylül’e dönüp aceleyle ekledi, “Kızım, evden bize kıyafet, pijama getir.” Eylül başını salladı. Tam konuşacakken Meryem Hanım bu kez Tufan’a döndü. Ellerini önünde birleştirdi, sesi mahcuptu. “Oğlum... Senin yaptığın iyiliği nasıl öderiz bilmiyorum. Ama borcumuz borç... Son kuruşuna kadar ödeyeceğiz.” Tufan, hafifçe başını yana eğdi. Gözleri bir anlığına Eylül’e kaydı. Bakışı kısa ama manidardı. Sonra sakin bir sesle, “Ödemeyi Eylül yapacak... Merak etmeyin. Artık benim çalışanım, değil mi Eylül?” Meryem Hanım bunu sıradan bir söz gibi kabul ederken, Eylül’ün içi bir anda buz kesti. Gözleri doldu. Başını hemen eğdi, kimse görmesin diye kirpiklerini hızlıca kırptı. Annesi onun halini fark edip omzuna dokundu. “Üzülme kızım... Bak, baban iyi olacak inşallah. Böbrek de bulunur, sağ salim çıkar hastaneden.” Eylül zorla gülümsedi. “İnşallah anne...” diyebildi sadece. Tufan bir adım yaklaştı. Sesi yine aynı sakinlikteydi ama içinde bir baskı vardı. “Eylül, seni eve götüreyim. Eşyaları verirsin, ben de bırakırım annene.” Eylül kısa bir an durdu. Sonra başını salladı. “Tamam.” dedi. Kemal Bey odaya alındığında Eylül babasını kapıdan son bir kez gördü. Gözleri doldu ama kendini tuttu. Derin bir nefes aldı. Ardından arkasını döndü. Tufan’la birlikte hastaneden çıktılar. Eylül, sessizce arabaya bindi. Kapıyı kapatırken ellerinin titrediğini fark etti ama belli etmemeye çalıştı. Tufan da sürücü koltuğuna geçti. Kontağı çalıştırdı. Araba hareket ettiğinde, içeride sessizlik vardı. Tufan konuşmayı tercih etmedi. Direksiyon başında ellerini sıkıca kavramış, gözlerini yoldan ayırmadan ilerliyordu. İçinde büyüyen sabırsızlığı bastırmaya çalışıyor, ilk adımı Eylül’ün atmasını istiyordu. Eylül, yan koltukta otururken parmaklarını birbirine kenetlemişti. Başını hafifçe çevirip Tufan’a baktı, sonra tekrar önüne döndü. Birkaç saniye dudaklarını ısırdı, cesaretini toplamaya çalıştı. “...Tufan,” dedi kısık bir sesle. Tufan hiçbir şey demedi. Sadece direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. Eylül derin bir nefes aldı, gözlerini kapatıp tekrar açtı. “Hastane için ne kadar ödedin?” diye sordu. Tufan, sanki çok basit bir şeyden bahsediliyormuş gibi omuzlarını hafifçe silkti. “Önemli bir rakam değil,” dedi rahat bir sesle. Eylül’ün kaşları çatıldı. Bu cevabı bekliyordu ama yine de içini kemiren o duygu büyüdü. Başını yana çevirip camdan dışarı baktı, sonra tekrar Tufan’a döndü. Dudaklarını araladı, kararlı görünmeye çalıştı. “Bak, Paşalı...” diye başladı. Tufan bir anda frene bastı. Araba hafifçe sarsılarak yol kenarında durdu. Dörtlüleri yaktı. Direksiyondaki ellerini bıraktı, derin bir nefes aldı ve yavaşça Eylül’e döndü. Gözlerini ondan kaçırmadan, doğrudan içine bakarak konuştu. “Eylül, benim ne istediğimi biliyorsun. Bana ‘evet’ ya da ‘hayır’ de. Sadece bu.” Eylül’ün boğazı kurudu. Gözleri Tufan’ın gözlerinde takılı kaldı. Parmaklarını daha da sıkı kenetledi, dizlerinin üzerinde bastırdı. Nefesi hızlandı. “Tufan...” dedi fısıltıyla. Gözleri dolmaya başladı ama ağlamamak için kendini tuttu. Başını hafifçe eğdi, sonra tekrar kaldırdı. Dudakları titredi. “Ben...” diye başladı, sesi kırıldı. Bir an sustu. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Sonra gözlerini açtı, doğrudan Tufan’a baktı. “Ben bu borcu böyle ödeyemem,” dedi. Söylediği anda elleri gevşedi, omuzları düştü. Ama gözleri hala Tufan’ın gözlerindeydi. “Bu şekilde değil...” diye ekledi, sesi daha da kısıldı. Tufan’ın yüzü bir an donuklaştı. Çenesini sıktı, bakışları sertleşti ama gözlerinde kırılan bir şey vardı. “Yani?” dedi kısa ve net. Eylül derin bir nefes aldı. “Ben... kendimi mecbur hissederek sana ‘evet’ diyemem,” dedi. “Bu... bu doğru değil.” Sözleri bittiğinde başını hafifçe yana çevirdi. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama silmedi. Arabanın içinde derin bir sessizlik oluştu. Tufan hiçbir şey söylemedi. Sadece Eylül’e bakmaya devam etti. O an, ikisinin de hayatı geri dönülmez bir yola girmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE