5

854 Kelimeler
ATAKAN "Benim adım Atakan," dedim kahveler geldikten birkaç saniye sonra. Sıfırdan başlamak üzere elimi uzattım. "Temiz bir sayfa açalım, çapkın Atakan'ın yerine halden anlayan Atakan'ı getirelim." Şaşkın bir ifadeyle sıktı elimi. "Perihan!" "Babannenin adı mı?" diyerek çektim elimi ellerinin naif, tatlı sıcaklığından. "Tamam öyle bakma şaka yaptım." Sertleşen ifadesi yumuşadı. "Kendi adım, sülalemdeki tek Perihan benim!" "Maşallah! Peki sülalenin diğer kızları da senin kadar güzel mi?" "Hani asılmak yoktu." "Sana değil sülalendeki muhtemel güzel kızlara asılıyorum ben." Gözlerini kaçırarak gülünce kendimden emin, "Biliyorum," dedim. "Son derece eğlenceli bir adamım." Kahvesine uzandı elleri, ince uzun parmaklarına eşlik eden tırnakları dahil tek bir zerresinde makyajdan eser yoktu. Güzelliği safkandı ve yetmez gibi bunu pek umursamıyor gibiydi. "Ayağın nasıl oldu peki?" "İyi, üzerine basarken ağrımıyor artık." "Sevindim. Kırılsaydı iyileşene kadar her yerde seni kucağımda taşımak zorunda kalacaktım." Yan yan bakmaya başlamasına aldırış etmedim. "Niyetim kötü değil," dedim hemencecik. "Sohbet etmeye çalışıyorum, yeni arkadaşlar edinmeyi severim." "Ben hiç sevmem!" "Niye, çok fazla arkadaşın var yetiyorlar mı sana?" "Hayır çok da fazla arkadaşım yok ama pek de lüzum olduğunu düşünmüyorum." "Beni tanımamışsın da ondan, ben insanı on yaş gençleştiririm." "Ben zaten gencim, sana mı kaldım?" Kahkahalarla gülebilirdim! Tam ağzımı açıp yaşını soracaktım ki çalan telefonu ile planlarımı erteledim. "Efendim Suzan?" Kimse bu Suzan güzel haberler vermemişti benim güvercinime. Apar topar kalktı masadan, gitmesi gerektiğini söyledi. Fincanı devirdi toparlanırken, dökülen kahve pantolonunu leke yaptı, silmek için peçeteliğe uzanınca onu da devirdi derken olay yeri müdahale yeteneğim ile devreye girdim. "Kötü bir haber mi aldın?" "Bir abim, sevdiğim biri, kalp krizi geçirmiş!" "Aaa," üzüldüm tanımadığım adama. Böyle aniden yıkan hastalıkları oldum olası sevmemişimdir."Dur dur sen, ben seni götüreyim gideceğin yere." *** Bir devlet hastanesinin koridorinda ağlayan bir kız sarıldı güvercine. Benimkinin şahaser gözlerinden de damlalar dökülmeye başladı. Ağlayan kızın adı Suzan'dı. Şarap rengi saçlarına uyumlu bembeyaz bir tenle afeti devrandı. Hafif balık etli, kıpkırımızı dudakları, koyu gözleri ile Perihan ve çevresi dedirtti bana. Çirkin hiçbir şey uğramıyordu bu kıza. Bir tek evi... Rutubetli, biraz dağınık ve eskiydi. Biraz... İçindeki ay parçası örtüyordu her türlü kusuru. "Ona bir şey olmasın ne olur olmasın?" diye ağlıyordu Suzan. İkisi birbirine kenetlenmiş öyle ağlaşırlarken dayanamadım. Zaten dram sevmem ben, romantik komedi hikayesine yedirilen dramları dahi sevmem. "Açılın," dedim. Ben doktorum! "Birbirinizi hırpalıyorsunuz böyle yaparak, açılın bakalım." İkisini de omuzlarından tutup ayırdım. Suzan, şaşkınca baktı bana. "Atakan ben," dedim. "Perihan'ın çok yakın arkadaşıyım!" Benimle uğraşacak hali yoktu gözlerini silerek çöktü bir sandalyeye. "Kim?" diye kekeledi Suzan. "Gel sen de şöyle otur ben sana bir kez daha tanıtırım kendimi. Otur geç," diyerek onu da diğerinin yanına oturttum. Bir birine, bir diğerine baktım. Hangisi daha güzel karar veremedim. Bu kadar güzel biri için ağlıyordu ve o birine bunca güzelliği belediye mi dağıtmıştı da bu kadar boldu diye düşündüm. "Nasıl olmuş?" "Bilmiyorum ki, sabahtan beri arıyorum açan yok. Bir hemşire açtı telefonu kızıyım deyince burada olduğunu söyledi. İşyerinde fenalaşmış ambulans çağırmışlar. Allahın cezaları birimize de haber vermemişler, yanında da gelmemişler bir başına bırakmışlar burada adamı." Kız kardeşlerdi. Tabii ya, aynı anne aynı baba ve ortak genler. Güzelliği seriye bağlamış bu adamla kadın umarım iki çocukla kalmamışlardır diye içten bir duayla seyrime devam ettim. "Ne diyor doktorlar?" "Doğru düzgün açıklama yok, daha doktoru bile bulamadım!" Doktor bulunacaksa, üzerime vazife edinebilirdim. "Babanızın adı ne ben öğreneyim durumunu?" dedim. Her ikisi de beni yeni fark etmişler gibi baktılar. "Böyle büyük hastanelerde tanıdık bulmadan iş yürümez, bilgi akışı yavaşlar, söyleyin siz ben mutlaka bir yol bulur öğrenirim durumunu." Güvercinim titrek bakışları ile işte bu defa minnettardı bana. "Rıza Sarı!" dedi. "Bekleyin siz ben geliyorum," diyerek ayrıldım yanlarından. Soy ismi Kaya değildi, Sarı yabancıydı. Bu Rıza'nın benim asi peri kızımla uzaktan yakından alakası yoktu. Kuzeni miydi acaba şu kızıl afet? Geri döndüğümde iyice sessizliğe bürünmüşlerdi. Oturdukları yerden kalkmadan karamsarlıktan ölüyorlardı. Dağıttım yürürken bütün bulutları, hepsi el pençe divan durdu önümde. Sis perdesinin arasından çıkan beyaz atlı prens oldum ve "Durumu iyiymiş," dedim. "Tedbir amaçlı yoğun bakımda kalıyormuş." İkisi birden ayağa kalktı. "Sabaha servise alınırmış, birkaç güne de taburcu ederlermiş. Kalp krizi geçirmiş, anjiyo olmuş ama damarları iyi durumdaymış. Amca biraz yaşlı olunca tedbir amaçlı uyutuyorlarmış." Her ikisinin de yüzünde güller açtım. "Ah be Usta," dedi Suzan. Hani babandı be kızım? "Eminsin değil mi?" güvenmemekte bu denli kararlı olmayı kim öğretmişti bu kıza? "Doktoru ile konuştum direkt, duyduklarımın bunlar olduğundan eminim. Üzülmeyin hadi, toparlanın artık." "Teşekkür ederim," dedi inceden bir ses. Müdahale odasından çıktığında da bu sesle duymuştum onu. Yenilgiyi kabul eden cadı mı olurdu canım? Besbelli kostümlü baloda sanıyordu kendisini, giyip giyip çıkarıyordu kılığını. "Galiba iyi birisin sen!" "Ne sandın?" "Vallahi ne yalan söyleyeyim zengin bir puşta benziyorsun buradan bakınca!" Zengin, puşt... Bunu bu kadar kısa süreli tanışıklıkla bana söyleyebilecek kaç kişi vardı yer yüzünde? Bir mi? Ve ben onu bulmuştum. Dünyanın en şanslı adamı olmalıydım. "Tamam tamam bozulma," dedi koluma vurarak. "İyi birisin de dedik ya." "Onure ettin, ağlayacağım şimdi." "Mendil vereyim  mi?" "İşlemeli ise yürürken arkandan bırak, katibin olur alırım." "Yok canım, az önce burnumu silmiştim. İşine gelirse." Tuşa basmak buydu, muzipçe gülümseyip alt dudağını dişledi. İstemsizce araladım ağzımı, sanki birisi bana şeker uzatmıştı da vakit kaybetmeden kıtır kıtır... "Ben o bildiğin kızlara benzemem demiştim değil mi?" "Hiç, hiç benzemiyorsun hem de?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE