Gitme...

2064 Kelimeler
Mahpeyker... Aralık perdeden sızan güneş ışığı kapalı gözlerime vurdu. Güneşin gözlerimi kapaklarımı kamaştırmasından rahatsız duyarak yan döndüm. Sıcak tene değen elimle kocama sokuldum. Burnumu boyun girintisine sokup yabani mersin kokusuna benzettiğim kokusunu içine çektim. Kocam beni kollarıyla sarmalarken odamızda çınlayan melodiyle huysuzca kımıldandım. Anıl sayesinde bütün gece uykuya hasret kalmıştım. Gecenin geç saatlerine kadar sevişmiştik. İkinci bebeğimizi istiyorduk. Anıl, 'İçine bol bol tohumlarımı serpmeliyim ki bebeğimiz can bulsun.' dedi. Bir rahat vermedi. Yoruldum dedikçe ben senin yorgunluğunu severek alacağım diyerek beni de yoldan çıkartmıştı. “Anıl kes şu sesi. Biraz daha uyumak istiyorum.” diye sızlandım. Anıl uykulu sesiyle cevap verdi. “Alarm çalıyor.” Yarım saatimiz daha vardı uyumak için. Tabi biricik kızımız Aysima izin verseydi yarım saat uyumak isterdim. Odanın kapısı gıcırtıyla aralandı. Birkaç gündür aklımdaydı kapı kirişini yağlamak. Çok ses yapıyordu. Ama her seferinde unutuyorum. Aklımdan çıkıyordu. Bu sefer kesin yağlayacaktım. Aysima sessizce dibimize geldi. Yatağa tırmandığını üstümüzdeki yorganın kaymasıyla anladım. Güzel kızımız bizi uyandırmayı çok seviyordu. Bizden önce kalkma uyu desemde babası gibi oda inattı. Kulaklarıma dolan kıkırtısıyla gözlerimi açmamak için kendimi zor tuttum. Kısık araladığım harelerimden kıkırtısını bastırmak için minik ellerini ağzına kapattığını gördüm. Yerim ben o elleri. Anıl'da çoktan uyanmış kızından hareket bekliyordu. Sonrasında yatağa yatırıp kahkahalara boğduracaktı. Aysima çığlık çığlığa üzerimize atladı. “Uyanın... Anne, baba uyanın.” Anıl kızımızı ani hareketle aramıza yatırdı. Göz göze geldik. “Bizim kız bizi uyandırmak için geldi. Biz boşuna alarm kuruyoruz. Baksana ayaklı alarmımız var.” “Evet ne yapmalıyız acaba.” “Baba beni seybest bıyakabiliysiniz.” Canımın içi r leri söyleyemiyordu. Konuşurken çok daha tatlı görünmesini sağlıyordu. “Bırakmak...” Düşünüyormuş gibi yaptı. Aysima dikkatli bakışlarla babasına baktı. “Hayır yemeden bırakmam.” Mavi irisleri büyüdü. Başını bana çevirdi. Yardım dileyen bakışlar attı. “Anne yaydım et baba beni yiyecek.” “Sadece baba değil bende yiyeceğim seni.” “Hayıy...” Anıl'la aynı anda kızımızı yemeğe başladık. Kahkahaları odada yankılandı. “Kimse yok mu bana yaydım edecek.” Yeni bir güne kızımızın kahkahasıyla başlamayı ikimizde hiçbir şeye değişmezdik. Dakikalardır kızımızla geçirdiğimiz vakitle uykumuz tamamen açılmıştı. Anıl banyoya giderken Aysima'yı yüzünü yıkamaya gönderdim. Sabahlığı üzerime geçirip kocamın kıyafetlerini hazırladım. Ardından kızıma eşlik ettim. Birlikte mutfağa geçtik. Kucağıma alıp tezgahın üzerine oturttum. “Birlikte babana omlet hazırlamaya ne dersin.” “Yaşasın.” İki elini havaya kaldırıp sevindi. Önce çay suyunu ısıtıcıya koydum. Daha sonra tavamı çıkardım. Yumurtaları kaseye kırıp tuzu ekleyerek çırptım. Kızımın kucağına koydum sonra. “Minik ellerinle yavaş yavaş çırpmaya devam et.” “Tamam anne.” Bende kaşar peynirini rendeleyip maydanozları doğradım. Tavada tereyağını eritip yumurtayı döktüm. Üzerinde pişmemiş yer kalmamasına dikkat ettim. Ardında yarım ay şeklinde önce rendelenmiş kaşar peynirini döktüm, üstüne de maydanozları... Omlete yarım ay şeklini vererek kaşar peynirinin pişmesine izin verdim. Anne kız masayı hazırlarken Anıl hazırlanıp geldi. “Babacım senin için hazıyladım.” dedi tatlı dille. “Benim güzel kızım babasına kahvaltı hazırlarmış.” Anıl minik ellerini kavradı. Öpücüklerle boğdu. Küçük hanımın hoşuna gitti. Kıkırdadı. “Babacım...” Utancından başını eğdi. “Ben bu parmakları yerim.” “Hihh!” Nidasıyla gözleri büyüdü. “Babacım paymaklayımı yeysen ben nasıl yemek yiyeceğim, yesim çizeceğim...” “Kızım baban mecazen söylüyor.” Anlamayan bakışlarla bakınca önünde diz çöktüm. “Baban parmaklarını yerim derken küçücük ellerinle yaptığın yemeği yemekten bahsediyor. Anladın mı beni kızım.” Kızım bir süre düşündü. Kendince ölçüp, biçip tarttı. “Hımm. Anladım.” Anıl'ın kopyası olan mavileri bilmişlikle parlıyordu. “Aferin benim kızıma.” Saçlarından öpüp doğruldum. “Canım otur sen ben çayları koyuyorum.” Anıl kızımızı sandalyeye oturtup kendi yerine geçti. Omletini parçalara bölüp önüne koydu. Bize çay koyarken kızıma taze sıkılmış meyve suyu koydum. Eğlenceli geçen kahvaltımızın ardından Anıl'ı işe yolculadım. Kendisi Mezgen şirketinin mimarlık ofisinde çalışıyordu. “Hayırlı işler canım. Allah zihnini açık etsin.” “Teşekkür ederim karıcım.” Belimden kavrayıp kendine çekti. Ellerimi göğsüne koydum. Kalp atışları avuç içlerimde atıyordu sanki. Başını eğip dudaklarıma uzun soluklu öpücük kondurdu. Koluna vurarak yalandan kızdım. “Anıl kaç defa diyeceğim Aysima görebilir.” “Ne yapayım, zümrüt gözlerin beni öp derken nasıl durayım.” “Yalancı.” dedim nazlanarak. “Akşam bizzat uygulamalı göstereceğim. O zaman yalancı mıyım değil miyim görürsün.” “Edepsiz.” Anıl elini kalbine götürünce endişelendim. “İyi misin?” Yüzündeki acı ifadeyi silip gözlerimin içine baktı. “İyiyim merak etme.” “Olsun biz yine de bir hastaneye gidelim. Yarın izin günün nasılsa.” “Önemli olduğunu düşünmüyorum ama senin için rahat etsin diye yarın hastaneye gideriz.” “Tamam canım dikkat et yine olursa haber ver mutlaka. Yarını beklemeden hastaneye gideriz.” “Tamam karıcım.” deyip göz kırptı. Anıl'ı yolculayıp mutfağa geri döndüm. “Kahvaltımız bittiğine göre üzerini değişmek üzere odana. Ama önce dişlerini fırçalamaya.” “Tamam annecim.” Aysima odasına giderken ben masayı topladım. Kahvaltılıkları buzdolabına yerleştirirken kirlileri de bulaşık makinesine yerleştirdim. Mutfaktaki işim bittiğinde kızıma baktım. Çiçekli elbisesini giyinmeye çalışıyordu. Etek uçlarından tutup başından geçirdim. “Annecim saçlayımı öy.” Toka çantasından çilek figürü olan lastikli tokasını ve tarağı alarak ellerime bıraktı. Kucağıma alıp yatağa bıraktım. Saçlarını acıtmamaya çalışarak taradım. Güzelce öldükten sonra tokayı bağladım. Burnumu başına yaklaştırıp kokusunu içime çektim. “Kurban olurum kokuna. Resim yapabilirsin.” “Tamam anne.” “Bir şey istersen odandayım ben.” Melek çoktan resim yapmaya koyulmuştu. Kızımı odasında bırakıp kendi odama girdim. Önce dağınık yatağı topladım. Kirli çarşafları değiştirip yenilerini serdim. Odamın toplu durduğuna karar vererek banyoya girdim. Anıl temiz adamdı. Banyoyu temiz bırakmıştı. Hızlıca duş alıp rutin ihtiyaçlarımı hallettim. Banyoda ki işimi bitirip üzerimi giyindim. Evde olduğumdan rahat giyinmeyi tercih ettim. Beyaz tişört ve siyah tayt... Saçlarımı tepemde toplayım odamdan çıktım. Salona geçmeden kızımı kontrol ettim. Resim boyamaya devam ediyordu. Günlük temizliğimi yapıp yemeklere geçtim. 🌙🌙🌙🌙🌙 “Mahpeyker.” “Anıl. Neler oluyor? Neredeyiz biz?” Nerede olduğumuzu bilmiyordum. Etrafımız tamamen beyazdı. Yer, gök... Yüzünde Anıl'ın sıcak elini hissettim. Bakışlarım mavi gözleri buldu. Mavileri başka bir parlıyordu. Adını koyamıyorum. “Güçlü olmalısın. Önünde çok zorlu günler seni bekliyor. Kızımız için güçlü kalmak zorundasın.” “Biz birlikte olduktan sonra her zorluğun üstesinden geliriz.” “Benim vaktim doldu.” “Hayır öyle deme. Ben sensiz yaşayamam.” “Mahpeyker kızımız için yaşayacaksın. Benim elimde değil sizi bırakmak. Yoksa sonsuza kadar sizinle yaşamak istiyorum.” “Anıl seni çok seviyorum. Gitme.” “Bende seni çok seviyorum ama gitmek zorundayım. Güçlü ol kızımız için.” “Anıl gitme beni bırakma.” diye bağırsam da Anıl'ın sesi benden uzaklaşıyordu. “Zor günlerde tek başına olacaksın ama vakti geldiğinde seni ve kızımızı koruyacak biri gelecek.” Son sözleri yankı gibi gelmişti kulağıma. “Anıl gitme.” Yatağımda hızla doğruldu. Ter içinde kalmıştım. Allah'ım sen hayırlara vesile kıl. Yanımda hareketlilikle başımı kızıma çevirdim. Allah'tan ani kalkışımla kızım uykusundan uyanmamıştı. Çarşafı beline çektim. Kuruyan boğazımı komodinin üzerindeki dolu bardağı alıp kana kana içtim. Biraz olsa da kendine gelmiştim. Kalbimdeki korkuyu ise atlatamamıştım. Rüyamda sabah siyah takım içinde gönderdiğim kocam beyazlar içindeydi. Ve Anıl rüyamda bana veda ediyordu. Telefonumu alıp aramalara baktım. Kimse aramamıştı. Kötü haber tez duyulur. Şimdi aramak istesem de Anıl inşaat alanında olacaktı. Arayıp da meşgul etmek istemiyorum. Mesaj çekmeye karar verdim. Gördüğünde bana dönerdi. “Müsait olduğunda beni arar mısın?” Yatağa girip kızımı sokuldum. Kokusunu içime çekerek gözlerimi kapattım. Kızımın mis kokusu her derde devaydı benim için. Anıl ve kızım benim her şeyimdi. Beni gerçekten ben olduğum için seven insanlardı. Benim ailemdi. Ailemden sonra beni karşılıksız seven iki insan daha vardı. Annem ve en yakın arkadaşım Seda. Cevval, tuttuğunu koparan, hırslı bir avukat olmuştu. Ben ise çocukları çok sevmemden dolayı ana okulu öğretmeni olmak istemişti. En büyük hayalimdi. Ama babam yüzünden hayalim yarım kalmıştı. Her baba evladını okutmalı. Ama kız çocuğuysa mutlaka okutmak zorunda. Kimseye muhtaç olmaması, kendi ayakları üzerinde durabilmesi için. Tanıdığım arkadaşlarımın babaları kızlarını okutmakla kalmayıp her türlü desteği sağlarken benim babam bursumdan aldığım paranın peşindeydi. Üniversiteyi kazandığımda beni okula göndermek istememişti. Param yok okul masraflarını karşılayamam demişti. Abime gelince o para kesesi açılıyordu. Abimin hakkını yiyemem şimdi. Hayatım boyunca bana hiçbir şekilde yardımı dokunmayan abim üniversiteye gitmem konusunda babamı ikna etti. Tabi bunun altında bir çıkarı vardı. Part time çalışıp kazandığımı baba oğula vermekti. Bir işe yaramayan abimin asalakta farkı yoktu. Üniversiteyi okurken yarı iş zamanlı işlerde çalıştım. Birkaç yere başvurduğum burslardan birinden bahsederken diğerlerinden bahsetmedim. Burs aldığım yerlerden biri de kocamın çalıştığı şirketti. Babamın okul hayatıma daha doğrusu hayallerime son verdiği günü hala hatırlıyorum. Anıl'la geçirdiğim güzel dakikaların ardından eve döndüm. Mutluluğundan telefona bakmama gibi bir hata yapmıştım. Kapının önündeyken çantamdan telefonumu çıkartım. Bakacağım sırada kapı açıldı. Ben annemdir diye düşünsem de kapıyı açan babamdı. Gözleri öfkeden kızarmıştı. Daha ne olduğunu soramadan kolumdan tuttuğu gibi beni içeriye çekip fırlattı. Elimdeki telefon bir yere ben bir yere düştüm. Annem bana gelmek istese de abim izin vermemişti. “Kızım... Kazım dur yapma.” demesine kalmadan babam saçlarımı kavradı. Daha saçlarımın acısını kavrayamadan yüzüme yediğim tokatla nevrim döndü. Gözümden akan yaşlar yere düştü. Saçlarıma asılarak başımı kaldırdı. Çığlığım onu durdurmamıştı. Babamın ilk bu kadar ileri gittiğini görüyordum. “Biz seni okuman için gönderiyoruz. Sen onun bunun altına mı yatıyorsun.” Harelerim duyduklarımı algılamanın etkisiyle büyüdü. “Kazım ne diyorsun. Benim kızım yapmaz öyle şey.” “Senin kızın yapmaz öyle şey hemi.” “Baba ben bir şey yapmadım. Yemin ederim.” “Yapmadın.” Başımı salladım. Babam başımı iterek saçlarımı bıraktı. Parmaklarım çekiştiripmekten acıyan saç köklerime gitti. Acısını okşayarak aldım. Babam ceketinin cebinden fotoğrafları çıkartıp yüzüme attı. “İşte senin nasıl bir oruspu olduğunun kanıtları.” dedi. Yüzüme çarpıp kucağıma düşen fotoğrafı aldım. Bugün Anıl'la birlikteyken uzaktan çekilmiş fotoğraflardı. Bir tanesinde Anıl yanağımdan öpüyordu. Tamamen masum bir öpücüktü. Babam eğilip tekrar saçlarıma asıldı. “Biz seni okula gidiyorsun diye zannediyoruz sen elin adamları düşüp kalkıyorsun. Başıma oruspu mu olacaksın.” diye kulağımın dibinde bağırdı. Hırsını alamamış olacak ki tokat atmaya başladı. Her tokatı bir öncekinden daha şiddetli oluyordu. “Hayır baba yanlış anladın.” Kendimi açıklamaya çalışsam da gözü dönen babam beni dinlemedi. Ağzıma dolan kanın metalik kanının tadını alıyordum. Dudağımın kenarından akan sıcak kan onu durdurmaya yetmemişti. Saç köklerine asılmasından artık zonklama ya başlamıştı. Annemin feryatları kalbini yumuşatamamıştı. Yaşadığım acıya dayanamamış ve kendimi bırakmıştım. Onu durduran vicdansız abim olmuştu. Annem başımı dizlerinin üzerine koyarken babama beddua ediyordu. Ellerin kırılsın diyerek. “Bundan sonra okul mokul yok. Namusumu dile düşürmene izin vermeyeceğim. Evden bir adım at bacaklarını kırarım senin duydun mu beni.” Üzerime yürüyeceksin annem engel oldu. Sinirle abimle birlikte gittiklerini gördüm. Karanlığa teslim olmadan önce son sözlerimi söyledim. “Ben oruspu değilim.” Ben o gün kan kusmuştum. Hayatımın bittiğini zannediyordum. Ama Anıl'la evliliğim her şeyi değiştirdi. Okula geri dönmemi istedi. Hatta bunun içinde geleni yaptı. Hamile kalınca parayı bebeğin masraflarına harcamayı tercih ettim. Hamileliğim tehlikeliydi. Anıl düzenli bir iş bulana kadar idare etmeye çalıştık. Daha sonra Mezgen şirketine girince durumumuz düzeldi. Kızımız küçük diye ben gitmek istemedim. Titreyen telefonumla Anıl diye heyecanla baktım. Seda kızımın şekerleme yaptığını bildiğinden geldiğini mesajla bildirirdi. Kızımı uyandırmamaya dikkat ederek yataktan çıktım. Kapıyı açtığımda Seda'nın yalnız olmadığını gördüm. Annesi Belgin teyzeyi de getirmişti. “Hoş geldin Belgin teyze.” “Hoş buldum kızım. Nasılsın?” “İyiyim.” derken içeriye geçtik. “Fıstığım uyuyor mu?” “Evet. Birazdan uyanır.” Tam Belgin teyzeye kahve yapmak için mutfağa gidecekken telefonum çaldı. Rehberimde kayıtlı olmayan bir numaraydı. Anıl'ın vedası aklıma gelince parmaklarım titreyerek açtım. Ondan kötü haber duymaktan korkuyordum. “Alo.” “Anıl Varolun yakını mısınız?” dediğinde kalbime yerleşen korkuyu anlatamam. Hareketsiz durmamdan endişelenen Seda kolumdan tutarak koltuğa oturttu. “Mahpeyker iyi misin? Arayan kim?” Sessizce sordu Seda. “Ben karısıyım. Siz kimsiniz?” “Eşiniz bir kaza geçirdi. Haber vermek için aradım.” “Ne kazası. Anıl iyi mi?” sorularımı yanıtsız bırakıp hastanenin adını vererek kapattı. “Mahpeyker ne kazası? Kim kaza geçirmiş? Kızım delirme insanı bir şey söyle.” Tepkisiz kalmıştım. Kulaklarımda eşiniz kaza geçirdi sözleri çınlarken gözlerimin önünde Anıl'ın vedası canlanıyordu. Seda omuzlarımdan tutup beni sarstı. “Kendine gel Mahpeyker. Neler olduğunu anlat.” Yere kilitlenen bakışlarımı Seda’ya kaldırdım. “Anıl kaza geçirmiş.” “Ne?” “Benim hemen gitmem lazım.” Kapıya giderken uyuyan kızımı hatırladım. Ayaklarım rotası bu sefer yatak odam oldu. Ne yapacağımı bilemedim. Seda çaresizliğimi anladı. Kolumdan tutarak beni durdurdu. “Annem Aysima'yla ilgilenir. Biz hastaneye gidelim.” “Ben ilgilenirim kızım aklın burada kalmasın. Durumdan beni haberdar edin.” “Tamam anne. Aysima bilmesin şimdilik.” Bana döndü. “Gidelim.” Allah'ım lütfen rüyam gerçek olmasın. Sen Anıl'ı bana ve kızımıza bağışla. Beni bırakma Anıl.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE