2. BÖLÜM

1014 Kelimeler
" Ah be Anadolu! Şimdi her köşen ağlayan ANA' dolu..." YARIM KALMIŞ HAYATLAR " Sen beyaz karlar altında damat mı oldun annem, seni al bayraklar içinde damat mı ettim yavrum!? “ " Kınalı kuzum, beni bırakıp nereye gittin? Damatlık giyecektin, kefen giydin; ev alacaktık, mezar aldık! “ Kaçıncıydı bu? Kaçıncı ananın tabuta sarılarak feryat edişi, kaçıncı babanın acısını göğsüne gömüp “Vatan sağ olsun” deyişiydi? İki gün önceki saldırıda sekiz askerimiz şehit düşmüştü. Bayrak yere düşmesin diye toprağa düşen tam sekiz kahraman! Gerisi ise Hakkâri’ nin semalarında yankılanan haykırışlar ile gözlerimin önündeki manzaraydı işte... Siz hiç bir cenazeye, yahut bir asker uğurlama törenine katıldınız mı? Ben katıldım… Hem de o kadar çok katıldım ki gözlerimin önündeki bu karelerin tümü, hayatımın bir parçası oldu artık. Omuz omuza çatıştığı, aynı lokmayı paylaştığı silah arkadaşının ay yıldızlı tabutunu omzunda taşıyan üniformalı askerler vardı, meydanın her köşesinde mesela. Yüzlerinde vakur bir sessizlik, yüreklerinde ise sönmeyen bir yangın… Ya da acısını göğsüne gömüp ailesine siper olan o babalar ve sessizce çöken analar ile yârların, boğazda düğümlenip sesi parçalayan feryatları… O dudaklardan dökülen her cümle de ezberimde! Alışık olduğum sahneler gibi değil mi? Öyle olmuyor ama işte! Her seferinde yüreğime saplanan aynı acı, gözlerimden sicim sicim akan yaşlar… Ve sevdiğinin görevden dönmesini umutla beklerken, ay yıldızlı tabutuna sarılan o yârların yerine kendimi koyuşum… “ Sana daha doyamadım ki ben. Seni böyle mi karşılayacaktık? “ Onca sesin, onca haykırışın arasında keskin bir bıçak gibi zihnime saplanan cümle ile kalabalığı yarıp geçtı bakışlarım. Ve ay yıldıza sarılı tabuta, sevdiğine sarılıyormuşçasına yüreğini de katarak sarılan o genç kadın ile sımsıkı yudum gözlerimi. O kadın bendim mesela şimdi... Ağlamaktan sarsılan beden benim bedenim, dudaklarından dökülen feryatlar benim feryatlarım... Ve o kahraman da benim sıcak kahvelerine bakmaya doyamadığım sevdiğim, Yiğit’ im... “ Şehitlerimiz için bir dakika saygı duruşu; rahat, hazır ol! “ Albayın sesiyle irkilip kalbimde kopan zelzeleyi zorla bastırdığımda, gözlerimden süzülen yaşların arasından son kez baktım ona. Örtüsü başından kaymak üzere olan o genç kadına… Ardından herkes gibi hazır ola geçtiğimde, gözlerimin önünden bir bir aktı, şehitlerimizin o nur yüzleri... Hepsi şimdi cennetin en güzel yerinde peygamberimize komşuydu. Peki ya bizim yüreklerimize ektikleri acı? Bir dakikalık saygı duruşu bittiğinde Gökhan albayın gür sesi duyuldu yeniden; “ Asker tabut al “ “ Oğluumm! “ Gökhan albayın komutuna eş kopan feryat ile yere yığılan yaşlı kadına doğru bir kaç adım atmıştım ki, bir çığlık daha yankılandı gökkubbede; “ İbrahim’ im, can parçam benim... “ Başımı hızla sesin geldiği yöne çevirdiğimde, eli karnında iki büklüm olmuş genç kadının perişan hali dolmuştu harelerime. O an bakışlarım kararsızca iki kadın arasında gidip geldi bir süre. Lakin genç kadının dudaklarından “ Bebeğimm “ diye acı dolu bir feryat daha döküldüğünde, yerde iki büklüm olmuş o kadının başucunda almıştım soluğu. Ve genç kadının bebeğini korumak istercesine karnına sardığı ellerini sımsıkı kavradığımda, bir yakarış daha koptu boğazından; “ Bebeğimde gitmesin, n’ olur! Onu da kaybedemem...! “ Sancıyla nefesi bölünen o acılı anneye söz vermek istedim o an; ikinizde iyi olacaksınız, demek istedim ama diyemedim. Ne o anneye o sözü verebildim ne de gözlerimden akan yaşlara engel olabildim... Sadece avucumun içindeki titreyen ellerini destek verircesine sıkıp, “ Güzelim benim, güçlü olmalısın. Sen güçlü olursan bebeğinde güçlü olur. “ diyebildim. Ardından ise göz pınarlarıma dolan yaşları saklamak adına sağ tarafa doğru çevirmiştim başımı. Ve işte, yanıbaşımızdaki tabtun önüne özenle yerleştirilmiş fotoğrafın harelerime dolduğu o an... Son nefesini kollarım arasında veren kahramanın o sözleri bir kez daha yankılandı kulaklarımda; “ Ben şehabet şerbetini çoktan içtim hemşire hanım, eşim ve oğlum sizlere emanet. “ Bir çocuk canlandı o an gözlerimin önünde; babasını hiç görmemiş, tanımamış bir çocuk... Ama babası her sorulduğunda, gururla “Benim babam bir kahraman!” diyen bir çocuk... “ Nefes. “ İsmimin seslenilmesiyle irkilip daldığım düşüncelerden koparken, içimdeki dumur hâliy ile Sinan’ ın endişeyle kararmış kahvelerine öylece kalakaldım bir an. “ İyi misin abim? ” diye bir kez daha ısrarla seslendiğinde ise ancak kendime gelebildim. Ve uzattığı eline tutunup güçlükle ayağa kalkarken, “ Abi... “ diye titrek bir fısıltı döküldü dudaklarımdan. Lakin Sinan’ ın “ Şimdi değil Nefes! Şimdi hiç sırası değil. “ demesiyle sustum. Haklıydı... Şimdi sırası değildi! Ne zaman kollarım arasından alındı bilmiyorum ama revirde yardımımı bekleyen bir anne varken hiç sırası değildi..! * * * Operasyondan yaralı dönen askerin yarasına pansuman yapmayı bitirdiğimde, elimdeki eldivenleri çıkarırken kocaman bir tebessüm kondu dudaklarıma; “ Geçmiş olsun. Bir süre istirahat etmelisin, kolunu kullanmamaya çalış ve pansumanlarını aksatma. “ Ben tavsiyelerimi ard arda sıralarken, “ Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Vatan beklemez. “ deyip kalkıp giden asker ile öylece bakakalmıştım arkasından. Biz geceleri yataklarımızda huzurla uyuyabilelim diye canlarını hiçe sayanlardı işte onlar! Ay yıldız gökyüzünden eksilmesin diye, kendi yarınlarından vazgeçen kahramanlardı... Çok şey borçluyduk onlara, çok... “ Allah sizden razı olsun. “ diye bir fısıltı döküldü dudaklarımdan. Her şey vatan içindi, her şey ama her şey... “ Bebeğim... “ Kulaklarıma dolan inleyiş ile hızla döndüm arkama. Ve isminin Aslı olduğunu öğrendiğim genç kadının gözlerini açtığını görmemle, aceleyle adımladım yanına. “ Merhaba, hemşire Nefes ben. Merak etme, bebeğin gayet iyi. Sen nasıl hissesiyorsun Aslı? “ “ Çaresiz ve yapayalnız. “ Aslı’ nın yaşların süzüldüğü gözlerini gözlerime kenetleyerek verdiği yanıt ile yanıbaşındaki tabureyi çektim yanına. Ve ellerini sımsıkı kavrarken fısıldadım usulca “ Yalnız değilsin; bebeğin var, biz varız. “ diye... “ Ama o yok, ömrümü ömrüne adadığım adam artık yok! Çok sevdim ben ony; defalarca dedi bana, ‘ben ölümü sırtında taşıyan bir adamım’ diye... Ama bir an olsun vaz geçmedim onu sevmekten. Ne yapacağım şimdi ben onsuz? “ Sözleri ile sevdiğim adamın gülcemali gözlerimin önüne gelirken bir anlık sım sıkı yumdum gözlerimi. Asker yareni olmak yürek ister, kim ölümle yarışan birini sevebilirdi? Biz sevdik! Yüreğimizde mermi izleriyle, ruhumuzda barut kokusuyla... Her saniyenin son olacağını bilerek, her vedayı son görüşme gibi yaşayarak... “ Seveceğiz Aslı, hem de sonsuza dek seveceğiz onları. Çünkü aşkın dili ölümsüzdür, kalbimizdeki sevgi her zaman yaşayacak. “ “ Her daim kalbimizde, benim de oğlumuzun da... “ Ruhları şehitlik makamında yücelirken, anıları kalplerimizde daima taze kalacaktı. Vatan sevgisiyle dolu yürekleri ve kahramanlıklarıyla, gelecek nesillere ilham kaynağı olmaya devam edecekler. Onların hikayeleri nesilden nesile aktarılacak ve vatanseverlik ruhu sonsuza dek yaşayacaktı. BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE