Eylül’ün anlatımıyla devam
Babam... Babamı o hastane odasında bırakıp eve dönerken yaşadığım duyguların tarifi yoktu. Kaybetme korkusu, bir daha görememe korkusu tüm bedenimi sardı. Tüm bedenim kor alevlerde yanıyordu.
Tufan, arabaya bindiğimiz andan itibaren hiç konuşmadı. Direksiyonu sıkı sıkı tutuyordu, çenesine sanki kilit vurmuştu. Ama şu an tek çare olarak o vardı. Kendimden nefret etsem de, babam için bir adım atmak zorundaydım. Gözlerimi kısa bir an kapatıp derin bir nefes aldım.
“Paşalı...” dedim kısık bir sesle.
Yine yapacağını yaptı. Hiç beklemeden, sert bir tonla konuştu,
“Benim ne istediğimi biliyorsun. Evet ya da hayır de.”
Yutkundum. Dudaklarım kurumuştu. İtiraz etmeye çalıştım ama Tufan’ı ikna edemedim. Sadece tek bir şey istiyordu. Beni, bedenimi istiyordu. Onurumu gururmu, hiçe sayıp onunla bir gece geçirmemi.
Bir yanda babam... Bir yanda onurum, gururum...
Mahalleye geldiğimizde, son bir umut yüzüne baktım. Gözlerim dolmuştu, sesim titredi.
“Tufan... Lütfen beni buna mecbur bırakma...” dedim utanarak, başımı hafifçe eğdim.
Tufan bana döndü, bakışları sertti.
“Eylül, mecbur değilsin. Bile isteye gireceksin koynuma, zorla değil.”
Başımı kaldırıp ona baktım, kaşlarım çatıldı.
“Ama senin yaptığın beni zorlamak...” dedim, sesim titreyerek.
“Elül...” dedi sabırsızca, ardından derin bir nefes aldı. “Ben sana seçenek sunuyorum. İstersen kabul et, istersen etme. Ama kabul edersen...” Bir an durdu, gözlerimin içine baktı. “En az benim kadar istekli sevişeceksin benimle. Tek şartım bu.”
Sözleri yüzüme bir tokat gibi çarptı. Yüzüm kızardı, bakışlarımı kaçırdım. Parmaklarımı birbirine geçirip esnettim, ne diyeceğimi bilemedim.
“Benim... düşünmeye ihtiyacım var, Tufan...” dedim zorla.
“Sen bilirsin, Eylül.” dedi umursamaz bir şekilde. “Ama unutma, babanın fazla vakti yok.”
İçim daraldı. Nefesim kesildi sanki.
“Peki... böbrek nasıl bulunacak?” dedim titreyerek. “Diyelim ki kabul ettim...”
Tufan hafifçe bana doğru eğildi.
“Çevrem geniş, Eylül.” dedi kendinden emin bir sesle. “Bir böbrek satın almak zor olmaz. Yeter ki sen kabul et.” Gözlerimin içine bakarak devam etti: “Sen koynuma girdiğin an, baban ameliyata girer.”
Gözlerim doldu. Ona bakarken sesim kısık çıktı:
“Beni kandıramazsın, değil mi...?”
Elini yanağıma koydu. Elinin tersiyle yavaşça okşadı. İçim ürperdi.
“Seninle olmak için yanıp tutuşuyorum, Eylül...” dedi tutkulu bir sesle. “Senin için her şeyi yaparım. Yeter ki bana gel.”
Bir an daha dayanamadım. Kapıyı açtım.
“Ben eşyaları getireyim...” dedim hızlıca.
Arabadan neredeyse kaçar gibi indim. Nefes nefese eve girdim. Ellerim titreyerek babama pijama, anneme birkaç kıyafet hazırladım. Çantayı aceleyle kapattım.
Aşağı indim. Arabaya bindim. Kapıyı kapatırken gözlerim doldu.
“Ben de gelmek istiyorum... Babamı yalnız bırakmak istemiyorum.” dedim.
Tufan bana kısa bir bakış attı.
“Sen bilirsin.” dedi sadece.
Arabayı çalıştırdı.
Yol boyunca hiç konuşmadık.
Arabanın içinde derin bir sessizlik vardı. Benim içimde ise sessiz bir fırtına vardı.
Hastaneye geldiğimizde, babamın kaldığı odaya çıktık. Tufan’a “Git,” desem de gitmedi.
“Ben doktorla konuşayım,” dedi.
Tufan da biliyordu… Babamı ölüme terk edemezdim. Kendimden vazgeçerdim ama babamı yaşatırdım. Sadece bunu dile getirmeye cesaretim yoktu.
Babam, ağrı kesici ve serumların etkisiyle biraz rahatlamış, uyuyordu. Annem, dilinde dua, gözlerinde yaşla başında bekliyordu. Yanına gidip elini tuttum.
