"gitmen gerek"
“Zeylan, kızım... Gitmen gerek.”
Annesinin sesi çatlak bir duvar gibiydi. Ne sıcaklık vardı içinde, ne şefkat. Sanki o da bu sözleri söylerken Zeylan’ın yüzüne değil, arkasındaki boşluğa bakıyordu.
Zeylan yutkundu.
Gözleri bir şey aradı…
Babası oradaydı.
Duvar gibi.
Buz gibi.
Sadece oturuyordu. Ellerini dizlerinin üstünde sıkmış, yere sabitlenmiş gözlerle.
“Nereye gideceğim?” dedi Zeylan, sesi neredeyse fısıltıydı.
Bir anlık sessizlik çöktü odaya.
Sonra annesi, gözlerini kaçırarak konuştu:
“Rêzan’ın konağına. Kuma gideceksin kızım. Barış için... Abin içeride, senin sayende daha fazla kan dökülmeyecek.”
O an Zeylan’ın içindeki tüm hava çekildi sanki.
Dünya sustu.
Sadece kalbinin atışı vardı.
Ve bir fısıltı…
“Ama ben çocukum…”
Bunu söyledi ama kimse duymadı.
Belki de duymak istemedi.
---
O gece, Zeylan kendi odasına çekildi.
Ağlamadı.
Gözleri kurumuştu artık.
Küçük sandığını açtı.
Abisinin ona onuncu yaş gününde hediye ettiği, üstü tüylenmiş kırmızı ayıcığını çıkardı.
O ayıcık, onun için bir sığınaktı.
Çocukluğuydu.
Tek hatırasıydı.
Sabah olduğunda, kapının önünde bir araba bekliyordu.
Babasının gözleri hâlâ yere bakıyordu.
Üzerine sade, eski bir elbise geçirdi annesi.
Ne bir çeyiz vardı ne de uğurlama…
Kendi evinden, kendi ailesinden bir yabancı gibi çıkarıldı.
Kucağında sadece o kırmızı ayıcık,
Üzerinde sadece o sade kıyafet…
Zeylan, hayata değil, ölüme yürür gibi arabaya bindi.
Yol boyunca konuşan olmadı.
Babasının elleri direksiyona kenetlenmişti.
Kızına son bir kez bile bakmadı.
Konağa geldiklerinde, kapının önünde durdu.
Araba durmuştu ama Zeylan’ın içindeki fırtına hâlâ susmuyordu.
İnmek istemedi.
Ama babası indi.
Arka kapıyı açtı.
“Hadi,” dedi. “İn.”
Zeylan son kez kırmızı ayıcığına baktı.
Sonra ayakkabısına.
Ucu çatlamıştı.
Ve ayakları titriyordu.
Konağın büyük, gösterişli kapısı önünde dururken, içinden bir ses tekrar etti:
“Beni sevmeyecekler…”
Haklıydı.
______
Zeylan, taş döşeli konağın kapısında durduğunda, içini kemiren korku ayak bileklerinden yukarıya, kalbine doğru yayıldı. Ellerini önünde birleştirdi, başını hafifçe eğdi. Kendi gölgesinden bile utanıyordu artık.
O sabah aynaya baktığında, gözleri hâlâ çocuktan izler taşıyordu. Oysa şimdi, bu konağın eşiğinde duran bedenin içinde bir çocuk değil, susturulmuş bir kurban vardı.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçeriden bir kadın çıktı: Sîran.
Bakışları süzüldü Zeylan’ın üstünden. Başını yukarıdan aşağıya doğru bir defa salladı.
Hoş geldin demedi.
Gülümsemedi.
Kucak açmadı.
Yalnızca döndü ve yürüdü.
Zeylan, ardından yürümek zorunda kaldı.
Her adımda içinden bir parça düştü yere.
Annesinin sesi kulaklarında yankılandı: “Kızım, sabret. Aşiret kan akmasın diye seni gönderiyoruz.”
Babası sadece susmuştu. Her zamanki gibi…
Zeylan, o evde ilk kez yalnız olmadı.
Çünkü yalnızlık bile ondan kaçmıştı.
O artık sadece bir “kuma”ydı.
Ne gelin, ne eş, ne evlat…
Sadece susması gereken bir ses, eğilmesi gereken bir baştı.
_____________
Kapı ağır ağır kapandı arkasından.
Kilit sesi, Zeylan’ın içinde yankılandı.
O karanlık odada ne yatak vardı ne yorgan.
Sadece soğuk taş duvarlar, bir pencere, çıplak bir ampul…
Ve yalnızlık.
Sîran kapıyı kapatırken sadece bir cümle söyledi:
“Sabaha kadar düşün kim olduğunu. Burası senin evin değil.”
Zeylan dizlerinin üstüne çöktü.
Ellerini göğsünde kavuşturdu, kendini sarar gibi yaptı.
Ama hiçbir sarılma, insanın kendi tenini ısıtamazdı.
Sadece ağlamamak için ısırdığı dudaklarının tadı kaldı geriye —
Kan ve suskunluk…
Ve o gece, ilk kez kendi kendine bir ağıt yaktı.
Sessizce, gözleri tavana sabitlenmiş halde, bir fısıltıyla…
Her kelimesi kalbinden söküldü…
Le lê ezê qet bibêjim, ezê bêmal im
Navê min Zeylan e, jiyana min xwar û tal im
Ez ne mehmana ev e, ez kumek im bêpayî
Ji destê jinê ku ezê min çavê xwînî dayî
Şevê yekem, bê deng û bê heyv
Li nav rojekê ku delalî jî bû meyv
Min xwe guhdar kir, ji dilê xwe deng
Stranek çêkirim, ji xewnê bêreng
Le lê ezê qet jê razî nabe
Ez zarokek bûm, li ser rêya xwe wefa nabe
Ev odeya tarî, ev qefasê bê ax
Strana min e, li nav min tê dax
Türkçe çeviri
Ah, bir gün söylersem bilin ki ben sahipsizim
Adım Zeylan’dır, hayatım yerle bir, talihsizim
Bu evde misafir değilim, bir kuma ve hiçe sayılanım
Beni buraya getiren kadının elleri kanlıydı
İlk gecem, sessiz ve ışıksız
Bir gün içinde çocukluktan koparıldım, şimdi adımsız
Kendi iç sesimi dinledim,
Ruhumdan kopup gelen, renksiz bir rüyanın türküsünü söyledim
Ah, asla razı olmadım
Ben bir çocuktum, kendi yolumda yürümeye hiç hakkım olmadı
Bu karanlık oda, bu sessiz kafes
Benim ağıtım... İçimde yankılanan tek ses...