2.Bölüm: “Ceza”
Üsteğmen Hicran Akıncı…
# Bu kadar sıkıntının elbet hayırlı bir sonu olacaktır! Allah kimi darda bıraktı ki bizi de bıraksın… #
Ben ne yangınlar gördüm…
Kendimi sürekli bu şekilde teselli ediyorum. Mesleğim bile bir kadına ağır gelebilecek zor bir meslek. Üstelik kendim istemedim, ailem tercih etti. Kabul ettim çünkü benim güçsüz olma şansım yok bu hayatta; ben hep güçlü olmak zorundayım. Bana başka seçenek sunulmadı.
Tırnak bakımı yapıp özen gösteren, makyajla gezen kadınlardan olamam çünkü benim karşımda yaşantımı kıskanıp dedikodumu yapacak düşmanlar yok; canımı alacak düşmanlar vardı. Ve benim bu düşmanlara karşı güçlü olmam gerekiyorsa, bu gücün yolu TSK’dan geçiyordu.
İlbilge Hatun durumları öğrenip fark ettiğinde bir dizi özel eğitimlerden geçtim. Normal askeri eğitim dışında, İlbilge Hatunun eğitimlerinden de geçtim. Yıllardır tanırım kendisini ve çok özenirim. Çok başarılı, oldukça devlet aşığı bir kadın. Oğlunun olduğunu bilmiyordum. Çok şanslı çocukları, böyle bir anneye sahip oldukları için. Belki de zordur böyle bir anneyle yaşamak ama aynı zamanda bir yerde şanstır da. Keşke benim annem de bir İlbilge Hatun gibi olsaydı, diğer işini seçmeseydi.
“Kendin için bile dile getirme annenin adını!” dedi İlbilge Hatun.
O günden sonra yemin ettim, suskunluk yemini… Ailemle ilgili hiçbir gerçeği ve detayı kimseye anlatmadım. İlbilge Hatun ne öğrettiyse onu söylüyorum, başka da bir şey demiyorum. O yüzden şimdiye kadar görev yaptığım hiçbir timde sevilmedim. Soğuk nevale ya da buzdolabı dediler bana. Çünkü onlara göre ketum biriyim; bana göre sadece verilen emre uyuyorum. Can güvenliğim için.
Düşüncelerimden yeni komutanımın emir kipiyle çıktım. “İn” dedi. Ankara’dan Diyarbakır’a kadar birlikte geldik, doğru düzgün konuşmuyor. “İn, bin, ilerle, hızlı ol, bana yetiş” gibi zoraki ve mecburi konuşmalar. Bunların dışında kesinlikle muhatap olmadı benimle. Annemle alakan nedir, seni neden zorla timime dahil etmeye çalışıyor gibisinden sorularla bunaltmadı beni. Aslında çok da iyi oldu. Ama bu kadar da sert olmasaydı keşke, zaten zor olan hayatım daha da çekilmez olacak gibi hissediyorum.
Altay Timi, 2 yıldır başka bir operasyon için Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’nda kalıyorlarmış. Duymuştum bu karargahı. Efsane operasyonlar düzenleyen 7. Kolordu Karargahında görevli, Kurmay Albay rütbesinde, Harekat Şube’den sorumlu efsane komutan Altay Akıncı da burada. Operasyon plan ve detayı denilince TSK’da ilk akla gelenlerden biridir. Daima B planı olur, ikinci adımını kimse bilmez. Görev verdiği askerler operasyona çıkar ama bir aksilik olur da operasyon boyutu değişirse B planı devreye girer. Arkasında asker bıraktığını tarih yazmadı. Şimdi o komutanla aynı karargahta olacağım için çok mutluyum.
Kadın askerlere iyi davranır, çok babacan biri diye duyum almıştım. En azından Kürşat Komutan kadar sert davranmaz; bir şekilde karargahtaki günlerim kolay geçer diye düşündüm. Diyarbakır’a geldiğimizde gece saat 2 suları oldu. Karargahın ana binasına geçtik; komutan önde, ben arkada yürüyorum. Kapısında Kıdemli Yüzbaşı Kürşat Türkeli yazan bir odaya girdi, ben girmedim, kapıda bekledim. Çok değil, bir dakika içinde yeniden çıktı. Bana bir anahtar uzattı ve;
“Lojman tarafına geç. B Blok, Kat 3, Daire 8. Senin için hazırlatıldı. Sabah içtimasında karargah bahçesinde ol. Yol yorgunluğu dinlemem!”
“Emredersiniz Komutanım!” deyip elimi uzattım. Avucumun içine anahtarı bıraktı. Konuşmayı çok seven biri değil; gözüne batmak istemiyorum. Hızlıca bahçeye çıktım.
Komutanla birlikte geldiğimiz askeri araçta valizim var. Nereye gideceğimizi bilmediğim için almamıştım. O araca doğru ilerleyip küçük valizimi aldım. Gece çok ses yapmaması için tekerlerin üzerinde sürmedim; zaten çok fazla eşyam yok. Yedek üniforma ve sivil takılırsam diye birkaç parça kıyafet. Elime alıp lojmana doğru ilerledim.
B Blok yazısının olduğu lojmanı buldum. Kapının önüne baktığımda Kürşat Komutanı gördüm. Sanırım o da B Blokta kalıyor. Biraz daha yavaşladım; binanın içinde denk gelmek istemiyorum, gözüne batmak hiç istemiyorum.
Mümkün olduğunca yavaş çıktım merdivenlerden. Binanın içine girince asansörün önünde bekleyen Kürşat Komutanı gördüm. Kısa bir an göz göze geldik. Merdivenlere baktım.
Üçüncü kat demişti. Çıkarım diye düşündüm. Sonra tekrar Kürşat Komutana baktım; başıyla asansörü işaret etti. Sessiz emir. Mecburen komutana doğru ilerledim. O arada asansör geldi. Kapı açılınca ikimiz birden asansöre geçtik; benim için 3, kendisi için 4’e bastı. Demek ki Kürşat Komutan dördüncü katta kalıyor. Aynı lojmanda yaşıyoruz. En azından aynı katta değiliz, böyle şeylerle teselli edeceğim kendimi.
Asansör durunca “İyi geceler, Komutanım” deyip çıktım. Cevap vermedi. Beni zorlayacak, eminim. Ama umrumda değil, yeter ki Masal Kızı kurtarmayı başarayım.
Bu operasyon çok dikkat gerektiren, kişisel problem kaldırabilecek bir operasyon değil. Bunun farkındayım. O yüzden anlık problemlere değil, sonuca odaklanmak zorundayım. İlbilge Hatun; teşkilatta ve TSK’da yurt dışı operasyonlar konusunda tecrübeli kim varsa hepsiyle bir araya gelecek, hepsinden ayrı ayrı operasyon fikri alacak. Tek hamlede girip almak zorundayız. İkinci bir şansımız yok. Çünkü Akıncı Timi ile bunu tecrübe ettik, maalesef iki şehit verdik.
Akıncı Timi, TSK’nın değil; Millî İstihbarat Teşkilatı’na ait bir timdi. Çok ısrar ettim, “TSK tabanlı operasyon olsun” dedim. İlbilge Hatun dinlemedi. 3 ay boyunca Akıncı Timi ile operasyona hazırlık yaptık ama operasyon elimizde patladı. Taviz verdik, acele ettik. Bizim bu açığımızdan faydalandılar. Masal Kızı alamadığımız gibi, karşı taraf güvenlik tedbirlerini artırdı, Masal Kızın yerini değiştirdi.
Bu defa oğluna verecek aynı görevi. Hem de hiç tereddüt etmedi. Şehit olabilir oğlu. Bunu bile göze aldı Masal Kız için. İlbilge Hatunun bu fedakarlığını asla unutamam. O yüzden ben de burada yaşayacağım zorluklara kesinlikle mızmızlanmayacağım. Uzun süreceğini zannetmiyorum bu detaylı operasyon planlarının. Birkaç ay içinde haber geleceğine eminim diye düşünüyorum.
Kapıyı açıp içeri girdim. 2+1 standart lojman evi. Temizletilmiş, havalandırılmış. Evi hızlıca gezip kontrol ettim; gözüme batacak fazla bir eşya yok. Birkaç aylığına beni idare eder. Valizimi açıp odamdaki üç kapaklı dolaba yerleştim içindekileri. Üzerimdeki kamuflajlarla yatağa uzandım. Kolumun birini başımın altına alıp düşünmeye başladım.
Ah be Masal Kız… Sana söz verdim. Verdiğim bu sözü tutmak için canım pahasına da olsa seni FBI’ın elinden çekip alacağım. Çok iyi davranıyorlardır sana eminim. İşkence yapamazlar. Ondaki bilgiyi almak istiyorlarsa iyi davranmak zorundalar. Asla zarar veremezler. Buna hem cesaret edemeyeceklerdir hem de Masal Kızın ağrı ve acı eşiği çok düşük. Canı acırsa, işkence edilirse onların istediği hiçbir bilgiyi vermeyecek, unutacaktır. Bunu bildikleri için mümkün olduğunca iyi davranacaklar. Yerimde birazcık sabit kalabiliyorsam, azıcık sabredebiliyorsam işte tek tesellim bu. İşkence görmüyor, kötü muameleye maruz kalmıyor.
Saate baktım, bayağı zaman geçmiş. 4 olmuş. Sabah içtiması 6.00’da başlar. Kalkıp mutfağa geçtim, dolabın içine bakındım. Atıştırmalık bir şeyler var. İlbilge Hatunum bu yönüne bayılıyorum. Dolapta meyve bile var. Sandviç yapıp yedim.
Banyoya geçtim. Buz gibi soğuk suyun altına girip yıkanmaya başladım. Masal Kızı kurtaramadığım her gün kendime ceza veriyorum. Böyle soğuk suyla yıkanıyorum, sanki içimdeki yangını bu su söndürebilecekmiş gibi. Geçmiyor. Ne zaman ilerliyor ne de içimdeki şu ateş sönüyor. Keşke hızlandırmanın bir yolu olsa. Ama acele etmemeliyiz. Akıncı Timi acele etti, maalesef iki MİT personelinin şehit olmasıyla sonuçlandı.
Banyodan çıkıp tekrar yatak odasına geçtim. Temiz kamuflajlarımı giydim, saçımı kurutup sıkıca topuz yaptım. Artık sabah içtiması için hazırım. Uyuyup uyanmaktansa sürekli uyanık kalmak daha enerji veriyor bana. Hep böyle olur, uykusuzluk bana değişik bir enerji verir. Bugün ilk defa işime yarayacak bu enerji. Yeni görev arkadaşlarımla ilk tanışmam. Bakalım nasıl geçecek benim için.
Lojmandan çıktım. Karargah bahçesinde adımlıyorum. Birkaç asker gördüm. Kürşat Komutan gelene kadar sessizce bekleyeceğim. Çünkü Altay Timi diğer askerlerle birlikte mi içtima yapıyor yoksa ayrı eğitim mi alıyorlar, bilemiyorum. Ellerimi arkama bağlayıp öylece etrafımı seyretmeye başladım.
Lojman tarafından ses geldi. Dönüp baktığımda Kürşat Komutanı gördüm. Karargah bahçesine doğru ilerledi ama askerlerin olduğu yere değil, daha tenha olan bölüme doğru adımladı. Ben de peşinden gittim. Az önce gördüğüm diğer askerler de geldi. Hepimiz tek sıra halinde dizildik. Komutan karşımızda, elini arkasına bağladı, sırayla herkesin gözüne tek tek baktı.
“Bu böyle olmayacak. Burada olmaz. Önce odama, sonra eğitime” dedi.
Birkaç kişi kendi arasında homurdandı. Kürşat Komutan ana binaya doğru yürümeye başladı. Biz de arkasından. Ama ben en arkadayım. Önde yürüyen askerlerden birkaç tanesi dönüp bana baktı. Ve o bakışlar hiç de güzel değil. Hep birlikte komutanın odasına girdik. En son ben içeri girip kapıyı kapattım. Diğerleri oturuyor, ben ayaktayım. Otur diyen de olmadı. Komutan masasında karşısındaki askerlere baktı ve;
“Üsteğmen Hicran Akıncı. Yeni görev arkadaşımız.”
Başka bir kadın asker;
“Gerek var mıydı?” diye sordu.
Kürşat Komutan;
“Kararlarımı sorgulayamazsınız. Gerek var ki time dahil edildi.”
Oturan askerlerden bir diğeri;
“Karar sorgulamıyoruz komutanım, görev arkadaşımız tamam ama biz yeni görev arkadaşı istemiyoruz. Daha önce bunun zorluğunu hep birlikte yaşadık. Aynı zorlukları neden çekmek zorundayız?”
Başka biri;
“İşimiz zaten zor, daha da zorlaştırmaya gerek yoktu. Uyum sağlayamaz. Her haliyle timin içinde sırıtacak.”
Şaşırdım…
Kürşat Komutanı disiplinli biri sanıyordum. Askerleri karşısında nasıl böyle konuşuyor anlam veremedim…
Komutan elini masaya vurup;
“Altay Timi!” diye bağırdı.
Herkes ayağa kalktı, hazırola geçti. Ben de hazırola geçtim.
“Kararlarımı sorgulayamazsınız. Neyin ne olduğunu bilmeden yorum yapamazsınız. Rütbedeyiz, konuşmalarınıza dikkat edin!” dedi.
“Emredersiniz Komutanım!” diye hepsi aynı anda cevap verdi.
“İki saat bordo eğitimi. Aralıksız. Çıkın bahçeye aklınız başınıza gelsin!” dedi.
Ooo Bordo Eğitimi… Severim…
Hepimiz birlikte;
“Emredersiniz Komutanım!” dedik.
Tam dönüp çıkmak üzereydik ki Kürşat Komutan:
“Üsteğmen Hicran Akıncı, sen henüz bordo eğitimine dahil değilsin. Yemekhaneye gidiyorsun. Patates soyacaksın!” dedi.
Hızla başımı çevirip komutana baktım.
“Yemekhane mi? Patates mi?” diye sordum.
Ayağa kalktı Kürşat Komutan. İki elini arkasına bağladı, tek kaşını havaya kaldırdı. Biliyorum bu duruşu, iyi biliyorum!
“Evet, Üsteğmen Hicran Akıncı. Yemekhaneye gidiyorsun. Öyle ilk günden bordo eğitimine dahil olamazsın. İtirazın mı var? Beğenmediysen geldiğin yere dön!” dedi.
“Özür dilerim, komutanım. Emredersiniz…” dedim.
Kısa bir an diğer askerlere baktım. Hepsinde keyifli bir gülümseme. Sanırım komutanın bana verdiği bu cezadan hepsi memnun kaldı.
Kapıyı açıp çıktım. Derin bir nefes alıp verdim. Masal Kız için dayan Hicran. Bu ilk sevilmediğin tim değil.
Dayan!
Karşılaştığım başka askerlere sora sora yemekhaneyi buldum. Mutfak tarafına geçtim. İçeri girdiğimde hummalı bir çalışma vardı.
“Kolay gelsin, yemekhane sorumlusu kim?” diye sordum.
İçlerinden 40 yaşlarında biri bana doğru baktı:
“Benim” dedi.
“Ben Üsteğmen Hicran Akıncı. Kürşat Komutanım gönderdi beni…” dedim.
Gülümsedi.
“Soğan çuvalları orada. Soyup doğramaya başlayabilirsin. Öğle yemeğine yetişecek hepsi!” dedi.
“Ama komutan bana patates demişti…”
“Bana da soğan dedi, yani bu demek oluyor ki ikisini de soyup doğrayacaksın…”
“İkisini yetiştiremem!”
“Merak etme, birazdan başka cezalı askerler de gelir. Sayı 7'den aşağı hiç düşmedi. Hep birlikte soyar, doğrarsınız. Yetişir…” dedi.
Dönüp baktığımda küçük bir tepecik oluşturan soğan çuvallarını gördüm. Hem soyar hem ağlarım, birazcık içimi boşaltmış olurum deyip kollarımı sıvazladım. Tezgaha yaklaşıp bıçaklara bakındım. Elimde sıkı tutabileceğim bir taneyi alıp soğan çuvallarının olduğu yere geçtim.
“Hadi bakalım, öğle yemeğine yetiştirelim sizi.”
Ben hiçbir zaman yeni tim kurulurken o timde olmadım. Nasibime hep kurulmuş, hazır bir tim denk geldi, sonradan dahil oldum. Tıpkı Altay Timi gibi ön yargılı oldular, hemen içlerine kabul etmediler. Ama komutanlarım hep iyi niyetli komutanlardı. Kürşat Komutan gibisine ilk defa denk geldim.
Normalde time hızlıca uyum sağlamak için o eğitimde olmam gerekirken beni mutfağa gönderdi. Timdekiler de bana hemen kucak açmayacak, eminim. Razıyım, operasyonu başarıyla tamamladıktan sonra herkes kendi yoluna gider. Kimsenin timine meraklı değilim. Belki de bu operasyondan sonra bana da tim kurma yetkisi verilir. Kendi timimi kendim kurarım. Başkasına ihtiyacım yok.
Masal Kız sana kavuşmaya az kaldı. Bu defa içimdeki şu umut ışığı beni yanıltmayacak… Dayan lütfen…