O anlar... Bir kâbusun gerçekliğe bürünmüş hâliydi adeta! Gök delinmişçesine üzerime yağan kurşunların arasında tereddütsüz adımlar atarak koşmuştum o yaralı askere. Ölüm, her adımımda nefesimi ensemde hissettirecek kadar yakınımdaydı; kurşunlar kulaklarımın dibinden birer birer geçerken, toprağa saplanışlarındaki tını hâlâ çınlıyordu zihnimde. Zikzaklar çizerek ilerlemiş, bastığım her adımda kalbimi dişlerimin arasında taşırcasına titremiştim. Omzumdaki yanmayı hissetmiştim elbet. Ama o an asıl ağır gelen, taşıyamadığım bir hayatın yüküydü. Her şey bulanıktı belki, ama o askerin yerde yatan silueti netti gözümde. Ne düşen mermiler ne de bedenimdeki sızılar… O an benim için tek gerçek vardı: o yaralı askere ulaşmak... Ona nefes olabilmek... Şimdi ise revirde geçirdiğimiz kısa sürenin ar