“Annem… üzülme. Babam iyileşecek,” dedim, sesim titreyerek.
“İnşallah kızım… Ama ya bizim böbreklerimiz uymazsa? Ne olacak? Nasıl, nereden buluruz?” dedi, gözyaşlarını silmeye çalışarak.
“Anne, ben Tufan’la konuştum. Uyumlu olmazsak başka bir böbrek bulacak. Üzülme, olur mu?” dedim.
Annem bir an durdu, yüzü ciddileşti.
“Kızım… kimsenin günahına girmiş olmayalım. Nasıl bulacak?” diye sordu, endişeyle.
“Elbette kanunsuz bir şey olmayacak, anne. İçin rahat olsun,” dedim.
Ama içimden geçenle söylediğim aynı değildi. Buna ben bile inanmamıştım. Tufan’la bu detayı konuşmam gerekiyordu.
O sırada babam “Ih…” diye inledi. Hemen yanına eğildim, elini tuttum.
“Babam… neyin var? Neren ağrıyor?” dedim, panikle.
“İyiyim kızım… Sadece biraz karnımda sancı oluyor,” dedi, gözlerini aralamaya çalışarak.
“Tamam babam, geçecek. Biz buradayız. Rahat ol. Tedavi olup sapasağlam çıkacaksın buradan,” dedim, elini sıkıca tutarak.
“İnşallah kızım… inşallah…” diye mırıldandı.
Ağrı kesicilerin etkisiyle gözleri tekrar kapandı. Derin bir nefes aldım, elini yavaşça bıraktım.
Kapı hafifçe aralandı. Tufan başını uzattı.
“Ben gideyim artık, Eylül. Sen de eve gideceksen bırakayım,” dedi.
Gözlerinden belliydi… söylemek istediği başka bir şey vardı.
“Geliyorum hemen,” dedim.
Anneme sarıldım, başımı omzuna yasladım.
“Yarın gelirim anne… Kendinize iyi bakın,” dedim.
Annem de bana sarıldı, saçlarımı okşadı.
Daha fazla kalırsam ağlayacaktım. Kendimi toparlayıp Tufan’ın yanına gittim. Birlikte odadan çıktık.
Koridorda yürürken dayanamadım.
“Tufan… ne dedi doktor?” diye sordum. Sesim kısık çıktı, gözlerim ondan kaçarken ellerimi önümde birleştirmiştim.
“Bahçede oturup konuşalım,” dedi kısa bir şekilde.
Birlikte bahçeye çıktık. Banka oturduğumuzda dizlerimi birbirine bastırdım, parmaklarım titriyordu. Tufan derin bir nefes aldı, başını hafifçe öne eğdi.
“Vakti yok, Eylül… Yarın için birkaç kişi gelecek. Onların uyumlu olup olmadığına bakılacak.”
Yutkundum. “Uyumlu çıkarsa ne olacak?” dedim, istemsizce ona biraz daha yaklaştım.
Gözlerimin içine baktı. Kaçamadım. “Hemen ameliyata alınacak,” dedi.
Söyledikleri kulaklarımda yankılandı. Bu ne demek olduğunu anladım. Dudaklarımı ısırdım, başımı hafifçe eğdim.
"Tufan, peki böbrek nasıl bulunacak yani kanunsuz bir yolla değil dimi?"
" Rahat ol Eylül. Paraya ihtiyacı olan insanlar verecek onlar içinde herşey yapılacak ama Evrakta sahtecilik yapacağız ama başka yolu yok."
“Anladım…” dedim zorla. “Peki ya… şey… nerede olacak yani? Evde kimse yok diye… bize mi geleceksin?” Sesim titredi, son kelimeler neredeyse fısıltıya döndü. Utançtan zor çıktı sesim.
Tufan iki eliyle yüzümü tuttu. Başımı kaldırmak zorunda kaldım. Kalbim hızlandı.
“Senin için özel bir an olacak,” dedi yavaşça. “Bunun için her şeyi ben halledeceğim… sen sadece bana geleceksin.”
Gözlerimi kaçırdım. İçim sıkıştı. Yanaklarım ısındı. Bir an nefes alamadım gibi oldu.
“Tamam…” dedim utana sıkıla. İçim yanıyordu ama başka çarem yoktu. Tamam demezsem kaybedeceğim bir babam vardı.
Tufan elimden tuttu. Parmakları sıcaktı, benimkiler buz gibiydi.
“Hadi gidelim,” dedi. “Eve git, dinlen.”
Ayağa kalktım. Adımlarım ağırdı. Ona uydum ama sanki yürümüyor gibiydim, boşlukta savruluyordum. Bu andan itibaren tüm hayatım, hayatımız değişecekti. Ben babamı kurtaracaktım, Tufan ise istediğini alacaktı.