1. Bölüm Bebek Kocasından Değil
"Sena Hanım, bu tüp bebek denemeniz son derece başarılı olmuş gibi görünüyor. Şu an için hem sizin hem de bebeğinizin sağlık durumu oldukça iyi." Sena, tüp bebek uzmanının odasında oturmuş, elindeki ultrason kağıdına bakıyordu. Gergin yüzünde nihayet hafif bir tebessüm belirdi. "Çok şükür, iki kez tüp bebek tedavisi gördüğüme değdi," diye düşündü. İlk denemenin başarısız olduğunu hatırladı; eşi Güven’in hayal kırıklığına uğramasından korktuğu için durumu ondan saklamış ve hastaneye gelip acilen ikinci kez transfer yaptırmıştı. Neyse ki bu defa tam anlamıyla başarılı olmuştu. Sena tam ayağa kalkıp çıkmaya hazırlanırken aklına bir şey geldi: "Bu arada Doktor İlker, lütfen ilk tüp bebek denememin başarısız olduğunu eşime söylemeyin. Yaşanıp bitmiş bir şey yüzünden üzülmesini istemiyorum."
Sena, kendisine iki taraflı tüp tıkanıklığı teşhisi konulduğu ilk günü düşündü. O gün tepesinden kaynar sular dökülmüş gibi hissetmişti. Eşi Güven ise ellerini sımsıkı tutup, "Korkma, tıp artık çok gelişti, tüp bebek yaparız. Ben her zaman yanındayım," diyerek ona destek olmuştu.
Hatta doktor bile, "Güven Bey gerçekten nadir bulunacak kadar düşünceli bir eş," diyerek onu övmüş, bu yüzden yaşadığı o iki tüp bebek sürecinin eziyeti şimdi gözüne hiç görünmüyordu. Karnındaki iki bebeği kucağına alabileceği, evliliğini ve küçük yuvalarını koruyabileceği sürece Sena her şeye değer diye düşünüyordu. Sena hastaneden çıkar çıkmaz bu güzel haberi vermek üzere Güven Holding'e gitmeye karar verdi. Öğle arası olduğu için yol boyunca kimseyle karşılaşmadı. Yönetim kurulu başkanının odasının kapısı aralıktı. Sena tam kapıyı çalacakken içeriden tanıdık ve biraz da muzip bir ses yükseldi: "Güven abi, bu hamlen gerçekten akılalmaz. Yengenin Esin için taşıyıcı annelik yapmasını sağlamışsın. Karnındakilerin seninle Esin’in çocukları olduğunu öğrenirse ortalığı birbirine katmaz mı?" Sena’nın eli havada donakaldı; bu ses Güven’in çocukluk arkadaşı Mert’e aitti.
Sena kulaklarına inanamadı ve "Yanlış mı duyuyorum?" diye içinden geçirdi. Güven’in umursamaz ve soğuk gülüşü duyuldu: "Tepki vermek mi? Buna ne hakkı var ki? O zamanlar türlü oyunlarla Esin’i kaçırtmasaydı, Esin benden ayrılıp elin memleketine gider miydi? Bu, Sena’nın zaten hem bana hem de Esin’e borçlu olduğu bir şey! Kaldı ki, benimle Esin’in çocuklarını dünyaya getirebilmek onun için bir onurdur."
Sena adeta başından aşağı kaynar sular dökülmüşçesine olduğu yerde kalakaldı. Beti bereketi kaçmış bir halde elini refleksle karnına götürdü; kendi kulaklarıyla duyduğu bu gerçeklere inanamıyordu. Mert, "Ama yengenin şu son altı aydır çektiği çile..." dedi.
Güven’in sesi daha da soğuk bir hal aldı: "Esin’in bünyesi zayıf, hem acıya da gelemez. Hamilelik kahrını Esin’e çektirecek değildim ya? Ayrıca Sena zaten öteden beri benden bir çocuk doğurmak istemiyor muydun? Benimle Esin’in çocuğu da sonuçta benim çocuğum sayılır." Mert, "Güven abi, harbi çok acımasızsın," dedi. Güven, "Bana duygusuz deme. Doğum sağlıklı bir şekilde gerçekleştikten sonra ona bir miktar para verip gönlünü alırım," diye karşılık verdi. Mert, "Peki ya..." derken, Güven onun ne söyleyeceğini anlayarak sertçe sözünü kesti: "Ya’sı ma’sı yok! Sakın öğrenmesine izin verme! Benimle Esin’in çocuğuna en ufak bir zarar bile gelmemeli."
Sena oradan nasıl uzaklaştığını hatırlamıyordu. Yangın merdivenlerine kadar geldiğinde tüm vücudunun titremesine engel olamadı. Tırabzana tutunmasaydı dengesini kaybedip merdivenlerden aşağı yuvarlanacaktı. Demek ki yarım canını ortaya koyarak hamile kaldığı o bebekler, kocası ve kocasının ilk aşkı için taşıdığı bebeklerdi. Kendisi ise sadece bir kuluçka makinesinden ibaretti. Komik, gerçekten son derece komikti. Geçmişteki tüm o ilgi ve düşünceli tavırlar meğer kendisine oynanan bir tiyatrodan ibaretti. Yalandı, hepsi koskoca bir yalandı. Hayır, bir dakika! Sena ilk tüp bebek denemesinin başarısız olduğunu, şu an karnında taşıdığı embriyonun ikinci denemeden kaldığını hatırladı.
O halde şu an karnında taşıdığı çocuk gerçekten kendisinin öz evladı mıydı, yoksa o Esin denilen kadının mı? "İmkansız..." diye düşündü içinden, "Hastaneye gidip gerçeği öğrenmem lazım!" Sena yüzündeki gözyaşlarını sildi ve kararlı adımlarla hızla binadan ayrıldı. Hastaneye varan Sena, doğrudan tüp bebek sürecinden sorumlu Doktor İlker’in odasına gitti. Odanın kapısı kilitli değildi. Kapıyı itip içeri girdiğinde Doktor İlker’in genç bir hemşireyi sert bir dille azarladığını gördü.
Genç hemşirenin gözlerinden yaşlar boşanıyor, omuzları sarsılıyor ve kekeleyerek kendini savunmaya çalışıyordu: "Doktor İlker, gerçekten isteyerek yapmadım. Sperm bankasına ilk gidişimdi, bu yüzden kodları karıştırmışım..." Kapı sesini duyan Doktor İlker hızla arkasını döndü. Sena’yı karşısında gördüğü anda yüzündeki öfkenin yerini büyük bir panik aldı. Hemşire de korkudan ağlamayı kesti, eteğini sıkarak başını daha da öne eğdi.
Sena’nın sesi adeta buz kesmişti: "Doktor İlker, burada çalışanınızı azarlamanızı dinleyecek vaktim yok. Karnımdaki embriyo kime ait?" Doktor İlker’in yüzü anında kağıt gibi bembeyaz oldu, sesi titreyerek, "Sena Hanım, öğrendiniz mi? Şey... Bir yanlışlık oldu!" dedi. Yandaki sinmiş hemşireyi işaret ederek suçu üzerinden atmaya çalışan bir panikle ekledi: "Onun hatası! Yeni geldiği için iki ay önce sperm bankasından numune almaya gittiğinde yanlış spermi almış! Ben... Ben de durumu daha yeni fark ettim ama artık her şey için çok geç..." Yanlış sperm mi? Bir dakika! Doktor İlker konuşurken Sena’nın karnına baktı. Şaşkınlıktan donakalan Sena’nın soru sormasına fırsat kalmadan, paniğin verdiği korkuyla her şeyi bir bir döküldü: "Karnınızdaki bebeğin sperm kaynağı... Güven Bey değil."
Sena’nın kalbi sanki bir anlığına durdu. "Ne demek istiyorsunuz? Peki ya yumurta?" Sena sözünü keskinleştirdi: "Eğer benden tek bir şey bile saklamaya kalkarsanız, bu hastaneyi iflas ettirene kadar dava ederim! Bunu yapacağımdan şüpheniz olmasın!" Doktor İlker, "Sena Hanım, anlatacağım, her şeyi anlatacağım," dedi. "Yani... Karnınızdaki embriyonun sperm kaynağı Güven Bey değil."
Doktor İlker masadan bir dosya alıp uzattı: "Sperm, Uğur Holding’den Uğur Bey’e ait. İki yıl önce Uğur Bey geçirdiği bir kaza yüzünden ölümden dönmüştü. Ailenin tek erkek evladı olduğu için soyun devamı adına acilen sperm alınıp donduruldu ve hastanemizde saklandı. Uğur Bey iyileştikten sonra da aile bu numuneleri geri çekmedi. İlk tüp bebek denemenizde Güven Bey’in sperm kalitesi düşüktü ve o zaman getirdiği yumurtada da sorun vardı. Bu yüzden ikinci kez geldiğinizde sizden yeniden yumurta aldık, bunu zaten biliorsunuz. Yani sizin kendi bünyenizden alınan yeni yumurtayı kullandık. Ancak işlem sırasında hemşire hanım kazara sperm numunesini karıştırmış... Bu yüzden taşıdığınız bebek her ne kadar sizin kendi öz evladınız olsa da eşinizin çocuğu değil..."
Sena’nın tüm vücudu buz kesti, yüzündeki bütün kan çekildi. Sadece birkaç saat içinde hayatı adeta bir lunapark treni gibi altüst olmuştu. Birkaç dakika öncesine kadar kendisini kocasının ve ilk aşkının taşıyıcı annesi sanıyordu; bir dakika sonra ise kadere bak ki kocasının ve ilk aşkının çocuğunun ilk denemede düştüğünü, kendisinin gizlice yaptırdığı ikinci denemede ise tanımadığı başka bir adamın çocuğuna hamile kaldığını öğrenmişti! Bu da neydi böyle? Kaderin acımasız bir şakası mı? Henüz büyümemiş karnına elini koydu.
Güven’in yüzü zihninde belirip söndü. Bir yanda kendisini kucaklayıp "Korkma, ben varım" diyen o sevecen adam; diğer yanda "Benimle Esin’in çocuğunu doğurmak onun için bir onurdur" diyen o soğuk yabancı. İki farklı yüz zihninde üst üste bindi ve midesini bulandıran şiddetli bir tiksinti hissiyle doldu. Eğer Güven ile Esin’in o embriyosu tutmayıp düşmeseydi, şu an karnında kocasının başka bir kadından olan çocuğunu taşıyor olacaktı! Gerçekten aşağılıkçaydı! Sena artık ağlamadı. Elinin tersiyle yüzündeki gözyaşı izlerini sertçe sildi, gözlerinde sadece soğuk bir kararlılık kaldı.
Doktor İlker ile hemşire sessizce bekliyorlardı. Sena doğrudan Doktor İlker’in karşısına geçti: "Doktor İlker, bugün burada yaşananları bu odadaki üç kişi dışında dördüncü bir kimse duymayacak." "Sena Hanım, biz..." Doktor İlker kendini savunmaya kalktı ama Sena’nın bakışlarıyla sözü boğazına tıkandı. "Yaptığınız bu büyük hatayı şimdilik sineye çekebilirim. Ancak bu mesele dışarı sızarsa; birincisi, hastanenizi batana kadar dava ederim. İkincisi, Doktor İlker, sizin hekimlik lisansınızı iptal ettiririm ve bu tıbbi sektörde bir daha asla barınamazsınız! Üçüncüsü, hemşire hanım; görev hatası ve tıbbi kazayı gizlemekten kaç yıl hapis yatarsınız, hiç düşündünüz mü?" Doktor İlker’in dizlerinin bağı çözüldü. Genç hemşire ise gözyaşlarına boğularak, "Sena Hanım, söz veriyoruz! Tek bir kelime bile etmeyeceğiz!" dedi. Doktor İlker de yalvaran bir tonla hemen onayladı. Sena onlara tekrar bakmadı. Şu an şükredilecek tek şey, bebeğin kendisine ait olmasıydı. Güven ile Esin’in çocuğu değildi. Başka birinin aşkının meyvesini değil, sadece kendi evladını taşıyordu.
Uğur ailesine gelince; bu sır saklandığı sürece kimse gerçeği öğrenemezdi. Derin bir nefes alarak muayenehaneden çıktı. Boşanacaktı, kesinlikle boşanacaktı. İnsanı yutan bu ailede bir saniye bile kalmak istemiyordu. Hele ki yalanlarla dolu Güven’in yüzünü bir kez daha görmek midesini bulandırıyordu. Karnındaki bebeğe gelince; onu dünyaya getirecek ve tek başına büyütecekti. Bundan böyle sadece kendisi ve çocuğu için yaşayacaktı. Sena yorgun bedenini sürükleyerek eve girdi. Antrenin sensörlü ışığı yandı. Evin içi bomboş ve sessizdi. Eskiden huzurlu bir yuva olarak gördüğü bu yer, meğer Güven’in onu hapsettiği bir kafesten ibaretmiş. Burada daha fazla duramazdı. Hemen odaya geçip eşyalarını toplamaya başladı. Ancak dolabı açtığında eşyalarının ne kadar az olduğunu fark etti. Eskiden kendisi Sena ailesinin öz kızı sanılırken, Güven'in ailesi sırf Sena ailesiyle olan iş birliğini pekiştirmek adına kapılarına gelip dünür olmak istemiş, onu ideal gelin adayı olarak görmüştü.
Hatta Güven’in ilk aşkı Esin bile sıradan bir aileden geldiği için Güven'in ailesi tarafından hor görülmüş, en sonunda verdikleri parayı alarak yurt dışına gitmişti. Fakat Güven gerçeği bilmiyor, Esin’i türlü oyunlarla Sena’nın kaçırttığına inanıyordu. Bu yüzden ailesinin zoruyla Sena ile nikah masasına oturmuştu. Gelgelelim evlilikten birkaç ay sonra Sena’nın sahte evlat olduğu gerçeği ortaya çıkmıştı. Sena ailesi bütün ilgisini yeni buldukları öz kızlarına kaydırmış, Sena’yı bir kenara fırlatıp atmıştı.
Güven'in ailesinin tavrı da anında yüz seksen derece değişmişti. Aralarında Sena ailesinin desteği kalmayınca, bu evliliğin hiçbir çıkar değeri kalmamıştı. Bu sahte kız, Güven'in ailesinin gözünde bir anda batan bir dikene dönüşmüştü. Kayınvalidesi Yasemin ise her gün laf sokuyor, bir an önce boşansalar da oğluna yeni bir gelin bulsalar diye gün sayıyordu. Sena gözlerini kapattı, birkaç parça kıyafetini bavuluna tıkıştırdı.
Tam fermuarı çekerken kayınvalidesi Yasemin aradı: "Sena, bugün günlerden ne olduğunu unuttun mu sen? Çabuk buraya gel! Önemli işleri aksatırsan sana dünyayı dar ederim!" Yasemin lafını bitirir bitirmez telefonu suratına kapattı. Sena’nın yüzünü öfke kapladı. Bugün haftalık olarak konağa gitmesi gereken gün olduğunu unutmuştu. Kayınvalidesi Yasemin, Sena’nın öz evlat olmadığını öğrendiğinden beri ona bir insan gibi davranmıyordu. Kapı dışı edilmiş bir sığıntının hâlâ oğullarının peşini bırakmadığından yakınıp duruyordu. Oysa nikah kıyılmıştı bir kere.
Güven de hemen boşanmaya yanaşmıyordu. Bu yüzden kayınvalidesi Sena’ya eziyet etmeye başlamıştı. Eskiden bu evliliği yapabilmek için Sena ailesinin peşinde nasıl koştuklarını çoktan unutmuştu. Kaderin cilvesi işte; şimdi Sena’nın bu dünyadan yok olup gitmesini istiyorlardı. Ailenin hasta olan büyükannesi hariç. Büyükanne her hafta bakımevinden konağa gelir ve ailede en çok Sena’yı severdi. Sena, yaşlı kadının şefkatini ve sıcaklığını düşünerek konağa gitmeye karar verdi.
Kapıdan içeri girer girmez Yasemin eline geçen şeyi ona doğru fırlattı: "Dönmeyi akıl edebildin demek! Geberip gitseydin ya dışarılarda?! Uğursuz şey!" Sena çevik bir hareketle kenara çekildi. Fırlatılan elma yere yuvarlandı. Sena’nın kaçmaya cüret ettiğini gören Yasemin öfkeyle üzerine yürüdü, tokat atmak için elini kaldırdı. Sena hırsla onun bileğini havada yakaladı: "Yeter artık!"