TANITIM
Bu kurguya başlarken Fatma Turgut " ilkbaharda kıymet" şarkısını dinliyordum size de tavsiye ederim, çok güzel bir şarkı.
Ben Kader.
12 Haziran 2004 tarihinde doğdum. Mimar Sultan Gedeci ile edebiyat öğretmeni Halit Salman’ın biricik kızı…
Büyük bir aşkla başlayan bu hikâye, ne yazık ki hüsranla bitti. Annemle babamın her geçen gün biraz daha büyüyen tartışmaları, evliliklerini uçurumun kenarına sürükledi. Bazı insanlar vardır; çatırdayan evliliklerini kurtarmak için dünyaya bir çocuk getirirler. İşte benim bu hayata geliş nedenim de buydu. Yıkılan bir yuvayı kurtarma görevi verilmişti bana. Ama ne yazık ki başaramadım. İki yetişkin insanın yürütemediği bir ilişkiyi bir bebek nasıl ayakta tutabilirdi ki?
Sorumluluğu bana yüklenen bu başarısızlığın bedeli ağır oldu; ben henüz beş yaşındayken ayrıldılar.
Anne ve babam hayattaydı ama velayetim teyzemdeydi. Beni bir amaç uğruna doğurmuşlardı; o amaç gerçekleşmeyince de ceza olarak anne ve baba sevgisinden mahrum bırakıldım.
Annem… Adımı "Kader" koymuş. "Güzel bir kaderi olsun" diye dilekte bulunmuş kendince. Sonra da beni bir başıma bırakıp gitmiş… Babam ise beni teyzemin evine bırakırken, "Ne zaman istersen ara beni," demişti. O günden sonra bir kez bile aramadı. Ben ne zaman arasam, telefon hep meşgule atıldı. Diyorum ya, cezam tam olarak buydu.
Ve teyzem… Füsun Gedeci. Bana sadece teyze değil; anne oldu, baba oldu, sığınacak tek liman oldu.
Teyzem hayatında sadece bir kez âşık olmuş. Ama âşık olduğu adamın evli olduğunu tam da gelinlik provasında öğrenmiş. Adam, "Sadece kâğıt üzerinde evliyim, yakında bitecek," dese de teyzem onu tek kalemde silip atmış. Sadece o adamı değil, aşkı da tamamen çıkartmış hayatından.
Ben büyüdüm, Üniversitenin Gastronomi bölümünü bitirdim. Mezuniyet günüm geldiğinde, teyzemi o acı sonla kaybettim.
O sabah erkenden kalkıp kuaföre gitmek için evden çıktım. "Gel, birlikte hazırlanalım," dedim ama gelmek istemedi. Törenin yapılacağı mekana vardığımda onu tekrar aradım. "Evden çıkıyorum canım," dedi. Bu, onun sesini son duyuşumdu.
Törende diplomamı aldım, kepimi havaya fırlattım… Ama aklım da kalbim de teyzemdeydi. Heyecanla telefonumu çıkarıp tam onu arayacakken, ekranımda onun ismi yandı. Telefonu açtım ama karşımdaki ses onunki değildi.
Bir adam, "Merhaba," dedi.
"Teyzem nerede?" diye sordum, sesim titreyerek.
Adam birkaç saniye sustu. O birkaç saniye bana bir ömür gibi geldi. "Bir araba çarptı, şu an hastaneye götürüyoruz," dedi.
O an beynimden vurulmuşa döndüm. Hastanenin adını öğrenip hemen yola koyuldum ama yetişemedim… Teyzem çoktan veda etmişti bu dünyaya.
İki gün sonra onu kendi ellerimle toprağa verdim. Yanımda ailesinden kimse yoktu, sadece ben vardım. Annemi aradığımda aldığım cevap soğuk ve kısaydı: "Yurt dışındayım, gelemem."
Teyzemi kaybettiğim o gün, hayatımın dönüm noktası oldu. Namaza ve Kur'an okumaya başladım. Küllerimden doğdum sanki o gün; tıpkı bir Zümrüdüanka misali…
Benim hikâyeme hoş geldiniz.