bc

Köklere Dönüş

book_age12+
15
TAKİP ET
1K
OKU
revenge
dark
opposites attract
another world
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bazı yollar sizi ileriye götürmez. Seni geçmişine, köklerine geri çağırırlar.

Elia, Solvenia adlı göz alıcı bir ülkenin sarayında savaş planları yapan ve halkı için stratejiler geliştiren bir kadındır. Bir gün, kendisine düşman olan bir komutanın, kendi köklerinin ülkesi için savaş planlamasını isteyeceğini kim bilebilirdi?

Elia akıllı bir komutandır, ancak zekâsı kadar güçlü bir vicdanı da vardır. Babasının savaştığı ve yaralandığı topraklara karşı silah alması emredildiğinde, onurlu bir karar verir: emirlere itaat etmez ve anavatanı Trenia'ya geri döner. Saray tarafından casus sanılıp idam emri verilir.

Elia, zekâsı ve strateji konusundaki ustalığı sayesinde sadece hayatta kalmakla kalmaz, aynı zamanda saygı da kazanır. Merkezinde kadın bir savaş stratejistinin olması, bu dünyada alışılmadık ve dışlanan bir figürü öne çıkarıyor; çünkü kahramanımız yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel gücüyle de çevresindekilere meydan okuyor.

Köklerine dönmek sadece eve gitmek değildir; kim olduğunu hatırlamaktır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1: Yabancı Topraklar
Elya, tahtaların arasından sızan suyun sesine kulak kesildi. Kalbinin çırpınışı, az önceki vicdan yankılarından bile daha yüksek geliyordu. Bir zamanlar Solvanya için stratejiler çizen elleri şimdi titriyordu. Savaş planları hazırladığı o dalgalı denizlerde artık kaçıyordu. Babasını geride bırakmış, annesinin ülkesinden ayrılıyordu. Yıllarını verdiği, halkını korumak için ter döktüğü görkemli saraydan uzaklaşıyordu. Ve şimdi, hiç gitmediği o topraklara, babasının ülkesine, Trenia’ya dönüyordu. Trenia Limanı’na yaklaşmakta olduğunu hissediyordu artık. Gemi yavaşlamış, tahtaların arasından içeri sızan ince güneş ışığı kamarayı hafifçe aydınlatmıştı. Zayıf da olsa, bu ışık içinde umut barındırıyordu. Bir süre sonra gemi durdu, iskeleye yanaştı. Elya hemen toparlandı, eşyalarını eline aldı ve ayağa kalktı. Üst kısımdaki kapı gıcırdayarak açıldı. — Hadi Solvanyalı, geldik, dedi sert bir ses. Elya tereddüt etmeden merdivenleri tırmandı ve güverteye çıktı. Gözlerini kısıp etrafına baktı. Sakin bir şehirdi. Güneşli, huzurlu bir gündü. Soluk alıp verişi yavaşladı. Kalbinin içinde kıpırtılar vardı; yadırgamadığı, hatta beklediği bir aidiyet duygusu. İskeleden indi, onu buraya getiren kaptana ödeme yaptı. Şimdi önünde yeni bir yol vardı. İlk hedefi amcasını ve onun ailesini bulmaktı. Onlarla bir süre kalmak, sonra da babasını Solvanya’dan bir şekilde almak istiyordu; ya geri dönerek ya da onu buraya getirerek. Solvanya’da artık bir geleceği olmadığını biliyordu belki. Ama içindeki bir ses hâlâ verdiği emeğin boşa gitmediğini, en azından bir karşılık görmeyi hak ettiğini fısıldıyordu. Limanın kalabalığından sıyrılırken adımlarını hızlandırdı. Elinde taşıdığı küçük çanta gittikçe ağırlaşıyor, ama içinde taşıdığı düşünceler ondan da ağır geliyordu. Babası, ayrılmadan hemen önce elini tutmuş ve gözlerinin içine bakarak şöyle demişti: "Trenia’da, Velka Mahallesi’ni bul. Amcan orada. Pazara yakın bir sokakta evleri var, eski taş evlerden biri. Pazarda çiftlik ürünleri satıyorlar. Sana kapılarını açacaktır." Elya, o an babasının sesindeki titremeyi unutamıyordu. O ses şimdi kulağında yankılanırken, Velka Mahallesi’ni bulma umuduyla sokak sokak yürümeye başladı. Velka, Trenia’nın merkezine yakın; kalabalık pazarları, sade ama canlı sokaklarıyla bilinen bir yerdi. Saraya uzak sayılmazdı. Bu yüzden burası, hem halkın hem de yönetimin nabzının attığı yerlerden biriydi. Sokağın başına vardığında taş duvarlı evleri gördü. Caddede meyve sepetleri taşıyan çocuklar, sabah temizliği yapan dükkân sahipleri vardı. Burası olmalıydı. İçindeki bir his, doğru yolda olduğunu söylüyordu. Şimdi tek yapması gereken, o taş evlerden birinin kapısını çalıp doğru kişiyi bulmaktı. Elya birkaç adım daha attı, içindeki hisse kulak vererek süt satan adamın tezgâhına doğru yaklaştı. Yanındaki kız hâlâ yumurta sepetini tutuyordu. — Affedersiniz, siz buralarda mı yaşıyorsunuz? diye sordum, sesim biraz çekingen ama kararlıydı. Adam kısa bir şaşkınlıkla bana döndü, beni müşteri sanmıştı. — Evet... Yani evet, yaşıyorum. Neden sordunuz? Kayıp falan mı oldunuz yoksa? Kız da merakla dönüp gülümsedi. — Nereye gideceksiniz? Belki yardımcı olabilirim. Ben yakında yaşıyorum. "Süt ve yumurta satıyorlardı, babamın 'pazara yakın yaşıyorlar, pazarda çiftlik ürünlerini satıyorlar' cümlesi kulaklarımda yankılanıyordu." Adam o sırada elinde yumurta sepeti olan bu kıza birkaç madeni para verdi ve dedi ki: — Teşekkürler, Mary. Onları incelerken diyecek bir şey bulamamıştım. — Rica ederim, dedi kız ve sessiz kaldığımı fark edince kalan yumurtaları alarak kalabalığın içine karıştı. Onlar baba kız değildi, kız sadece adama satış yapmıştı. Bir an onların amcam ve kuzenim olabileceğini düşünmüştüm, bu durum beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Elya kızın arkasından baktı. Birkaç saniye önce kuzeni olduğunu düşündüğü kız, meğerse sadece yumurta satıcısıydı. Ama Elya’nın içindeki his hâlâ canlıydı. Elya hislerine güvenirdi; sarayda yıllarca savaş planları yapmış ve stratejiler hazırlamıştı, birçoğunda da başarılı olmuş biri olarak aklından sonra hisleri onun için bir silahtı. Bir an durdu. Sonra hiçbir şey demeden arkasını dönüp Mary’nin gittiği yöne doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Onu takip ediyordu. Kız bir süre sonra küçük bir tezgâha yaklaştı. Yanında duran yaşlı bir adamla birkaç kelime konuştu, sepeti yere bıraktı. Elya yavaşça onlara yaklaştı. — Affedersiniz… dedi tekrar. — Ben birini arıyorum, ismim Elya, Kian'ın kızıyım. Kian ismini duydukları anda ikisi de şaşkınlıkla bana baktı. Adam dedi ki: — Kian mı? Eski Trenia askeri, savaş gazisi olan mı? Evet anlamında kafamı salladım. Adam yanındaki genç kıza baktı. Kız bana: — Sen kimi arıyorsun? dedi. — Amcamı... İsmi Kalen. Kız bana şaşkınca bakıp, "Takip et beni!" dedi, yumurta sepetini aldı ve hızlı adımlarla ilerledi. Tezgahının başından ayrıldığımız adama başımla selam verip kızı takip ettim. Biraz ilerledikten sonra tezgahın başında hafif yaşlı bir adam: — Mary, satışlar çok iyi gitmedi herhalde? dedi ve gülümsedi. Kız ona aldırmadan sepetini bıraktı ve hiç bana bakmadan adama: — Baba! Bu kız, Kian amcamın kızı olduğunu söylüyor, dedi. Adam birden şaşırmıştı. Ben tedirginlikle onlara bakarken adam benim gözlerimin içine bakıp içten bir gülümsemeyle: — Hoş geldin Elya... dedi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

İKİNCİ ŞANSIM

read
3.4K
bc

TENİ TENİME + 18

read
27.3K
bc

Dönüm Noktası Aşka Tutsak

read
5.9K
bc

Şah Mat

read
5.6K
bc

Çingenem

read
12.8K
bc

Küçücüğüm

read
386.4K
bc

Güz Matemi

read
21.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook