~1.Bölüm~
"Buda tamamdır."
"Eline sağlık Ceylan."
"Seninde İnşaAllah."diye gülümserken iş arkadaşımın yanından ayrılıp masama geçtim. Şöyle göz ucuyla bir etrafı süzüp durdum. Burayı seviyordum. Ekip arkadaşlarımı seviyordum. İşimi çok çok daha seviyordum. Çünkü bu işe Allah rızası için baş koymuştum. Başarılıydımda Elhamdülillah.
Başta ailem ne kadar çok kızıp itiraz etsede üniversiteyi bir çevirmen olarak bitirmeyi başarmıştım. Diller benim doğam gibidir. Neredeyse 10'a yakın dilim vardı ama tabi hepsini aman aman çok iyi konuşamıyordum. Sadece iş gereği birden fazla dilin olmalıydı. Ee bende bu mesleği çok sevdiğim için birçok dil öğrenmiştim ancak burada resmi ve en çok konuşulan dil tabi yine ingilizceydi. Diğer resmi dili ise maoriceydi.
Üniversiteden sonra ne yapacağımı, nerede çalışacağımı düşünürken danışman hocamız bana Yeni Zelanda'da çok başarılı bir şirketi önerdi. Hatta onlara benden de bahsetmişti. Sağ olsun, onun sayesinde cesaretimi toplayıp ilk defa ailemden bu kadar uzağa gitmiştim.
Yeni Zelanda dünya sıralamasına göre İslamın en çok yaşandığı ülke arasında birinciydi. Tam tamına İslama uygun yaşayan bir ülke yoktu ne yazıkki ama bu bir engel değildi. Bir davaydı. İslam davasına sahip çıkıp daha çok kişiye yaymalıydık mesajıydı bu evelAllah.
Dahası bu başarılı şirket, Allah rızası için kurulmuş ve İslami kitapları farklı dillere çevirip bir nevi tebliğ görevi üstleniyordu. Bunca lütfunu görüp geri çeviremezdim bu teklifi. İyice bir araştırmadan sonra ailem yine ne kadar karşı olsada pılımı pırtımı toplayıp Yeni Zelanda'ya yerleştim. Ve Elhamdülillah hiç pişman değildim. İyi ki gelmişim diyordum. Burada kendime ait bir düzenim vardı. Küçük bir evim, Allah rızasını gözeterek sevdiğim bir işim, güzel bir çalışma yerim ve çok iyi arkadaşlarım vardı. Allah'tan daha ne isteyebilirdim ki? Şükürler olsun bana nimetin nimetini, rızkın rızkını vermişti.
Ancak bir sorun vardı ki ailemi ve memleketimi, Türkiyemi çok özlemiştim. Bir yılı aşkın buradaydım. Bu özlemimi en çok körükleyen şeyde burada sürekli gördüğüm mutlu aile tablolarıydı. Etrafımda İslama göre yaşayan aileleri görünce kendi ailem aklıma geliyor ve üzülmeden edemiyordum. Onlar İslama göre pek yaşamadıkları için haliyle bende onları iyileştirmek istiyordum.
"Hayırdır? Daldın yine?" Bu Eslem ablaydı. Buradaki en iyi iş arkadaşımdı. Aslında herkesle iyi anlaşıyordum ama Eslem abla ayrıydı. Pozisyon olarak benim bir üstümdü. Buralıydı ve ailesiyle yaşıyordu. Oda buradaki herkes gibi Elhamdülillah tesettürlüydü.
Bu şirketin iki patronu vardı ve evlilerdi. Şirket ikiye ayrılmakta olup kadın ve erkekler ayrı olarak çalışıyorduk. Böyle bir güzelliği daha önce bir yerde görmedim. Haliyle bunu duyduğumda mutluluktan uçtum diyebilirim. İşten giriş ve çıkışlarda bile erkeklerle karşılaşmıyor ve hiçbir iş münasebetiylede muhattap olmuyorduk. Harika değil mi ya? Patronumuzda tesettürlü ve çok iyi bir hanımdı. Şirkette tabiki tesettürlü olmayıp ama çok edepli ve iyi olan kızlarda vardı ama bizim ekip fuul tesettürlüydü. Bu güzel nimetler için Rabb'ime tekrar tekrar şükretmeden edemiyordum. Hamd olsun.
Evet. Şimdi sıra geldi Eslem ablaya cevap vermeye. Kadını çok beklettim düşünmekten.
"Memleketimi düşünüyordum yine abla. Galiba ufaktan biraz özledim."dedim kısık gözlerim eşliğinde.
"Seni neşeli görmeye bizi alıştırınca yüzün bir düştü mü anında fark ediliyor."
"Farkındayım. Peygamber Efendimiz (SAV) üzüldüğünde kimse anlamasın, kimse üzülmesin diye başını eğermiş. Ben çok beceremesemde O'nun gibi yapmaya çalışıyorum ama-"
"Ama o bile fark ettiriyor değil mi?"deyip güldü Eslem abla.
"Hadi ya. Bak bunu bilmiyordum ama son günlerde nereye baksam ailemi ve memleketimi görür oldum."deyip başta gülsemde sona doğru sesim özlemle çıkmıştı.
"Üzülme. Allah büyüktür. Gönlünü hoş kılacaktır elbette. Yeterki sabırla bir mücahideye yakışır bir şekilde davran."diyen Eslem abla önüme dilini çevireceğim başka bir dosya klasörü bırakıp giderken ardından gülümsedim söylediklerine. Haklıydı. Vardır Rabb'imin bir bildiği.
***
Öğle molasının bitmesine yakın her zaman yaptığım şeyi yaptım. Bu saatler annemlerle konuşma saatimdi ve birde akşamleyin konuşurdum tabi. Her zaman müsait olamıyordum. Ancak öğle yemeğinden sonra böyle konuşabiliyordum.
Tam arayacağım sırada annem benden önce davranarak beni şaşırtmıştı. Hâlâ çalıyordu. Artık açmalıydım.
"Alo? Kızım?" Gözlerim doldu. Son günlerde çok duygusal davranıyordum. İlk başlarda böyle değildim. Aradan uzun bir zaman geçtiği için böyle olmuştu. Sesimi kontrol etmeye çalışarak "Annem..."diyebildim sadece.
"Selam Aleyküm?"
"Aleyküm selam Ceylanım. Güzel kızım benim. Ne yapıyorsun?"
"İyiyim hamd olsun." Konuşurken yanağımdan bir damla yaş düşmesine engel olamadım. İlk defa Ramazanda ve Ramazan bayramında onların yanında olamamıştım işimden dolayı ve bu bana çok koymuştu. Günlerce ağladığımı hatırlıyorum. Gelecek ikinci ayın başları Kurban bayramıydı ve ben bu sefer onlarla olmak istiyordum. Bayram aileyle olunca anlam kazanıyordu çünkü bayram bugünler ve bu özel anlamlar için vardı. Rabb'imin her işi hikmetliydi.
"Senin sesin neden öyle çıkıyor Ceylanım. Bir şey mi oldu?" Dürüst davranacaktım.
"Özledim anne. Hepinizi çok özledim."dedim dudağım büzülü. Sonra annemin hıçkırık sesi geldi. Bravo Ceylan! Kadını iki dakikada ağlatmayı başardın.
"Annem ağlama..."
"Ağlamıyorum kızım. Üzülme sen. Biliyor musun abinin düğün tarihleri belli oldu."
Sevinçle gözyaşlarımı silip cevap verdim.
"Gerçekten mi? Çok sevindim. Ne zamanmış?"
"Bir hafta sonra."
"Ne? Ama anne. Ben olmadan mı düğünü yapacaksınız?"
"Olur mu hiç öyle şey Ceylan gözlüm? Hiç sensiz düğün yapmalarına izin verir miyim ben güzel kızım? Sabahtandır aramanı bekliyorum. Müsait değilsindir diye aramıyordumda!" Annem ne kadar sert olsada bana düşkündü biraz. "Düğüne geleceksin değil mi Ceylanım. Bir yıl oldu gideli. Gel artık yavrum. Gelde yüzünü görelim. Sana doya doya sarılayım annem."dedi annem tekrar hıçkırarak. Bende ağlamaya başladım.
"Patronumla konuşayım anne. Ona göre tekrar seni ararım olur mu? Ağlama!" Annem ağladığında berbat hissediyordum!
"Tamam yavrum tamam. Ağlamıyorum. Sen kapat. Telefonunu bekleyeceğim. Allah'a emanetsin güzel kızım."
"Sizde annem sizde."deyip kapattım ve camdan dışarıya baktım. Biraz daha düşünmeye devam edersem hıçkırıklarla ağlamaya başlayacağım şuracıkta.
Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Önce lavaboya sonrada patronumun odasına...
Hadi Ceylan! Göreyim seni.
***
Hiç bu kadar çekindiğimi hatırlamıyorum. Kadının önünde resmen kıvranıyordum. Hayır. Kadın kötü bir insanda değildi ama işe başladığımdan beri hiç izin almamıştım. Bu ilk olacaktı.
"Ceylancığım?"
Kulağıma çalınan sesle bir an irkildim.
"Efendim? Buyurun?"
"Çekinme benden tatlım. Ne derdin var? Anlat bakalım."deyip kafasını dosyasından kaldırıp bana baktı.
"Şey aslında... Aişe hanım, ben..." yine kıvrandım durduğum yerden. Allah'ım sen yardım et.
Dayanamayıp gözlerimi kapattığım gibi ağzımı araladım.
"Ben sizden izin istemek için geldim Aişe hanım." Oh be! Söyledim sonunda.
"Otur lütfen."deyince korkuyla oturdum. Kafası bu sefer dosyadaydı ama sonra tekrar bana baktı. "Elhamdülillah! Sonunda bir insan olduğunu ve dinlenmen gerektiğini hatırladın Ceylancığım. Sen gelmeseydin, ben çağıracaktım seni. Tamam işini çok sevdiğini biliyoruz ama sende çalışanlar arasında tek izin hakkını kullanmayanın sen olduğunu biliyor muydun?"
"Cidden mi?"deyip şaşkınlıkla kaşlarımı havaya kaldırdım.
Hadi ya! Gerçekten mi?
"Bir ay."
"Efendim?"
"Bir ay izin süren var."
"Ama efendim bir ay çok fazla değil mi?"
"Ben ne diyorsam onu yap Ceylan. Git ve ailenle bolca güzel zaman geçirip dön. Patronuna karşı mı geliyorsun sen bakayım?"deyip yalancılıkla kaşlarını çattı.
"Yok. Yok efendim. Baş üstüne."
"Ha şöyle. Yarından itibaren izinlisin. Arkadaşlarınada haber ver. Çıkabilirsiniz."
"Ama efendim. Mesai saatinin bitmesine daha çok var."dedim saatime bakarak.
"Ay bu ne iş sevdasıdır yahu? Erken çıkacağına sevineceğin yerde... Git Ceylan. Gözüm görmesin seni." Sesinin eğlenerek çıktığını anlayabiliyordum.
"Özür dilerim efendim. Hemen gidiyorum. Hayırlı günler. Selam Aleyküm."
"Aleyküm selam. Sanada balım."
Kapıyı Aişe hanıma bakan kalpli gözlerimle kapattım. Allah'ım ne tatlı ve iyi bir kadındı böyle? Allah'ım sen daha lütufkarsın. Haketmediğim halde bunca güzel nimeti bahşediyorsun ya trilyonlarca kez şükrüm bile az gelir. Şükürler olsun Allah'ım! Sana sonsuz hamdler olsun...
"Millet paydos!"diye sevinçle bağırdım.
"Yehuuu!!!"
"Allahım büyüksün."
"Elhamdülillah!"
"Ya bu patron can ya. Allah razı olsun."
"Hadi hemen çıkalım."
"Ya çok sevindim. Harika bir haber bu. Sağ ol Ceylan."
"Rica ederim. Allah'a emanet olun kızlar."
"Sende."dediler hep birlikte.
"Sıkı giyinin. Hava soğuk..."deyip ardlarından seslendim. Türkiyede bu zamanda mevsimler yaz iken burada kıştı ve havası ne kadar ılıman olsada kışı çetin geçiyordu.
"Yaa erken çıkmanın şerefine gidip anneme çiçek alacağım."diye bir arkadaşımın sesi ulaştı kulaklarıma. Bunlar benden daha çok sevindi yahu. Cidden işle bu kadar mı bozdum kafayı? Neyse neyse...
Gidip hemen bavulumu hazırlamalıyım ama önce Eslem ablaya ve iş arkadaşlarıma bu güzel haberi duyurmalıyım. Hayır anneme... anneme haber vermeliyim. Bir dakika! İyice saçmaladım. Her şeyden önce uçak bileti bakmalıyım kendime! Allah'ım heyecandan ne yapacağımı bilemiyorum. Sen yardım et.
Gözlerimi kısıp ellerimi havada yumruk yaptım ve fısıldadım.
"Hasret sona erdi! Vuslat vaktidir. Bekle beni Türkiyem. Geliyorum..."